LÜBNAN

                                                                            LÜBNAN

    “Kardeşlerim şimdi ne söylüyorsam tek yürekten, yarın söylenecek binlerce yürekten.” Khalil Gibran

image Aynı coğrafyada bulunması sebebiyle Hatay iliyle haritadaki benzerliği gözlerden kaçmayan, hepi topu iki katı yüzölçümüne sahip, tek tarafı Akdeniz’le çevrili balık gibi bir ülke Lübnan. Barındırdığı onyedi etnik grup var. Tapınak Şövalyelerinin inançlarına esin kaynağı olmuş Dürzi’lerin bir kısmı da Lübnan’da yaşamakta. Dünya atlasında, dünya gözüyle incelendiğinde İsrail’e sınır komşuluğu da olmasa Portekiz-İspanya misali tek kara sınırı komşusu Suriye olacak olan, ne yazık ki ne içeriden, ne de dışarıdan huzuru ve sükuneti bulamamış, var olduğu coğrafyadan kendine düşen kan ve gözyaşının hakkını layıkıyla teslim etmiş, ağır bedeller ödemiş ve halen daha da ödemekte olan bir konumda bu küçük ve kıstırılmış ülke. Onun gerçekleriyle başbaşa kalıyorsunuz ülkenin tek umuma açık havaalanı olan Beyrut’taki Refik Hariri Havalimanına indikten sonra. Havalimanlarının isminden başlayacak olursak şehrin merkezinde bir tonluk TNT’nin patlatılması sonucu aracının içinde suikaste kurban giden eski başkanlarının hazin sonu çıkıyor karşınıza. Kaldığınız yere ulaşıncaya kadar barikatlardan geçmek durumunda kalabiliyorsunuz. Başınızı kaldırıp da bombalardan nasibini almış ve kaderlerine terk edilmiş onlarca apartman gördüğünüzde de barikatların var oluş nedenlerini anlıyorsunuz. Savaş her köşeye sinmiş. Bir bayram sabahı çok erken saatlerde Beyrut’a gelmişseniz eğer Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah ve onu çevreleyen kalaşnikoflu askerlerin şehrin belki de ülkenin en görkemli camisi olan mavi kubbeli El Emin camisinden çıkışına tanık olmanız içten bile değil. Elbette liderlerini görmeniz mümkün olmuyor bunca etten duvar karşısında. Seyahat boyunca karşılaştığınız Lübnan’lı askerlerle konuştuğunuzda ise onların da Hizbullah’tan ürktüklerini anlıyorsunuz. Şii inançlı olan örgüt ise İsrail’e tepki olarak İran(%90 Şii) ve Suriye(Esed ailesi Nusayrili yani Arap Alevileri) desteğiyle kurulmuş olup hem siyasi hem askeri kanada sahip bir durumda ve Müslüman camiasında son derece karizmatik bir lider olarak görülüyor Nasrallah. Ülkenin halen görev başındaki başbakanının ve devlet başkanınsa esamesi okunmuyor. Humeyni’yle benzerlik arıyorum ister istemez. Fisk, “Büyük Medeniyetler Savaşı”nda Humeyni’nin halk tarafından bunca sevilme nedenini merak edip, onu pür dikkat dinledikten sonra çok sakin ve yatıştırılmış üsluba sahip bu adamın konuşmalarında son derece basit kelimeler seçtiğini ve Şah’tan sonra halka inmeyi başarabildiğini, halk tarafından sevilme nedeninin en çok bu olduğundan bahseder(mütevazi ve basit, şaşaadan çok çok uzak ev hayatı bilinmektedir; bir çilehanede yaşamayı seçmiştir, saraydan ziyade). Nasrallah’ın konuşmalarında ise yüzünde güleç bir ifade fakat sesinde ve mimiklerinde heyecanlı bir üsluba sahip olduğu göze çarpar. Mitinglerde kullandığı coşkulu sesi ve hiç düşürmediği sağ elinin işaret parmağıyla kitleleri coşturmaktadır. Humeyni’nin son zamanları ve hastane odasında son nefesini verişine kadar geçen sürecin olduğu bir video olması çok ilginç. Tanrısal bir bakışla(sinemacılar bilir) çekilmiş bir belgeseldir karelere yansıyan; kalp masajı yaparlar, sevenleri gözyaşlarına boğulur, vs.

20131027-153445.jpg

İncil’in isminin geldiği yer olan “Byblos” oldukça şirin bir tatil kasabası görünümüne sahip eski bir liman kentidir balıkçıları ve genel manzarasıyla. Zamanında ünlülerin uğrak yeri olan bu şirin deniz kasabasını andıran şehrin plajlarında rahatlıkla denize girebileceğiniz gibi ömrünüzü de tüketebileceğiniz hissine kapılıyorsunuz balık ve Meşhur Lübnan rakısı Arak eşliğinde. “Jeita’da” bulunan iki mağara ise tam bir görsel şölen. Dünyada benzerleri bulunmakla beraber son derece sinematografik ama bir o kadar da nemli bu salkım saçak karstik oluşumlar ve içeride fotoğraf çekilmesi da yasak. Kurallara uyuyoruz bizde. Kayıkla dolaşacağınız ikinci bölüme girerken sizi Manisa Tarzanı’na benzer bir heykel karşılıyor. İsmi “Guardian of Time”(zamanın gardiyanı). Lübnan’lı bir heykeltraş tarafından yapılmış.Byblos

Guardian of Time
Guardian of Time

“Harissa” ise teleferikle çıkılan ve aynı gün içinde görebileceğiniz bir yer. Teleferikle çıkışınız hariç çok olağanüstü bir şey yok. Piyer Loti’den farkı ise mezarlık manzarasına karşılık el salladığınızda oturanlarından karşılık alabileceğiniz kadar yakın bir mesafede olan apartmanların arasından geçerek zirveye çıkacağınız. Meryem Ana heykeli ise benzerlerinden farklı değil. Ama gelmişken bir mum yakmadan da dönmeyin.

“Baalbeck’e” eğer günlük tur almadıysanız ulaşım o kadar kolay değil. Tek kişi seyahat ediyorsanız(benim gibi) taksiler pahalı ve iki saat sürecek yol boyunca tek şoförle haşır neşir olarak gitmek de işinize gelmezse(evet bire bir temas en korkuncu ama beterin beteri var. Bkz. yazının ilerisine), Şii’lerin mahallesindeki semt garajına geldiğiniz dolmuşu değiştirerek uzun bir seyahate hazır olmanız gerekiyor. Seçiminiz toplu taşım ise giyiminiz ona göre olmalı. Aksi takdirde saçı açık tek turist olarak mini eteğinizle gereksiz bir değil bir kaç risk almış oluyorsunuz ki bu da hareketlerinizi belirli ölçüde kısıtlayabiliyor. Nitekim bindiğim ilk dolmuşta yanıma oturan, yoldan aldığımız bir asker nerelisiniz diye sorduğunda bilinçdışı/bilinçaltı tüm benliğinizle “I’m the citizen of United Kingdom and half blood Arabic,” diye haykırıverdiğinizde ki hayatımda hiç bu kadar akıcı ve aksanlı İngilizce konuşmayı başardığımı hatırlamıyorum, karşı taraf hemen cevabı yapıştırıyor: “Then why don’t you speak Arabic?” Bunlar kırılma noktalarınız oluyor hayatınızdaki. Kendi ülke vatandaşlığımın değeri olmadığını düşünüyorum(yersiz eziklik). Pasaportumu isterse ne diyeceğimi düşünüyorum(Otellerinden kaçırılan pilotlar halen daha teslim edilmemişlerdi ve müthiş eğlenceli günler geçirdik diye demeç vermemişlerdi). Karşı tarafın topraklarında, onun üniformasının gücünün karşısında eziliyorum(hemen siz biz olduk, taraflar ve taraftarlar gökten inmiyor). Biz Türkler’i sevmediğiniz ve esir alınacağım korkusuyla bunca düzgün ingilizce sahibi oluverdim(hak korkusu başka, kul korkusu başkaymış) demeyi planlıyorum. Bana bu soruyu sorma hakkını ve cüretini bulduğuna göre daha fazlasını da yapabileceğini düşünüyorum, eteğime lanet ediyorum ve kadınlığıma ve bunlara lanet ettiğim için de kendime. Bu arada çocuk bu güpegündüz, yirmisinde var yok.. Bildiğim Arapça kelimeler o anki yarım aklımla kafamdan geçiyor: ahlan wa sahlan(hoşgeldiniz), merhaben(merhaba), keyfe haluke(nasılsın), şükran(teşekkür ederim), ene türki pardon ingli.. Tüm bunlar olurken şehir değiştiriyorum ve yol akmaya devam ediyor ben her ne kadar içerisi ile daha çok meşgul olsamda serinlik başlıyor, çok lüks jiplerin içinde bol estetikli kadın şoförler var. Kadınlar birbirine çok benziyor. Bir örnek burunlar, dolgun dudaklar, çıkık elmacık kemikleri. Ama doğal ve iri kahverengi gözleri tek imzaları hiç değişmeyecek olan. Bir kuaför salonundan başımı uzatıyorum ve “Caramel” filminden Nadine Labaki çıkıverecekmiş gibi geliyor elinde uzattığı ağdasıyla.. Erkeklerine gelirsek tatlı dilli ve kedi gibi yalvarıyorlar ama ben kedi dilini de bilmiyorum, ne yazık! Ve sonra hiç durmadan ve hiç nefes almadan sana öpücük atabiliyorlar(sabahın erken saatlerinde bizde tedavülden kalkmış Murat 124 benzeri bir arabanın içindeki dört esmer ve kaytan bıyıklı erkeğin çılgın öpücük yağmurunu ağzım açık izlerken birileri fotoğrafımızı çekmeliydi, her iki tarafın da). Sonradan onlara isim bile taktım: “Öpücükçüler!” Bu arada sayısız kontrolden geçiyoruz. Her yerde barikatlar var ve bu sizi tedirgin ediyor. Baalbeck’e en çok gelinmesi gereken zaman ise festival zamanı olan ağustos ortası. Bir çok ünlü isim Ortadoğu’nun bu en prestijli müzik olayında buluşuyor her sene. Fairuz’un memleketinde olduğumu hatırlatıyor bu bana. Bense hala dolmuştayım ve ayarlayamadığım bir iç sıkıntısıyla gidiyorum; ne az ne çok. Panik halinde bağırıyorum dolmuşta. “Someone, please stop the car,” kimse bir şey anlamıyor. Ama minibüsün içindeki herkes hareketleniyor, kendi aralarında Arapça konuşuyorlar. Kafalar bana dönüyor, bir sürü meraklı gözle ve kafamdan atamadığım mini eteğimle on yaşında bir kız çocuğu gibiyim. Şoför dolmuşu sağ tarafa çekiyor. Beni ne yapacaklarını bilemiyorlar. Artık ingilizce bilen askerde yok. O çoktan indi. İleride ise bir barikat daha var. Birden nerede olduğumu anlayamıyorum. Panikten Suriye sınırına geldiğimi düşlüyorum. İngilizce bas bas saatin beşe geldiğini, tüm ören yerlerinin kapandığını filan söylüyorum. İç sesim bir kur arapça kursuna gitmeliydin diyor. İç sesimin bana olur olmadık fısıldadıklarını söylesem bana deli dersiniz biliyorum ama diyor işte ve her dediği de çıkıyor. Çünkü o biliyor. Yanımdaki genç çocuk ben biliyorum diyor, ingilizce biliyormuş. Eteğim kısa olmasa alnından öpmek istiyorum onu(öpücükçülük bulaşıcı olabilir), kendimi zor frenliyorum(hayatınızı bir metrelik bez parçasına bağladığınız bir an vardır, -burada simge etektir, imgeyse etekle kafalarda yarattığınız imajınız- yanlış olduğunu bile bile kafanızdan atamadığınız saçmalıkla cebelleşir durursunuz). Benim söylediklerimi kısa ve öz bir şekilde tercüme ediyor. Şoför yanında oturan adam gel diye beni çağırıyor. Şukran diyorum kahramanım koltuk arkadaşıma. “Not at all!” diyor. Yolu ayıran yüksek tretuvardan beyaz bacaklarımı göstere göstere geçiyorum. O an sanki şu an ve ben o eteğimi o an çok seviyorum. Çünkü kendimi güvende hissedebiliyorum artık, otel odama dönebileceğim nihayet. Şükran. Bin muhteşem şükran. Git git bitmeyen yoldan ne hikmetse uçarak dönüyorum. En arkaya, büzüşmek yerine oturuyorum bu sefer. Pencere kenarındayım, camı açıyorum, rüzgarı yara yara dönüyoruz. Şehre geldiğimde ise Hamra dolmuşuna binip otelime geliyorum. Şehrin en muhteşem, en lüks oteli değil ama o benim ve kısa süreli evim bana saray görünüyor o an. Gene birileri olsa ve benim karşı kaldırımdan hayran hayran bu çok da yeni olmayan binaya bakışımı çekse.. Sevgiyle atıyorum adımlarımı içeriye. Resepsiyondaki gençler benim hiç beklenmedik güler yüzüm karşısında şaşkın. Ne kadar anlamsız bir şey yaşamış olduğumu ve neden böyle davrandığımı bilemezler; çünkü benim de hiçbir fikrim yok. İlk günlerde beni sinir içinde bırakan ayrıntılar şu an gözüme hoş görünüyorlar. Her oda temizliğinin ardından klozetin içinde bulduğum fıskiye ve onu klozetin içinden çıkarma çabam artık beni delirtemeyecek. Her gün bu ince detay için uyarmak istediğim oda servisine bir kez daha telefon açmak için vazgeçiyorum. Çalışanlar siyahi ve İngilizce bilmiyorlar. Burada daha küçük işlerde siyahlar çalışıyor. Bense Baalbeck’i göremeden döndüğümü düşünüyorum. Bir dolmuştan indim, bir diğerine bindim durdum. Ama gelecek sene belki festivale denk getirip, sanıyorum başarabilirim. Sanıyorum. Şu an benim için gerekli olan tek şeyse ılık bir duş, bir ağustos akşamında. Labanese Nights, Chris de Burgh

image

image

BEYRUT: Kaldığım otelden(Caesars Park) yürüyüş mesafesinde beş dakika uzaklıkta Hamra Caddesi ve cadde demode giyim mağazaları(her şey pullu payetli) ama iyi cafe’lerle dolu. Costa Cafe’de rahmetli Müslüm Gürses’in reenkarnesi ile karşılaşmak bile mümkün. Onu takiben Starbucks ve türevi cafe’ler ve bir çok da restoran var. Hediyelik eşya dükkanları var ama orjinal bir süs eşyası bulmanız pek mümkün değil. İyi bir kitapçısı var. Çalışanları ingilizce biliyor ve doları hemen kendi paralarına çeviriyorlar. Girdiğiniz cafe’lerde kitaplarıyla en çok sükse yapacağınız iki isimse devasa boyutlardaki kitabıyla Fisk ve Khalil Gibran. Fisk’i Beyrutlular çok seviyor. Gibran’a gelince adı Lübnan’la birlikte anılan bir filozof, bir ermiş, bir ressam, her çağın yazarı ve sürgünde bir huzursuz ruh aynı zamanda. Bir politikacıdan daha çok sevilmesi yüreğime su serpiyor.

“Ulusunu felakete sürükleyen kişi hiçbir zaman tohum ekmeyen, bir tuğla koymayan ya da bir giysi dikmeyen değil, politikayı meslek olarak seçendir.” Khalil Gibran

Öğle yemeği ve kahve içmek için girdiğim cafe’lerde beraber yemek yemek için erkek erkeğe randevulaşmış beyaz adamlar gazeteci ve hararetli tartışmalar yapıyorlar öğle yemekleri eşliğinde. Beyrut, Ortadoğu’da zorunlu ikamet etmek isteyen gazeteciler için en uygun yer. Gay’lerin de buluşma yerleri olduğunu basit bir club’ın ardından gittiğimiz, şehrin arka sokaklarından birindeki dört katlı binanın çatı katındaki yirmi dolar’a sınırsız içkinin sunulduğu açık hava partisinde anlıyorsunuz. “Cruising” filminden fırlamış yüzlerce erkek dans ediyor, flört ediyor. Şaşkınlığı üzerinizden attıktan sonra sıkılmaya başlıyorsunuz, çünkü burada size hiç talep olmadığını anlıyorsunuz. Hiç travesti de yok görünürde. Birkaç lezbiyen çift var sadece. Tuvalete kadar takip ediliyorsunuz ve çıkışınızda bile güvenlik sizi izliyor oluyor. “No drugs or nuclear weapons!” demek istiyorlar.

image1.jpg

Başka bir gece Gemmayzeh’deki Ermeni Lokantası Mayrig’e gittik ve ruffles’ı(sade olmalı) en sevdiğim ana yemeklerden biri olarak rahatlıkla sıralayabilen ben bile diyebilirim ki hem lokanta hem de Ermeni mutfağı olağanüstüydü ve fiyatları da muhteşem servise ve lezzete göre çok çok düşüktü. Keşke diyor insan Fisk’in kitabında okuduklarımı unutabilmek iki taraf için de mümkün olsaydı(savaşta bir sürü korkunç şey yaparlar insanlar birbirlerine mütemadiyen hem de misilleme olarak, sen barışta bari sükunetini koruyabil diyen birini tanımıştım). Akdeniz’de denize girmeden dönmek olmaz diyoruz ve merkezdeki Hotel Riviera Beirut’un plajından faydalanmak için türk lirasıyla altmış beş lirayı ödüyor, içeri giriyoruz. Havuzun içinde yarı beline kadar ıslanmış ama saçları kuru, elinde kokteyl ayakta beklemekte olan yığınla insanı garipsiyor insan. Ama konsept bu olunca bizlerde uyuyoruz ve vaziyeti idare ediyoruz. İçki ucuz olduğundan ilk kokteyl yetiyor ortamı benimsemenize. Akşam üzeri güzellik yarışması yapılıyor ve bence yapılacak en güzel şey ılık Akdeniz sularına bırakması insanın kendisini. Netice itibariyle İlber Hoca’nın da dediği gibi Ortadoğu bizim pınarımız ve doğduğumuz, geldiğimiz toprakları keşif için en yumuşak başlangıç Lübnan; şimdilik Mısır ve Suriye hayal olduğuna göre. Zamanında ben orada bulunmuştum diyor, üzüntüyle takip ediyorsunuz patlayan bombaları, öldürülen insanları(evet ölen insanla, öldürülen insanın bir farkı olmalı, hiç değilse anarken), el değiştiren sınırları gördükçe. Her keseye, her zevke, her damağa ve her çeşide hitap edecek bir şeyler bulmak mümkün burada. Yediğiniz en basit şey bile güzel çıkıyor. Lezzeti sizi şaşırtıyor. İnsanlarıysa iyi kalpli, güler yüzlü ve tatlı dilli.  Nadide bölgeler hariç yabancı düşmanlıkları yok. Şoförler biraz çılgın, trafikte bir sürü çarpılmış araba var ve bir o kadar da motor. Bana kalırsa en keyiflisiydi motorun arkasında kasksız(kimsede olmayan bir aksesuar buralarda) gitmek. Şehrin merkezinde adım başı göreceğiniz tanklar ve milisler sizi ürkütmesin, onlar hep vardılar ve artık sokakların bir çeşit aksesuarı konumundalar. Hele ki Khalil Gibran’a karşı özel bir hayranlık besliyorsanız, gözlerinizi kapatın ve Bsharri’ye doğru yol alın. Gibran’ ı göreceksiniz, hemen önünüzde, o da bizim gibi hayatta halen. Ben kapattım ve gördüm. Ruhum bana fısıldadı.

“Büyük acı, büyük arınmadır./Great pain is great purification.” May Ziyade, Gibran’ın ölümünden sonra çektiği acıya istinaden söylemiştir, “Aşk Mektupları’nda” geçer.

image

Yollarda karşılaştığım yüzlerce kayıp ruh düştükleri şüphe kuyularından kurtulup, nedenlerine cevap bulmak için il il, ülke ülke dolaşıyorlar. İçsel arayışları onları kendilerini unutup tekrar buldurtma noktasına getirinceye dek gezecekler dünyanın üzerinde. Nereye gidersem gideyim, ne görürsem göreyim, kimi seversem seveyim hepsi geçti. Kısıtlı ömrümse bir durak. Anladım ki aradığım hiçbir sorunun cevabı bu dünyada yok. Cevaplar hep başka adreslerde. Benim tebligatım benim henüz bilmediğim bir elde. Şimdiyse beni bir ülkeden diğerine uçuran pilotların anonsları var kulağımda, ikram yapan hostesler, kısa süreli yol arkadaşlarım ve rötarla kalkan büyük beyaz kuşun içindeyim, uçuyorum İstanbul’a doğru.

image

image

image

Reklamlar

LÜBNAN’ için 15 yanıt

Add yours

    1. Ama burası evlilik sitesi değil ki. Ben çöpçatan değilim ki. İslami ya da değil evlilik siteleri var. Dolu. Televizyonlarda insanlar aylarca yayılıyorlar bir programın koltuklarında hem evleniriz hem eğleniriz diye. Sosyalleşmek bir başka çözüm. Aradığınız bir eşse eğer bu ülkede çözüm çok. Herkes herkesi başa göz etme meraklısı. Kimse geride bekar kalsın istemiyor. Sizin işiniz en kolayı.

      Beğen

  1. Blgn evet benim istediğim kişi nasip oLmadıya ona üzülüyorum o olsaydı yaşamım daha değişik olurdu Mutlu olurdum o demek istediğim sizde haklısınız tabiki

    Beğen

  2. Belgin ismimin tersi nigleb gençliğim gelse dünya ters dönse yaşım 17 olsa keşke en çok gençliğimin ilkbaharını özledim ben

    Beğen

  3. Blgn çarşamba akşamı saat 7de benim rolümün provası olucak çok heyeçanlıyım ful ezberim mürüvvet ben hesna kadı rolündeyiz inş iyi geçer tiyatro hocamız hadi edebiyatçı döktür kelimeleri diyor bana her provamda

    Beğen

  4. Blgn bizim kokoreç dükkanımız iyi gidiyordu işlerimiz çok yiyecek üzerine dükkan açıldı bizim işler kesat gidiyomuş bide ortağımızın Birisisde kaytarıyormuş şubat 1 de kapanacakmış kızım ahenk çok üzülecek buna hayırlısı diyelim yapacak bişey yokmuş

    Beğen

  5. Blgn kokoreç dükkanın kapanmasıertelendi ortak olan Önder yalvarmış yakarmış İbrahim’e ekmek teknem bu benim kapanmasın diye yalvarmış devam edelim nolursun İbrahim amca demiş oda iyi bakalım bidaha uyumsuzluk yapma demiş Önder’e inş Hyrlısı bakalım

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

gagoriktosba

rise and rise again until become lions

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

%d blogcu bunu beğendi: