BENİM VAROŞ HİKAYEM : MY SUBURBAN STORIES

9628F643-1A76-4573-98F5-6FB2B8838D37

BENİM VAROŞ HİKAYEM : MY SUBURBAN STORIES

“Demir olsam çürürdüm, toprak oldum da dayandım.” Yaşar Kemal

“Pasaklı herifler, başarılı kadınları kıskanır.” Naime(çok doğru bir tespit)

“Yokluk düzene sövdürür.” (bu da öyle)

GİRİŞ :

2016 yılında yapılmış ve yakın tarihlerde sadece ve sadece bir yerde gösterildiği için o gösterildiği platformu online satın almama neden olmuş bir belgeseldir “Benim Güzel Çamaşırhanem” pardon “Benim Varoş Hikayem”. Benim için anlamı büyüktür yani. Filmin yönetmeni olan Yunus Ozan Korkut’sa, sesinden anlaşılacağı üzere genç bir arkadaşımız ve belgeselin geçtiği sokakların çocuğu imiş. Bu özel durumunu filmin başında ve sonunda kendi sesinden de dinlediğimiz gibi, aynı özel durumun adıysa Adana Ceyhan’lı olmakmış. Hepsi o kadar. Neymiş bu Adana’lı ama bir de Ceyhan’lı olmanın insana kattığı anlam ve önem dediğinizde, onun cevabını filmin sonunda Çulluk Yusuf veriyor kısaca: “Adana yetiştirir, Ceyhan bitirir.” Yani insanı bitiren bir tarafı varmış Ceyhan’lı olmanın, o topraklarda doğmuş olmanın. Bir suç batağına doğuyormuşsunuz herşeyden önce, siz masum olsanız da çevre faktörü diyorlar ya hani, işte o bırakmıyormuş yakanızı ya da doğanızda olan suça eğilim ortamını da bulunca palazlanıyormuş iyice. Filmde öyle çok örneği var ki bunun. Yunus Ozan nasıl kurtulmuş peki diyeceksiniz, okuyarak kurtulmuş diyeceğim ben de. Sonra da izleyerek, son olarak da filmler çekerek. Sonra da ilk iş dönüp gelmiş, sokaklarının belgeselini yapmış. Böyle bir filmin, onu, kariyerinde hangi noktalara getireceğini ise zaman gösterecek. Yakın zamanda filmde yer alan karakterlerden bazıları uyuşturucuyu, suçu ve suçluyu özendirdiği gerekçesiyle polis tarafından(en başta narkotik olsa gerek) düzenlenen bir şafak operasyonuyla gözaltına alınmış olup, iki kişinin o esnada zaten cezaevinde yatmakta olduğu tespit edilmiştir. Filmde hayatına özenilecek kimse yoktur. Bu filmi çekmek, hadi çektin yayınlatmak, hadi yayınlattın belaya bulaşmadan yoluna devam edebilmenin öyle kolay bir şey olmadığını anlamış bulunmaktayız bu şekilde. Cesur bir iş yapmış bu açıdan Yunus Ozan kardeşimiz. Cesur bir şey yapmış bütün oyuncu kardeşlerimiz ki, onların tabiatları öyle imiş anlaşıldığı üzere. Öte yandan filmdeki anlatıcı konumundaki karakterlerden çoğunun bir ya da birden çok defa bu tip tecrübeleri olduğu düşünüldüğünde, zahmetinin filmde rol almaktan daha az önemli olduğunu düşünüyorsunuz içten içe. Kaybedenlerdensen eğer, bir kez daha kaybetmenin zararı olmuyor olabilir. Bu karakterlerden pek çoğu zaten doğuştan kaybedenlerden, yine anlaşıldığı üzere. Devran’ın dediği gibi “Acı Hayat” yakıyor tadına bakanı, iyice acıtmadan da bırakmıyor öyle kolay kolay.

874D3BD6-96A8-4E1A-9726-0D6ACF1F18DE

301CE6D6-F499-4E52-B680-2005D79FF80D

D9952BC2-7EB6-406A-9A00-35D83509268C

BENİM VAROŞ HİKAYEM :

Filmin başında yönetmenin mahallesine dönerek geçmişinden bahsedişinde bile trajikomik bir hal var. Yunus Ozan’ın kendi sesinden arkadaşlarının yarısını sulama kanallarında kaybedişini dinliyoruz. İnsanın ilk gözünün önüne gelen şey, Adana’nın yakar yakar kavurur sıcağında üzerlerinde külotlarla, buldukları en yakın su birikintisine atlayan çocukların görüntüsü oluyor. Başıboşluk, kolluk simit gibi koruyucu materyaller takmamış olmak, ayrıca bir yüzme öğretmeni eşliğinde olimpik bir havuzda çalışmamış olmanın eksikliği ve burjuvazinin gizli çekiciliği sarmamış dört bir yanlarını. Sonuç mu, boğularak ölüyorlar saçma sapan şekilde. Boğulup ölmeden kurtulanlarsa başka başka hayatlar yaşıyorlar mahallelerinde. Hayatta kalan için de kolay olmuyor ki hiçbir şey. Bu film işte onların ve onların babalarının, ablalarının, annelerinin ya da komşularının hikayesini anlatıyor. Bu filmi tavsiye eden arkadaşım bir şans verilmemiş çocuklar bunlar diye ağlamıştı. Duygusal bir anındaydı ama son derece haklıydı. Fırsat eşitsizliğini çok net bir şekilde görüyorsunuz filmde. İnsanın ailesini, içine doğduğu çevreyi seçemediği gerçeği var ortada. Şafak operasyonu yapan polislere de çok çok yazık, en başta eğitim şart bu ülkede, gerisi ise önlem sadece. Yapacak başka bir şeyin yoksa eğer, bildiğin en iyi şeyi yaparsın. Buradaki erkek çocuklarından hemen hemen hepsi en yakınlarındaki baba figürlerinin bir taklidi sadece.

Yönetmen kamerasını kendi sokaklarına tutmuş ve o sokakların diline hakim oluyoruz bu gerçek karakterler sayesinde. Yaptığı röportajları da belli bir sıraya göre kurgulamış. Yirmi kadar karakter konuşuyor film boyunca. Her yaştan, kadın erkek, genç yaşlı, emekli, profesyonel hırsız, çete üyesi, mekan sahibi, dükkan sahibi, horoz dövüşçüsü, muhtar, terlikçi, kuşçu, topçu, şikeci, ağır abi… Çulluk Yusuf film boyunca en çok karşımıza çıkan karakter oluyor. Filmin başında var, ortasında var, sonunda da var. En rahat konuşabilen ve gırgır yapan karakter o çünkü. Baskında yaşadıkları da, hastaneden kaçışı esnasında yaşadıkları ta tam bir efsane. Rahat rahat anlatıyor böyle telaşsızca, böyle sindire sindire… Ceyhan’ın karakteri kendi karakteri olmuş çünkü. Kuşları, kolası, cigarası ve övgüler düzdüğü hapishane hayatı var. Çünkü daha iyisini görmemiş, bilmiyor. Çünkü bünyesi özdeşleşmiş artık Ceyhan’la, daha iyi bir hayat düşünemiyor. Alışmadık şeyde derler ya durmazmış o şey, onunki de bundan sonra durmayabileceğinden bildiğini okuyor Çulluk. Şafak operasyonu esnasında o çok sevdiği ve özlemle andığı hapishanesinde imiş. Kuş çalar, kuş yakalar, kuş satar; kafesteymiş.

Müslüm Gürses, “Güz Gülleri” Hakan Taşıyan, Ceza; yani arabesk, rap ya da arabesk rap ruhu var Ceyhan sokaklarına uyarlanmış olan. Sıkılan faça atıyor kendine. Yani isyan var gençlerin içinde ama doğru yerlere kanalize edilemediğinden, kendi kendilerini yiyorlar uyuşturucuyla ve akıttıkları kanlarıyla. Eğitim şart diyordu bir berberin bıçaklanması haberini duyuran bir adam. O nasıl olacaksa olacak ama fırsat eşitliğiyle olacak. Yunus Ozan Korkut’ların sayısı on’u, yüz’ü, bin’i aşacak ve ancak o zaman eğitimden, kadın ve çocuktan sorumlu tüm yetkililer medeniyetin göstergesi olan insani bir başarıya imza atmış olacaklar. Kriter bu olacak, olmalı da. Herkes okuyamaz, herkes zanaat de öğrenemez, arada doğal komikler de çıkacak elbet. Çulluk Yusuf gibi ya da çaldığı koyunun yirmi iki eniştesinden birisinin olduğunu ancak eniştenin müracatıyla öğrenen Kaçakçı lakaplı genç gibi. Kendisi de diyor ya zaten yirmi iki eniştem var, nerden bileyim eniştem olduğunu diye. Ben olsam ben de bilmezdim ki. Yirmi iki enişte yirmi iki abla eder, bir o kadar da abi ve ve yenge, biri öz olmak üzere de en az dört beş üvey anne eder. Kaçakçı da böyle kalabalık ve kim kime dum duma bir ortamda büyüdükten sonra, bu lakapla ve dört dosyasıyla gelmiş bugünlere.

Karakterlerin çoğunun halen daha cezaeviyle bağlantıları var. Kimi özlemle anıyor hayat okulda değil cezaevinde öğrenilir diye, kimine telefonlar geliyor akrabalarından ya da kader mahkumu arkadaşlarından. Kiminin cezaevinin şanından sırtına yaptırdığı dövmeler var, şimdi şimdi sildirmeye çalıştığı. Kimi on iki on üç yıl yatmış ve çıktığında çok zor alışmış yeni hayatına, evlenmiş, çocukları olmuş, hepsini üniversitede okutmuş, kendisi emekli olmuş, yeniden işi olmuş, tek dileği, bir mesajı var kameraya karşı dile getirdiği; o da cezaevinde yatan mahkumlara tahliye.

AFB4463C-BD08-47A9-8F98-9D7F5B8DC9DA

Çete üyelerinin ortak derdi doğup büyüdükleri hızlı mahallelerinde dönüştükleri şey karşısında kendilerine karşı takınılan tavır; ve önyargıyla yaklaşan insanlara karşı aslında ne kadar merhametli, ne kadar iyi kalpli, başı darda olana koşan, yufka yürekli, hem mert hem delikanlı olduklarının ispatı. Yusuf’un dediği gibi, gecenin bir vakti mahalleye girdiği anda insanın kendi kendisinden korkar sözünü hatırladığınızda, bırak geceyi gündüz gözüyle bile karşına çıksalar aklını almayacaklarının garantisini vermek imkansız. Sinemanın büyüsünün payı bunda çok büyük işte. Aranızda bir beyaz cam ve karşınızda ne hayatlar…ne hayatlar… Robin Hood Sherwood Ormanları’nda efsaneyken, Rocco ve Kardeşleri Visconti’nin bir filmiyken, Adana Ceyhan’da yolda yürürken Roko ve Çetesi’nin herhangi bir üyesi elinde jilet karşınıza çıksa, nasıl başa çıkacağını, altına yapmayacağının garantisini vermekse zor. Bu ise başka bir filmin konusu işte. Madalyon’un her zaman iki yüzü var öyle ya da böyle.

Gözdağının farklı tezahürleri mevcut Ceyhan’da. Su deposuna çıkan gençlerin intihar teşebbüsü de bunun bir göstergesi. Fırat Derya adlı karakter, her iki ayda bir gerçekleşen ve birilerinin su deposuna çıkarak yüksek sesle intihar edeceklerini beyan etmelerine karşılık, tankın altında toplanan yüzlerce insanın önce bakıp sonra seslenip nihayet ikna ederek özneyi aşağı indirmek suretiyle biten eylemini sakin sakin anlatıyor kameraya, son derece de kanıksamış vaziyette. Olay bir geleneğe dönüşmüş besbelli mahallelerinde. Neyse ki sonu iyi biten bir geleneğe.

A0BE5C67-0F47-4CFE-B0F6-9AB81752DE8D

89E07CB8-E8F8-4E2B-A8D1-CD1A68E39BF0

Filmde hep erkekler var, hani kadınlar diyecek olursanız, üç farklı hikayenin dört ayrı karakteri de kadın. Adana Ceyhan’ın kadınları onlar. İlki Mangit köyü muhtarlığı yapmış ve bu pozisyonda beş yıl kalmış, eli maşalı, hem feminist hem dört çocuk annesi, dediğim dedik Naime. Diğeri terlikçi Serap. s.k.r.m İstanbul’unu da, Ankara’sını da, biyomedikal mühendisliğini de diyerek geldiği babaevinde terlik ve ayakkabı satarak geçimini sağlayan genç kadın lunaparkta bindiği balerinde atıyor stresini. Ona göre akıllı yok, herkes deli Ceyhan’da. Son olarak da iki kardeşten Nesrin ve ablası müzmin bekarlar olarak arz-ı endam ediyorlar. Nesrin tüm engellenmelerini anlatıyor açık yüreklilikle. Kah ağabeyi tarafından, kah kadersel olarak. Yine de neşesini ve hayattan ümidini kesmemiş, buğday tenli, asla kısa boylu olmayan bir eş adayıyla izdivaç beklentisini de. Bu dört kadını ayrı ayrı tebrik etmek gerekiyor böylesi bir filme, kendi hayatlarından önemli bir kesitle verdikleri katkılarından ötürü. Büyük cesaret doğrusu.

Filmin sonunda çalan, gitarıyla Deniz Bijen Rahimi’nin eşlik ettiği, Mertkan Erkan’ın seslendirdiği, “Lose Yourself” geliyor dediğim “Dünyayı Garipler Yakacak”ın sözlerinde geçen “Yokluk düzene sövdürür” cümlesinin bir başka halini anlatıyor bu belgesel baştan sona. Boşluklar, eksiklikler, hatalar varsa bunu giderecek olan toplum olmalı en başta. Eğitim Şart olmalı, Fırsat Eşitliği sağlanmalı. Olmalı da olmalı. Ben başka çıkar yol bulamıyorum. Düşünüyorum da düşünüyorum. İnsanın aklını kurcalayan şeyde ışık vardır her zaman. Çok başka şartlar altında olsalarmış, Çulluk’tan stand up’çı ve komedyen, Naime’den milletvekili, Keleş’ten aktör, Fırat Derya’dan öğretmen, Sedat’tan TRT’de müzisyen, Yağız’dan Ümit Karan, Kesik’ten psikolog, Drej Hasan’dan da bir folklorcü çıkarmış. Olurmuş yani. Neden olmayacakmış ki?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

Retrospektif

Eskiye Dönüş Yapmadan Yeniyi Yaratamazsın...

%d blogcu bunu beğendi: