THE BEGUILED – KADIN AFFETMEZ

 

IMG_0697

THE BEGUILED – KADIN AFFETMEZ :

“Askerler, eli silahlı, ürkmüş bir kadından daha korkutucu şey yoktur dediler.” Bayan Farnsworth

“Cesaret yalnızca zamanı geldiğinde gerekeni yapmaktan ibarettir.” Bayan Farnsworth

“Kadın Affetmez” olarak çevrilen ve bu isimle Yeşilçam melodramlarını anımsatan film çok başka kulvarlarda dans etmekte. Bir edebiyat uyarlaması olan “The Beguiled”, aynı isimli kitabın ikinci ve söylendiğine göre çok daha başarılı bir uyarlaması imiş. Thomas P. Cullinan ise kitabının yazarı. Filmini izlemediğim ve kitabını okumadığım için şimdilik karşılaştırma şansım yok. İlk filmin ve içerisinde olduğu her filmin ağır topu olmayı başarabilmiş Clint Eastwood’un yanında, yıllar sonra, ara ara rol çalar gibi olsalar da toplu performans sergileyen oyuncuların genellikle soluk kostümler içerisinde arz-ı endam ettikleri mütevazı sayıda kadından oluşan hanımlar topluluğunun beyazperdedeki dışavurumundan bilinçli şekilde yaratılmış bir mizansen olması dışında, herhangi bir rahatsızlık duymadığımı belirtmeliyim en başta(bu uzuun cümleyi kesemiyorum öyle bir anda). Kulağa çılgınca gelen içerisinde beyazlar giyinen erkeksiz kadınların yaşadığı malikane fikri, savaş koşullarında normalize edilebiliniyor pekala da. Bu şaşırtıcı ve gittikçe acımasızlaşıp ürküten güruh, sergiledikleri çok farklı karakterleriyle aynı zamanda her biri bir başka görevi ifa etmekle görevli bir gövdenin parçası, hatta hatta bir ağacın dallarını andırıyorlar zaman zaman. Sanki bir yap bozun parçası gibiler ve ayrılsalar da yeniden birleşiyorlar bir anda sanki aralarında bir mıknatıs varmışçasına. Tıpkı Edwina’nın söylediği gibi, kaçıp kurtulmaları imkansız gibi görünüyor çoğu zaman bir cehennemi andıran kendi küçük cemaatlerinden. Öyle de oluyor, Edwina’nın kurtuluşa ve erkeksiz geçen yıllarının son bulacağına dair son umut kırıntıları da, Onbaşı’nın hazin sonu ile beraber tükeniyor en sonunda. Eğer isteniyor da olmuyorsa, erkeksiz kadınlar tabiri çok acı verici geliyor hem göze hem de kulağa.

Yönetmen koltuğunda tüm filmografisine hakim olduğum, baba mesleğini sürdüren bir kadın yönetmen olan Sofia Coppola var. Oyunculukla yola koyulan yönetmenin altıncı uzun metraj çalışması olan “The Beguiled”, bu sene Cannes Film Festivali’nde, ona, bir de en iyi yönetmen ödülünü kazandırmış. Kendisinin gözümdeki kredisini baki kılan, aynı zamanda en sevdiğim filmi olan Lost in Translation’dan yıllar yıllar sonra gelen ve kendine has nüansları olan bir film var şimdiyse karşımızda. Tür olarak gerilimi de bünyesinde barındıran Don Siegel uyarlamasından sonra, dram yanı ağır basmış, her yaştan bütün kadın oyuncuların karakterlerini doksan dakika gibi kısa bir süre içerisinde seyirciye göstermeyi başarabilmiş olması açısından bakıldığında, yönetmenin oyuncu yönetiminde son derece başarılı bir tutum sergilemiş olduğunu görüyoruz. Savaş ortamında, genel olarak soluk ve açık renk kıyafetler içinde görmeye alıştığımız hanımlar, bir birey olarak ağırlıklarını koydukları gibi, her biri özgün birer karakter sergileyebilecekleri dar alanlarda göz kamaştırıyorlar adeta. Film bir kadın oyuncu yönetme filmi gibi de öte yandan. Fakat literatürde böyle bir kavram olmamasından ötürü, şimdilik benim ve sizin aranızda kalacak bir terimle baş başayız. Yönetmeni kadın, oyuncuların tamamının bir eksiği de kadınlardan oluşmakta ve hal böyle olunca, feminist bir bakış açısı sergilenebilecek filmde, kadın ruhunun gizli kalmış yönlerini, tutkularını, kıskançlıklarını, ihtiraslarını ve ihtiyaçlarını sergilemeyi uygun görmüş yönetmenimiz. Kadın kadının kurdudur demeden, öyle bile olsa dümeni ivedilikle ters yöne kıran, onun yerine sineye çekmeyi, alttan almayı, talihsizliği kabullenmeyi gösteren filmde tutkulu bir de sahne var, benden söylemesi… Her filmin bir rengi vardır derler, bu filmin rengi ise dışarıdan vakur görünen, saflık ve temizliği temsil eden, ama aslında her tür çılgınlığa zemin oluşturabilecek “beyaz” kanımca.

IMG_0699

IMG_0698

Toplamda dört yıl süren ve eyaletler arası bir savaş olan Amerikan İç Savaşı’nın üzerinden üç sene geçmişken Virginia’nın ormanlık alanında mantar toplamaya gelmiş küçük bir kız bir ağacın altında yatmakta olan ve bacağından yaralı paralı asker Onbaşı McBurney’i pek fazla uzakta olmayan ve kendisinin de ikamet ettiği Bayan Farnsworth’un kız okuluna götürüyor. Genç hanımların bulunduğu okulda, dört öğrenci, bir öğretmen, bir Bayan Farnsworth, yakışıklı Yankee gelesiye kadar da sıfır erkek var. Erkeklerden, dış dünyadan ve kapıdaki savaştan izole bir yaşam süre gidiyor içeride, demir parmaklıkların ardında. Köleler ayrılalı çok olmuş ve bir Kuzeyli olarak gelen yakışıklı askerle ne yapacakları gerçeği filmin ana eksenine oturuyor bundan böyle. Bir sürü kadın, bir tane adamla aksi gibi görünse de güçlükle başa çıkabiliyorlar. Çünkü hepsi adama göz koyuyor. Fakat savaşın karşı tarafından geliyor genç adam herşeyden önce. Yani o bir düşman savaş koşulları altında. Üstelik uzuun zamandır erkeksiz kalan yedi kadının yedisinin de ilgi odağı oluyor bir anda. Genç, yakışıklı ve muhtaç durumdaki genç adamın cazibesine yenik düşüyorlar teker teker. İrlanda asıllı onbaşı bir paralı asker ve ilk zamanlarda yaralı bacağını tedavi eden kadınlara duyduğu minneti belirtmekte zarar görmüyor. Aynı zamanda fena halde ortamcı da kendisi. Nabza göre şerbet veriyor. Gönül almayı, kalpleri kazanmayı iyi biliyor. Onu Güneyli askerlere teslim ettikleri takdirde, başına gelebilecekleri bildiğinden, hanımların suyuna gidiyor usul usul.

IMG_0696

Malikanenin otoriter sahibi ve aynı zamanda yöneticisi olan Bayan Farnsworth gidecek başka yeri olmayan kızlara iyi bakıyor, onları besliyor ve eğitmeye çalışıyor aynı zamanda. Her işlerini kendileri yapmaya çalışıyorlar. Çamaşırlar yıkanıyor, yemekler yapılıyor, bahçe tırmıklanıyor, hayvanlara bakılıyor. Bu sıkıcı ve rutin işlerinin arasında, bir adam hayatlarına dahil olduktan sonra, büyüğünden küçüğüne hepsi onbaşıyla vakit geçirmek için can atar hale geliyorlar. Biri giriyor biri çıkıyor odasına. En nihayet Bayan Farnsworth odaya girmeyi yasaklıyor. Bir an önce iyi olup, yola koyulmasını umdukları genç adamın onlarla kalmasını istiyorlar aslında içten içe. Evde bir askerin olması her birini değiştiriyor bu arada. Giyim kuşamda daha bir özenli hale geliyorlar beklenmeyen ziyaretçilerinin karşısına çıkmadan önce. Odasına dua kitabı götürenler, bir bardak su ister misin diyenler, iyi geceler öpücüğü verenler ve kalbini ona açan hurilerle çevriliyor genç adam. Onbaşı’ya ise sırasıyla reşit olan her genç hanıma kur yapmak düşüyor. Hepsi farklı farklı hisler barındırıyorlar ona karşı. Dünyada derslerden başka şeylerin de var olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorlar onun sayesinde. Bundan iyisi Şam’da kayısı diye düşünenler içinse, bunca arzulu bakışın nesnesi olan adamcağızın yakaladığı şansın nasıl tersine döndüğüne ve işlerin nasıl da bir anda rayından çıktığına şahit oluyoruz. En büyük tehlike olan kıskançlıklar çıkıyor su yüzüne yavaş yavaş. Sürtüşmeler, sataşmalar devam ederken, Güneyli misafirperverliğini göstermekten de kendilerini alamıyorlar bir yandan. Eskiden danslı, müzikli partilerin verildiği evdeki ruhu canlandırmaya çalışıyorlar onu çağırıp, baş köşeye oturttukları akşam yemeği sayesinde.

IMG_0702

Filmin en enteresan sahnesi olan kesik bacağı törenle toprağa verme sahnesinde, yönetmen uzaktan izletmeyi tercih ediyor yaşananları. Bu esnada uyanıp da, bacağının yerinde yeller estiğini gören onbaşı ise sinir krizi geçiriyor. Ev erkanını düşman ilan ediyor. Kendisini teskin etmekse mümkün olmuyor. Bu iyi huylu ve yardımsever genç hanımlar, deli ve kindar kadınlara dönüşüyorlar onun gözünde bir gecede. Ona göre odasına gitmediği için kendisinden intikam alma peşine düşüp, onu yatağa mahkum ediyorlar. Kin güdüyor onlara bu yüzden. Gitse, gidemiyor bacaksız haliyle. O da kırıp döküyor öfkesinden. Potansiyel bir tehlikeye düşmüş Onbaşı’yı birliğe teslim etseler, konuşmasından korkuyorlar. En şeytani fikir, ufaklıkların birinin aklından çıkıyor. Zavallı Onbaşı eve ilk geldiğinde bahçeye yıkılmış, yedi nazik el tarafından verandaya taşınmıştı tedavi edilebilinsin diye. Şimdiyse aynı verandada kefeni dikiliyor ve aynı eller onu bu sefer kapının hemen önüne, demir parmaklıkların gerisine bırakıyor. İzlemeye koyuluyorlar sonra da uzaktan. Sağ çıkmak tabirinin ne anlama geldiğini görüyoruz sayelerinde, aksi şekilde.

IMG_0701

Filmin senaryosunun sıkıntılı olduğu düşünülse de, ders verme gayretinde olmayan, insanı, özellikle de kadın ruhunu, tüm açmazlarına rağmen gözler önüne sermeyi başarmış bir filmden fazla şey beklemek de haksızlık gibi geliyor bir yandan. Oyunculukların hiç aksamadığı, Nicole Kidman’ın altın çağını yaşadığını filmografisine eklediği Bayan Farnsworth karakteriyle iyice pekiştirdiği, Kirsten Dunst’ın tatlılıkla rol çaldığı, Colin Farrell’ın rol arkadaşları açısından en talihli olduğu, çok talihsiz bir karaktere hayat verdiği, biz kadınların yan yana, omuz omuza birbirimize destek olurken, hesapsız gelen bir erkeğin yaşamlarımızı nasıl da kolaylıkla alt edebileceğini, bizi birbirimize düşürebileceğini, öte yandan bunu da bertaraf edebileceğimizi tüm acımasızlığıyla gösteren bir film olmuştur kanımca The Beguiled. Bu taraftan bakınca, Kadın Affetmez ismi çok da yanlış görünmüyor aslında.

70th Cannes Film Festival 2017, Photocall  film "The beguiled".

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Ümit Hüseyin ÖZER

Farklı bakış açıları, farklı fikirlere uzanır. Farklı fikirler, gelişim ve bilgiye temel oluşturur. Bilgi ise güçtür.

Sinemass'a Hoşgeldiniz

Sinema,Film,Eleştiri,Öneri

Gezegenim

"ama fırtına olmadan dalgalar büyümez ki!"

BİRİKTİRDİKLERİM

YAŞAM PORTALI

siyahgolge

siyahgolge

Sin Edebiyat

İki aylık şiir ve edebiyat dergisi - *Sin: Türkçe'de mezar Arapça'da saadet İngilizce'de günah.

Alperen Durak

#alperen #reis #birumutturyaşamak

Sadecilik

Sadeleşerek özgürleşin.

SÖZDÜŞÜM

Sözlerin Gülümsemesi Gülden Belli

İzmir nakliyat

İzmir evden eve nakliyat firmaları arasında en iyi ev taşıma ve ofis taşıma firmasıyız. Atasun evden eve nakliyat firmasıyla sizde izmirde sorunsuz ev taşıyın.

Taşkın Sarıkaya

Biz bugün yaşanmışlıklarımızı yaşıyoruz

Shu’s World

Sanat,şiir,edebiyat

ZÎZNASE

bilgelik sevgisi...bilgi aşkı

Aksaray Ömür Oto Kurtarma 7,24

aksaray cekici aksaray oto cekici aksaray kurtarici aksaray oto kurtarma aksaray kurtarici oto kurtarici aksaray oto cekici aksaray aksaray çekici

CeylancaHerşey

Dijital Kahve, Reklamcılık, Film ve Edebiyat Hakkında KADINCA

kendimesozumvarcom.wordpress.com/

Bu sayfadaki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi vardır.

Türkçe Öğrenmek istiyorumm

Dünyayı güzellik kurtaracak bir insanı sevmekle başlayacak herşey...

İnternet Günlüğüm

Oku, Anla, Anlat...

Haftalık Günlük

Gündem, İnceleme Yazıları ve Kahve

Dearpink

yaşama dair..

mythought

Wichtig ist zu verstehen, was man liest...

Dua Arşivim

2019 Açık ve Kapalı Günleri,Dua ve Salavatlar

geceninkuyusu

genelde içimden atmak için yazarım, hatırlamak için değil

harbicibellek

Unutmayalım diye yazıyoruz.

dealitquicker

Sports News all over the World and Everything

Benim sesim

Müziğim dillerde

siyah lale

açık söz ve cesaret herzaman işe yarar ;)

comMEDIA

iletişim ve medyaya dair herşey

ERSOY SELKİ

insan insana,can cana. . YAŞAM ,ÇOCUK, FOTOĞRAF,DÜŞÜNCE,EĞİTİM , ŞİİR, 🎶

Maiperest

Ölürüm fakat bu bir devrim olur.

yedisihirlikitap

"sevenmagicbook"

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

Şehirler

Şehirler

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

%d blogcu bunu beğendi: