DUNKIRK

06170535-20EB-47E6-A611-E52EB6E451A2

DUNKIRK :

“Kakası gelen bir herifi öldüremeyeceğin için sen de vagona, arkadaşlarına, Fransa’ya, adi politikacılara, Bosch’lara, tüm dünyaya lanet okursun. Yeryüzünün paramparça olmasını ve geriye hiçbir şeyin kalmamasını istersin. Yataklarında bok kokusundan uzakta uyuyanları lanetlersin. Gözünü yummayı başaramazsın, o zaman henüz tattığın mağlubiyetini, daha yeni başlayan esaretini ve bu vagonu dolduran ve asla tanışmak istememiş olduğun salaklarla birlikte yemeden içmeden dip dibe yaşamak olduğun salaklarla birlikte yemeden içmeden dip dibe yaşamak zorunda kalışını düşünmeden edemezsin.” Ben Rene Tardi Stalag 2B Kampında Savaş Esiri

Sonbahar yaprakları misali küçük el ilanlarının uçuştuğu şirin mi şirin evlerle bezeli bir sokak arasında yürüyen altı askerden biri olan er Tommy’nin de benzer bir sıkıntısı var tıpkı yukarıda alıntı yaptığım Jacques Tardi’nin İkinci Dünya Savaşı’nda esir düşen babasının anılarından derlediği grafik romanında olduğu gibi. Tek fark esirlerin gitmekte olduğu vagondaki tıkış tıkış ve kapalı ortamın yerini açık havada boş olan herhangi bir köşeye bırakmış olması. Tommy el ilanlarını biriktirip tuvalet kağıdı olarak kullanmak üzere bir kenara çekiliyor. Fakat zor zamanlarda hele de bu bir savaş ortamıysa insanın en temel ihtiyaçlarından birini gerçekleştirmesi bile öyle kolay olmuyor. İki ateş arasında kalan askerlerden beş’i Alman’larca vuruluyor. Fransız bariyerlerinden de kurtulup canını kurtarabilen Tommy bir kez daha fakat bu sefer de sahilde tekrar şansını deneyecekken, şimdi de bir erin bir başka eri sahilde gömerken, diğer yandan da postallarını ayağına geçirdiğini görüyor. İhtiyacı yine yarıda kalıyor. Yine yalnız değil çünkü. Tommy’nin sorunu hepimizin sorunu oluyor. Savaş böyle bir şey işte. Az evvel yanıbaşında ölen askerleri unutup, bu en insanı ihtiyacını karşılama gayretine düşüyorsun tekrar. Çünkü hayat devam ediyor senin için, diğerleri için bitmiş olsa da. Bu dakikalardan sonra finalde birleşecek olan üç ayrı hikaye üzerinden film ilerlemeye başlıyor. Kurgunun mahareti ve başarılı Hans Zimmer müzikleri ise kapana kısılmışlığı, çaresizliği, bilinmezliği ve korkuyu besliyor ve körüklüyor iyiden iyiye. Öyle ki rahat bir nefes almanıza müzik karar veriyor. Sinir bozucu aynı ritim hiç susmayabiliyor ya da siz iyice gerilin diye daha çok şiddetleniyor. Bir hafta önce mendirekte başlayan ilk hikayede Almanlar tarafından hava saldırısına uğrayan sahildeki askerlerin ilk etapta kendilerini attıkları kumların üzerinden, üzerlerine de iyice bir bomba yağdıktan ve bir kısmı havaya uçtuktan sonra, sanki tökezlemişler de düşmüşler gibi kalkıp normal hayatlarına devam edişlerini gösteriyor. Bir asker bağırıyor sadece öfkeyle nerede bu lanet hava kuvvetleri diye. Tommy bu hikayenin kahramanlarından. İkinci hikaye yine bir hafta öncesinde başlıyor. Donanma, sahildeki onlarca can yeleğini içlerine istiflemek suretiyle teknelere el koyma emri veriyor. Dunkirk’te bulunan askerleri tahliye amaçlı kullanılacak olan teknelerden biri bir baba oğul ve kahraman olmak hayali taşıyan on yedi yaşındaki savaş gönüllüsü George tarafından çok daha önceden halatları çözülüp, yol almaya başlıyor bile. Filmin üçüncü hikayesi ise gökyüzünde geçiyor. Telsizlerden gelen emre göre savaş uçaklarının içindeki pilotlardan Dunkirk üzerinde kırk dakika savaşmaya yetecek kadarlık bir yakıt ayırmaları isteniyor. Çetin mücadelenin başlamasına ise bir saat var daha.

58B3B353-D433-4D89-B6F3-F066DD5C6B1A

689A3033-B926-470E-AA2C-6A27F2848512

721B986E-BF82-4321-B5F1-272B0CB8C7CB

Dunkirk, Fransa’nın Belçika sınırında ve Manş Denizi kıyısında yer aldığından mendireğin üzerinden karşı kıyıya özlemle bakan Komutan, eli kolu bağlı, yuvam dediği toprakların, bulundukları yerden neredeyse görülebildiğini söylüyor. Sahilde bulunan asker sayısı 400000’ken kırk, elli bin kadarını Amiral Ramsey, otuz bin kadarını da Churchill istiyor. Tüm bu askerlerin sahilden tahliyesi ise imkansız. Mendirekten yapılacak olası bir tahliye esnasında gemi batacak olursa da tam bir felaket olarak son kaçış yolları da tıkanacak. Sularsa çok sığ ve gemi sahile yanaşsa, bu sefer de karaya oturmuş olacak. Askerleri kısım kısım taşıyacak küçük tekneleri de yok. Tek seçenekleri olan mendireği denediklerinde de hava saldırısının kurbanı oluyorlar. Komutan yine içli içli izliyor uzaktan mürettebatın denizin üstündeki can pazarını. Çokluğun içinde yok olanlar ileride birer sayı olarak hatırlanacaklar sadece ve şimdiden kim ölmüş kim kalmış, bir dolu bireysel trajedi kimsenin umrunda değil. Sahilde bunlar bunlar yaşandıktan sonra, bir asker üzerindekilerle sahilden denize giriyor kararlı bir şekilde. Ya yüzerek kaçacak yahut intihar ediyor çaresizlikten o dakikalarda, spor amaçlı yüzmediğine göre. Sahilde oturan Tommy ve iki arkadaşı sessizce ve hiç tepki göstermeden izliyorlar bu acıklı anı. Her ne olursa olsun hayatta kalmanın savaşı veriliyor öte yandan. Uzaktan bomba yüklü uçakların seslerini işittiklerinde korku içinde büzüşüyorlar oldukları yere. Suların çekilmeye başladığını ise görünmeye başlayan cesetlerden fark ediyorlar. Sahile vuran bir sürü ceset şişmiş kalmış denizin içinde. Ufukta bir ümit bekledikleri gemi ve uçaklar henüz ortada yoklar. Zaten gelse de bir tane gelecek ekonomik önlemler zinciri dahilinde. Ufukta Britanya için yapılacak olan bir sonraki savaş var çünkü. Zaman Hitler’in Avrupa’da terör estirdiği zaman, fakat film boyunca ne bir Alman askeri görüyoruz, ne de kan. Onun yerine endişe verici, sinir bozucu tekinsiz bir müzik var sadece.

F3165D5C-9281-4074-82C3-841DB359FABF

Askerlerin suyun yükselmesini umarak girip saklandıkları teknede yaşananlar yaşama dürtüsüyle kendilerinden olmayanı nasıl harcadıklarını gösteriyor. Hayatlarını kurtarmış olan Fransız askeri ilk önce olmak üzere, kendi alaylarından olmadığı için Tommy’i ikinci olarak hedefe oturtuyorlar ilk fırsatta. Bir başka sefer boğulmakla, yanmak arasında kalıyor askerler. Onların arasında Tommy de var. Havasızlıktan denizin altında boğulmak üzere olan petrole bulanmış askerler yüzeye çıkar çıkmaz tutuşuyorlar acı içinde. Bu ve daha pek çok iki ucu güzel değnek anları barındırıyor film.

Senaryosunu filmin aynı zamanda yönetmeni Christopher Nolan’ın yazdığı metindeki karakterler kurgu olmakla birlikte, araştırmaları esnasında esinlendiği pek çok karakterle benzerlik taşıyor aynı zamanda. Pilot rolünde Tom Hardy’nin canlandırdığı Farrier ya da Kenneth Branagh’nın canlandırdığı Kumandan Bolton gibi. Bu ve bunun gibi isimsiz pek çok kahramanın hikayesini kurgulamış yönetmen. Dayanışma içinde birbirlerini kollayıp, yeri geldiğinde hayat kurtaran askerler, tüm savaşlarda olduğu gibi sessiz birer kahraman olarak kalmışlar tarihin gölgesinde. Churchill’in de kabul ettiği gibi savaşlar her ne kadar tahliyeler ile kazanılmıyorsa da, bunca askerin kurtuluşu müttefik güçler açısından aynı zamanda çok mühim olup, çok büyük bir askeri felaketten kıl payı kurtulmuş oluyor Britanya. Bir ulusun belki de tüm Avrupa’nın kaderini değiştiren bir tahliye burada söz konusu olan. Koskoca bir ordu ve nice oğullar evlerine sağ salim dönebilmiş bu sayede bir sonraki savaş için saklanmak üzere.

304825F9-4ED7-419D-BC21-A358D4A71D11

4D5ACF01-653D-46CD-A9D3-95BAED85AFD0

Filmi beş aylık bir rötarla izlemiş olup, şaşırtıcı derecede beğendiğimi belirtmem gerek. Ama işte yönetmen yönetmen olunca, hiç ilginizi çekmeyecek bir tür ve konu bile sizi çekiyor içine. Mel Gibson’ın kötü eleştirilerden nasibini almış Hacksaw Ridge’ini görmezden gelmiştim mesela ama Dunkirk başka. Savaş karşıtı bir film olmasa da. Kurgusu, müziği ve görüntü yönetimi çok çok iyi olmakla beraber, oyunculuklar da mükemmel. Tek Oscar ve üç Tony ödüllü Mark Rylance, pilot koltuğundan kalkamasa da oturduğu yerden göz dolduran Tom Hardy, benim en çok Ken Loach filmi “The Wind That Shakes the Barley”deki rolüyle hatırladığım Cillian Murphy ve doksan doğumlu pek çok geleceği parlak aktörün yanı sıra Komutan rolünde karşımıza çıkan Kenneth Branagh var kadroda. Filmin sonlarına doğru tam da rahat bir nefes almışken düşman uçaklarının sesini duyduğu anda aktörün mendireğin üzerinde çaresizce kaderini beklerkenki bittik biz Tanrım bakışı unutulmazdı bu arada.

Destan diye diye kendi aramızda yaşattığımız, yerine gidince reklam mahiyetinde barkovizyondan izlediğimiz Çanakkale Savaşı’mız ve Kurtuluş Savaşı’mızın darısı başına diyorum ben de. Daha da ne diyeyim ki oturduğum yerden? Hollywood’u olan, Hollywood’lu olan düdüğü çalar işte böyle. Kültür emperyalizmi böyle olurmuş, gözlerin dolarmış bir başka milletin zaferini izlerken, yazık bizimkiler uyusun(babam gibi konuştum gece gece).

-“Benim yaşımdaki adamlar bu savaşı başlattı. Savaşmaları için neden çocuklarımızı gönderelim?” Mr. Dawson

26C182D9-CBE6-42EE-AF41-A4D61F08DF4F

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Gezginilla

“Daha iyi olanı değil, sana kendini daha iyi hissettireni seçmelisin.”

KAMERA SİSTEMLERİ (ANKARA)

Ankara Güvenlik Kamera Sistemleri Montaj Kurulum Satış Teknik Servisi

yeni bahar

YENİLİKÇİ KIZLAR

hayalimdeki şiirler

şiir,hikaye,deneme...

Sukut

Kadını Anlamak

İsmail Firdevsoğlu

Çok Okuyup Az Yazan Tarihçi

SaphilopeS

Gördüğüm gibi değil düşündüğüm gibi boyarım.

aleyna'nın blogu

Profesyonel Çekimler

Ümit Hüseyin ÖZER

Farklı bakış açıları, farklı fikirlere uzanır. Farklı fikirler, gelişim ve bilgiye temel oluşturur. Bilgi ise güçtür.

Sinemass'a Hoşgeldiniz

Sinema,Film,Eleştiri,Öneri

Gezegenim

"ama fırtına olmadan dalgalar büyümez ki!"

BİRİKTİRDİKLERİM

YAŞAM PORTALI

siyahgolge

siyahgolge

Sin Edebiyat

İki aylık şiir ve edebiyat dergisi - *Sin: Türkçe'de mezar Arapça'da saadet İngilizce'de günah.

Alperen Durak

#alperen #reis #birumutturyaşamak

Sadecilik

Sadeleşerek özgürleşin.

SÖZDÜŞÜM

Sözlerin Gülümsemesi Gülden Belli

İzmir nakliyat

İzmir evden eve nakliyat firmaları arasında en iyi ev taşıma ve ofis taşıma firmasıyız. Atasun evden eve nakliyat firmasıyla sizde izmirde sorunsuz ev taşıyın.

Taşkın Sarıkaya

Biz bugün yaşanmışlıklarımızı yaşıyoruz

Shu’s World

Sanat,şiir,edebiyat

ZÎZNASE

bilgelik sevgisi...bilgi aşkı

Aksaray Ömür Oto Kurtarma 7,24

aksaray cekici aksaray oto cekici aksaray kurtarici aksaray oto kurtarma aksaray kurtarici oto kurtarici aksaray oto cekici aksaray aksaray çekici

CeylancaHerşey

Dijital Kahve, Reklamcılık, Film ve Edebiyat Hakkında KADINCA

kendimesozumvarcom.wordpress.com/

Bu sayfadaki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi vardır.

Türkçe Öğrenmek istiyorumm

Dünyayı güzellik kurtaracak bir insanı sevmekle başlayacak herşey...

İnternet Günlüğüm

Oku, Anla, Anlat...

Haftalık Günlük

Gündem, İnceleme Yazıları ve Kahve

Dearpink

yaşama dair..

mythought

Wichtig ist zu verstehen, was man liest...

Dua Arşivim

2019 Açık ve Kapalı Günleri,Dua ve Salavatlar

geceninkuyusu

genelde içimden atmak için yazarım, hatırlamak için değil

harbicibellek

Unutmayalım diye yazıyoruz.

dealitquicker

Sports News all over the World and Everything

Benim sesim

Müziğim dillerde

siyah lale

açık söz ve cesaret herzaman işe yarar ;)

comMEDIA

iletişim ve medyaya dair herşey

%d blogcu bunu beğendi: