ÇANAKKALE

ÇANAKKALE:

“Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.”

20150610_110807

İyi ki gelmişim! İyi ki görmüşüm! İyi ki hatırlamışım! İyi ki aslında hiç unutmamışım! Şehitler hayatlarını bırakırlarken geride, ben toprağa birkaç damla gözyaşımı bırakmışım. O kadarla kalmışım. Onbinlerce ölü, isimsiz bir sürü mezar, ağaçları yerlerinden kımıldattıkça toprağın yüzeyine çıkan kemikler, Diyarbakır, Denizli, Edirne, Uşak, Kütahya, Manisa, Muş, Beyrut, Şam doğumlular, Ahmet oğlu Mehmet’ler, Ali oğlu Hasan’lar, siyah beyaz fotoğraflarda solan, kara toprakta yok olan, mermiyle, süngüyle biten hayatlar. Vatan için, bayrak için, toprak için, ölüm korkusu içerisinde bekleşilen siperlerde geçen, çok zor geçen saatler, dakikalar.. Süper kahramanların henüz sinema salonlarında cirit atmadığı dönemlerde, adlarını billboardlarda göremeyeceğiniz, genç kızların saplantılı hayranlıklarını kavramaktan çok çok uzakta bir dolu yiğit. Çocuk denecek yaşta olanlar var aralarında. 1921 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin mezun verememe nedeni, Sivas Lisesi, Vefa Lisesi, Çapa Erkek Öğretmen Okulu.. Kendi cenaze namazlarını kılan sonsuz sıkıntıda kalmış, paramparça olmuş, ezilmiş ruhlar. Onbeşliler.. Bir sürü endişe, bir sürü bilinmezlik içinde, yavuklusundan, baba ocağından uzağa düşmüş, geride kalmış bebesini Allah’a emanet etmiş, bir sürü sıkıntının ortasında kalakalmış hayatlar. İman gücüyle savaşmış çocuklar, feda edilmesi en zor, en tatlı şey olan canlarını bağışlamışlar. Dünyada sırrı çözülememiş bir zafer. Selvi ağaçlarının altına gömülmüş gençlikler. Şimdi mezarlarının üzerinde gelincikler biter. Ellerinin kınası kalmış gelinlerin hakkı var o mezarlarda. Kurban olunası hatırladıkça. Ben biraz geç kalmışım sizlere, hepinizden ayrı ayrı özür dilerim. İyi ki varmışsınız, iyi ki Mustafa Kemal varmış. O seçilmiş ve gönderilmiş. Dünya malının kıymetsiz olduğunu, varlığınsa hiçlik olduğunu hatırlatan mezarlar. Yolcu, burada durmak gerek. Durup da bir hatırlamak gerek altındaki binlerce kefensiz yatanı. Canlar. İpeklere sarılasılar. Şehit başkaymış. Ben burada anladım. Üzerlerimizdeki hakkınızı ödeyemeyiz. Elimden geldiğince tek tek mezarlarınıza dokundum, isimlerinizi olmadı memleketlerinizi okumaya çalıştım, soyadı kanunu henüz çıkmamış olduğundan baba adlarınızla beraber okudum sizi tek tek. Bu topraklarda doğmak varmış. Çanakkaleliler ayrıcalıklıdırlar. Onlar bunu bilir bilmezler. İçim sızlayarak gezdim. Bastığım topraklarda yatan, kefene sarılamamış şehitlerin varlığını hissederek gezdim. İyi ki gelmişim! İyi ki gelmişim! İyi ki gelmişim! Bir kabahatim olduysa özür dilerim. İnsan bazen kendini küçücük hissedermiş. Mümkünmüş.

image

image

image

GÜNÜMÜZ:

20150609_160459

20150609_153657

20150609_180427

20150610_095417

20150610_091934

20150609_181139

20150609_153754

20150609_181155

20150609_154118

image

Uzuunca bir yolculuğun ardından şehrin merkezine indiğimde gördüğüm, İzmir’in Kordonboyu’nu anımsatan, kafelerle süslenmiş, ara ara faytonlarla renklenen ama İzmir’dekinin aksine kilometrelerce doldurulup, denizden kopmamış uzun bir cadde çıktı önüme denize paralel. Sanki hiç olay olmuyormuş hissi uyandırdı bir anda şehir içimde. İnsanları tatlı ve rahat ama küçük şehir havası da sinmiş tüm dükkanlara. Franchise almak yerine özgün sayılabilecek, yaratıcı dükkanlar açılmış özgün isimleriyle birlikte. Aynalı Çarşı da bildiğin Kemeraltı, Kızlarağası. Minicik şortlarını çekmiş genç kızlar. Rahatsız eden bakışlar pek yok ama gene de güzele bakmanın sevap olduğunun bilincinde erkekler de yok değil. Yani bakıyorlar o erkekler. Havası güzel, esintisi güzel, denizi güzel, insanları güzel bir şehir burası. İster kolanı iç, ister nargileni çek, şiirler yaz oturduğun yerde, biranı höpürdet, şarabını yudumla akşam olunca ama en önemlisi öpülesi bir boyun bulursan eğer, sakın bırakma. Ne demiş şair? “Boynun diyorum, boynunu kimse benim kadar iyi değerlendiremez.” Mümkün olduğunca çabuk bir boyun bulup, nazikçe değerlendirmek gerek bu sokaklarda. Siz bilirsiniz gene de. Hayat sizin. Cemal Süreya’nın içinden öyle geçmiş ve onun içinden geçeni deniz kenarına yazmak da şair ruhlu bir arkadaşın aklına gelmiş. Hem ayaklarını uzatmış denize doğru, hem de mısralar yazmış ordan burdan kalemi el verdiğince. Ben gördüm seni. Evet şiir sokakta. Evet şair ruhlu bir genç bu sahilde, tam burada oturmuş ve hiç üşenmeden yazmış. Bir insanın kendisini dile getirmesinin en içten yollarından biri de bu belki de. Yazın yazın yazın, gün gelir kendi dizeleriniz dökülüverir hiç alıntısız, bir okuyan olur ve gülümser hayata. O gülücüğün müsebbibi ise siz oluversiniz bir anda. Hiç ummadığınız halde sevap işlemiş olursunuz. Bir insanın umudu olursunuz. Benim gülümsememin hayrı sana dokunsun arkadaş. Ben seni gördüm. Sevap yazıldıysa bir defa, silinmez asla.

image

20150609_190452

“Barış mümkün” yazılı vapurları var Çanakkale’nin. Evet Barış her zaman mümkün. Sen yeter ki sükunetini koruyabil. Önce kendinle barış, sonra savaşlar yaratmazsın zaten. Bense kendi içimde ne mümkün ne değil derken onu görüveriyorum uzaktan. Bir anda çıkıveriyor karşıma. Sahipli midir diye huzursuzlanıyorum önce. Bir de bakıyorum satılık diyor üzerinde. İsmi Şadi. Bu küçük tekneyi alıp bağlamak geçiyor içimden. Neden Şadi diyecek olursanız hiç bilemiyorum ben de neden Şadi, onca havalı yelkenlinin arasında. Kanım kaynadı diyelim Şadi’ye. Çok da şirin kerata. Bir parça küçük kalmış hayatta ama olsun benim olsun da. Ben onu büyütürüm yavaş yavaş, hele bir benim olsun da.

Bu Çanakkale Merkez’e ilk gelişimdi, Çanakkale ve çevresine ise sayısız gelişlerim olmuştur zamanında, tatil için, gezmek için, tozmak için, tozunu attırmak için, e bir parça da çapkınlık için. Her defasında bir sürü deniz manzarası biriktirerek dönmüşümdür geriye. Tarihiyle bu kadar üzüp, kendisiyle bu kadar avutan başka da şehir yoktur herhalde dünya üzerinde. Çanakkale geçilememiştir, doğrudur. Buna istinaden anlatılan ve günümüze kulaktan kulağa aktarılarak gelen bir sürü ruhani hikaye ise rehberleri kızdırıp, boş inanç ve hurafe olarak görüldüğünden ve hem Mustafa Kemal’e hem de şehitlerimize, gazilerimize haksızlık olacağı düşünüldüğünden, ayrıca yaşandıklarına dair somut kanıtları da olmadığından, işitildiğinde insanları kesin doğrudur gibi bir takım düşüncelere ittiği kadar tedirgin de etmektedir çoğu zaman. Anzaklar -ister halüsinasyon deyin, ister korkudan kaynaklı- genç Türk askerleriyle değil aynı zamanda yeşil cübbeli, sakallı, sarıklı, uzun gövdeli, pırnakıl mezarlardan çıkan dev gibi adamlarla mücadele etmek zorunda kaldıklarını söylemişlerdir. Ne diyelim bazen alemler birbirine karışır. Hele ki savaş anında, hücum esnasında kim bilir neler oldu daha bizim hiç bilmediğimiz Allah Allah sesleri arasında, asla da öğrenemeyeceğimiz. Mustafa Kemal’in deyişiyle “Biz bir dar-ülfünun(üniversite) gömdük Çanakkale’de.” Daha ne olsun? Ertesi sene yapılan yoklamalarda ardından “şehit” diye bağrılan Ali’ler, Ahmet’ler.. Şimdi onlar nereye gittiler? Hiç yaşanmamış gençlikleri, hiç yaşlanmamış bedenleri ve gerçekleşmemiş umutları yaşıyor mudur sonsuzlukta? Hiç mi alacakları yoktur hayattan?

GELİBOLU:

image

Şehrin merkezindeki bir sürü turizm acentesinden 60 Yeni Türk Lirasına mal olacak şekilde satın alınarak yola çıkılacak bir tam günlük programdır kendisi “Çanakkale Şehitlik Turu”. Sabah dokuz-dokuz buçuk çıkışlı olup, akşam altı-altı buçuğa kadar yorucu bir şekilde devam eden, silme yerli turistin olduğu ve her bir yerli turistin ülkenin dört bir yanından geldiği, bizim tur liderimizin elindeki baston şemsiyesiyle bizleri sağdan soldan toplamaya çalıştığı ve bunu yaparken de hep o aynı şemsiyeden yardım aldığı, elinde mikrofon yol boyunca savaş taktiklerini anlatıp durduğu, Kum Otel’in bahçesinde Pakistan’dan gelmiş ve kadınlara yemek yemeyi unutarak bakan adamlarla enteresan dakikalar geçirten, her kafadan bir sesin çıkmadığı, toplanma yerlerine tam saatinde gelinen, şehitlik turu olduğundan insanların ukalalıktan beslenmediği, benim birkaç soru sorduğum, rehberimizin de cevap verdiği, duygusal dakikaların yaşandığı, herkesin hüzünlendiği ama sayısız defalar otobüse in bin yapmaktan şaşkına döndüğümüz bir tur olmuştur. Yormuştur ama değmiştir. Bir başınıza gelseymişsiniz olur muymuş? Mümkünatı yok. Bir uçtan bir uca Gelibolu’yu gezebilmek kolay olmayacaktır rehbersiz ve bilgisiz.

Çanakkale limanından Geyikli’ye geçtikten sonra bizi karşılayan yokuş çekişlerinde bir parça sorunlu tur otobüsümüze doluşuyoruz. Ani bir manevrayla, çevreye arsız gözükmemeye çalışarak bir pencere kenarı kapıyorum. Rehberimiz derhal uyarıyor aynı koltuğa oturmamız hususunda. Herkes yerini öğreniyor ve hep aynı yere geçiyor. Diyorum ya hiç asi yok aramızda. Uslu uslu çobanımızı dinliyoruz. O ne derse onu yapıyor, in dedi mi iniyor, bin dedi mi koştura koştura biniyoruz ve siniyoruz köşelerimize. Karışık duygular ama seri hareketler içerisindeyiz. Akşama dek bu böyle sürüp gidiyor. Sabahın ilk saatlerinde ben bunca aynı insanla ne yapacağım, olmadı öğlene kaçarım derken akşama doğru bir hayli adapte olmuş vaziyette otobüsteki herkesi benimsiyorum. En yakın çevrem fotoğraf çekmeyi pek seven Adapazarlı bir aile. Gelin, damat, iki de kaynana. Dünürler hallerinden memnun yiye içe gidiyorlar yol boyunca. Erik filan uzatıyorlar bana da yer miyim diye. Sıkıntı yok anlayacağınız.

image

image

Öğlene dek Kuzey Cephesi Turu, öğleden sonra Güney Cephesi Turu olarak ikiye ayrılmış bir program var önümüzde. Şehitler Abidesi’ni öğleden sonra görebiliyoruz. 41.70 metre yüksekliğindeki anıt biraz da deprem tehlikesi yüzünden Atatürk’ün de boyunun eklenmesiyle bu yükseklikte inşa edilmiş, böyle uygun görülmüş. 1915 yılında I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Savaşları’nda hayatını kaybeden 253.000 Türk askerinin anısına yaptırılmış. Şehitlerin bekçisi, vakur bir şekilde karşılıyor ziyaretçilerini. İnsanın tüylerini ürpertiyor duruşu. Hem görkemli, hem hüzünlü. Sütunların dili olsa da konuşsa eğer dinlemeye ömrünüzün yetmeyeceği yüzbinlerce hikaye sakladığını hissettirtiyor derinden. Çok üzülüyor insan, yıllar geçse de üstünden. Çanakkale beni o kadar üzdün o kadar üzdün ki, ama aynı zamanda o kadar da mağrursun ki, kızmak gelmiyor içimden. Hiç ama.

image

20150610_154816

image

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Süleyman Deveci

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

OSK4Y

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Kadimce

Yazar, Şair

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

%d blogcu bunu beğendi: