COLUMBUS

5C172221-D236-4AD6-8F86-9A19A63B4C8A

COLUMBUS :

“Annemin asıl bağımlısı olduğu şeyler, onu aldatan şerefsizler.” Casey

“Bir şeyin içinde yetişirsin ama senin için hiçbir şey ifade etmez.” Jin

“Bence dinler monarşi gibi. Orada veya burada iyi bir kral olabilir.”

GİRİŞ :

Sürpriz oldu ama çok da iyi oldu derler. Columbus da benim için öyle oldu desinler. Bir anda karşıma çıktı, IMDB puanı halliceydi, yabancı basında hakkında çok iyi eleştiriler çıkmıştı, izlemeye başladım ve de beğendim. 2017 yapımı film o zamandan bu zamana katıldığı pek çok film festivalinden eli boş dönmemeyi başarmış yani kendini sevdirmeyi başarmış kendince. Kendince diyor olmamın sebebi, kendine has tarzından kaynaklanıyor olması. “Lost in Translation”la başlıyorsunuz…bence öyle de gidiyorsunuz. Bir taklit durumu söz konusu mu? Asla. Çünkü bu filmin kendine özgü bir ruhu var dediğim gibi. İtiraf etmem gerekirse filmin ilk dakikalarındaki aşırı yalınlık, durağan kadrajlar, çevre faktörünün öne çıkması ve kamerayla ilişkileri mesafeli görünen ve mimariye hizmet eden ve bir nevi obje konumunda yerleştirilmiş aktörler resmi geçidini izliyor olmak bana ne kazandırabilir ki diye düşünsem de(evet hep bir kazanç, menfaat, alacak verecek meselesi, sanatta bile), film beni tatlı esen rüzgarına kaptırmayı başardı en kısa sürede. On dokuz kişilik oyuncu listesine şöyle bir göz attığımda Parker Posey dışında tanıdık bir yüz göremedim(bilmiş bilmiş ay o şurada oynadı, bu buydu demeyin hepinizi bombalarım. Çok ciddiyim. Her şeyi izlemiş olmak zorunda değilim, hayatta bildiğim şeyler sınırlı, apartmanımda, mahallemde oturan herkesi bilmediğim gibi her oyuncuyu da tanıyamayabilirim. Arada bir de buradan size atarlanabilirim). Yönetmenin tercihen ön plana çıkardığı iki başrol oyuncusu dışında kalan tüm karakterler silik yüzler olarak amaca hizmet etmekteydiler görünüşe göre. Asıl başrolse filmin ismini de aldığı, Amerika’nın doğusunda yer alan Ohio Eyaleti’ne bağlı bir şehir olan Columbus’un mimarisiydi. Düz bir arazi üzerine kurulmuş olan şehrin isim babası ise İtalyan kaşif Christopher Columbus imiş. New York gibi yimi dört saat yaşayan canlı Amerikan şehirleri bir yana, geniş bulvarlarında keyfi olarak gerçekleştireceğiniz yürüyüşler haricinde yayan olarak işlerinizi görmenizin pek de mümkün olmadığı, dolayısıyla sokaklarında insana nadiren rastlandığı, sakinlerinin evden işe, işten eve, belki süpermarkete ya da alışveriş merkezlerine arabayla gittiği, toplu taşımaya nadiren rastlanan, yakın tarihli coğrafyada tarihi eserden çok, yakın tarihli fakat planlı programlı bir şekilde zevk sahibi beyinlerden çıkma binaların göz zevkine hitap ettiği simetrik bir şehir var arka planda. Filmin en büyük artısı da bu oluyor aslında. Bir tur rehberi olarak filmin kahramanlarının eşliğinde şehrin önemli noktalarını keşfe çıkıyorsunuz. Tadı damağınızda kalıyor bu arada. Bazen hikayenin önemli anlarını da ıskalıyorsunuz bu mimari harikalar silsilesini izlemekten. Neyse. Bu bir ilk film aynı zamanda. Sinema bir şey değil, bir yöntemdir diyen Güney Kore asıllı yönetmen Kogonada Vimeo’daki deneysel videolarıyla tanınırken, bir yandan Yasujiro Ozu üzerine doktora tezi hazırlarken diğer yandan gazetede karşısına çıkan ve az bilinen Columbus şehrinin modern mimarinin Mekke’si olarak nam saldığını öğrenmesi üzerine Ozu sinemasından referanslarla çekiyor filmini şehrin içinde. Her şey bir tesadüfle başlamış yönetmen için, siz tesadüfe tesadüf demeseniz de. Bir hikmeti var elbette. Geçelim artık filmin kendisine.

0A7C0DD3-B195-457E-9996-63D69687E99E

4C1E4424-AE83-4D8D-92CF-0912C85CBE7A

AD370E93-D351-4490-8AD7-4CA9ABFA5EF9

KIZ ve OĞLAN TANIŞIR :

Mimari canavarı başroldeki iki karakterden zeki ve yetenekli Casey yani Cassandra kütüphanede çalışmakta, dört yaşından beri annesiyle Columbus’da yaşamakta, üniversiteye gitmesi gerekirken şehir dışına gitmesine engel olarak annesinin onsuz yaşayamayacağını bahane eden on dokuz yirmi yaşlarında, herşeye rağmen yaşından olgun bir kızdır. Mimariye yoğun ilgi duymakta, tatlılığıyla erkeklerin onun yanında durmasını sağlamaktadır. Erkekler onu dinler, dinleye dinleye onu dinlemeyi bırakamaz hale gelirler. İş arkadaşı ondan hoşlanmakta fakat yüz bulamamaktadır. Tüm asılmaları karşılıksız kalır, bazıları hayatta hep asıldığıyla kalır. Filmin ana karakteri cool(kullanıyorum evet) bir karaktere sahip Jin’le aralarında aniden başlayan ve büyüyen arkadaşlıktaysa zorlama yoktur. Her şey bir sigarayla başlar, gelişir. Mimaridir dostluklarının rehberi. Jin babasının komaya girdiği haberini alınca Seul’den Columbus’a gelmiştir. Bir kitabevinde İngilizce’den Korece’ye çeviri yapmaktadır. Babasının asistanlığını yapan Eleanor’la geçmişte yaşandığı belirsiz ilişkileri depreşse de, Eleanor evlidir. Jin de günlerini Casey’le mimari turlarında geçirmektedir. Babası için gözyaşı dökmez, Casey’e iyileşmemesini dilediğini itiraf eder. Bu sevgisizliğin baş nedeniyse zamanında babasının işini ve öğrencilerini oğlundan çok önemsemesidir. Duygularından emin olamayan, hayata ve insanlara karşı mesafeli, şaşkınlığını soğukkanlılığıyla bastıran Jin, Casey’nin potansiyelini fark ettiği andan itibaren onu yüreklendirmeye çalışır. Aralarında cinsel çekimin izlerine dahi rastlayamasak da, Jin’in Casey’nin yörüngesine girdiğini görürüz. Film en çok bu yönüyle Lost in Translation’ı anımsatır.

Yukarıda bahsettiğim yumuşak rüzgarların etkisiyle romantik bir film izleyip, öylece unutacağınızı sanmayın sakın. Üzerine çok düşünülmüş bir film Columbus. Yalnızca yönetmeninden kaynaklı olduğunu düşündüğüm rahat rahat çekilmiş izlenimi veriyor izleyicisine, hepsi bu. Unutulmaz bir sahne barındırıyor içinde. Sesler, sözler olmaksızın duyguların gücüne şahit oluyoruz ve iliğinize işliyor bu sahne. Görüntü yönetiminin de çok büyük başarısı var filmin ruhunu kazanmasında. Bazı filmler canlıdır, bu film de öyle. Başrollerdeyse Kyle Chandler’ın Kore şubesi John Cho ve siyah beyaz İskandinav filmlerindeki yüzlere, özellikle de Bergman filmlerine çok yakışacak bir Haley Lu Richardson var. Amerika’ya gidebilirsem eğer Ohio ve Columbus’u da listeme alacağım gibi görünüyor. Sinemanın büyüsüyle kamaşan gözlere yön çizdirebiliyor bir film. Dokunduğunuz hayatlar üzerinde söz sahibisinizdir bundan böyle. Tıpkı Kogonada’nın söylediği gibi. Ve de bu filmle yaptığı gibi. Sinema gözlerinizi açar, daha iyi duyar, bakmaktan çok görmenizi sağlar. Bu tip filmler de hissetmenizi sağlar. Hisseden kazanır sadece. Bir saksı çiçeğinin bile duyguları vardır, siz onu dalından koparıp küçücük bir yere hapsetseniz de açar, küser, kapanır kendi kendine. Önce duygular, insanın bulaştığı her yerde duygusuz yaşanmaz  adına dünya denen cehennemde. Bu film bana bunları hissettirdi neden bilmesem de.

5FF5E347-28E2-4591-BCE7-A6328BE2F907

B33172FC-A79C-45B9-9F62-9A2A8BE95079

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

Mavi'nin Güncesi

Bazen bir jack daniels'tir mutluluğum

Gamze ama daha 20

yaşanmış hikayelerle sizlerleyim

BeBloggerofficial

''Either write something worth reading or do something worth writing.'' Benjamin Franklin

SÜLEYMAN DEVECI

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda-Creative thinking

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

osk4y.wordpress.com/

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Kendi Mobilya Setini Kur

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

İki Gezgin Aşığın da Dediği gibi; Gezin, Gezin, Dönün

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Sonradangelenler

Geç kalanlar için, hayatın içinden hemen hemen her şey.

%d blogcu bunu beğendi: