THE DEUCE, Birinci Sezon

279A055F-1C19-4630-9DC2-B0D35353C8F0

THE DEUCE, Birinci Sezon :

“Yeni bir yere gittiğinde gerçeği öğrenmek istiyorsan, yükselmemiş, emektar bir zenci polis bul. Kendi halinde takılan, emin bir adam. Bir hahamı olmadığı için yükselememiştir. Hahamı yoksa yüksek ihtimalle güvenilirdir.” Benjamin Ward

“-Eşini döven adamı benzetmişsin ya? Kimin için yaptın?
-Eşim için. Başka kimin için olacak?”

Biraz şundan, biraz bundan. Burası New York. İnsanlar şaşırmak isterler.” Vincent Martino

İlk sezonunun sekizinci bölümüyle final yapan dizi, Amerika’da yayınlanmış olan ilk birkaç bölümünden hemen sonra ikinci sezon onayını almış bile acele acele. The Wire’ın mastermind’ı olarak anılan, yaratıcısı ve yapımcısı David Simon var bir kez daha işin mutfağında, daimi ortağı George Pelecanos’la birlikte. Dizi sağlıklı bir toplum yaratmak ideolojisiyle yanıp tutuşan tüm politikacılar ve optimistler için birden çok tokat barındırıyor içinde. Sokaklar bu haldeyken, bu bir ütopya gerçekten. Bir sektör olarak bakacak olursanız eğer bütün o tokatlar, kurtarıcı ve gerçekçi bir kimliğe bürünüyorlar mazbut ve muhafazakar bir hayatın içinde kendi yağında kavrulanlar cephesinde. Şehrin pisliğini bu bir avuç insan üstlenmiş sanki. Bunun da bir karşılığı var tabii ki. Biz de izleyici olarak bu gerçeklerle yüzleşiyoruz hiç durmadan hoşumuza gitse de, gitmese de. Bir arz var, çünkü talep var ortada. Sadece Deuce’a has değil ayrıca tüm bu yaşananlar. Olayların geçtiği mekan New York City ve senelerden de 1971. Sinemalarda “ The Conformist” oynuyor. Akşamın çökmesiyle beraber müşteri avına çıkan fahişeler ve bir nefes gerisindeki pezevenkleri, torbacılar, iyi-kötü devriye polisleri, federaller, mafya, fuhuş, rüşvet almış başını gidiyor. Arka Sokaklar’da neler neler oluyor! Dizinin arka sokaklarında yaşananlar, bizim yerli dizilerimizdeki muhafazakar Arka Sokaklar’a nazaran çok çok sert. Bu iş de böyle yapılabilir ancak, tüm çıplaklığı ve gerçekçiliğiyle. Neden şimdi durdum durdum da, mazbut bir kanalın asırlardır süren mazbut bir yerli yapımını, bu diziyle karşılaştırma gereği duydum ki? Neden mazbut bir polisiye bana batıyor ki oturduğum yerden? Neden böyleyim ben, soruyorum kendi kendime, hayretler içinde.

02414D3D-3066-4C07-BA5B-156D8AC45833

Aynı zamanda yapımcılığını da üstlendiği dizide hayatı sineye çekmiş, babasını çekmemiş, oğlunun bakımını ve beraberinde oğlunun kendisini annesine bırakmak zorunda kalmış, çok düşük profilli bir aileden gelmediği halinden, tavrından belli Candy takma adıyla kırk dolara pazarladığı sıska bedenini satan Eileen rolünde Maggie Gyllenhaal hayatının en önemli rolünde oynuyor belki de. Dibin dibini gördüğü zamanlar oluyor. İnsanlığın ve erkeklerin en aşağılık taraflarıyla yüzleşiyor. Buna rağmen kanının son damlasına kadar direniyor bir kadın satıcısının malı olmamak için. Bu yüzden de ne kadar temkinli olmaya çalışırsa çalışsın, diğer kızlardan daha çok bir manyağın eline düşme, ölesiye dövülme, belki de öldürülme riski taşıyor. Senede birkaç kez de bu hadise gerçekleşiyor. Dayak yedikten sonra bile geçim için sokaklara çıkıyor. Fondötenle örtüyor yüzündeki morlukları, giyiyor ince topuklu ayakkabılarını, turluyor sokakları. Paralı, havalı, zengin müşterileri de oluyor. Şık bir otelin kapısından girdiğinde, menüden onun için pahalı bir yemek seçiyor adam önce, Martini içiyorlar karşılıklı. Ama onu karşılayan nezaket çok kısa sürüyor. Kendini beğenmiş kibirli pislik önce havasını basıyor, sonra da… Kırk doları zar zor bir araya getirebilmiş bir adam karşısında kendini bu kadar değersiz hissetmiyor çoğu zaman.

F5E732DC-81AE-4AFC-8AED-AFAF24DAB054

9F8E653D-4F4F-4D02-9006-2B2E811F1455

Dizinin ilk bölümünün ilk sahnesi bir barda açılıyor. Boş bir bar, bıkkın bir garson kadın, barın arkasında da bir yandan günlük kazancını hesaplamaya çalışırken, diğer yandan son kalan birkaç müşteriye servis veren bir barmen var. Bar taburesine oturmuş cilveleşmekte olan çiftten erkek, kadından ona evde bulamayacağı bir şeyi vermesini istiyor. Sekiz bölüm boyunca bu ve benzer istekler, beklentiler ve vaatler üzerinden ilerliyor dizi. Sokaklarda bunun savaşı veriliyor. Barmen rolünde ise James Franco var. İkiz kardeşin ikisini de kendisi oynuyor. İki katı ücret alıp almadığını ise bilmiyoruz fakat Vincent Martino barın arkasındaki isim ve sekizinci bölümün son dakikalarında unutulmaz bir mimiği var. Sırf o mimiği izlemek için bile diziyi izlemeye değer kanımca. Sezonun ilk dayağını o yiyor mesela. Eve geldiğinde ise sıkkın karısının, iki çocuğunu annesine bırakıp erkeklerle bilardo oynamaya gitmiş olduğunu öğreniyor. Anlıyoruz ki karısı sadece bilardo oynamıyor. Ama yemiş olduğu kimi nanelerden ötürü kendisinden özür dilemeyi de biliyor açık açık. Burası Deuce derken, çiftin arasındaki bağlılığın sadakat üzerine kurulu olmadığımı görüyoruz. Yine de canına tak ettiği bir anda, pılını pırtını toplayıp, bir daha dönmemek üzere evi terk ediyor. Hayatındaki bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen, özellikle yaptığı işte prensip sahibi, dürüst, çalışkan, üst düzey bir iş ahlakına sahip ve nabza göre şerbet vermesini biliyor. Dale Carnegie’ye benzetiyorlar onu. Tüm bu özellikleri mafya lideri Rudy Pipilo’yu da cezbediyor ve ona iş üstüne iş, fırsat üstüne fırsat sunuyor. Kibarca masaj salonunu olarak adlandırılan ve kızların müşteri beklediği yerin başını beklemek de buna dahil. Bu ve benzeri fırsatları değerlendirmek azmindaki isimlerse haylaz ve kumarbaz ikiz kardeşi Vincent’la eniştesi Bobby oluyor. Kaderin bir cilvesi sonucu tanıştığı, üniversite eğitimini kendi isteğiyle yarıda bırakan zengin kızı Abby ile birlikte olmaya başlıyorlar. Senaryonun ne anlatmak istediğini görsel olarak sunmak konusunda en başarılı bulduğum karakter Abby oluyor benim de. Hiçbir maddi sorun yaşamamış, edebiyat eğitimi alan bir kızın barın arkasında dahi olsa neden böyle bir hayata özenip, bu yolu seçtiğini çok güzel anlatılıyor. Anfi ortamının sıkıcılığını, koridorların ruhsuzluğunu terk ediyor genç kız. Ofis işlerinin ona göre olmadığını anlaması da çok uzun sürmüyor. Bardaysa her gün bir sürü insan tanıyor, onlarla iletişime geçiyor bu şekilde. Kitaplardan ya da okulunda oturmakla öğrenebileceğinden çok daha fazla şey öğreniyor böylelikle, bir çok hayatın tanığı oluyor. Yaşıtlarının ergen esprileri onu açmıyor. Kimi zaman bir kızı kurtarmaya çalışıyor. Başarısız olduğunda ise sorgulamaya başlıyor. Ashley ona teselli oluyor bu hususta ve unutulmaz bir hayat dersi veriyor, babalar, kocalar ve pezevenklerin hepsinin aynı olduğunu söyleyerek. “Seni olduğun kişi için severler. Ta ki başka biri olmaya çalışana dek. En azından pezevenkler dürüst.”

3FC46D62-DF14-4D2F-B19C-B01A2B22109D

B37A7432-4C91-4246-94A0-A07A09033E0D

Yetmişlerin başındaki nihai başkan Richard Nixon ve dizinin öne çıkan iki zenci(zenciye zenci dendiği dönemler bunlar) kadın satıcısı(pezevenk rahatsız edebilir kimi bünyeleri diye, kibara kaçıyorum bazen tabii üşenmezsem) dönemin siyasi ortamında başkanın uluslararası tavrıyla, kendi mesleklerini aynı kefeye koyuyorlar. Onun deli olmadığını, deli gibi davrandığını ve bunu yaparken de her hareketinin planlı olduğunu öne sürüyor bir tanesi. Günümüz gerçekleriyle de örtüşüyor kimi söyledikleri. Dünyada barışçıl söylemler yok artık çünkü: “Vietnam bombalanmalı, Kamboçya işgal edilmeli, ne gerekiyorsa yapılmalı. Savaştan kaçarak oynanmaz. Hayal edebilecekleri her şeyi yapabildiğini herkese göstermeli. Gerektiğinde nükleer silahla korkutmalı.” Abartılı kıyafetler giyen, kocaman saatler takan, Cadillac’a binen, aslında kızların üzerinden para kazanan birer asalak olmaktan öteye geçmeyen çoğu zenci olan pezevenkler de tıpkı Nixon gibi diş gösteriyorlar zaman zaman kendi kızlarına. Nükleer bomba atmıyorlar üzerlerine belki ama Cc mesela, yağmurda çalışmak istemeyen Ashley’nin koltuk altını kesiyor usturayla. Fakat o bile kadrosunu elinden almak isteyenlerden, kıyasıya rekabet havasından bıktığını dile getiriyor. Her mesleğin zor yanları varmış, pezevenkliğin bile, bunu da görmüş olduk biz de. Reggie Love kızlarını en çok pataklayan, hırpalayan ve horlayan zorba, kendi meslek grubu içindeki. O da kendi sonunu kendi hazırlıyor ve onun kızlara karşı tavrından nefret eden iyi bir zenci adam tarafından öldürülüyor. Su testisi su yolunda kırılıyor. O tek bir testi sadece, daha bir sürü testi var bu yolda ilerleyen.

5AB101ED-0413-425C-8F11-214182F8FAD0

7EFF588A-FD6D-4E1F-805C-48C9DBECA2C7

Hayat kadınlarının bir başka korkulu rüyası ise adına “orospu devriyesi” dedikleri ve kayıt merkezinden aldıkları mal belgesini göstermek suretiyle ancak kurtulabildikleri, yoksa polis ekipleri tarafından tıpkı sokak köpekleri gibi bir araca bindirilerek merkeze çekildikleri bir tür tutuklanma şekli. Zenci satıcı bu beyhude uğraş karşısında ironiyle karışık şunları mırıldanıyor: “Orospular giriyor, orospular çıkıyor. Rüzgarlı bir günde yaprak süpürmek gibi.” Tüm bunlar olmakteykn,  porno endüstrisinin de ilk adımları atılıyor. İlk oyuncular da bu kızların arasından çıkıyor. Polis denetimi olduğu ve sık sık baskın düzenlendiği için gizli gizli çoğaltılarak dolaşan birkaç kasetle başlıyorlar bu işe. Aksi yönde çıkan yeni kararla birlikte, New York şehrinde artık hiçbir şeyin ahlaksızca sayılamayacağı hakim huzurunda, yasalarca onaylanmış oluyor. Toplum standartları değişmiş oluyor bu yeni yasa ile. Bundan böyle kızları kaldırımdan çekiyorlar yukarıdan gelen bir kararla. Sokaklar temizleniyor, pornonun önündeki dikenli teller bir bir kesiliyor, +18 filmlerin sinemalarda galası bile yapılır hale geliyor. Emekli bir kadın satıcısı “beleş aşk zamanı” olarak değerlendiriyor bu yeni düzeni. Arabalardan, ucuz motellerden sonra, dışarıda kalan kızlar kovalandıkça, bu nispeten konforlu evlerde kira karşılığında çalışmaya koyuluyorlar. Salonlardan bir sürü paralar akmaya başlıyor. Satıcılar ise kendilerini, konumlarını, düştükleri durumu sorgular hale geliyorlar kızlarını bu evlere geceliği dört yüz dolar karşılığında kiraladıktan sonra. Bir köşede el elde baş başta bekler hale geliyorlar. Hiçbir yaptırım güçleri kalmıyor bundan böyle. Farklı arayışların içine giriyorlar. Biri uyuşturucu işine girip, başını federallerle derde sokuyor ve kızlarından biri hapsi boyluyor ne olduğunu anlayamadan.

EB62DD03-DE3C-4B41-8622-EA82F73FB72C

29DFDC99-13C4-4B12-9D9A-46510848095A

E3A187A2-1039-43C2-B653-E8C02BA3A4D1

521100C3-84AE-4C0F-8193-FB0B9B83CDB0

Dizide her biri kendi çapında çok özel karakterlere hayat vermiş fahişelerin benzersiz performansları son derece başarılı. Hepsine ayrı ayrı üzülüyorsunuz. Candy, Darlene, Lori, Barbara, Ashley, Bernice ve Ruby… Esasında toz pembe hayaller içinde bu işe başlayan yok gibi aralarında. Çok başka işlerde yapabilirlerdi aslında ama bu mesleğin temel sorunu da bu sanırım: Yapabilirlerdi ama yapmadılar ve başladılar ve de sürdürmekteler bir nedenden ötürü. Bir de olmazsa olmazı “baba” sorunları olan kızlar pek çoğu. Eileen eşcinsel erkek kardeşini normalleştirmek için bir akıl hastanesine yatıran babasına karşı öfkesinden bu işi yapmaya başlamış. Ondan intikam alma şekli bu oluyor. Babasının ne onu, ne kardeşini ne de kim olduklarını umursamadığını düşünüyor. Başkalarının düşüncesi onların saadetinden önemli çünkü. Varsa yoksa dünyanın onun hakkında ne düşündüğü. Fakat dünya değişiyor bir taraftan. Eşcinseller fuhuş sektörü dışında görünür oluyorlar yavaş yavaş. Baskılar eskisi kadar yoğun ve ezici değil eskiye nazaran. Kardeşinin elektroşok tedavileri ve ağır psikiyatrik ilaçlarla eşcinselliği bastırılmaya, kendisine unutturulmaya çalışılmış bu zaman zarfında. Ondan geriye kalansa kaderini kabullenmiş, bir bitki gibi yaşatılmaya çalışılan, duygu yoğunluğu yaşadığında elinin kolunun titremesine hakim olamayan bir adam. Eileen’ın kardeşinin bu halini gördükçe, babasına duyduğu öfke katlanıyor iyice. Dünyanın onu ve onun gibileri görmezden gelişine bütün isyanı. Bu yüzden, porno filmlerde oynayan ve ileride çoluk çocuğa karışırsa eğer, bu şekilde para kazandığını görmesinler diye salkım saçak peruklar içine saklanan kızların peruklarını çıkarttırıyor sakince. Dünyaya karşı dik durursan, dünya üzerine gelemeyecek çünkü ve Eileen sekizinci bölüm sonunda porno filmlerin usta yönetmenine, oyuncularının şefkatli birer yaşam koçuna dönüşüyor. Bu kızlar arasından aklını kullananlar sokaklardan kurtulup, güvenli bir yere kapağı atmış oluyorlar en azından. Dünyanın en eski ve en zor mesleğini, ölmeden, onun bunun elinde kalmadan sürdürebilen bu cesur kadınlar kaybedecekleri bir şeyleri olmadığı için korkusuzca ve tek başlarına girdikleri ortamlarda pervasızca dolaşırken, gıpta edilemeyecek yaşantılarının onları nasıl güçlü ve yürekli kıldığını görüyoruz. Dünya yıkılsa umurlarında olmayacak kızların en büyük korkusuysa, az para getirdiklerindeki satıcılarından gelebilecek umutsuz tepkisi sadece. Yoksa umarsız umarsız dolaşıyorlar ortalıkta.

Başta Maggie Gyllenhaal olmak üzere televizyon ödülleri dağıtıldığında es geçilmesinin imkansız olduğunu düşündüğüm, ikinci sezonunu şimdiden iple çektiğim, şu son zamanlarda izlediğim en iyi dizilerden biri olmuştur kendisi. Herkesin herkese pervasızca küfür ettiği, maaile izleyeyimden çok, bir köşede sesini kısa kısa izleyebileceğiniz ama yine de beğeneceğiniz, insanı yakan gerçekleri bir çırpıda söyleme gücüne sahip, nezdinde bütün erkekleri sorgulatan(ne bekliyordunuz yüksek karakterli pezevenkler mi), zekice söylemleri araya sıkıştıran, renklerin şahı New York’un zemin oluşturduğu, kaldırımların, yüksek topukların gücü adına, yer yer Paul Thomas Anderson’ın Boogie Nights’ını hatırlatan aynı zamanda bir dönem dizisi olan The Deuce’u izleyin mutlaka.

F93BD3C9-72E5-43C6-9AFC-91774DC2FF79

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

müverrih ismail - مورخ اسمعيل

IsmailFR'nin kişisel blog web sayfası

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

%d blogcu bunu beğendi: