SÜRPRİZ ROTA, DÖRDÜNCÜ DURAK : MALATYA

20180420_122343-01

SÜRPRİZ ROTA, DÖRDÜNCÜ DURAK : MALATYA

GİRİŞ :

Dört gün dört gecenin sonunda üzülerek ayrılıyorum Mardin’den. Madden elimde kalanlar bolca telkari, bir şişe Süryani şarabı, Noyanlardan da bir hatıra. Hepsi bu kadar. Anılar mı? İfadem el verdikçe anlatıyorum teker teker ve de sırasıyla elbette. Artık geri dönme vakti geldiğine göre, tıkış tıkış dolan valizimi resepsiyona indirip düşüyorum yollara. Amacım sakin bir il bulabilmek. Neden mi, çünkü birkaç gün içinde 23 Nisan ve otellerde yer bulamadığımdan neşe dolamıyor insan. Antakya’da tüm oteller dolu. Bu durum Urfa ve Antep için de geçerli. Ben de çareyi rotamı Malatya’ya çevirmekte buluyorum. Niğde sakin mesela, Elazığ aynı şekilde ve de Kayseri. Bu iller göç veren iller tatil müddetince. Genel tabloya bakıldığındaysa Türkiye yollarda. Turizm denen şeyi açıklamakta zorlanıyorum bazen. Ülkenin en batısında yaşıyorsun ve meraktan, hava değişimi olsun diye ya da neyse ne, kendini yollara vuruyorsun. Doğu’daki bir heves Batı’ya geliyor, Batı’dakiyse Doğu’ya. Kilometreler karşılıklı yer değiştiriyor. Güneşi görenler kara koşuyor, yağmurdan usananlar baharı kucaklamaya gidiyor alelacele. Hava değişiminin hakkını veriyoruz biz iç turizm yolcuları olarak. Neden Malatya diyecek olursanız, çok popüler bir tatil beldesi değil ve ben de ne ile karşılaşacağımı hiç bilmeden düşüyorum yollara. Bol bol kayısı yerim hiçbir şey bulamazsam diyorum. Kahvaltıda, öğle ve akşam yemeklerinde, üstüne de ara öğünlerde yesem zaten seyahatimin önemli bir kısmını tuvalette geçirmiş olacağımdan vakit de su gibi akacaktır. Detoks programı için en harika destinasyonu bulmuş olmaktan ötürü nasıl gururluyum anlatamam. Yine de bana teselliyi kayısıda aratmayacak bir durak olmasını diliyorum içten içe. Kimler Malatyalıydı diyorum, Turgut Özal buralıydı en iyi bildiğim. Başka da kim var ki Malatyalı derken, Google yardımıma koşuyor ve inceliyorum kalem kalem kim var kim yokmuş diye. İlyas Salman Arguvanlıymış mesela. En merak ettiğim ilçelerden biridir Malatya deyince. Kemal Sunal da buralıymış. Yasemin Yalçın da öyle. Sırf komedyenler mi derken, İsmet İnönü’den Ahmet Kaya’ya geniş bir yelpaze açılıyor önüme. Kayahan bile. Doğru mudur bu google? Eğer doğruysa, ünlü bir sünnetçi çıkarmışlığı bile varmış Malatya’nın. Sünnet mühim meseledir.

YOLDA :

Diyarbakır üzerinden Malatya’ya gideceğim. Bir karış açık ağzımla geçiyorum Diyarbakır’ın içinden. Yüz katlı binalarla şehrin çehresi o kadar değişmiş ki, tanıyamıyorum. Ne ara yapıldı bunlar buraya onu da bilemiyorum. Minibüsün bir büyüğü, otobüsün bir küçüğü ile çıkıyorum yola, hem de ön koltukta. Yol arkadaşımsa bir üniversite talebesi çoğu zaman olduğu gibi. İnönü Üniversitesi’nde okuyor imiş. Aslen Diyarbakırlı olunca karşılaştırma yapmasını istiyorum ondan. Malatya yaşaması kolay bir şehir ama yapacak fazla bir şey yok diyor. Diyarbakır içinse tam tersini söylüyor. “Malatya’da yapacak fazla bir şey yok” cümlesi aklımı kurcalasa da unutuyorum bir zaman sonra. Rehberlik öğrencisi, Mathilda’ya benzeyen yol arkadaşım Ermeni kökenlerinden bahsediyor. Kilometreler alıyoruz bir yandan. Bir süre sonra iptidai şartların hüküm sürdüğü, bariz fakirliğin yolları süpürdüğü bir yere geliyoruz. Burası neresi diye soruyorum yol arkadaşıma. Ergani diyor. Yine her yer toz toprak burda. Minibüsten büyük, otobüsten küçük aracımız duruyor sağda. Ve ben o anda görüyorum onu. Elinde bastonu, kafasında kasketi, burma bıyıklarıyla. Avını sessizce izleyen kaplan gibiyim. Sesim soluğum kesiliyor. Hemen yol arkadaşıma dönüyorum. Onu diyorum, onu istiyorum. Aynı zamanda anlayışlı da olan yol arkadaşım sen git al gel, ben minibüsten büyük, otobüsten küçük aracımızı bekletirim diyor. Gözlerimi kısıyor, koşarak avımın bulunduğu acentenin içine giriyorum. Bu sefer avım sakin, bense kalıbıma sığmıyorum. Yanına yaklaşıyorum bir yandan ürkütmeme gayreti içinde, diğer yandan vahşi bir ihtiras beynimi ele geçirmişken. Fotoğraf diyorum, fotoğrafını çekmek istiyorum. Bingo! Avım tek kelime Türkçe bilmiyor. Olsun. Bende de Kürtçe yok. Orta yolu bulacağız bir şekilde. Gözlerimi kan bürümüş, vahşi bir şekilde arkama dönüyorum. Halimden korkan bir kız dedem o benim, Türkçe bilmez diye ekliyor. Fotoğraf diyorum. Kız dedesine derdimi anlatıyor. Avım kaderini kabulleniyor, torunu çekin diyor ve ben de çekiyorum. Minibüse bindiğimde gözbebeklerimdeki şeytani parıltılar zafer işareti olarak parlıyorlar. Hiç aynaya bakmadığım halde biliyorum. Her zaman öyle oluyor çünkü.

20180419_123903-01

Diyarbakır karayoluna paralel olan Hazar Gölü’nün yanından geçiyoruz. Değil. Hazar Gölü’ne paralel olarak yapılmış olan karayolundan geçerken Van Gölü’nden sonra beni şaşırtan ikinci göle bakıyorum. Suyun olduğu yerde hayat var gerçekten de. Yol boyunca gözlerimi alamıyorum manzarasından. Aynı paralellikte yazlıklar çarpıyor gözüme. Her defasında Mardin’den Urfa’ya oradan Antep’e, en nihayet Antakya ya da bir başka benzer güzergahı kullanarak Anadolu’ya geçtiğimden, bu yol ve gördüğüm ilkler beni çok heyecanlandırıyor. En çok da Maden ilçesini beğeniyorum. O kadar sinematografik ki. Bir tepenin üzerine kurulmuş kuş yuvalarını andıran evler karşılıyor sizi karşıdan. Fotoğraf çekemediğim gibi, bu duruma hayıflanacak zaman da bulamıyorum. Çünkü minibüsten büyük, otobüsten küçük aracımız mola veriyor. Mola yerinde lokanta kısmından içeriye girip menüye bakıyorum. Sonra da burun kıvırıyorum. Sonra da burun kıvrışıma burun kıvırıp fiks menülerinin kişi başı fiyatını soruyorum. Yirmi lira diyor. Hepsi mi diyorum. Hepsi diyor. Kavurma et, pilav, salata, ayran, tepeleme ekmek, yanında da karanfil ve ele dökme kolonya ikram. Gözlerim doluyor bu rakam karşısında. Bakıyorum herkes yiyor, ben de yiyecem diyorum. Hırslanmış görüyorum kendimi. Gözlerim bir kez daha doluyor sonra da. Böylelikle gözlerim beynimin verdiği duygu pompalamasıyla bir günde iki kez dolarak olayın duygusal boyutunu tamamlamış oluyor.

Elazığ il merkezine yaklaştığımızda koskocaman bir ilan dikkatimi çekiyor. İlanda yaklaşık olarak şöyle diyordu: “Bundan böyle bekleyen bir Elazığ değil, (Malatya gibi)alan bir Elazığ olacak”. Bu ilanın, dolayısıyla bu fikrin muciti olan zatı muhteremin çevre illerle sorunu olduğunu düşünüyor insan ister istemez. Bir tür rekabet, geri kalmışlık ve bundan duyulan sıkıntının mevcudiyetini hissediyorum ilandaki birleştirilmiş tek cümle sayesinde. Rocky filmi afişi gibi. İyi beslenmiş, konfordan palazlanmış Rus hasmının karşısında merdiven inip çıkarak, öküz yerine saban çekerek, karlı kayın ormanında karlara batıp çıkarak koşuşturan zavallı fakir Rocky geliyor gözümün önüne. Elazığ öyle bir şey işte.

MALATYAA MALATYAA, BULUNMAZ EŞİN…:

…isimli ve de sözlere sahip türkünün menşei olan şehre ayak basmış bulunuyorum. Kocaman bir çarşısı var. En çok satılan şeyse kuru kayısı ve ceviz. Kabuklu ceviz, kabuksuz ceviz, renk renk, paketli paketsiz, ister kiloyla ister taneyle(yine abarttım) satın alabileceğin kayısılarsa gani. Onun dışında da yüzlerce mağazada binbir çeşit ürün var satılmakta olan ve de her türlü ihtiyacınızı giderecek olan. Bayram öncesi tur otobüsleriyle dolu yollar. Havalar ısınınca Nemrut turları başlayacakmış pek yakında. Buradan da Nemrut’a gidiliyor imiş. Sonradan da keşfettiğim üzere burada yapılacak pek fazla şey yok. Bunu da ertesi günkü Darende gezimde anlıyorum. Darende yapay bir cennet. İnanmak istediğin takdirde, burası inanç turizmine yönelik daha çok. Darende’de umduğumu bulamıyorum. Tipik bir taşra kasabası. Belediye bünyesinde güzel yemekler yiyebilirsiniz mesela. Benim aklımda o kalmış en çok. Bir de yukarıya çıktığımda pembeydi sanırım bir köşk çarptı gözüme bu kimin acaba diye. Karşıdan gelmekte olan iki ortaokul talebesine sordum burası neresi diye, hazretlerinin dedi çocuklar. Bir de cuma günü itibariyle hazretleriyle karşılaşıverdim namaz saatinde, derhal erkanı sıraya girdi elini öpmek, sıkmak gayesiyle. Meramını belirtmek için peşinden koşan kadınlar vardı filan derken, ben dediğim gibi soluğu belediyenin restoranında aldım. Yaşayan hiçbir hazrete inanmamak gibi bir huyum var. Kimse benden üstün değil; yetenekli olabilir, akıllı olabilir, cesur olabilir, olabilir olabilir, çok şey olabilir, her şey olabilir. Ama hazret…

Şimdi anlıyorum neden herkesin burada yapacak bir şey yok dediğini. Şehir güzel, çarşı derli toplu, kayısı gani, koca kampüslü üniversitesi iyi, insanları zaten plakası gibi dört dörtlük ama görülecek yeri kısıtlı civardaki. Darende suni, binalar çok yeni, usta taş işçiliği görmek mümkün değil. Diyarbakır’ı Sur kurtarır mesela. Mardin’e bir saat uzaklıktadır. Urfa da yakındır. Buranınsa keşfedilecek ören yerleri kısıtlı. Tarih eser hiç yok gibi. Şehir planlaması doğru düzgün sadece. Parkları, oturulacak alanları, kebapçısı, pastanesi hepsi var ama turistik bir şey yok. Burası Doğu ama ne tam doğu gibi ne de batı. Ne güney gibi ne güneydoğu. Çok tuhaf bir takım koordinatların tesiri altında kalmış bir ilimizdeyim. Söyleyebileceklerim şimdilik bu kadar.

20180420_120125-01

MALATYALILAR :

Çok iyi insanlar. 44 olan plakası gibi dört dörtlük Malatya halkının saflığı anlatılmaz, yaşanır ancak. Merkezde bir bakkal dükkanına girip fotoğrafınızı çekebilir miyim diyorum mesela, tam anlayamıyorlar söylediklerimi ve almıyoruz diyorlar. Ben bir şey satmıyorum ki diyorum. Onlar da pek çok insan gibi ne yapacaksın bizi fotoğraflayıp diyorlar. Bu klasikleşmiş girişten sonra gerekli izinleri kopartıp fotoğraf çekmeye koyuluyorum. İçeride iki kişiler ve elinde baston olan amca hiç istifini bozmuyor ben fotoğraflarını çekerken. Memnun olup olmadığını ifadesinden anlamak mümkün olmuyor. Ama istemese çıkar giderdi sanıyorum, o ise kımıldamıyor bile. Bakkal sandığım kişi aslında dükkan sahibi değil, bakkalın yeğeni imiş. Sahibi ise yakın zamanda kaybettiği eşinden sonra hastalanmış, aslında görünürde bir şeyciği yokmuş ama… Beni bir de çarşının içindeki berbere gönderiyor. Selamımı söyle kendisine diyor. İşim nedir? Gidiyorum ve buluyorum İbrahim Abik isimli berberi. Komplekssiz, dürüst, alçakgönüllü, sakin mizaçlı bir başka Malatyalı olan berber Abik de kabul ediyor teklifimi. Öyle mi böyle mi durayım derken çekiyorum onu da poz poz. Sonra da teşekkür ediyorum. Olsun diyor beni seçtiğiniz için biz size teşekkür ederiz diyor. Tıpkı konuşurken bir zambağa siz diye hitap eden şair gibi.

Görüşlerini beğenip beğenmemek size kalmış olmakla beraber, hakkını teslim etmek gerekir ki toleransı yüksek bir politikacı ve devlet adamı idi Turgut Özal, tıpkı çoğu Malatyalı gibi.

20180420_181204-03

20180420_182344-01-01

20180420_181254-01

Bir Ay Doğar İlk Akşamdan Geceden:
Malatya/Arguvan-Hasan Durak-İhsan Öztürk

Bir Ay Doğar İlk Akşamdan Geceden
(Nedem Nedem Geceden)
Şavkı Vurmuş Pencereden Bacadan
(Dağlar Gışımış Yolcum Üşümüş)
Uykusuz Mu Kaldın Dünkü Geceden
(Nedem Nedem Geceden)
Uyan Uyan Yar Sinene Sar Beni

Dağlar Gışımış Yolcum Üşümüş Nasıl Edem Ben
Dağlar Haramı Açma Yaramı Perişanım Ben

Yüce Dağ Başından Aşırdın Beni
(Nedem Nedem Yar Beni)
Tükenmez Derdlere Düşürdün Beni
(Dağlar Gışımış Yolcum Üşümüş)
Madem Soysuz Bende Göynün Yoğudu
(Nedem Nedem Yoğudu)
Niye Doğru Yoldan Şaşırdın Beni

Dağlar Gışımış Yolcum Üşümüş Nasıl Edem Ben
Dağlar Haramı Açma Yaramı Perişanım Ben

Aşağıdan Gelir Eli Boş Değil
(Nedem Nedem Boş Değil)
Söylerim Söylemez Gönlüm Hoş Değil
(Dağlar Gışımış Yolcum Üşümüş)
Bir Güzeli Bir Çirkine Vermişler
(Nedem Nedem Vermişler)
Baş Yastığı Kendisine Eş Değil

Dağlar Gışımış Yolcum Üşümüş Nasıl Edem Ben
Dağlar Haramı Açma Yaramı Perişanım Ben.

Üzerine türkü tanımam. Daha nice güzel türkülerin kaynağı olan ve zamansızlıktan kaçırdığım Argıvan’ıysa “Arguvan Türkü Festivali” zamanında görmek dileğiyle. Şimdilik benden bu kadar. Bu yazımı hangi saatte okuduğunuza bağlı olarak iyi günler, iyi akşamlar, iyi geceler!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

müverrih ismail - مورخ اسمعيل

IsmailFR'nin kişisel blog web sayfası

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

%d blogcu bunu beğendi: