WILD WILD COUNTRY

EA8F2B9D-923F-45EE-8EA6-81021F2D3047

WILD WILD COUNTRY :

“Köprülerinizi yakın, ileri gidin.” Bhagwan / Osho

“Kendimle yaşamak zorundayım. Kendimle yaşarken kendi içime bakmalıyım. Ben kimim? Ben neyim? Neden benim? Bu iyi veya kötü, doğru veya yanlış siyah veya beyaz değil. Tabii ki ölünce cennete mi cehenneme mi gideceğimi bilmiyorum. Ama nereye gidersem gideyim kendi cennetimi yaratacağım.” Ma Anand Sheela

Her taç, giyotinle gelir. Giyotin olmadan tacı takamazsın ve bu benim kaderim. Ama insan neden bir başkasını giyotininin altına yatırır? Gücü yüzünden. Gücünü kırmak isterler ve giyotine rağmen beni henüz öldüremediler. Ruhumu da. Nereye gidersem gideyim bu tacı takacağım. Giyotinin altında olmak beni korkutmuyor.” Ma Anand Sheela

“Gücümü kullanmayı seviyorum. Neden sevmeyeyim? Bhagwan bana gücümü kullanmayı öğretti. Onu boşa harcayacağımı mı sanıyorsunuz?” Ma Anand Sheela

“Biz iyi eğitimli değildik. Güya bize kusursuz toplumun nasıl olacağını göstereceklerdi. Bir şey bilmez kroların yanına taşındıklarını, hiçbir şey anlamayacağımızı düşünüyorlardı. Çok zeki olduklarını sanıyorlardı.” Antelope’un çaresiz ve endişeli halk’ından bir kişi, tıpkı diğerleri gibi

Bazen düşmanlarını yakınında tutmalısın. Onlara iyi davranarak çok şey öğrenebilirsin.” Bir Antelope’lu

“Zührevi hastalık, suç, uyuşturucu ve alkolizm olmayan tek topluluğuz. Bizler cinsellikten tam anlamıyla zevk alan tek topluluğuz.” Çok iddialı bir Sheela söylemi

“Bhagwan bir Zen ustasına dair bir hikaye anlatmıştı. Zen ustası bir müridinin aydınlanmaya hazır olduğunu görünce, sopasıyla vurup onu öldürmüş. Ölümünden hemen önceki anda aydınlanmış olurmuş böylelikle. Kendime tekrar tekrar sordum, ustanın darbesini kaçırdım mı? Bana aydınlanma getirecek darbeyi yemeyi beklemedim mi? Başarısız olduğuma dair bu şüpheden kurtulmam yıllarımı aldı. Bunu söylerken, zihnimde kozadaki bir tırtıl görüntüsü var. Kozasından çıkan güzel bir kelebeği izlediyseniz, bu uzun ve zor bir süreçtir. Sıkışık halde hareket eder. Koza, güvenin bedenine tutunur. Son bir kez çırpınıp, son itişler sayesinde kendisini çıkarana kadar.” Jane Stork/Ma Shanti B

GİRİŞ :

Diziyi izlemiş olan karşı cinsten iki kişinin diyaloglarına şahit olacağız az sonra. Kız kısmını K ile, erkek kısmını E ile adlandırıyorum. Karmaşa olmasın.

K-İzledin mi?
E-Şimdi bitti. Neymiş bu Osho böyle?
K-Biz kızken fakülteye giderdik, kendisini çok severdik. Aslında ben sevmezdim. Aslında ben hiç Osho okumadım bile ama dedim ya arkadaşlar severdi ve ondan çok çok ve sık sık bahsederlerdi. Öyle ki insanı sıkacak ve okumadığı için dışlanacak kadar.
E-Anasının gözüymüş. Sizi bile etkilemiş bak, kaldı ki müritleri ölüyordu bunun için. Başta da Sheela. Kıllı göğsü filan deyip durdu…herifi yakışıklı sanırsın bir de. Halbuki tipsizmiş be.
K-Bambi gözleriyle yaptı herhalde!
E-Neyi pardon?
K-Etkileme işini!
E-Öyle olsa bambi gözler derdi Sheela, kıllı göğsü değil.
K-Jane Stork gözlerinde kaybolmaktan filan bahsediyordu ya…
E-Onu da anlamak mümkün değil ki. Evliliği kötüye gidiyormuş, bir oğlu olmuş, sonra mutsuz olmuş, sonra Bhagwan’ı görmüş, gözlerine vurulmuş. Hatırladım bak şimdi. Ah siz kadınlar, çok tehlikeli bir türsünüz. Unutmuyorsunuz hiçbir söyleneni. Koskoca Osho bile ne çekti Sheela’dan!
K-O kıllı maymun kızcağızı kullandı.
E-O da kendini kullandırtmasaydı. Hem karşılıklıdır bu işler.
K-Klasik erkek söylemi. On altı yaşında babasının teşvikiyle kapısına götürülmüş. Ne yapacaktı oncacık kız?
E-Çoraplı ayağının üzerine tokyo giyen bir adamdan bu kadar etkilenmiş… demek etkileneceği varmış.
K-Safmış çünkü. Safsındır o yaşlarda. Sonra da bir sürü sorumluluk yüklerler sırtına. Tüm cehaletinle ne yapacağını bilmeden saldırırsın oraya buraya.
E-Sakin.
K-…im. Zaten.
E-Dişlerin gıcırdıyor ve Sheela’ya dönüşüyor gibisin azar azar. Lütfen. Kunduz yemek ya da zehirlenmek istemiyorum gece gece.
K-Peki ama beni provoke etmezsen sevinirim.
E-Ya birbirini provoke eden zavallı Oregon halkına ne demeli?
K-Antelope’lular mı? Zavallı bir halleri yoktu bence. Sadece azınlık kaldılar. Statü kaybından korktular. Hem hep Amerikalılar mı işgal edecek her yeri? Sorsan Kızılderili topraklarıdır oralar. Hayatlarının hiç değişmemesini isteyen, bir avuç geleneksel beyaz Amerikalı. Birbirini gazlaya gazlaya Oregon’dan çıkan tüm savcılara ağladılar gel bizi kurtar diye. Babalarının eteğine yapışan sümüklü çocuklar gibiydiler.
E-Ya ne yapacaklardı? Zavallı yaşlı teyzeler gece gece kulaklarına tıpa mı taksalardı sevişme seslerini duymamak için? Ya o FBI görevlisine ne demeli. İki ay ne çekmiş be adam? Bunlar ortalık yerde sevişirken, adam mecbur işini gücünü yapmış.
K-Gerekiyorduysa tıpayı taksalarmış. Gerekmiyorduysa bakmasaymış.
E-Allah Allah. Sen bayağı… İlk iki bölümde bunları iyiniyetli bulmuştum ben de ama adamlar kunduzları blenderdan geçirip şehrin şebeke suyuna filan karıştırdılar yahu.
K-Kunduzlara çok yazık olmuş tabii.
E-… Bence bu tartışma çok gereksiz biliyor musun?. Survivor Adası’na düşmüş ünlüler ve gönüllüler gibiyiz.
K-Bir dahaki sefere İstanbullu Gelin’i izler tartışırız. İster misin?
E-Tartışılacak ne var ki orada?
K-İzleyince söylerim. Ada’ya gelince para için pul için, neyse ne. Ne çok zavallılık var orda da. Bak ne diyeceğim, çok uzun zamandır düşünüyorum da, perdenin arkasında kalan eller dışında insanoğlu çok zavallı aslında. Bize uygun olmayan rolleri oynuyoruz. Çoğumuz beş parasızız. Bir şeylere tutunmaya çalışıyoruz, sonra tutunduğumuz şeyin bize daha çok muhtaç olduğunu görüyoruz. Herkes bir politikacının peşinde, parti derdinde, olmadı şarkıcı türkücüye erişme derdinde.
E-Herkes aynı ki.
K-Herkesin aynı olması, bunu benim de kabul ettiğim anlamına gelmiyor. Ben kendim kendimi değersiz ve yetersiz buluyorum. Her konuda.
E-Nedenmiş o? Sen benim için çok değerlisin.
K-Öyle mi dersin? Her ayrıldığımızda birini buldun.
E-Hep sen oldun terk eden.
K-Neden diye sormadın ki hiç!
E-Neden?
K-Çünkü fazla bir arada durmak seni sıkıyordu. Benimle mutluydun ama her zaman değil.
E-Çok incesin, çok naziksin. Çok teşekkür ederim. Bunu düşünerek beni defalarca terk etmene anlam vermeliydim. Belki de bir komün hayatı sana benden daha iyi gelir.
K-Öyle bir komün yok etrafımda. Tarikatlarda da Arapça ibadet, bir sürü itaat filan…bana dayanamaz onlar. Ben de onlara. Gördük bir yaz günü başımıza yağanları. Atatürk’ün yolundan çıkarlarsa olacağı o… Bir de bu usta çırak ilişkisinde hep sakat bir taraf var gibi geliyor. Bir süre sonra fazla müdahale kadı kızını bile usandırır. Hem usta neye göre usta yani? İki çift doğru söz söyleyebiliyor diye mi? Felsefe masterı yaptı diye mi? Senden daha olgun diye mi? Yirmi yaşında gözünde büyütürsün sadece herkesi.
E-Asiliğini bilirim. Söyle bakalım bir dahaki sefere ne zaman terk edeceksin beni?
K-Gözlerinde bana bakarken görmeye alıştığım parıltı ne zaman biterse, o zaman.
E-Sheela da mı senin gibi o parıltıyı görmez olmuştu dersin?
K-Olabilir.

78F67482-3718-42E7-8893-D653661A49A4

WILD WILD COUNTRY :

Netflix’in çok yeni tarihli, vizyon yüzü görmüş altı bölümlük bir belgesel dizisi “Wild Wild Country”. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi üzerimizden silindir gibi geçmişken ve geride bıraktığı toplumsal travmayı atlatmaya çalışırken, ne yapıp edip önyargılardan arınarak izlemek gerekiyor bir başka vahşi vahşi ülkede yaşanmış gerçekleri. 15 Temmuz bir silahlı darbe girişimiydi, herhalde Osho Pentagon’u ele geçirmemişti derkenki müstehzi ifadelerinizi görmezden geliyorum. Usta mürit ilişkisine ışık tutması açısından öneminden bahsediyorum burada. Birin binlere, binlerinse ülkenin dört bir yanından akın akın Oregon’daki çiftliğe gelerek, müritliğe evrilişlerini izledik aşama aşama. Kitapları milyonlar satmış ve halen daha satmakta olan bir adamın parlak aurası sayesinde oluşturduğu müritlerle ülkesi Hindistan’dan kilometrelerce uzak olan Anayasası’ndaki özgürlük vaadine güvenerek geldiği bir başka ülkede kendi cumhuriyetini kurup, saklı cennetini kuldan ve gazetecilerden sakınmadan toplum önünde sergileyişini ve de en nihayet iç karışıklık, dış baskı, vs. vs. sonucunda yaşananları gördük bir solukta. Bir döneme tanıklık ediyoruz, bir çatışmaya, çapı ülkeyi aşmış, sınırları Avrupa’ya kadar uzanan bir hayalin, eski ve yeninin, geleneksel ve aykırının bir araya gelemezliğinden, önyargılardan, küstahlıklardan, başkaldırışlardan, insanın içindeki güçten, potansiyelin ortaya çıkarılmasından başka daha da pek çok şeyden bahsediyor Wild Wild Country. İster din deyin, ister tarikat, başındakine ister usta deyin ister şarlatan, sonunda radikalleşmeye mahkum bu tip organizasyonların ve yaşanan komün hayatının ne noktalara geldiğini görüyoruz. İyi niyetli de olsalar, cumhuriyet kurmanın ve o cumhuriyeti yönetmenin pek de kolay bir şey olmadığını da görüyoruz. Dünyanın neresine giderseniz bu böyle, insanlar güç için, para için, adanmışlık için, kollektivizmin gücüyle kendini iyi ve güvende hissetmek için ya da özgür cinsellik için pervane misali mumun etrafına üşüşüyorlar. Dünyanın tüm kaybolmuş ruhları ya bu uğurda yanıyorlar ya da bir köşede dünyanın onları keşfetmesini beklerken ziyan oluyorlar. Bu dizi bu arayışın hikayesi en çok da. Herkes umduğunu bulabiliyor mu peki? Elbette ki sonu hayal kırıklıklarına uzanan hayat yolculuğunda tekamül oluyorlar. Tutundukları kozalardan güzel birer kelebek olarak çıkıp uçmaya başlamaları ise kelebek için sonsuzmuş gibi görünen birkaç gün oluyor sadece ve sadece.

76300432-56AD-4CD9-A8E7-53416A7CDDB9

BCB6494A-0A49-42D4-948A-D637C5729800

Dizi altı bölümden oluşuyor oluşmasına ama hiçbir bölümüne isim verilmemiş. Altı bölümden oluşan bu diziyi bir film gibi izliyorsunuz eğer hiç ara vermezseniz. 1981 yılında etraf karlarla kaplıyken başlıyor dizi. Oregon eyaletinin Wasco Bölgesi’nde yer alan bir şehir olan Antelope’da geçiyor hikayenin tümü. Issızlığın ortasında, sessiz, küçük bir yer burası. Elli kişiden oluşan bir nüfus var Antelope’un içinde yaşayan. Dolayısıyla herkes birbirini tanıyor, anlaşıyor ve yardımlaşma var. Toplu mangal partileri yapan, işçi sınıfından olan, hayatlarında ilk defa, o da Antelope’da ev sahibi olabilmiş, son yıllarını huzur içinde geçirmek isteyen bu mutlu azınlığın saadetinin, bir başka mutlu azınlık tarafından bozulması ise an meselesi. İzole bir hayat yaşayan halkın huzurunu bozansa yakınlardan çiftlik alan zenginlerin Rolls Royce’lu gurusu olarak bilinen ve bu topraklarda bir tarım komünü yaratacağı söylenen Bhagwan. Aradan geçen neredeyse kırk yıla rağmen, bugün bile tripadvisor’a baktığınızda Antelope’a en yakın otelin 27 mil uzaklıkta olduğunu ve iki restorandan ibaret olduğunu, etraftaysa yapacak hiçbir şey olmadığını görüyorsunuz. Hobi olarak avlanan bir halkı var içinde. Şimdiyse kırmızı halılar döşeniyor Bhagwan’ın geçeceği ve halkı selamlayacağı yerlere. Prefabrik evleriyle koyuluyorlar yola. Çölün ortasında 50.000 kişilik bir şehir kurulacağı söylentisiyle, çıkacak kargaşaya zemin hazırlanıyor halk arasında. FBI tarafından Amerikan tarihindeki en büyük zehirleme, telekulak ve göç yolsuzluğu olarak nitelendiriliyor sular durulup, olaylar kapandığında. Bhagwan Shree Rajneesh, nam-ı diğer Osho, oluşabilecek bütün önyargıyı karşısına alarak, özel sekreteri, komünü, manikürlü elleri ve milyon dolarlık saatleriyle dört yıl boyunca hiç çıkmadığı Pune’daki Ashram’dan bir gün ansızın uçağa atladığı gibi geliyor Antelope, Oregon’a. O yıllarda Osho ellisinde. Gençken durdurulamayacak bir gücü olan genç adam, Hindistan’dayken, ilk önce küçük gruplara seslenir ve bu topluluklardan mürit edinirmiş. Genç yaşta kendi kitaplarını yazmış ve kısa bir süre içinde de bir rock star gibi karşılanır hale gelmeye başlamış daha büyük kalabalıkların önünde. Öğretileri Batı’da ses getirir olduktan sonra, nükseden alerjik rahatsızlıkları yüzünden Bombay’dan Pune’a taşınmış ve bundan sonraki nihai hedefi uluslararası bir komün kurmakmış. Her gelenin kendini buraya ait hissettiği, sanki eve geldik dedikleri, huzuru buldukları, gecekonduların orta yerindeki Ashram’daki hayatın sosuysa cinselliği reddeden eski guruların aksine, Bhagwan’ın bu konularda son derece esnek olmasıymış. “Açılımlar yapan, yenilikçi Bhagwan.” Vietnam kapıdayken, New Age uyanışının bir parçası oluvermiş bu sayede o tarihlerde. Meditasyonu bir ürün olarak pazarlayıp, finans işinden de anladığından, komüne devamlı surette gelir gelmediği takdirde, masrafların altından kalkamayacaklarının da bilinciyle büyümek için ilk adımları atması uzun bir zamanını almamış zaten.

E5BA2396-31C1-46CA-92FA-4D8CEDB7AE3E

ÜSTAT BHAGWAN ve ÖZEL SEKRETERİ MA ANAND SHEELA :

Sheela on altı yaşındayken tanıştırılıyor Bhagwan’la ve o yıllarda Osho’ya Bhagwan deniyor daha. Babası alıp götürüyor onu Bhagwan’ın huzuruna. Bir apartman dairesi burası ve babası ona uzun yaşadığı takdirde onun ikinci Buda olacağını söylüyor yüksek bir inançla. Görür görmez çok farklı hisler içinde yaklaşıyor ona Sheela. Zihninin eridiğinden, tekamüle ermekten, onun güzel kıllı göğsünden filan bahsediyor röportajında. Öl dese ölecek bir hale getiriyor Bhagwan onu. On altı yaşında babam beni Bhagwan’la ya da herhangi bir guruyla tanıştırmadığından(umarım sizi de) ve kayıtsız şartsız itaat biraz çevre koşullarına, biraz aile durumlarına göre değişen bir şey olduğundan, on altı yaşındaki Sheela kızımızın da babasının tesiriyle, kısacası ailesinin onayı ve desteği sayesinde Bhagwan’a karşı böyle bir teslimiyet içine girdiğini anlıyoruz. Bhagwan’da ondaki kıvrak zekayı ve organizasyon yeteneğini görmüş olacak ki, her işini onun emin ellerine teslim ediyor bir süre sonra. Tüm komünü bir genç kadının yönetimine bırakıyor ve kendisi basınla konuşmayı da reddederek sessiz bir Tanrı gibi suskunluğa bürünüyor. Bundan sonra tek adamın arkasındaki tek kadın Sheela oluyor. Hinduizm ve meditasyonun birleşimi olan ve Bhagwan tarafından icat edilmiş olan(doğru kelimeyi bulamıyorum, yaratılmış mı deseydim) Dinamik Meditasyon’u deneyimlemek ve öğretmek Sheela’nın işi olmuyor hiçbir zaman. Kendi itiraf ettiği üzere, ben çalışmaktan anlardım diyor. Pazarlamaya ve kapitalist yöntemle çalışan bir topluluğu çekip çevirebilecek kabiliyete sahip, kendini dinlemeye değil. Gerekli olan miktarda para, ev ve yeni arazi gereksinimini karşılamak üzere sayıları 3000 ila 4000 arasında değişen Sanyasin’den borç alarak getirdikleri kart sistemi ile banka ve nakit akışını sağlıyorlar ilk önce. Bundan sonraki ilk hedefleri olan Sanyasin şehrini kurmak içinse tüm dini inançları uygulama hakkını veren özgürlükler ülkesi ABD biçilmiş kaftan oluyor. Ülkesinde artık birer tehdit olarak görülemeye başlanan Bhagwan ‘ın Amerika macerası böylelikle başlıyor.

 

Hiçliğin coğrafi bölgesi olarak addedilen Wasco Bölgesi’nde sokakta yan yana yürüyen beş kişiyi bulamazken, 25.000 hektarlık alan üzerine inşa ettikleri ve bir de isim verdikleri Rajneeshpuram’ı bir vahaya çeviriyorlar adeta. Kutsal Kitaplardaki, kutsal ağızlardan çıkma, kutsal metinlerde yazılanlara benzer bir dayanışmayla kuruluyor şehir, tam da çölün ortasında. Bir tür tapınak şehri inşa ediyorlar. Ayrıca bir butik, pizzacı, banka, yaklaşık 10.000 kişiyi barındırma kapasitesine sahip bir meditasyon binası, havaalanı, baraj, alışveriş merkezleri kuruyorlar. Bunu da basına açıyorlar, çünkü yaptıklarıyla gurur duyuyorlar ve bu çalışmalarından ötürü beklentileri bir adet Nobel ödülü. Öte yandan basına yansıyan, farklı yaşam şekilleri olan, sokaklarda sarılan, öpüşen çiftlerin varlığı, Bhagwan’a yakıştırılan seks gurusu lakabı, muhafazakar Hıristiyan halkı delirtiyor. Kültürlerinin yok olacağının, kırsal bir topluluk olarak tarikat tarafından ele geçirileceklerinin endişesi içine düşüyorlar. Hayattan pek fazla beklentisi olmayan, sadece huzur içinde ve sakin bir yaşam bekletisi içindeki emekli insanlar için komün hayatı, çıplak güneşlenme alanları ve özgür seks fikrini bünyeleri kaldırmıyor. Bu arada Antelope tam olarak şehirleşemediğinden arka plan sesi yok. Yani tüm gece onları aynı odada gibi duyabiliyorken ve kimi yaşlılar yatak odasını bu insanlarla paylaşmaktan memnun olmazken, ne yazık ki önlerindeki ilk seçimleri de kaybediyorlar. Seçim ertesinde kaldıkları otelleri bombalanan Rajneeshee’ler ve Antelope sakinleri bu noktadan sonra ciddi ciddi karşı karşıya geliyorlar. Kendilerine silahlı muhafızlardan oluşan bir birlik oluşturuyorlar misilleme olarak. Sheela basın yoluyla hedef haline geliyor ki bunda kendi sert söylemlerinin de payı var. Şoke edici olmayı öğrenirken, doğasının bir parçasının da buna kolayca uyum sağlamaya hazır olduğu söyleniyor ve öyle de oluyor. Odak noktası haline geliyor zamanla. Onu fırını olmayan Hitler’e benzetiyorlar. Tüm bunlar reklamın iyi ya da kötüsünün olmadığı ve getirisinin uluslararası kitap satışlarından elde edilen gelirler olarak döndüğü düşünülecek olursa, başarılı olmuş oluyor. Bok gibi para kazanıyorlar, festivaller sayesinde geçinip büyüyorlar. Antelope yağmur duasına çıkmışken, her tür olumsuz hava koşuluna rağmen 15.000 kişi dolduruyor festival alanını. Antelope sessizliğe bürünmüşken, Bhagwan krallar gibi karşılanıyor. Ama herkes için geçerli olan dünyanın güllük gülistanlık olmadığı ve çıkışlar kadar inişlerin de olacağı gerçeği onlar için de geçerli oluyor bir süre sonra. Federallerin iyice dikkatini çeken komüne karşı ABD’nin kurumları devreye giriyor bu sefer. Komünün yok edilme fikriyse Sheela’yı çılgına çeviriyor. Savaş açıyor tüm Amerika’ya. Henüz Bhagwan’la ters düşmemişler ve tüm bu fikirlerin ata babası da bizzat Bhagwan’ın kendisi iken,  Amerika’nın dört bir yanına gönderdikleri müritleri misyonerler gibi çalıştırarak, hiç olmadı broşür dağıttırarak, 7.000 evsizi çiftliğe getiriyorlar. Daha önce dünyada benzeri görülmemiş bu olay, aslında bir meydan okumaya dönüşüyor. Şimdi yerleşik düzene savaş açma sırası onlara geliyor. Bu işten kısa bir süreliğine de olsa karlı çıkan evsizlerse toplum hissini tadıyor, benimle ilgilenen de varmış diyorlar, hayatlarında böyle bir lüksleri olmamış çünkü hiç. Hepsi teker teker sağlık kontrolünden geçiriliyor.

Amerika kalbini kaybetti. Kalbi artık burada, Rajneeshpuram’da. Dışarıda değil. Rajneeshpuram artık Amerika’ya: “Bize yorgunlarınızı, fakirlerinizi, özgür olmak isteyen evsizlerinizi getirin. Onları Ellis Adası’ndaki gibi aşağılamayacağız. Chicago ve New York’taki gibi fabrikalara koyup köle gibi günde 12 saat çalıştırmayacağız. Onlara saygıyla yaklaşacak, güzel evler vereceğiz. Biz buna sahibiz. eğer Amerikan ve demokratik olan bir şey varsa, o Rajneeshpuram’dır, dış dünya değil. Burası evimiz ve onu çok seviyoruz.” Bir Rajneeshee

“Bir an önce kıçınızı kaldırmazsanız, boynunuzda Bhagwan resmiyle dolaşmak zorunda kalacaksınız.” Kızgın bir Oregon’lu

Öte yandan tüm bu evsizler önlerindeki seçim için birer seçmen demek. Bu şekilde Wasco’yu kolaylıkla ele geçirebilecekler. Fakat seçim kurulu(korkudan) yeni seçmen kayıtlarını kabul etmeyeceklerini bildirince, evsizlerle uğraşmak masraf ve dert olduğundan, bir de Sheela öfke sorunu olan bir evsiz tarafından saldırıya uğrayınca, Rajneeshee’lerin yavaş yavaş fetret dönemine girmiş olduklarını anlıyoruz. Antelope’luların bir sonraki problemi de çiftlikten gönderilen ve başıboş kalan evsizler oluyor bir de. Öte yandan Sheela yine rahat durmuyor. Wasco’da Salmonella salgını başlıyor. 750’den fazla kişi gıda zehirlenmesi teşhisiyle hastaneye kaldırılıyor. Rajneesh tıp merkezi hedef gösterilirken, eşi Godfather’ın yapımcısı olan zengin bir kadın olan Hasya yavaş yavaş komünün içine giriyor ve Sheela’yı ekarte ediyor. Sheela ise geride Bhagwan ve tüm komünün ona karşı beslediği nefrete karşılık, on beş yirmi kişilik grubuyla beraber uçağa binip çiftliği terk ediyor. Almanya’da yepyeni bir hayat var bundan böyle onları bekleyen. Dört yıldır var olan komün iki ay boyunca FBI ajanlarına, savcılara ev sahipliği yapıyor. Sheela ve Bhagwan’sa farklı kıtalardan nefret dolu söylemlerde bulunuyorlar birbirlerinin ardından. Ve Bhagwan uzun zamandan beri ilk defa kırık İngilizcesiyle Sheela’nın gidişinin ardından televizyon programlarına katılarak demeç vermek zorunda hissediyor kendini.

BA4CB86C-6FBF-4A48-A1A3-5E47E056FF77

87DC5CBC-F64F-4A85-9CB8-0ADAE3596A6D

Sürecin başlangıcında Sheela, Antelop’luları kıskançlıkla suçlarken, şimdi kıskançlıkla suçlanma sırası Sheela’ya geçiyor Bhagwan tarafından. Hedefiyse Sheela. Aynı zamanlarda Bhagwan yine bir ilke imza atıyor, Nietzschevari bir tavırla kendi kurduğu din olan Rajneeshizm’i öldürüyor, insanlarını özgür bırakıyor kendince. Bu akılcı karar sayesinde iyice inişe geçen kariyerini, televizyon ekranlarında çizilen karizmasını unutturuyor sevenlerine. Bhagwan ölüyor, yerine Osho doğuyor küllerinden. Tüm bunlar, döneminin en tartışmalı figürlerinden olan Osho elleri kelepçeli vaziyette tutuklanıp uçaktan uçağa, eyaletten eyalete sürülenip, en nihayet Federallerle yaptığı anlaşma sayesinde, Yüksek Mahkeme’ye gitmeden sınırdışı edilerek Amerika’dan gönderildiği zamanlarda ve hemen sonrasında gerçekleşiyor. Hindistan’daki tartışmalı ölümünden sonra mirasının ne olduğu ise bir muamma oluyor. 59 yaşında ölüyor. Geride ona ve öğretilerine adanmış topluluklar bırakıyor. Elli farklı dilde basılan kitapları da bir çok baskı yapıyor dünyanın dört bir yanında.

SON SÖZ : Nerrrde çokluk ordaaa bokluk. Bir sürü insanla…haytalık, ekmek elden su gölden, kolay kız düşürme hayalleri, kocamla yapamıyorum kiminle ne yaparım serüvenleri filan tamam da, bir sürü insan diyorum hani… Herkesin yürüdüğü yoldan yürünemeyeceğini, yoksa kişinin sıradanlaşacağını, herkesin aklının herkese uymayacağını, sonunda muhakkak çatışmalar yaşanacağını, usta usta diye diye uğruna öldüğün adamın da bir gün geldiğinde elleri kelepçeli bir vaziyette tüm zavallılığıyla gazetecilere gülümsemeye çalışarak mahkeme önüne çıkabileceğini ve de ölümlü olduğunu unutmamak gerekiyor. Master master diye sokaklara fırlayacağına, gir bir ustanın yanına öğren zanaatini kolayca. Kimsenin kimseye akıl verecek hali yok bu dünyada. Herkes aynı. Kişisel gelişim saçmalıklarını okuyacağına, roman oku, şiir oku hiç olmazsa. On sıradan kitap okuyarak insanların hayatlarını değiştirebileceğin türde zırvalıklar yazar, ciltletir, böbürlenir durur sosyal kelebekler. O sosyal kelebeklerin de ömrü kaç gün eder? Proust onlarca kere reddedilmişti Kayıp Zamanın İzinde’yi bastırmadan evvel, bir o kadar yıl sürdü seriyi tamamlaması. Beni değil, Proust okuyun. Hiç olmazsa “gerçek” bir yazar tanımış olursunuz. Avucunuzun izindeki zamana hükmedebilirsiniz belki de onun bir cümlesi sayesinde. Bir saniyeliğine olsa bile.

Senin aklına mı kaldık diyenlere diyorum ki; ben demiyorum ustam diyor diyorum, içimdeki usta diyorum, şaka diyorum. Altı buçuk saat boyunca insanların çıldırışlarını izledikten sonra, azıcık da benim çıldırma hakkım olmalı diyorum. Toplu yoga, toplu meditasyon, toplu seks, her şey toplu mu yapılırmış diyorum(tam çıldırdım ama iyi geldi). Öte yandan muhafazakarlığıyla bilinen, FBI’ın taktığını yaktığı Amerika’da bu tip oluşumlara neden tüm dünyadan daha çok bu topraklarda rastlandığı da ayrı bir tartışmanın konusu olsa gerek.

2589C8D8-E8AB-4ED1-9F47-D02FD095A263

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Süleyman Deveci

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

OSK4Y

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Kadimce

Yazar, Şair

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

%d blogcu bunu beğendi: