120 BPM(BATTEMENTS PAR MINUTE) : KALP ATIŞI DAKİKADA 120

63BDA86A-5FE0-4829-A8D3-4DCD90372F1A

120 BPM(BATTEMENTS PAR MINUTE) : KALP ATIŞI DAKİKADA 120

“Katil Mitterand!”

“AIDS bizim için bir savaş. Başkalarına görünmeyen bir savaş. Arkadaşlarımız ölüyor. Ölmek istemiyoruz. Her savaşın dönekleri vardır. AIDS de öyle. Bu salgını tanrının gay, bağımlı, hayat kadını ve hapistekileri öldürmek için gönderdiğini düşünenler duyarsızdır. Bunu kullanıp ayrımcılık ve nefreti uyandıranlar var. 1989’dan beri durmadan, yorulmadan her cephede savaşıyoruz. Birlikte güçlerimizi toplayabilir, bu salgına karşı koyabilir ve sorun olduğu kişisel trajediler ve sosyal problemleri duyurabiliriz. Birlikte bir topluluk kurabilir, birlikte bu hastalığa pozitif ve savaşçı bir ruhla yaklaşabiliriz. ACT UP PARIS AIDS’i bir meydan okuma olarak görüyor. Haydi bize katılın.”

Bazı zamanlar AIDS’in hayatımı nasıl değiştirdiğini görebiliyorum. Hayatı daha yoğun yaşıyorum. Sanki dünya farklı görünüyor. Sanki daha çok renk var gibi. Daha çok ses, daha çok hayat. Özellikle de sabahları.” Sean

“Homoseksüel bilincinin yapmacıklığını gözlemliyoruz. İlişkilerde aldatmayı doğrulayan. Aldırışsızlıktan duygusal yapmacıklığa kadar gidiyor. Bu dürüstlük eksikliği. Homoseksüel ilişkilerin istikrarsızlığını açıklıyor. Çünkü ortada güven yok. Bunu söyleyen Tony Anatrella, bir papaz ve psikoanalistmiş kendisi. Haftalık dergiler ve Le Monde’da iyi yorumlar almış. Aynı boku Baudrillard’dan da duyduk. İşte başlıyoruz: ‘Patalojik olarak kapalı çevrelerde yayılan bir virüs. Metaforik bir ensest ilişki. Nasıl yaşamışsan öyle ölürsün. Bağımlılar ya da homoseksüeller arasındaki AIDS yaygınlığı, bu kapalı dünyaların enseste dayalı doğasını açığa çıkarıyor.’ Biz de böyle çıkarımlar yaptık: ‘Dikkat bu kitapta homofobik ve AIDS hastası ve HIV pozitif olanları lekeleyen fikirler vardır. Bu stickerları itici fikirlerin olduğu sayfalara yapıştıracağız ve sanki arkadaşımız gibi davranan sosyolog ve filozofların kitaplarına da.’”

9B3396CC-A938-4939-A5B9-F2EA410E783C

3162CEDB-E437-4533-B628-C706112120C7

GİRİŞ :

Yirmili yaşlarda Fransa’da ister öğrenci olun ister çalışan ister işsiz olun ya da her ne olursanız olun, hakkınızı savunmanın, özgürce düşüncelerinizi paylaşmanın, aktivist olmanın, ölmek üzere olan bir AIDS hastası bile olsanız, siz farkında olmasanız da bir gün sizin ait olduğunuz bir gerçeklik üzerinden belki hemen ya da böyle yıllar yıllar sonra bir film yapılma ihtimalinizin kuvvetli olacağını ve bunun bile sizi ayrıcalıklı kılmaya yeteceğini sakın unutmayın. Sonuçta anılmak mühimdir üzerinizden yıllar geçmiş olsa bile. Ve Mitterand da anılmış oldu bir şekilde bu filmde binbir vesileyle. Zamanında bunun bir parçası olan yönetmen Robin Campillo’ysa kendisinin de bir parçası olduğu gerçekliğin filmini yapmış cesurca. 2018 Cannes Film Festivali yaklaşmışken, 2017’deki festivalden Grand Prix kazandığına bakılırsa da izlemek için bir parça geç kalındığını gösteren bir film oldu 120. Benim için öyle oldu en azından. 143 dakikalık süresi ise en büyük handikapı olmakla beraber, büyük kısmı bir anfide gerçekleştirilen ve filmden uzuun uzuun dakikalar çalan tartışmaların, daha doğrusu çoğunluğu gençlerden ve hastalıklarının seyri günü gününe tutmayan ve bu yüzden ara ara bir parça tahammülsüz olabilen bireylerden oluşan bir grubun bir konu üzerine kendileri sağlıksız olsalar da nasıl sağlıklı bir şekilde tartışılabildiklerini göstermesi açısından çok çok mühimdi. En azından biz hasretiz böyle şeylere ve de hasetleniyoruz oturduğumuz yerden böyle şeylere. Var olan temel eğitimin yetersizliğini ve ezberin yan etkilerinin bireyi toplum önünde nasıl çırılçıplak bıraktığını fark ediyorsunuz böylelikle. Çok yazık oluyor bize… Olan olmuş Köy Enstitüleri’nin kapatıldığı o günlerden bugünlere… Bir de din baskısı var şimdi Demokles’in Kılıcı gibi tepemizde(kibarcası üzerimizde). Daimi tehdit altında hissediyor insan kendini siyasi, ekonomik ve hukuki olarak; bir de manen yalnız hissediyor insan kendini vatandaşı olduğu ülkesinde yaşamaya çalışırken. Kafanızı karıştırdıysam eğer, konuyu daha fazla dağıtmadan geçiyorum 2017 tarihli Kalp Atışı 120 Dakika’nın bizi saran himayesine, çok pardon hikayesine, ama önce cast and crew’da ne var ne yokmuş bir bakmak gerekiyor IMDB diliyle.

79B6A7E9-3B73-49A5-AA0F-126CBAD0034E

6A95D7F4-AFC7-4139-AFC3-2A8C6A133FA6

Film, Robin Campillo’nun üçüncü uzun metraj yönetmenlik çalışması olmakla birlikte, bundan önceki en büyük başarısı olarak demeyelim de en hatırda kalan işi olarak tamamı amatör oyunculardan oluşan ve yönetmenliğini Laurent Cantet’nin yapmış olduğu Altın Palmiye ödüllü “The Class / Sınıf”ın senaryo çalışması olarak kalmış olmasında, Campillo’nun güçlü kaleminin onu bu noktaya getirdiğini unutmamak gerekiyor. Oyuncular arasında en çok adı duyulmuş olan ve Sophie rolüyle karşımıza çıkan Adele Haenel ise Dardenne Kardeşler’in Meçhul Kız’ında başrolde yer almıştı. Göz aşinalığı olanlar için, kendisini ön plana çıkarmadan, takım oyunculuğunda harikalar yaratan gösterişsiz bir aktrist olarak yine göz dolduruyor göründüğü her karede. Arjantinli oyuncu Mahuel Pere Biscayart’ın da çok farklı bir enerjisi vardı film boyunca. Çok da cüretkardı bana kalırsa. Ama orası Avrupa. Sektördeki yaklaşık on beş yıllık kariyeri göz önüne alındığındaysa, insan şaşırmadan edemiyor minyon fiziğin nelere kadir olduğunu görünce.

DDC81AEF-D962-4321-865A-6EB664D7371C

12D45277-F26B-4D41-B448-1F81C899E65D

KALP ATIŞI DAKİKADA 120 :

Film bir protesto sahnesiyle açılıyor. Sahne arkasından fırlayan eylemci bir grup genç uzuun ve sıkıcı bir konuşma yapan adamın sözlerini balla değil de, kan bombası ve kelepçeyle kesiyorlar. Bunu yapan ACT UP grubu ilk defa New York’da ‘89 yılında, gay topluluğu içinde AIDS hastası olan kişilerin haklarını korumak için kurulmuş olup, bizler film boyunca ACT UP PARIS’in eylemlerine tanıklık ediyoruz. Aralarına katılan dört yeni üyeyi gruba tanıtmadan önce kendilerini tanıtıyorlar, sonra da medya ve toplum karşısında nasıl görünecekleri anlatılıyor kendilerine nazikçe. Yani HIV durumları ne olursa olsun HIV pozitifli bireyler olarak hatırlanacakları gerçeğini. Hastalığı iyice nükseden bir arkadaşlarının uzun zaman önce kendileriyle bağlarını kopardığını ve yakın zamanda aldıkları ölüm haberini duyuruyorlar anfide. Mitterand’a resmi gönderilecekmiş AIDS salgınını hatırlatmak için. Filmin sonunda benzer bir kader bekliyor olacak Sean’u da. İlerleyen hastalığına çare bulunamadığından, bıkkınlıktan, umutsuzluktan o da vazgeçiyor davasından ve kenara çekilip ölmeye koyuluyor sessizce. Kendi derdine düşüyor kısaca. Grup tarafından onun fotoğrafları da Mitterand’a ulaşacak ve belki Mitterand görmeyecek bile, görse de umursamayacak kuvvetle muhtemel. Grubun protestolarının hedefi olan tek kişi Mitterand değil. Melton Pharm adlı dev ilaç firması, resmi tavsiyelere rağmen kondom makinesi koymamakta ısrarcı liseler, bağımlılara enfekte şırınga kullanılmasını önlemeyen iç işleri bakanlığı ve de sağlık bakanlığı. Her ay 6000 yeni hasta aralarına katılırken, bağımlılar arasındaki %4 olan HIV pozitifli sayısı %30’a çıkmış çünkü. Avrupa’nın başkenti sayılabilecek bir ülkede bağımlılara enfekte şırınga kullanılmasıysa akıllara ziyan bir olay tek kelimeyle.

9D234765-5DB7-4796-BACD-144BA75F62F2

Filmin odak noktası olan karakterlerin başında Sean ve Nathan geliyor. Bir süre sonra partner olmaya başlıyorlar. İlişkileri Sean AIDS’ten ölene dek sürüyor. Nathan negatif çıkmış ve partnerinin durumunu bile bile kabullenen taraf oluyor. Sean’un daha fazla acı çekmemesi için de ölmeden önce damar yolundan ilaç veriyor ona. Sean’sa herkes kadar korkuyor ölmekten. Ondan hırçın, ondan pes ediyor, ölüme tek başına gidecek ve verilen tüm bu mücadelenin sonunu göremeyeceği gibi, ona bir fayda sağlamayacağının bilincinde. Yine de ölüm döşeğinde, tüm halsizliğiyle sıkı sıkı tembihliyor şırıngayı eline batırma diye. O zaman üzülüyorsunuz işte Sean’a ve onun gibi verilen bütün kayıplara ve onların sevdiklerine. Film bunu başarıyor ve amacına da ulaşıyor. Son yıllarda koltuğunu en az kendisi kadar haşin hastalıklara bırakmış olduğu düşünülürse, bir dönem terör estirmiş olan AIDS’in, sahiplerine ve onların sevdiklerine neler neler çektirdiğini görüyoruz. Gerekli önlemler alınsa tablonun çok farklı olacağını da biliyoruz. Filmin ortasında yer alan Sean ve Nathan arasında geçen ve cinsellik içeren sahnelerin bu kadar uzun ve açıkça gösterilmesini, homofobiklerin gözlerini devirmelerine rağmen, eğitici olması açısından fena halde önemsemek gerekiyor. Bir de unutmadan belirtmek gerek Leaving Las Vegas’a da yüksek desibelli bir selam çakılıyor inceden. Benim en beğendiğim sahneyse her zamanki anfilerinde Gay Gururu ya da Onur Yürüyüşü(Gay Parade, Gay Pride ya da Gay Pride Parade) günü için slogan bulmaktaki yarışları idi. Ayrıca bir bütün olarak tüm eylemlerine bulaşan iyi niyeti sevdim, kendi aralarındaki dayanışmayı son saniyeye kadar bırakmayışlarını, birbirlerini statü kaygısız kabul edişlerini, tüm kanlı, küllü ve bol sloganlı eylemlerini, Sean’ın rüyasında gördüğü Seine’in kana bulanışını ve Paris’i ikiye ayıran nehri uzaktan izlemeyi, benim de bir zamanlar bir dergide ya da gazetede karşılaştığım, sonrasında rüyalarıma giren ve AIDS’den ölen bir adamın morarmış, şişmiş, canlı cenazeye dönmüş yüzünün ne amaçla topluma servis edildiğini acı bir şekilde hatırlattığı için, tarih okuyan Jeremie’nin tatlı yüzünü, politik cenazesini, hepsinden öte kendisi hasta yatağında ölümle pençeleşirken ACT UP’ın eylemlerini 1848 Fransız Devrimi ile özdeşleştirdiği için, çok uzak sevdim.

SON BİR SÖZ BENDEN SİZE : Hiçbir şey için geç kalınmadığını düşünmekteyim. Üzerinden neredeyse bir sene geçmiş olsa bile, mevsimler bir bahardan başka bahara geçmiş olsa bile ve bir senede insan hayatında çok şeyler değişmiş olsa bile bu filmi bir kez izleyin derim. Ben her filmi iki kez izleyenlerdenim.

F800B013-D307-491D-9C89-E4EAC9D87422

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

gagoriktosba

rise and rise again until become lions

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

%d blogcu bunu beğendi: