AT ETERNITY’S GATE

88CE0972-1023-4D1B-8492-61129F0BE64F

AT ETERNITY’S GATE :

“Sadece onlardan biri olmak istedim. Onlarla oturup bir şeyler içmek ve sohbet etmek istedim. Bana biraz tütün vermelerini istedim, biraz şarap ya da sadece “Bugün nasılsın?” diye sorsunlar. Ben de cevap verirdim, sonra sohbet ederdik. Arada sırada, hediye olarak içlerinden birinin resmini çizerdim. Belki kabul edip, bir yerde saklarlardı ve bir kadın bana gülümseyip sorardı, “Aç mısın? Bir şeyler yemek ister misin? Biraz jambon, biraz peynir, belki biraz meyve?” Vincent Van Gogh

“Varoluş nedensiz olamaz.” Vincent

“Düz bir manzaraya bakarken tek gördüğüm sonsuzluk olur. Bunu tek gören ben miyim?” Vincent

“Çizdiğin şey sensin.” Paul Gauguin

Tanrı’nın doğa, doğanın harika olduğuna inanıyorum.” Vincent

Yetenek ve hatalarımla çiziyorum.” Vincent

GİRİŞ :

İzlerken çok üzülüyor insan. Vincent Van Gogh’un hayatının son yıllarına tanıklık ediyoruz sakin sakin. Ressamın ruhunda kopan fırtınalarsa dinmek bilmiyor bir türlü. Filmin başında sarf ettiği “sadece onlardan biri olmak istedim” sözü özetliyor aslında ne çektiğini, çünkü mümkün olmuyor bir türlü onlardan biri olabilmesi ve o insanların da onun neler çektiğini anlayabilmesi. Bir türlü anlaşılamıyor, sanatçı dehasıyla baş edemiyor, insanlarla iletişim kuramıyor. Sanrılarıyla ve insanlarla baş edemeyeceğini anlayınca da, huzuru doğada arıyor. Buluyor da, bıraksalar…O kadar yalnız ki aslında. Hayatının özeti olan kelimeler üzüntü ve keder. Sevdiği, anlaşabildiği ve güvendiği insanlar kendi hayatlarını kurmak üzere ondan uzaklaştıklarında yaşadığı münzevilik iç burkuyor. Çevresini saran taşra insanları ona uzaylı muamelesi yapıyorlar. Ne dilinden, ne resimlerinden anlıyorlar. İnsanlarla iletişimi bozuldukça kendini daha çok resme veriyor ki bu da onun hayatta var olma şekli bir nevi. Geriye kendisinden bir şeyler bırakma gayretine düşüyor. En önemli ve beraber anılacağı eserlerini hayatının son yıllarında üretiyor. Gece yarıları çocuklar tarafından taşlanıyor, ebeveynleri ona tacizci olabileceği ihtimaliyle yaklaşıyorlar. Hep parasızlık çekiyor, kardeşi dahil kimse resimlerine alıcı bulamıyor. Akıl hastanesinde yatmak zorunda kalıyor. Ölmüyor, öldürülüyor(en azından filmde öyle gösteriliyor). Bunu da sır gibi saklıyor. Sanki dünyanın kahrını çekmek için dünyaya gelmiş gibi, sanki bunun için tek suçlu kendisiymiş gibi. İçerisine sevinçten çok kederi, pek çok da çileyi sığdıran yaşamıysa yalnızca otuz yedi yıl sürüyor. Sargılı Kulaklı Otoportre’si de dahil olmak üzere tüm otoportrelerinde dünyanın ağrısını çekmekten yorgun çok yaşlı bir adam görüntüsü var. Tüm zamanların en iyi ressamı olup olmadığı tartışıladursun, yaşamı ve en çok da dramı bir hayli önüne geçiyor eserlerinin. Bence dünyanın en zor anlaşılan ve en çok çeken sanatçısı. Ayçiçeklerinin, otoportrelerin, yıldızlı gecelerin ressamı, mecburen münzevi, bildiğim en eski kulağı kesiklerden, ressamlardan Gauguin, yazarlardan Shakespeare sever. Benim için erken gitti denmeyecek nadide kişiliklerden. Erken kurtulmuş çektiği acılardan ve de çekeceklerinden. Daha fazla yalnızlık, sinir krizleri, anlaşılamamazlık, yoksulluk, yoksunluk ve mağduriyet yaşayacaktı, iyi ki ölmüş ve de kurtulmuş hayatın girdabından ve kendi büyük yalnızlığından muteber insan.

Çizdiğin yüzler bile senindir ve senin sayende seninle kalırlar. İnsanlar onu sen çizdiğin için bilecek, nasıl çizdiğini, kim olduğun için çizdiğini değil. İnsanlar müzelere tablo görmek için gidecek, çizilen insanları görmek için değil.” Paul Gauguin

17BEDF22-45CB-49DB-B82E-460BFA7DADA5

SCHNABEL’in VINCENT’i :

Yönetmen Julian Schnabel’in yönettiği altı uzun metrajdan beş tanesini izlemiş ve sanılanın eksine Before Night Falls’u başyapıtı olarak görmekteyim, The Diving Bell and the Butterfly’dansa. Çünkü Mar Adentro’nun ressam dokunuşlusuydu ve belirtmem gerekir son filmine en çok benzeyendir aynı zamanda. Gerçekçilikten ziyade duygular, iç hesaplaşmalar girer devreye tıpkı Vincent’te olduğu üzere. Karakterin doğayı, insanları algılayışı esnasında karşısındakini nasıl gördüğüne hizmet eder kamera. Kamera onun gözüdür aynı zamanda. Empatiyle yola çıkmış olduğunu düşünürsünüz kendisi de ressam olan yönetmenin. Vincent ne hissederdi acaba? Vincent nasıl bakardı o manzaraya, ne derdi ya da ne tepki verirdi kaşısındaki insana, onu taşlayan çocuklara, akıl hastanesindeki mevkidaşına, nasıl sarılırdı kardeşi Theo’ya bir çocuk gibi mi ya da onun çocuğu olmak istermiş gibi mi? Kim bilir belki de bu yüzden çok az film sığdırmıştır Schnabel filmografisine, yapacak daha iyi işleri olduğundan(şakaydı şaka). Ve hepsi de biyografidir; tek izlemediğim filmi Miral dışında. Yani olmazsa olmazlarındandır gerçek hayat hikayeleri.

Willem Dafoe’dan önce bu rol için düşünülen isim Mads Mikkelsen olsa da insan izledikçe anlıyor ki, 64 yaşındaki oyuncu bu rol için yaratılmış sanki. Son yıllarına tanıklık ettiğimiz Van Gogh’un yaşlı halet-i ruhiyesinin izdüşümü olan ifadesi pek de güzel vücut buluyor Dafoe’nun çok anlamlar yüklü suratında. Dafoe’nun en büyük şansıysa makyajla gençleştirilmeye çalışılmasına çok da gerek görülmemesi. Zira Van Gogh zihinsel olarak çektiği acıların ve ruhsal sıkıntıların izlerini yüzünde taşımış. Dafoe’ysa İngiliz Hasta’daki Caravaggio kompozisyonu ve de daha pek çok filme anlam katan rolleriyle, belki verdiği tüm emekler ve değerler için ödüllendirilir bu kez. Bu arada ressamın hayatı pek çok defalar beyazperdeye aktarılmış. Bir de “Loving Vincent” var geçen sene vizyona girip, animasyon dalında Oscar adayı olmayı başarabilen. Vincente Minelli uyarlaması olan Lust for Life’daki Gauguin rolüyle Anthony Quinn’in kazandığı en iyi yardımcı erkek oyuncu rolü de yabana atılır gibi değildi hiç kuşkusuz. Bu sene Willem Dafoe alır mı…umarım alır.

4EDF634F-6E5D-4F94-BA3A-B73D532AD11E

DELİLİK Mİ YOKSA ÇAĞINDAN ERKEN DÜNYAYA GELMİŞ OLMAK VE DE DERDİNİ ANLATAMAMAKTAN MI OLDU OLANLAR? :

Elbette sanatçı yalnızlığı denen bir şey de var tüm kalıtsal faktörleri bir kenara koyarsak. Yalnızlık ve yalnızlığa alışmanın ertesinde insanlarla mecburen bir araya gelmek durumunda yaşanıyor ne yaşanıyorsa. İnsan insanın zehrini aldığı gibi, zehirleyebiliyor da bir taraftan. Normal bir insan olmak için çırpınsa da başaramayan Vincent’ın yukarıda yer alan o çok basit isteklerinin onu nereye taşıyacağını bilemesek de, sürüden biri gibi sıradan isteklerde bulunan tırnak içinde normal görünen biri gibi olabilmek, yavan dedikodular yapmak, toplumsallaşmanın getirdiği ikiyüzlülük ve küçük sahtekarlıklar, küçük zahmetlere mal olabilecek taleplerde bulunmaktan ibaretti istekleri. Kırsalda karşılaştığı koyunlarını otlatmakta olan kadından kendisine poz vermesini istediğinde, şaşkınlığa düşen kadın ölümsüzleştirileceğinden habersiz, neden diye soruyordu ona. Verecek bir cevap bulamıyordu Vincent da. Tek istediği yakaladığı güzel bir anı resmetmekti oysa ki. Günümüz koşullarında gerçek bir sanatçıyla karşılaşma olasılığı o kadar düşükken…

Amsterdam’da adını ve ailesinin soyadını ilelebet yaşatacak olan ve günümüzde girebilmek için önünde uzun kuyruklar oluşan, havalı bir müzesi ve içerisindeki eserleri paha biçilemez olan Vincent’ın ne değerini bilen var o dönemlerde ne de kendisini beğeneni. En başta da kadınlar. Odasını temizleyen, yatağını yapan hizmetçi kız bile onun kötü koktuğunu, haftada en az bir kez yıkanması gerektiğini, aslında yakışıklı bir adam olduğunu yüzüne söyleyecek kadar cüretkar. Vincent köy köy diye ölürken, köylüler kadınsız, ailesiz ve paletleriyle bütünleşmiş münzevi adamı anlayamıyorlar doğal olarak. Köy çocukları tarafından taşlanıp, babaları tarafından suçlanıp tartaklanıyor ve en nihayet akıl hastanesini boyluyor. Kardeşi Theo Paris’ten ne halde olduğunu gözleriyle görmek için geliyor apar topar. Vincent kendinden küçük olan kardeşine bir bebek gibi sarılıyor. Ona sanrılarından bahsediyor, gördüklerinden ve onunla konuşmaya çalışan nesnelerden ve bu dünyadan olmayan şeylerden. Vincent’ın bünyesinde delilik ve dahilik bir arada anılması gereken birer meziyet adeta.

95E75C54-F3EA-4958-851C-A6BB9C672C58

Gauguin’le tanıştığında da resimleri beğenilmeyen bir ressam her zamanki gibi. Şöhret basamaklarını daha hızlı tırmanan isim girişken ve anarşist ruhlu Gauguin oluyor. Vincent diğer sanatçıların sergisine destek vermediğini söylediğinde, onların bürokrat gibi davranan birer tiran olduğunu söylüyen Gauguin ne kadar korkusuzsa, Vincent’ın vücut dili, duruşu, konuşmaları da o kadar ürkek ve güvnsiz. Onun bu başına buyruk, kendinden emin tavrı, kendi ailesini kuramamış olan ve bu yüzden de hep aile sıcaklığını arayan Vincent’ı derinden etkiliyor. Çırak ustasını bulmuş oluyor bir nevi. Oysa ki bir gün gelecek, ustası ustalığını taçlandırmak, sistem ve teorilerden uzak yeni bir görüş yaratmak için Madagaskar ya da Tahiti’ye gidecek. Gauguin gidiyor gitmesine, fakat ona da güneye gitmesini tavsiye ediyor. Aradığı ışığı ancak orada bulacağını düşünüyor. Ustasının sözünü dinleyen Vincent Fransa’nın güneyine gidiyor. Melon hasırdan şapkası, sırtlandığı tuval, palet ve boyalarıyla arıcıları andırıyor. Günümüzdeyse doğaya çıkmış ressam bulmak güç olsa da, pek çok gezgin ruhlu fotoğrafçı ile karşılaşmak mümkün dağların, ovaların, kuş uçmaz kervan geçmez vadilerin arasında. Dijital dünyadan, dijital fotoğraf makineleriyle kaçan 21. yüzyıl insanları onlar, aralarına kısmen benim de dahil olduğum. Vincent’sa doğada kendi halinde takılıyor. Doğa onun hem esin kaynağı hem de kendini rahat, mutlu, özgür ve bir parçası olarak hissettiği tek yer. Kendini doğaya ait hissediyor sadece. Arles’de tekrar yolları birleşen Gauguin’le birlikte resim sanatı üzerine uzun uzun konuşacakları doğa yürüyüşlerine çıkıyorlar. Bir devrim yaratmak telaşınaki Gauguin, meslektaşını sık sık eleştiriyor. Vincent arkasından atlı kovalarcasına resimlerini çizerken, Gauguin, onu, resimlerini yavaş planlaması hususunda uyarıyor. Daha çok kilden heykellere benzetiyor tablolarını. İtibarı resmileştiğinde yani dönem şartları çerçevesinde şöhreti yakaladığındaysa, Arles’ten sıkıldığını, Paris’e gideceğini çünkü buradaki insanların salak, garip ve cahil olduğunu düşündüğünü söylüyor. Bunu duyan Vincent da bir jilet yardımıyla sol kulağını kesmek suretiyle paketleyip Gauguin’e versin diye bardaki kız Gaby’e uzatıyor. Kız kulağı görünce Gauguin yerine polise gidiyor, Vincent da huzur bulmak üzere doğrudan Saint-Remy’deki akıl hastanesine…

-“Sen ressam mısın?” Akıl hastanesindeki bir hasta
-“Evet.” Akıl hastanesindeki Vincent
-“Tüm ressamlar deli midir?” Akıl hastanesindeki aynı hasta
-“Belki sadece iyi olanlar.” Akıl hastanesindeki aynı Vincent

RAHİP :

Mads Mikkelsen çıkıyor rahip rolüyle karşımıza. Akıl hastanesinde kalmakta olan Vincent’i getiriyorlar ona konuşmak ve bir nevi günah çıkartmak üzere. Ellerinden zincirlenmiş Vincent’i bağlarından kurtaran rahiple başlıyorlar konuşmaya. Sanılanın aksine bir çeşit günah çıkarma şeklinde geçmiyor aralarındaki diyalog. Rahip bir davayı çözmeye uğraşan bir dedektif gibi sorular soruyor ona. Biraz da yargıç rolünü üstleniyor. Arles halkının onun bir daha geri dönmesini istemediğini söylüyor. Neden kulağını kestiğini, resimlerinden para kazanıp kazanamadığını soruyor. Yani fakirsin diyor açıkça. Vincent’ın, Tanrı’nın ona bahşettiği tek hediye olarak gördüğü resim kabiliyetine burun kıvırıyor rahip. Ona göre Tanrı böylesi bir hediyeyi ona ancak acı vermek üzere bahşetmiş dediğinde filmin ve ressamın hayatının en önemli varoluş nedenine olan cevabını veriyor Vincent, yine kendi kendine: “Belki Tanrı beni doğmamış olan insanlar içim ressam yaptı. Belki yanlış zamanı seçti.” Tanrı’nın hata yaptığını hissetsek de ifade ederken korkuyla karışık çekiniyoruz sevgili okuyucu ve bu bir kez daha ve son kez olmamak kaydıyla gerçekleşiyor yine yeniden. Acı içinde, açlık içinde, ruhsal ve duygusal boşluk içinde yaşasın diye yetenek bahşedilmiş bir adamın çektikleri karşısında Tanrı’nın zamanlamasına kızmadan(içerlemeden diyelim ki, kızdırmayalım ve mükafat olarak da birer Vincent’e dönüşmeyelim) edemiyor insan. Kim bilir belki de sıradan bir deli bile olsa bundan iyiydi diye geçiriyor insan içinden. Sonraki kuşaklar müzesine ziyarete gelecek, ülkesi sanat dendiğinde onun ismi ilk sırada olacak diye, en önemlisi eserleri yüzünden bırak para kazanmayı, resimden başka şey yapamadığından açlık çektiğine, itibarsızlaştırıldığına şahit oldukça neden neden neden diye sormadan geçemiyor insan.

C5FCB760-1E56-42FF-BD7D-61500FC89D86

Senaryo ise, benim kendi kendime çektiğim tüm ahlanmalarıma karşılık olarak bir boşluğu daha dolduruyor ve diyor ki bir papazın oğlu olan Vincent kendi ağzıyla hm de İncil’den yaptığı bir alıntıyla: “Hayat ekmek içindir ama biçmek burası için değil.” Bir teselli arıyoruz bu sözlerde. Rahibe karşı İsa’nın sözlerinden yaptığı alıntılarla yanıt vermiş oluyor Vincent. Kendini sürgün bir yolcu olarak göreek, doğru ile yanlışın ve onları birbirinden ayıran ince çizginin son derece farkında olduğunu anlıyoruz İsa’dan yaptığı alıntı sayesinde “Kalbini görünür şeylerden, kendini de görünmez şeylerden koru.” Kısaca Vincent gerçeğin farkında ama gördüklerinden de emin diğer yandan. Kendi sanatıyla, İsa’nın amacını birbirine  benzetiyor. Hem İncil, hem de İsa ölümünden 30-40 yıl sonra fark edilebilmiş ancak. Roma’daki karısına Joshua isminde bir suçlunun Kudüs’te çarmıha gerildiğini yazan bir mektup bile gönderilmemiş. Tıpkı Vincent gibi ve belki o da ressamların İsa’sıydı. Kim bilir!

Kederde haz bulurum. Ve keder, kahkahadan daha iyidir. Bilirsin, melekler üzgün olanlara yakındır ve hastalık bazen bizi iyileştirebilir.” Vincent

Ben de bazen senaryonun sözlerden ibaret olduğundan yola çıkarak, “At Eternity’s Gate”deki her cümlenin bir anlam ifade ettiğini düşündüğümden. çok takılmaması gereken ama takılan Oscar ödüllerinde neden senaryo dalında aday olmadığını çözmeye çalışıyorum. Kendi kendime. Tıpkı Vincent gibi.

1E077930-140B-4A24-A357-99465AE9F7EC

33AC6EDB-874E-41A8-9309-BD14BB5AA68C

3BE4B3EC-9B87-4865-B0A9-04FD3F8DBEF0

Reklamlar

AT ETERNITY’S GATE” için 5 yorum

Kendininkini ekle

  1. Anlatımlarınızda dialog kullanmanız çok hoşuma gidiyor. Üstelik tercihleriniz maksatlı mı bilmiyorum ama insanı hikayeye çekiyor,daha fazla dialog rica ediyoruz🙏💕

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Gezginilla

“Daha iyi olanı değil, sana kendini daha iyi hissettireni seçmelisin.”

KAMERA SİSTEMLERİ (ANKARA)

Ankara Güvenlik Kamera Sistemleri Montaj Kurulum Satış Teknik Servisi

yeni bahar

YENİLİKÇİ KIZLAR

hayalimdeki şiirler

şiir,hikaye,deneme...

Sukut

Kadını Anlamak

İsmail Firdevsoğlu

Çok Okuyup Az Yazan Tarihçi

SaphilopeS

Gördüğüm gibi değil düşündüğüm gibi boyarım.

aleyna'nın blogu

Profesyonel Çekimler

Ümit Hüseyin ÖZER

Farklı bakış açıları, farklı fikirlere uzanır. Farklı fikirler, gelişim ve bilgiye temel oluşturur. Bilgi ise güçtür.

Sinemass'a Hoşgeldiniz

Sinema,Film,Eleştiri,Öneri

Gezegenim

"ama fırtına olmadan dalgalar büyümez ki!"

BİRİKTİRDİKLERİM

YAŞAM PORTALI

siyahgolge

siyahgolge

Sin Edebiyat

İki aylık şiir ve edebiyat dergisi - *Sin: Türkçe'de mezar Arapça'da saadet İngilizce'de günah.

Alperen Durak

#alperen #reis #birumutturyaşamak

Sadecilik

Sadeleşerek özgürleşin.

SÖZDÜŞÜM

Sözlerin Gülümsemesi Gülden Belli

İzmir nakliyat

İzmir evden eve nakliyat firmaları arasında en iyi ev taşıma ve ofis taşıma firmasıyız. Atasun evden eve nakliyat firmasıyla sizde izmirde sorunsuz ev taşıyın.

Taşkın Sarıkaya

Biz bugün yaşanmışlıklarımızı yaşıyoruz

Shu’s World

Sanat,şiir,edebiyat

ZÎZNASE

bilgelik sevgisi...bilgi aşkı

Aksaray Ömür Oto Kurtarma 7,24

aksaray cekici aksaray oto cekici aksaray kurtarici aksaray oto kurtarma aksaray kurtarici oto kurtarici aksaray oto cekici aksaray aksaray çekici

CeylancaHerşey

Dijital Kahve, Reklamcılık, Film ve Edebiyat Hakkında KADINCA

kendimesozumvarcom.wordpress.com/

Bu sayfadaki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi vardır.

Türkçe Öğrenmek istiyorumm

Dünyayı güzellik kurtaracak bir insanı sevmekle başlayacak herşey...

İnternet Günlüğüm

Oku, Anla, Anlat...

Haftalık Günlük

Gündem, İnceleme Yazıları ve Kahve

Dearpink

yaşama dair..

mythought

Wichtig ist zu verstehen, was man liest...

Dua Arşivim

2019 Açık ve Kapalı Günleri,Dua ve Salavatlar

geceninkuyusu

genelde içimden atmak için yazarım, hatırlamak için değil

harbicibellek

Unutmayalım diye yazıyoruz.

dealitquicker

Sports News all over the World and Everything

Benim sesim

Müziğim dillerde

siyah lale

açık söz ve cesaret herzaman işe yarar ;)

comMEDIA

iletişim ve medyaya dair herşey

%d blogcu bunu beğendi: