THE HANDMAID’S TALE, İKİNCİ SEZON

85B522B1-39A2-465F-800C-6EDABFE753E1

THE HANDMAID’S TALE, İKİNCİ SEZON :

Utanmadan yaşamak isterdim. Utanmaz olmak isterdim. Cahil olmak isterdim. O zaman ne kadar cahil olduğumu bilmezdim.” June

“-Tanrı’ya emanet ol.
-Kendine iyi bak!”

“Annem kadınlar her duruma alışır demişti. İki aydır buradayım. Buraya da alıştım.” June

“Tüm enerjini ve ruhunu bir adama mı vereceksin? Bu ülke boka gidiyor. Şimdi sokaklara çıkıp savaşma zamanı. Evcilik oynamanın değil.” Holly

“Güçlünün elindeki tutsaklar alınacak, zorbanın aldığı ganimet de kurtarılacak. Seninle çekişenle ben çekişeceğim. Senin çocuklarını ben kurtaracağım.” 

Şerefsizlerin seni ezmesine izin verme.”

Bir kadına zarar veren her erkek bir çocuğa da zarar verebilir.”

GİRİŞ :

On üç bölümlük dizinin sezon finalini izler izlemez soluğu burada almış bulunmaktayım. Yaprak Dökümü’ne benzedi, sonu bir türlü gelmedi diyenleriniz için diyebilirim ki, “gelmesin”, “kalsın” ya da “dursun”. Çünkü Atwood ve çünkü Atwood’sa dursun. Öte yandan biraz sakıza dönmüş müdür dizi, evet dönmüştür ama damla sakızlısına. On üç değil de on bölüm olsaymış yeter de artarmış. Yakın plan çok fazla ağlayan ve ağlamaya hazır kadın yüzleri seyircinin gözüne gözüne sokulmuş olup, Elizabeth Moss ve titreyen dudaklarından yer yer insana gına gelmiştir. Bu ise Moss’un değil, oyuncuya çok fazla yakın plan sahnede rol verme ısrarcısı yönetmenin kabahatidir. Öte yandan televizyonlarda ucu bucağı görünmez, ne yöne sapacağı kestirilemez ne biçim, her biçim ve o biçim yılan hikayeleri izlediğimizden on üç bölümden oluşan dizi bize azdır. Biz dayanırız, her şekilde de sindiririz. Bir de sayıları son derece az feminist eserlere laf söylemeye insanın dili de, kalemi de varmıyor. Böylesi distopik bir olasılığın mümkün olma ihtimali karşısında ise hem canınız sıkılıyor hem de uzak ihtimal dediğiniz dünyanın başınıza sağanak misali yağabileceği düşüncesinden ötürü tüm dünyaya duyduğunuz güvensizlik misliyle artıyor. Şahsen izlerken en tedirgin olduğum dizi budur. 

EEDA7255-FE8E-4382-BEAC-FDD75AD49E2E

Dizinin ikinci sezonunda işlenen ve üzerinde bir hayli durulan temalardan biri olan inanç meselesi tam metne uyulmuş ise eğer, kitabın yazarı hakkında da bir fikir sahibi olmanızı sağlıyor. Herkes bir şeylere inanma ihtiyacı duyuyor neticede. Bunu ifade etmenin ve istemenin en kolay yolu da dualardan geçiyor pratikte. İnançsızlık insanların zalimliğimden ve insanın insandan büyük zararlar gördüğü zamanlarda ortaya çıkıyor ya da artıyor çaresizlikten. June’un Tanrı’yı reddedişi onu terk ettiğini düşünmesinden kaynaklı ama yine de anmadan edemiyor adını. June Ateist filan değil kısaca. Ama yaşadıklarından sonra bir feministe dönüşüyor, başlangıçta öyle olmasa da.

725EAB78-590E-42A6-ACC5-68A767A0416A

C87132B1-3F16-4BEA-B18A-B73DDEA75B1F

Bu sezonda geçen sezondan miras karakterler arasında en çok yükselişe geçen isim çocuk özlemiyle yanıp tutuşan dindar Serena oluyor. Deyim yerindeyse insafa geliyor. Bunun müsebbibi olan kişiyse komutan eşi Fred Waterford. Bu noktaya gelişinin detaylarını izliyoruz flashback’lerle. Katı tutumunun altında yatan nedenlere şahit oluyoruz. Bir de Eden çıkıyor karşımıza. Başlarda tahammülü zor ve  gereksiz ölçüde itaatkar olsa da, bunun yetiştirilişinden kaynaklandığını anlıyoruz. Nick’le olan evliliğinde bulamadığı sevgi kırıntılarını ilk bahşedene hayır demiyor ve  büyük bir iştahla kabul ediyor hepsini. Sonra da arkasında durabiliyor yaptıklarının üstelik bu kız daha on beş yaşında. Bu rolüyle ve henüz daha ilk bölümüyle ekranlara gelmiş Jean-Marc Valllee’li Sharp Objects’deki Alice rolüyle bundan böyle adından daha sık söz ettireceğe benziyor Sydney Sweeney. Öne çıkan konuk oyunculardan bir diğeri de Holly rolündeki Cherry Jones oluyor. June, kızının ismini Holly koyuyor. Anne kız arasındaki fark toz pembe hayatı içinde olasılıkları düşünmekten aciz olan June’un bir gün gerçeklerle yüz yüze gelmesinden sonra kafasına dank ediyor. Geçmiş hayatına açılan pencerelerden gördüğümüz kadarıyla anne kız arasındaki uçurumun zulüm sonrası nasıl kapandığına şahit oluyoruz. Her kız gibi o da annesine dönüşüyor. Bir de gulaglardakine benzer bir hayatın içine düşmüş olan Mrs. O’Conner rolünde Marisa Tomei var. Emily onun hakkından gelesiye pek biçare o berbat yaşam koşulları içinde. Halbuki dindarlık kisvesi altında az kötülük etmemiş evine getirdiği damızlık kızlara. Şimdiyse posta posta dua ediyor. Sahte dindarlığı kendini gösteriyor her şekilde. Bir de yaş aldıkça Richard Dreyfuss’a benzeyen Bradley Whitford var Emily’nin gulaglardan alınarak gönderildiği bir başka evsahibi rolünde. Onun misyonu da Martha’larla anlaşarak damızlıkların kaçmalarına yardım etmek oluyor.

E757E663-5C3C-4D2B-8CB0-5943E713A377

B15A90DD-9981-46AC-AC9F-FC295B6668C4

DAMIZLIKLAR CEPHESİNDE BU SEZONDA NELER OLMAKTA?

Tam da ufak ufak başlayan isyanlar bir reddedişe dönüştüğünde bitmişti ilk sezon. Fakat Aunt Lydia faktörü bir kez daha kendini gösterince kızlar dünyanın kaç bucak olduğunu anlayıverdiler bir anda. Kızlar arasında hamile olanlarına düşük yaptırtacak kadar büyük bir gözdağıyla açıldı ikinci sezon. Gilead’da değişen bir şey olmadığını anlamış olduk böylelikle. Nick sayesinde evden kaçan June’sa saklanmak zorunda bırakıldığı ofiste bir zamanlar çok büyük bir katliamın yaşandığını anlayıp irkiliyordu duvardaki kan izlerinden ötürü. İnsanlar kah taranmış, kah asılmışlardı bu bir çeşit insan mezbahasında. Öldürülenlerin toplu halde katledildikleri yere kişisel eşyalarını getiren, mum yakan ve beş aylık hamile olan June’sa Tanrı ve İsa’ya sığınıyordu dua ederken. Mangalda kül bırakmayanların bile ara ara başını yastığa koyduğunda yaptığı şeyden bahsediyorum burada. Hele de çaresiz kaldığında. İster İngilizce, ister Arapça; ister Müslüman ister Hıristiyan, ister Kur’an’dan ister İncil’den, savaşta ve barışta ama en çok savaşta, yoklukta ve en sıkıntılı anlarda sığınılan dualardan.

0184DE65-E5CE-4140-B188-C6629410D9E1

CC93E9FE-BDEF-429C-AEE9-3FB5E9ADA3F2

161BEB9E-4FBC-48D9-8029-878E921F2C7D

Damızlıklar biyolojik kaderlerinden çok sahiplerinin kaderlerine katlanmak zorunda bırakılıyorlar. Hepsi birer ritüelleştirilmiş tecavüz mağduru. Güya eşlerinin gözetiminde gerçekleştirilen bebek odaklı tecavüzlerden sonraki ev yaşamlarında kocalarını damızlıklardan sakınan kadınların hal ve tavırlarıysa son derece rezilce ve içler acısı. Karaktersizleştirilmiş, sindirilmiş, yönetim yanlısı birer evkadınına dönüştürülmüşler. Komutan, Serena’nın yardımıyla June’a tecavüz ediyor erken doğum yapsın diye. Sonra da iyilik ediyor ona çocuğunu göstermek suretiyle. Tüm bu sevgisizliğin ve merhametsizliğin ortasında Eden vuruyor damgasını tüm sezona. Sözünden dönmüyor, sevdiği erkeği tek başına bırakmıyor, suç olarak görmediği davranışını üstleniyor, sonuçlarına da katlanıyor. Ölüme Isaac’le beraber atlıyorlar. Eden’ın dudaklarında Tanrı’nın sözleri, sığındıkları ve az sonra kavuşacakları onun merhametli kolları iken korkusuzca ilerliyorlar. Dünyada kalıcı üç şey olan iman, umut ve sevgiden en üstünü olan sevgi sayesinde göğüslüyorlar bu son sıkıntılı dakikaları. Benim de en beğendiğim bölüm oldu bu yüzden on ikinci bölüm: “Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır.” İncil, Korintliler 13, Sevginin Üstünlüğü’nden yapılan bu alıntılara tüm dünyanın ihtiyacı var aslında şu geldiğimiz noktada. Çünkü dinlerin, insanların, milletlerin birbirine üstünlüğü yoktur. Dünyadaki saçmalıkların sonunun gelmesi için yetkin olan gelip sınırlı olanı kaldırmalıdır. Bunun için Tanrı’ya ihtiyaç vardır. Zalimin zulmü varsa, sevenin Allah’ı var sözlerine sahip Aşık Mahsuni türküsünü aklıma getirmedi değil bu bölüm benim de. Bu yüzden Eden karakteri çok mühim bir rol üstlenmiştir ve tek misyon sahibi karakterdir.

7031EE09-EF36-4C66-818A-B3C1351E5567

Sezonlar arası bir kıyaslama yapmak gerektiğinde elbette ki ilk sezon daha iyiydi benim gözümde. Heart of Glass eşliğinde köprüde geçen sahne unutulacak gibi değildi. Onun üzerinde bir sahne bu sezon yoktu mesela. İkinci sezonun ilk bölümündeki toplu idam sahnesi görsel olarak iyiydi, fikrense sıradan. Yine de üçüncü sezonunu Eden’sız da olsa bekleyeceğim merakla. “Burning Down the House”’la Komutan’ın evine dönen June’un ve evin akibeti ise merak konusu. Ne olursa olsun son zamanların  üzerinde en çok durulması gereken, en değerli ve manidar dizisi budur. Bir avuç sağılacak inek gibi görülen bu nadide damızlıkların elden ele, pardon evden eve dolaştırılması esnasında aslında kısa bir zaman zarfında değiştirilen rejimden bahsedilmektedir alttan alta.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Maiperest

Ölürüm fakat bu bir devrim olur.

yedisihirlikitap

"sevenmagicbook"

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

Şehirler

Şehirler

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

Mavi'nin Güncesi

Bazen bir jack daniels'tir mutluluğum

Gamze ama daha 20

yaşanmış hikayelerle sizlerleyim

BeBloggerofficial

''Either write something worth reading or do something worth writing.'' Benjamin Franklin

SÜLEYMAN DEVECI

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda-Creative thinking

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

osk4y.wordpress.com/

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Kendi Mobilya Setini Kur

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

İki Gezgin Aşığın da Dediği gibi; Gezin, Gezin, Dönün

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Sonradangelenler

Geç kalanlar için, hayatın içinden hemen hemen her şey.

%d blogcu bunu beğendi: