IN THE FADE : PARAMPARÇA : AUS DEM NICHTS

5236A698-69E8-4BC5-A2A8-1BCF5C03CFEC

IN THE FADE : PARAMPARÇA : AUS DEM NICHTS :

“İlk tehlike patlamadan dolayı oluşan şok dalgası. Çocuk solunum sisteminde nefes alma travması, ağır gerilimle basınç travması oluşuyor ve iki akciğeri de çevresel kanama geçiriyor. İkinci tehlike ise enkaz ve şarapnel. Çocuğun merkez üst karnında hala duran sivri uçlu bir metal yüzünden üç santimlik bir yara boşluğu açılmış. Ayrıca sekizinci omurgasını da delmiş. Bundan dolayı oluşan yara büyük ve küçük bağırsakları yırtmış. Ayrıca karaciğeri parçalamış ve karın damarını yırtmış. Gövde, farklı derinliklerde on santimetreye kadar çıkan tırnaklarla on dört kez küçük, yuvarlak ve düz yaralarla zarar görmüş. Üçüncü tehlike ise çok yüksek ısı. Patlamanın merkezi kısa bir sürede 1000 dereceye ulaşıyor. Vücutta, kafada, yüzde, gövdede, kollarda ve bacaklarda yoğun yanıklar vardı. Saç kafa derisine kadar yanmıştı. Ayrıca gözlerde tamamen yanmış ve erimişlerdi. Sağ ön kol az hasar görmüştü. Bacak vücuttan altı metre uzaklıkta bulundu.” Otopsi kayıtlarından

“Beni ve Rocco’yu öldürdüklerini düşün, Nuri’ninse yaşadığını. O kadar lagalugayı dinlemezdi bile.” Katja Şekerci

GİRİŞ :

“Yine geç kaldım.” Ama ben bunu hep yapıyorum. Film ilk gösteriminin yapıldığı Cannes’dan bileğinin hakkıyla Diane Kruger’a giden en iyi kadın oyuncu ödülünü, sonra da Altın Küre’den yabancı dilde en iyi film ödülünü ve daha da pek çok prestijli ödül törenlerinden topladığı ödüllerle sezonunu kapatmışken, üstelik yeni bir Cannes Film Festivali kapıdayken, benim kalemime düşebildi en nihayet. Almanya adına yarışan “Paramparça” Oscar’larda en iyi yabancı film kategorisinde ilk beş’e girememişti. Olsun. Benim için tek mühim olan yıllar yıllar sonra izlediğim ilk Fatih Akın filmi olmuş olması. Biraz ihmal etmişiz kendisini. Üzülerek belirtiyorum. Ve yıllara göre Fatih Akın filmlerine baktığımda son olarak Soul Kitchen’ını izlemiş olduğumu görüyorum. Sene 2009 imiş. Fatih Akın sineması denilince ilk akla gelen Duvara Karşı’dır. Zeki Demirkubuz’un Kader’iyle, Fatih Akın’ın Duvara Karşı’sı benim unutulmazlarımdır. İkisi de vurucudur, ayrı ayrı duvara çarpar insanı. Kader bunu bir parça daha sakin yapsa da, Duvara Karşı’da çok kilometre hızla beton bir duvara çakılıverirsiniz bir anda.

Akın’ın izlemiş olduğum filmlerindeki ortak temalarının yanında ırkçılık başrolde bu defasında. 2000-2007 yılları arasında, Almanya’da, Nasyonal Sosyalist Grubu, göçmen geçmişli dokuz kişiyi ve bir polisi vurup birden çok bombalama yaptıktan sonra eylemlerinin amacına bir neden olarak Alman olmayan kurbanları hedef olarak seçmelerini göstermiş. Yani filmde bahsi geçen Adli Tıp uzmanının açıkladığı bir bombalı eylem sonrası vücutta oluşabilecek hasarın o çok acı boyutlarının nedeni Alman olmadan Almanya’da bulunuyor olmak, Alman olmadan Almanya’da doğmak, yine bir Alman olmadan hasbelkader bir Alman’la evlilik yapmış olmak, sonra mesela Müslüman olmak, yanlış zamanda yanlış yerde olmak, vs. olabilir pekala da. Filmin ilerleyen dakikalarında global bir Nazi ağına şahit oluyoruz bir de. Sonra da Yunanistan’da boy gösteren ve ırkçı eylemler içindeki Golden Dawn partisinin elemanlarının marifetlerine tanık oluyoruz. Bilmeyenler açısından da partinin varlığına. Ellerine düşmeye, hedefleri olmaya, yanlış zamanda yanlış yerde olmaya gör, bir Türk orospusu olarak anılırsın Neo-Nazi yanlılarının dilinde, Alman olsan bile.

Türkiye kökenli olup Almanya doğumlu ve Alman vatandaşı olması açısından da bizim en şanslı yönetmenlerimizdendir Fatih Akın. Çünkü bir başka vatanı vardır her zaman sığınabileceği. Türkiye olmazsa Almanya, Almanya olmazsa bir başka Avrupa ülkesi. Her filminde bu git geller çıkar karşımıza. Bazen de “Yaşamın Kıyısında”da olduğu üzere tabutlardaki cansız bedenlerdir iki ülke arasında gidip gelen. Bizimse sığınabileceğimiz ne başka bir ülke var, ne de açılmış da gel bize gel bize diyen geniş geniş kollar. Önümüze konan kırıntılarla günü geçirip, başımıza dert açmadan, sinirden tırnaklarımızı yesek de kimselere belli etmeden özgürlükler ülkesinde nefesimizi vereceğiz nihayetinde. Durum onu gösteriyor. Vaziyeti kurtarıyoruz kendi kendimize. Almanya’da bir Türk orospusu olarak anılmak mı, yoksa burada başka türlü endişeler içinde yaşamak mı daha zor bilemiyor insan. Ama bu film başta olmak üzere, Fatih Akın’ın kimliği çerçevesinde bu ve benzeri pek çok düşünce üşüşüyor insanın aklına. Keşke daha çok yönetmenimiz yurtdışında filmler yapabilse, bize de oturup izlemesi düşse. Lykke Li’nin şarkısıysa kulaklarımda hala: “ I know places”. Ve de Hindi Zahra’dan “The Blues”. Başarılı bir soundtrack çalışması var filmin ayrıca.

9994ABC9-6795-4C51-AE4C-817983B1C4C6

CBA4CF19-C7CA-4D06-A05A-C615AB732006

PARAMPARÇA :

Filmin kahramanı Katja biricik oğlu Rocco ve kocası Nuri’yi bir bombalama eylemi sebebiyle kaybedeceğinden habersiz, oğlunu işyerindeki kocasına emanet edip hamile kız arkadaşı ile beraber mutlu mesut Türk hamamına gidiyor. Geri döndüğündeyse işyerlerinin olduğu caddedeki polis barikatıyla karşılaşıyor. Filmin ilk bölümünü oluşturan Aile kavramı her anlamda paramparça oluyor patlamayla beraber. Kocasını ve oğlunu kaybediyor Katja. Bundan sonra polis soruşturması ve mahkemede yaşananlar gözler önüne seriliyor aşama aşama. Soruşturmayı farklı bir boyuta taşıyan yine kendisi oluyor. Bisikletini işyerinin önüne koymuş olan kızın eşgalini ve selesindeki kutunun robot resimlerini çizdiriyor polise. Polisse soruşturma kapsamında kocasını, kocasının inancını, eski uyuşturucu bağlantılarını, varsa örgüt bağlantılarını eşeleyedursun, Katja’nın şüphe duyduğu ve bu şüphesinden emin olduğu Neo Naziler var sadece. Böylelikle de soruşturmanın seyrini değiştiriyor, zanlıları yakalatıyor çarçabuk. Fakat gel gör ki mahkemede işler istedikleri yönde gitmiyor. Mağdurken asıl zanlı onlar olacaklar nerdeyse. Eylemlerinden pişmanlık duymayan Neo Nazi çift, onlardan da korkunç ve hırslı avukatları, yalancı Yunan şahit, delilleri yetersiz bulan hakim ve bu aşamada soluksuz geçen mahkeme sahnelerini izliyoruz. Çekim açıları ve Kruger’ın mimikleri sizi histen hisse sürüklerken, bu dünyada adaletin adli makamlarca sağlanamadığında, kişinin mağduriyeti de hesaba katıldığında o beklenip de gelmeyen ilahi adaletin yeryüzündeki elinin karşı hamlesinin doğruluğunu tartışırken, Akın’ın filmindeki son’un son’ların en alası olduğunu düşünüyor insan. Başka türlü bir sonla bu filmin bitirildiğini ne düşünmek istiyor insan ne de görmek. Kısaca, benim açımdan, son’ların hasıyla, son’ların en alasıyla karşı karşıya geliyoruz. Bir başka son’la, daha doğrusu tüm bu yaşananları hazmetmiş bir Katja’yla, hele ki “Üç Renk : Mavi”deki gibi bir sonla ekran karşısından ayrılmam mümkün olmayabilirdi kanımca. İnsanın en sevdiklerini böylesi şiddet dolu bir eylem sonucunda kaybettikten sonra hayata tutunup tutunamayacağını düşünüyor insan. Bütün hayatın bomboş kalıyor bir anda, başka anneler bebeklerini emzirirken, bir baba çocuğunu ertesi gün erkenden okula bırakmak telaşındayken, senin olan senden alınıyor anlamsızca ve ne devlet, ne hukuk senden alınanı sana veremeyeceği gibi, arka dahi çıkmıyor. İnsanların adına karar veren mahkeme bir de sanıkların mahkeme ücretlerini ve diğer giderlerini karşılıyor. Onlar da masraflarını nasılsa devletin üstlendiği ikinci balayına çıkıyorlar bir Yunan Adasında. Sense yenilgin ve hıncınla az evvel pataklanmış ve kapının önüne konmuş sokak köpekleri gibi ortada kalıyorsun. Başını sokacağın evin var ama içi boş. Bir adamı sevmişsin bakmamışsın oralı buralı diye, sonra da bir çocuk yapmışsın; bundan böyle hiçbiri yok. Ve aynı ikiyüzlü mahkeme yeterli delil yok diyerek, en çok da senin ve öldürülen kocanın uyuşturucu geçmişinden hareketle bir takım çıkarımlar yapmış mahkemede, özellikle de savunma avukatının fitlemesi sayesinde. Anneliği bir meslek olarak gören bir kadın ve zamanında uyuşturucu satmış eşi birer rehabilitasyon örneği olabilecekken günah keçisine dönüşmüşler adeta.

F7BF6E23-8FC1-4AB1-BF3A-923443186116

9777F9F0-1118-4C36-98AA-0DCB9B04C0BF

4CAEB85A-B365-4C63-8FEF-A9596B292D9E

Film Türkçe’ye çevrilirken uygun görülmüş olan Paramparça ismi bu filmin kahramanları için çok çok önemli. Neden mi? Çünkü iyi kötü, suçlu masum, Türk Alman, çocuk ya da erişkin hepsi paramparça ölüyorlar. Geride kalanları ise ister istemez kendileri gibi bin parçaya bölüyorlar. En başta da Katja’yı. Trajedisi kendinde saklı kadın karakterlere Fatih Akın’ın filmlerinde sık sık karşılaşıyoruz. Duvara Karşı’nın Sibel’i, Yaşamın Kıyısında’nın Ayten’i, son olarak da Paramparça’nın Katja’sı. Ayrı ayrı cefalar çekiyorlar hayatın içinde. Toz pembe hayatlar yaşayan karakterlerle işi yok yönetmenin ve Akın benim gözümde başrolüne kadın karakterler koyarak onların rüzgarına, acı tatlı serüvenlerine seyircisini katarak, galiba büyülü deniyor bu duruma biraz, bir yolculuğa çıkarıyor izleyicisini. Kahramanın yolculuğunun sonunda bütün bir hayatı sorgulatıyor bize. Katja elinde kalanlara bakıyor son bir kez. Ailesiyle beraber mutlu geçirilen anlara dair birkaç dakikalık video bunlar sadece. Bunlarla avunup avunamayacağını, kendine yeni bir hayat kurup kaldığı yerden devam edip edemeyeceğini düşünüyorsunuz film müddetince. Bir tarafınız bunun böyle gitmeyeceğini bilse de, bir minik serçe buna engel olabilir mi diyorsunuz bir an…ama sonra içinizin yağları erimiş şekilde kalkıyorsunuz gömüldüğünüz koltuktan. Fassbinder sinemasını ne kadar sevmişsem, Akın’ınkini de o kadar seviyor ve beğeniyorum. Duygularınızla hareket ediyorsunuz onun filmlerinin içinde ve en çok da dürtüsel karakterler zemin hazırlıyorlar bu gidişata.

İyi oyuncular ve iyi performanslarla karşılaşacağınız filmde, Katja’nın polise verdiği ilk tepkisinde attığı çığlıkla acısını ifade edişine şahit olduk, çaresizliğine, yaşadığı şoka. Sonra mücadelesine ve en nihayet kendi başının çaresine bakmak durumunda kalışına. Zamanında ailesiyle beraber girdikleri denizin suları gökyüzüne dönüştü ve kurtulmuş oldu nihayet Katja acısından, hem de sevdiklerinden ayrı kalmaktan. Dünya ise ırkçı eylemlerinden utanmayan iki mikroptan arınmış oldu ve yer açılmış oldu geride kalanlara.

Sen ölmezsen hep yaşarsan, ben ölmezsem hep yaşarsam, nasıl dayanır dünya bunca kalabalığa söyle!

2F290DBE-42DE-4332-8F63-4AB43EEE6E00

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

ERSOY SELKİ

insan insana,can cana. . YAŞAM ,ÇOCUK, FOTOĞRAF,DÜŞÜNCE,EĞİTİM , ŞİİR, 🎶

Maiperest

Ölürüm fakat bu bir devrim olur.

yedisihirlikitap

"sevenmagicbook"

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

Şehirler

Şehirler

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

Mavi'nin Güncesi

Bazen bir jack daniels'tir mutluluğum

Gamze ama daha 20

yaşanmış hikayelerle sizlerleyim

BeBloggerofficial

''Either write something worth reading or do something worth writing.'' Benjamin Franklin

SÜLEYMAN DEVECI

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda-Creative thinking

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

osk4y.wordpress.com/

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

KAFES

Kendi kafeslerinin kilitlerini kıran özgür kelimeler

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

guneyset.wordpress.com/

Kendi Mobilya Setini Kur

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

İki Gezgin Aşığın da Dediği gibi; Gezin, Gezin, Dönün

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

%d blogcu bunu beğendi: