TOWER : KULE

IMG_0587

TOWER : KULE

“Sonsuz bir bekleyiş ve sonsuz bir terör.”

Sadece küçük şeyler, büyük değişiklikler yapar.”

Vurulmak istemiyordum. Bu belirleyici bir andı çünkü bir korkak olduğumu fark ettim.”

Gerçek hayatta yaşanmış, basına yansımış, dolayısıyla arşiv görüntülerine ve tanıklıklara yer veren, tekniği ile Richard Linklater’ın A Scanner Darkly’sini akıllara getiren, daha da pek çok öncülünü düşündürten dokümanter bir film “Kule”. Ve filmin ismi “Sadece” Kule. Yapım yılı 2016, İngiltere’deki vizyon tarihi Şubat 2017, ülkemizde internete düşüş tarihi sonbahar 2017. Benim resmi olarak filmi izleyip, yazıyı yayınlamamsa Eylül’ün ortası. Kayıtlara geçilsin lütfen otoritelerce. Otorite değilseniz eğer, okuyun geçin sadece. Bana yeter.

Seksen iki dakikalık süresiyle hayli ekonomik “Kule”. Kimi artık aramızda olmayan tanıkların ağzından anlatılan olaylar ise son derece acı yüklü. Amerikan tarihinde ilk defa keskin bir nişancı bir kampüsü hedef seçerek, rastgele belirlediği kişileri bir bir avlıyor kuş misali. Konumlandığı yer ise Teksas Eyaletinin, Austin şehrinde yer alan Teksas Üniversitesi’ndeki saat kulesi. Yıllardan 1966, Ağustos ayının ilk günü ve bir pazartesi sabahı gerçekleşiyor bütün bunlar. Yaşanan terör doksan üç dakika sürüyor. Katil kurbanlarının kalbini hedef alarak nişan alıyor. Kimi olay yerinde can verirken, kimisi yerde, beton zemin üzerinde otuz sekiz dereceyi bulan Teksas güneşinin altında kaderlerini bekliyorlar, bir yandan yaşama tutunma gayreti içinde.

IMG_0591

Filmin ilk dakikalarında radyodan ilk anonslar geçmeye başlıyor, üniversitenin kulesindeki keskin nişancının rastgele ateş ettiğine dair. Teknoloji henüz ceplerine  sığmadığından, çoğunluk habersiz bir şekilde günlük rutinine devam ediyor uyarılardan bihaber. Dağıtılacak gazeteler, girilecek dersler, yetişilmesi gereken yerler, yetiştirilmesi gereken işler ve daha da bir sürü yapılması gereken şey var. İlk kurban haberlerden habersiz Claire oluyor. Kaderin bir cilvesi, Claire ve erkek arkadaşı Tom, o gün antropoloji dersinden erken çıkıyorlar sınavları olduğu için. Claire sekiz aylık hamile ve arkadaşlarıyla içtikleri kahvenin ardından, parkmetreye gidip hızlıca para atma telaşına düşüyorlar. Aksi takdirde park cezası yiyecekler ve kampüste park edemeyecekler bir daha. Bu kadar küçük bir şey için duydukları endişe, onları kendi trajedilerinin ortasına sürüklüyor. İlk vurulan Claire oluyor. Ona yardım etme gayretine düşen Tom da hemen arkasından. Bir ayakkabısı ayağından fırlayan Tom öylece yere düşüyor bir daha hiç kalkmamacasına. Claire sırtüstü yerde yatarken bebekten ses gelmez oluyor. Keskin nişancının ilk hedefi Claire olsa da, ilk kurbanı kızın tek kurşunla anında ölen sekiz aylık bebeği Baby Boy Wilson oluyor. Bir başka hedef kuzeniyle beraber gazete dağıtan çocuk oluyor. Bisikletin üzerindeyken vuruluyor. Halbuki o gün gazeteyi dağıtacak olan çocuk bir başkası olacakken, gazeteden sabah telefon geliyor ve bir gün daha dağıtım yapması isteniyor ondan. Bereket Claire kadar açık hedef olmadığından, ilk müdahalesi çevredekiler tarafından yapılıp, ivedilikle gelen ambülansla hastaneye yetiştiriliyor. Sıradan ama sıcak bir Austin günü bir cehenneme dönüyor kısa sürede. İnsanlar vurulmamak için kaçışıyorlar. Kimisi ise halen daha 4 Temmuz’dan kalan havai fişeklerin atıldığını düşünmekte.

IMG_0588

Dakikalar ilerledikçe sniper’ı haklayacak polisler bir bir beliriyorlar. Bunlardan en önemlisi kızlarını kreşe bırakan, eşini işe göndermiş Martinez oluyor. Neler olduğunu duyar duymaz amirini arıyor ve aktif görev istiyor ondan. Bu ricası memnuniyetle kabul ediliyor. Bir başka yerde satranç oynayan iki genç, radyodan dinledikleri haberi duyar duymaz, gençliğin verdiği merakla, bir parça da eğlenceli olabilceğini düşündüklerinden kampüse gidiyorlar korkusuzca. Olayın ciddiyetini anladıklarında ise önlerinde yatmakta olan ölü ya da diri olduklarını bilmedikleri insanların var olduğu gerçeğiyle yüz yüze geliyorlar. Ve kendi yaşamları pahasına bir telaş ve binbir endişe içinde yerdeki ölü ya da diri insanları, ilk önce de karnı burnunda ve yaşamsal belirtiler gösteren hamile kızı güvenli bölgeye taşıyorlar can havliyle. Bir başka görgü tanığının söylediği gibi, bu anlar, cesur insanları korkak insanlardan ayıran anlar oluyor. Oraya gidip yardım etmenin hiçbir yolu olmadığını düşünen çünkü vurulmaktan ölesiye korkan insanlar var. Öte yandan yine ölesiye korkup, bir karar verip, cesur bir hamle ile insanların hayatlarını kurtaran insanlar var. Ve bir insanı bundan sonraki hayatında tanımlayacak anlar da bunlar oluyor. Bunların arasında benim gözümde en unutulmaz olan kişi kızıl saçları ve Janis Joplin’i anımsatan yüzü ile koşarak Claire’in yanıbaşına gelen ve tüm iyiniyetiyle yardıma ihtiyacın var mı diye soran Rita. Bu haliyle komşusunun kapısına gelen iyi kalpli komşuyu andırıyordu adeta. Dermanı azalan Claire’se sniper’a hedef olacağı korkusuyla yattığı yerden “git” diye fısıldayabiliyordu çaresizce. Rita ise ısrarla bırakmıyordu onu. Bunu neden ve nasıl bir cesaretle yaptığını öğrenemesek de, çok uzuun süren dakikalar boyunca Claire ile konuşup, kendini kaybetmemesini sağlıyordu hiç olmazsa. Bazı anlar vardır ve yakınından göremeyeceğin iyiliği, hiç tanımadığın bir yabancıdan görürsün. Claire için bir başka özel durum da o anlarda kımıltısız ve suskun vaziyette yanında yatmakta olan Tom’la tanıştıklarında yaşadıklarıydı anlattığı kadarıyla. Tom onun hamile mi yoksa şişman mı olduğundan emin olamamış ilk tanıştıklarında. Fakat bu birbirlerine aşık olmalarına mani de olmamış. Claire’in hamileliğinin altıncı ayından itibaren birlikte yaşamaya başlamışlar. Şimdiyse asla gerçekleştiremeyeceği hayalleriyle yatıyor yanında. Bir daha banjo çalamayacak mesela, şair olamayacak ve beraber antropoloji dersi alamayacaklar Claire ile beraber. Tom Eckman öldüğünde sadece on dokuz yaşındaymış. Tüm bu yaşananlara sebebiyet veren kişi ise önceki gece annesini ve karısını öldürdükten sonra, bu sabah cephanelik malzeme topladıktan sonra Teksas Üniversitesi Kulesi’ndeki seyir terasına giderek terör yağdıran deniz subayı Charles J. Whitman. Whitman da öldüğünde yirmi beş yaşında sadece. İki şehir polisince vurulduğunda, sonsuzmuş gibi görünen ve 11:47’de başlayıp, 13:23’de biten terör son buluyor nihayet. Okul bir günlüğüne kapatılıyor sadece. İzleri silmek ve yerlerdeki kanları temizlemek için. Kulenin yakınına o gün hayatını kaybedenlerin anısına bir yer yapılıp, üzerine Claire’in hiç doğmamış çocuğunun da dahil olduğu isimler yazılıyor buna ek olarak. Bu filmse onca yıl geçmesine rağmen hala daha bu yaşananlara bir anlam vermek gayretindeki mağdurların bütün bu yaşananları hiç mantıklı bulmadıklarını ve bunu bilen insanların da olmamasından muzdarip olduklarını gösteriyordu. O gün hakkında konuşacak kimsenin bulunmaması zaten yeterince acı vericiyken, yıllar sonra kendilerini ifade etmeye çalışanlar açısından filmin iyileştirici bir tarafı olduğunu anlıyorsunuz öte yandan. Claire geçen yıllar boyunca yaşadığı sayısız tecrübeye dayanarak Whitman’ı affettiğini, çünkü kendisinin de çok defalar affedildiğini itiraf ediyor. Life dergisinde Whitman’ın üç yaşında çekilmiş fotoğrafına bakarak söylüyor bunu. Fotoğraftaki bu sevimli çocuk ya da başka başka sevimli küçük çocuklar büyüyüp korkunç şeyler yapabiliyorlar. Whitman’ı ise kafası çok karışmış ve bir şekilde çok zarar görmüş genç bir adam olarak kabul ederek affediyor o da. Yoksa Claire bir daha hiç hamile kalmamış ve hiç kendi çocuğunu kucaklayamamış. Evlatlık edindiği oğlunu kendisinin doğurmamış olduğunu hatırlamayacak kadar sevse de, en başından beri hayalini kurduğu bebeğini unutması mümkün olmamış asla. Whitman’ın ona verdiği hasarın telafisi yok.

Son olarak filmden bir alıntıyı olduğu gibi aktarıyorum ki bu yaşananların altında yatan sebepler iyice anlaşılsın: “Bu olanların korkunçluğu, aramızdaki hastalıkları, hiper medeniyetimizin korkunçluğunda bulmalı. Şiddete garip bir eğilim, kısmen hükumet tarafından desteklenen hayata saygısızlık, kendini savunma ilkesine bağlılık gençlere öldürmeyi ve zarar vermeyi öğretiyor. Bunlar en ünlü gazetelerin karikatürlerindeki, televizyon programlarındaki ve filmlerdeki bedensel zarara uğramak için yeni araçlar icat edenlerdir. Bir insan nasıl olur da mağara adamı felsefesine sığınarak medeniyet parçalanırken sessiz kalır? Güçlü olan haklıdır der! Görünen o ki Charles Joseph Whitman’ın suçu toplumun suçuydu.” Walter Cronkite

IMG_0589

IMG_0590

Filmde bir başka dikkat çeken unsur olarak dakikalar ilerledikçe ve emniyet birimlerinin bir şey yapamadıklarını gördükçe-çünkü polis departmanının o kadar yükseğe ateş edecek silahları yok o zamanlar-ellerine tüfeklerini alan bir takım sivillerin sniper’ı hedef almak suretiyle sathı müdafaaya dönüşebilecek bir hattı müdafaaya yöneldiğini görüyoruz. Bu hal bizde de çok görülen bir durum olmakla beraber, bireysel silahlanmanın, yani nefsi müdafaanın gerekliliğini böyle bir olayla karşılaşıldığında sorgulatıyor öte yandan. Bir yanda çıldırmış bir adam var bir avcı gibi, çoluk çocuk ayırt etmeden avlıyor. Diğer yanda bu yalnız avcıyı avlamak için kendi marifetlerini sergileyen avcılar var.

Ve yüzümüzü kendi ülkemize çevirdiğimizde her ne kadar hiper bir medeniyete sahip olamasak da, mağara adamı felsefesine sığındığımız çokça anlar var ve bizim de şiddete aynı benzerlikte bir eğilimde olduğumuzu görüyoruz toplum olarak. Henüz bir sniper çıkıp, rastgele sağa sola ateş etmemiş olabilir ama bir sürü vandallıkla karşı karşıya geliyor insan şu dört başı mamur ülkede. Bazen bir ölüyü bile yerinden edebiliyor bazı insanlar aynı dört başı mamur ülkede.

Ve her tür terör korkunç; bu ister bireysel olsun, ister marjinal bir grup tarafından gerçekleştirilmiş olsun. Devlet terörü de buna dahil.

IMG_0586

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Süleyman Deveci

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

OSK4Y

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Kadimce

Yazar, Şair

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

%d blogcu bunu beğendi: