A GHOST STORY – BİR HAYALET HİKAYESİ

IMG_0612

A GHOST STORY – BİR HAYALET HİKAYESİ

“Hangi saatte uyanırsan uyan, kapanan bir kapı vardır.” Virginia Woolf, Perili Ev

Diyor film başlamadan önce siyah ekranın üzerinde beyaz harflerle yazılmış vaziyette. Gerçekten öyle midir? Öyle diyorsa öyledir. Bu lafı eden söz konusu kişi Virginia ise gerçekten de öyledir ve bazı insanların sözleri referanstır. Neymiş peki? Öyle imiş, gerçek imiş, Virginia demiş. Hayaletler, cinler(=üçharfliler), periler gerçek imişler. Peki bu filmde olduğu gibi buruşuk, beyaz bir çarşafın içinde göz diye açılmış iki iri kara delikle, Sprited Away’in Casper’ı gibi mi gezerler? Şekilci ruhlar böyle sorular soraaar dururlar. Vazgeçin bu halden. Çünkü yönetmen ne yapmış etmiş bir parodiye dönüşebilecek Casper’ımızı sükunetle, ciddiyetle, kimi zaman hüzünlenerek, hem de melankolisine ve yalnızlığına ortak ederek kabul ettirmeyi başarabilmiş izleyicisine. Kah hastane koridorlarında, kah yollarda evime gideceğim diye kilometrelerce mesafelik yolu sessiz sessiz yürüyen, kavuştuğunda ise hiç çıkmamacasına evin bir köşesinde bekleyen etekli, gotik şey sizi kahkahalara boğabilecekken, gülücükleriniz dudaklarınızda soluyor ister istemez. Senenin tuhaf biçimde en iyi işlerinden biri olarak çıktı karşıma “Bir Hayalet Hikayesi”. Başrol oyuncusu Casey Affleck birkaç sahnesi dışında Casper olarak boy gösteriyor filmin tamamında. İngiliz Hasta’nın başrolünde oynayan Ralph Fiennes de benzer bir kaderi paylaşmıştı yıllar yıllar evvel, vücudunun yüzde sekseni yanmış Macar Kont Lazslo Almasy rolünde. Sonuç olarak, film, iddiasızlığının arkasında söyleyecek pek çok sözü olan ve çok da iddialı bir yapım aslında. Ben çok beğendim. Birçok nedenden ötürü. Sabrınız el verdiği sürece, beni okumak konusunda bir o kadar istekli olduğunuzu bildiğimden, olsa gerek, ağıır ağıır paylaşacağım sizlerle fikirlerimi.

A Ghost Story - Still 1

IMG_0614

2017’nin en beğenilen ve en özgün filmlerinden kendileri. Şimdilik. Başrol oyuncusunu hayalet olarak yerinden kaldırıp, bembeyazbir çarşafa sokacaksınız ve komik olmayacaksınız. Bir oyuncu için kariyer intiharına neden olabilecek bu rol, kaldı ki hayalet intihar ediyor filmin sonunda, atmosfer yaratılmasındaki başarı sayesinde zafere dönüşüyor. Çok duygusal, ince çizgileri olan ve o ince çizgiler üzerinde nezaketle yürümesini bilen ve hikmeti çarşafında gizli olan film, “I Get Overwhelmed” isminde harika bir şarkı ve genel olarak hepsi de birbirinden harika olan müzikler barındırıyor soundtrack’inde. Bu işin mimarıysa bestecisi Daniel Hart. Film bittikten sonra da aklınızdan çıkmayan sahnelerde bu başarılı müzik seçiminin etkili olduğunu hissediyorsunuz. Başta “müzik” olmak üzere birçok unsur; hayaletin ne hissettiğini, onun ruh halini ve bizim ona karşı ne hissetmemiz gerektiğini söylüyor adeta. Gerilim dolu bir müzikten hemen sonra ritim yumuşuyor bir anda. Önce öfkeyle, sonra çaresizlikle doluyorsunuz onunla birlikte. Seksen doğumlu yönetmen David Lowery’nin bundan sonraki filmlerini merakla beklemeye başladım şimdiden. Yakın tarihli işlerinden biri ise 2018 yılında vizyona girmesi planlanan ve yine Casey Affleck’in kadrosunda olduğu “Old Man and the Gun” var sırada. İnsan merak ediyor, Casey Affleck artık Oscar’lı bir oyuncu ve filmin tamamına yakınında sesini çıkarmadan, beyaz bir örtünün içinde dolanıp durmayı nasıl oldu da kabul etti derken, aynı ekibin 2013 tarihli ” Ain’t Them Bodies Saint”de de beraber çalışmış olduğunu görüyoruz. Yönetmenin filmografisinde ilk önce geriye gitmem gerektiği anlaşılıyor böylelikle.

IMG_0616

Filmimize dönersek eğer, başa dönüp tekrar izlediğinizde parçaların daha bir yerli yerine oturduğunu görüyoruz. Yok benim bir filmi ikinci kere izlemek gibi bir lüksüm yok, vaktim de yok diyorsanız eğer yazımı okuyun yeter. Ben size anlatırım:

Evli ve çocuksuz bir çift olan C(Casey Affleck) ve M(Rooney Mara) kırsal bir bölgede, tek katlı bir evde yaşıyorlar. C müzisyen ve kompozitör aynı zamanda. Sakin bir yaşantıları var dışarıdan görüldüğü kadarıyla. Filmin başında uzandıkları salon koltuğunda küçüklüğünde sık sık taşındıklarından, geride küçük kağıt parçalarına yazdığı notları her evin değişik yerlerine sakladığından bahsediyor M(Rooney Mara). Bunu yapma nedeni ise bir gün geri dönmek istediğinde bir parçasının onu bekliyor olduğunu bilmek. Gerekmediğinden şimdiye kadar hiç dönmemiş olan M’nin yazdığı şeyler, o evde yaşamakla veya o evin sevdiği bir parçasıyla ilgili şeylermiş en fazla ya da bir şiirmiş mesela. Fakat iz bırakma sevdalısı M’nin evliliği kocasının bir trafik kazasında ölmesiyle kesiliyor. Yas dönemindeki M’nin her daim izleyici konumunda bir misafiri bulunuyor evde. O da hayalete dönüşen eski eşi. Hastanede, cesedi, karısı tarafından teşhis edildikten sonra, bırakıldığı sedye üzerinde hayat buluyor bir nevi ve üzerindeki beyaz örtüyle ağır ağır önce hastaneden, sonra kırlardan geçiyor yürüyerek. Evini beklemeye koyuluyor bundan böyle. Zaman akıp gidiyor bu arada. Mevsimler değişiyor. Hayalet olup gelen C ise bekliyor da bekliyor. Sadece karısını değil, evini de bekliyor. Aslında evi bekliyor. Kendi gibi bir bekçi daha var karşı evin camında. Ona ne beklediğini sorduğunda, hatırlayamadığını söylüyor karşı taraf. Kim bilir ne kadardır bekliyor! Filmin en çarpıcı anlarından birinde eve kadar kendisini bırakan ve alkollü olan bir adamla kapıda öpüşen karısını gören C’nin öfkeyle karışık kıskançlığını gösterdiği anlar oluyor. Önce ampuller cızırdıyor, sonra da onun dikkatini çekebilmek ve kendinden uzaklaşmasını önlemek için kütüphanedeki kitapları fırlatıyor yere. Karısının önüne düşen kitaplardan biri yine Woolf’un Perili Ev’i ve içerisinden seçilmiş kelimeler dikkatini çekmek istediği: “hazine sizin.” Tüm bunlar bir gün karısının taşınmasına engel olamıyor. Eskiden anlaşamadıkları konulardan biri olan bu evden taşınma fikri, bir başına kalan M’nin nihai fikri oluyor. Arkasından üzgün üzgün bakmak da C’ye düşüyor. Karısının, geride, bir kolonun arasına sıkıştırdığı not, elleri olmayan hayaletin umutsuzca bu küçük kağıt parçasını çıkarmak için çok yıllar boyunca uğraşmasına neden oluyor. O kağıt parçasında yazılanları öğrenmek, tutkusu haline geliyor. Sonra yeni ev sahipleri geliyorlar sırasıyla. İlki Hispanik bekar bir anne. Biri kız biri oğlan, iki küçük çocuğu var. Fakat bir şekilde varlıklarıyla onu rahatsız ediyorlar. Öfke nöbeti geçiren C, varlığını belli ediyor onlara. Aile bireyleri ölebileceklerini düşünseler de, C’nin tek derdi onları korkutup kaçırmak. Mutfak dolaplarının içindeki bardağı tabağı fırlatıyor duvarlara. Ne var ne yoksa kırıp döktüğünde ancak sakinleşiyor genç adam(pardon hayalet). Çocuklar çığlık çığlığa bağırışırlarken, bir sonraki hamleleri evi boşaltmak oluyor. İstediği zaman kendini gösteren hayaletlerin tercihine saygı duymak gerekiyor. Bir sonraki ev sahipleri ise parti vermeyi seven bohem bekar insan topluluğu oluyor. Gelecek hakkındaki fikrini söyleyen bir adamı dinliyor C can kulağıyla kalabalığın arasında. Adamın Beethoven ve Dokuzuncu Senfoni üzerinden örneklendirerek ölümsüzlük ve iz bırakmak üzerine söyledikleri hayat dersi niteliğinde. Tamamiyle her sözcüğüne kapılarak katılıyorum. Neticede ne yazarsan yaz, ne bestelersen bestele, istersen hayalindeki evi inşa et; bunların hiçbirisi, çit kazığı gömmek için parmağını toprağa sokmaktan daha kıymetli olmadığı gibi, biz faniler parça parça mirasımızı oluşturuyoruz her geçen gün. Belki bütün dünya bizi unutmasın diye ya da birkaç kişi bizi unutmasın diye ama öldükten sonra da hatırlanmak, anılmak için yapıyoruz tüm bunları. Tıpkı benim gibi. Ve bir gün bir mağarada birisi, bir başkasının Dokuzuncu Senfoni’den bir kısmı mırıldandığını duyduğunda, kulaklarında hissettikleri o fizik onlara korkudan veya açlıktan veya nefretten başka bir şey hissettirecek ve insanlık devam edecek ve medeniyet yerine oturacak belki de bir şekilde. Tüm bunlara ek olarak filmin anlatmak istediğini özetleyen cümlelerse daha önce de alıntıladığım Saint-Exupery’nin Citadelle’inden: “Ağaç hiç de önce tohum, sonra filiz, sonra yaş gövde, sonra kuru odun değildir. Tanımak istiyorsan bölmemelisin. Sen de böylesin küçüğüm. Tanrı dünyaya getirir seni, sonra büyütür, sonra birbiri ardından isteklerle, üzüntülerle, sevinçlerle, acılarla, öfkelerle, bağışlamalarla doldurur , sonra da kendine döndürür seni. Ama sen ne bu okullu, ne bu koca, ne bu çocuk, ne de bu ihtiyarsın. Tamamlanansın sen. Kendini, iyiden iyiye zeytin ağacına bağlı, sallanan dal olarak görmesini bilirsen, kımıldayışlarında sonrasızlığı tadarsın. Ve çevrende her şey ölümsüzleşir…”

IMG_0617

IMG_0618

IMG_0615

Filmin bundan sonrası çok daha dramatik bir hal alıyor. Yıllar geçiyor, insanlar gelmez olduğundan, evler boş ve virane bir hal alıyor. Bir gün, aniden, buldozerlerle karşılıklı iki evi yıkıyorlar. Bu esnada C halen daha karısının bıraktığı notu yerinden çıkarmakla uğraşıyor. Bir anda mavi göğün altında, harabenin ortasında açıkta kalıveriyor. Fakat benzer kadere sahip karşı evin hayaleti pes ediyor geleceklerini sanmıyorum diyerek. Umudu tükeniyor ve bırakıyor. C içinse işler biraz daha yavaş ilerliyor. Evinin olduğu arsanın üzerine çok katlı bir bina yapılıyor. Önce yapım aşamasında, sonra da bittikten sonra dolaşıyor içinde. Hiç aşinalık hissetmediği yüzlerle karşılaşıyor. Çareyi çatısına çıktığı binadan atlamakta buluyor. Hayalet intihar ediyor. Bundan sonra bu noktaya nasıl gelindiğinin, kısaca öncesinin öncesine gidiyoruz. Evin tarihine tanıklık ediyoruz ölümsüz ruh’umuzla beraber. Çitlerin nasıl ve kimler tarafından çekildiğine, hayatların nasıl birbirine ve birbirinden geçmiş olduğuna, bundan yüzyıllar önce de bir çocuğun ufak bir kağıda yazdığı notu duvar olmadığından irice bir taşın altına gizlediğine şahit oluyoruz. Bunu neden ve neyi düşünerek yaptığını sorduğumuzda anlatamayacak olsa da içgüdüsel bir şekilde yapıyor o da. Bir iz bırakmak için, ben buradaydım demek için muhtemelen, o bunu bilmese de. Ve tüm bunları izliyor hayalet. Ölümleri, nasıl öldüklerini, bedenlerinin çürümesini, toprağa karışmasını ve yerine yenilerinin gelişini… Yüzyıllar boyunca zamana tanıklık ediyor ve de asırlar. Geçmişini takip ediyor. Bir konuşmalarında hayalet olmadan önceki heliyle C, karısına, bu evde bu kadar hoşuna giden şeyin geçmiş olduğunu söylemişti. Karısı ise burada sandığın kadar geçmişimiz yok derken yanılıyordu aslında. Hepimiz gibi. Sahiplenmekle ilgili bazı şeyler. Ve de hissetmekle. Orada kalmak isteyen adam, sonuna kadar, belki de sonsuza kadar orada kalıyordu bir şekilde. İnsan, insanlığı, varoluşu düşündüğünde tüylerinin diken diken olmaması imkansız bence.

Yıllar sonra en nihayet kağıdı yerinden çıkarmayı başarıp okuyan hayaletse sonunda yok oluyor, ruhu huzura kavuşuyor, hala süren anlam arayışı son buluyor, bundan sonra odadan odaya geçmesine, konuşmaları sessizce dinlemesine, bekçi gibi dikilmesine neden olacak bir şey yok ve giderken bir ışık huzmesi kalıyor sadece ondan geriye.

“Çocukların ölecek. Seninkiler de ölecek. Seninkiler de. Benden söylemesi. Ve onların çocukları da ölecek ve bu böyle devam edecek.”

IMG_0611

IMG_0619

Reklamlar

A GHOST STORY – BİR HAYALET HİKAYESİ’ için 5 yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

gagoriktosba

rise and rise again until become lions

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

%d blogcu bunu beğendi: