A BIGGER SPLASH

images-13

A BIGGER SPLASH :

“Mutluyum Harry, buna katlanamaz mısın?” Marianne

“Adın yine başardı.” Harry

“Sana çok fazla taviz verdim. Biz arkadaştık. Kardeşten öte. Şimdi sen bana sadece katlanıyorsun. Bu ne kadar kırıcı biliyor musun? İstediğini düşün, yargıla beni ama bana katlanma.” Harry

”Hepimiz öyleyiz. Herkes ahlaksız. Asıl olay da bu zaten. Görüyoruz ama yine de birbirimizi sevmeye devam ediyoruz.” Harry

Yönetmen Luca Guadagnino’nun 2009 yılında vizyona giren “I Am Love”ından sonra çektiği bir sürü bir sürü kısa metraj ve iki de uzun uzun belgeselden sonra 2015 yılı yapımı, romantik manzaralı keyifli mekanlara(bir nefeste okuyacaktınız çift sıfatlı tamlamamı), kaliteli müziğe, şık bir gardroba(söz konusu Swinton’ın kostümlerini hazırlayan Dior), bir süre sonra gözünüzün alıştığı çırılçıplaklığa, bir havuza, bir hizmetçiye, Tilda Swinton’ın fısıltılarına, Ralph Fiennes’ın hayal kırıklığı yaratmayan cüretkarlığına sırtını dayayan, özenli, enteresan ama bir hayli uzun, bir yeniden uyarlama olan “A Bigger Splash” i izleyebildim sonunda. Hiçbir Ada’nın hayal kırıklığı yaratmayacağı iddiasının abartı olmadığını bildiğimden muhakkak ilginizi çekecek bir şeylerin var olacağını tahmin edebiliyorum izlemeyenleriniz için şimdiden. Kış kış, donan yerlerimizi ısıtacak yakıcı bir güneş bekliyor izleyenleri, bunalınca serinleyecekleri bir büyük havuz, Allah vergisi, bronzlaşmış güzel vücutlar, içki, uyuşturucu, rock’n’roll, tuzda balık, mülteci sorunu, dozunda bir gerilim ve hayran bir de komiser var filmin içersinde. A Bigger Splash tüm bunlar için bile izlemeye değer olsa da, film bir başyapıt olmadığı gibi, yönetmenin de bir başyapıt ortaya çıkarmak telaşında olmadığını anlıyorsunuz bir zaman sonra. Telaşsızlığı filmin süresinin tam tamına 125 dakika olmasından ve bu süre boyunca da oyunculara uzun uzun bakışma, izleyiciye flashbackler sunma, bir şarkılık performansı hiç kesmeden koyma, pehlivanlar gibi havuzda güreşerek boğulma gibi serbest zaman ayırmasından anlaşılıyor zaman uzadıkça. Oyuncuların çıplak olması ve havuz sahnelerinin bolluğundan ötürü kuruyamamalarından sorun çıkarmadıklarını düşünsek de sıcaktan bunalan set ekibinin yaydıkça yaydığını düşünmeye başlıyorsunuz fena halde. Böyle bir film için bu süre çok uzundu sadece. Tamam entrika, tamam gerilim, tamam müzik, mekan ama… Ama’sı var işte. Tebrik edilesiyse bu uzuun zamanın hiç sarkmadan uzamış olması sadece ve bu nedenle de sıkmıyor sizi, nankörlüğüyle bilinen zaman geçiyor her şekilde. Filmin orjinali olan 1969 yılı yapımı La Piscine’in de 120 dakikalık süresini ve ortalama puanını görünce bu sefer de ancak demek ki diyorum kendi kendime ve St-Tropez’de geçen Alain Delon ve Romy Schneider’lı filmden birkaç kare getirmeye çalışıyorum gözümün önüne. Havuzun çevresinde güneşlenen ikili ve de nedense hayal meyal yılanlar… Çok yakıştığından hayal ediyorum belki de.

Film Review A Bigger Splash

Bir rock star ve bir belgesel film yönetmeninden oluşan ve tavşanlar gibi sevişen çiftimizin mutluluğu ve çıplaklığı yaz tatili için geldikleri Sicilya ile Tunus arasındaki volkanik bir ada olan Pantelleria’da, kadının müzik yapımcısı eski erkek arkadaşının on yedi yıl sonra hayatına giren kızıyla beraber yapmış olduğu emrivaki ziyaretle bozuluyor. Çift kumsalda güneşlenirken aldıkları haberle, eşzamanlı olarak gölgesi üzerlerinden geçen uçağın inişi hoş bir detay oluşturuyor dört tarafı sularla çevrili, hepi topu Bozcaada’nın iki katı, Gökçeada’nın yarısı kadar kilometrekareye sahip mini mini Ada’da. Bu zamana kadar Marianne’in erkek arkadaşıyla tek kelime konuşmadığına şahit oluyoruz yadırgamadan. Ses tellerinden ameliyat olan Marianne’i canlandıran Tilda Swinton küçük çığlıkları, fısıltıları ve başarılı vücut diliyle harikalar yaratırken, yönetmenin ne yaparsan yap ama büyük oyna dediğini düşündüğüm Ralph Fiennes hiç durmadan ve hiç susmadan canlandırıyor Harry karakterini. Gizli bir rekabet damgasını vuruyor filme iki adamın arasında geçen, arzu nesnesiyse iddiasız görünen Marianne Lane iken. Harry her fırsatı değerlendiriyor amaca giden yolda. Geçmiş hukuklarını hatırlatıyor her fırsatta. Marianne’in annesi, stüdyoda geçirdikleri zamanlar ve sahne arkasında yaşananlar gibi. Beraber geçirdikleri onlarca yılın anılarını taşımış sanki bavulunda. Evin bahçesinde yolunu şaşırmış yılanlar da bu gittikçe dozu artarak büyüyen düşmanlığın bir metaforu olarak çıkıyorlar ev sahiplerinin karşısına. Öte yandan babasının ona küçük çakalım dediği kızı Penelope’i de hoşlanmaya başladığı Paul yüzünden kimi zaman su yüzüne çıkan gizli bir rekabete giriyor Marianne ile. Bazen üçgen, bazen dörtgen ama hep bir ikilem var bu karmaşık ilişkilerde ve doyumsuz insan ruhunun içinde. Bilinçli bir şekilde karşı tarafın canını yakmak için elinden geleni yapıyor istilacı ruhlar. Tekrar kazanmak istiyor Harry Marianne’ı. Ve Penelope Paul’ü fethetmek istiyor. Marianne ve Paul incinip duran müşkil durumdaki ev sahipleri olarak tahammül etmeye çalışıyorlar bu çılgın baba ile huyunu hiç bilmedikleri fakat anlamaya çalışmak durumunda kaldıkları kızına karşı. Bu ise karşı tarafı üste çıkartıyor her şekilde. Misafir misafiri istemez, ev sahibi hiçbirini istemez deyimi gerçekleşiyor bir sahnede gözlerimizin önünde. Harry’nin iki kadın misafiri taksiden indiğinde özellikle Marianne bu işten hiç hoşnut olmasa da, sen ne yaptın Harry sözleri havaya karışıyor ve misafir verandada alıyor soluğu. Bu durumda kaprissiz rock star’ımız ev sahibi olarak nezaketini sürdürmeye devam ediyor dirençle.

images-14

images-18

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Penelope’nin gelmeden önce babasının hakkında anlattıkları yanında, Ada’da bulduğu Marianne birbirinden oldukça farklılar. Onu bir rock star’a göre hayli domestik buluyor. Başarıları ve erkek arkadaşından hoşlanması, üstelik babasının da aynı kadın için rekabet etmesi içinde gizli bir hasedin büyümesine neden oluyor. Dört karakter arasında en mantıklı hareket eden ve konuşan Marianne oluyor. Kızın iğnelemeleri karşısında boğazından zor dökülen bir sesle seni üzecek bir şey mi yaptım diyor. Harry’yi kızına fazla sıkı fıkı davrandığı için uyarıyor. Harry hemen alınıp hiddetlense de, bunun kendileri ve ortak geçmişleriyle alakası olmadığını söylüyor Marianne. Öyle de. Sürekli taciz edilen, mağdur olan taraf Paul’le ikisi çünkü. Yaşananların etkisiyle Paul bir gece bıraktığı alkole sarılıyor ve olanlar oluyor. Birikmiş hıncını çıkarıyor Harry’den biraz fazla ileri giderek. İçkinin Paul’e yaramadığını, daha önce de bir çeşit intihar olan kazayı da alkollüyken yapmış olduğu geliyor akıllara. Yönetmen akıllara ziyan bir sahneye imza atıyor bu vesileyle. Sabah olunca Marianne’in Harry’i havuzda ölü bulduğu andaki tepkisi ve bu sahneyi canlandıran Tilda Swinton’ı ve Marianne’in boğazını ve dolayısıyla sessiz çığlıklarını izlemek, ayrıca filmin ilk yarısındaki Tilda’yı ve sessiz doruk anını görmek, bunlar çok az filmde karşılaşacağınız bir hayli özel oyunculuk anları olarak kalıyorlar aklımda. Swinton ve Fiennes bir taraftan döktürürken diğer oyuncuların başarılı performanslarını da göz ardı etmek mümkün değil. Özellikle Dakota Fanning orjinalinde Jane Birkin’in oynadığı Penolope rolünde sessiz ve derinden giden bir Lolita’yı canlandırırken, filme bir Fransız havası veren tek oyuncu oluyor.

Filmin sonunda mazlumlar bir noktadan sonra çıldırıp, zararlı misafirlerinden bilinçsizce intikam almış oluyorlar. Paul nihayet Harry’yi boğmak suretiyle öldürüyor. Suçunu Marianne’e itiraf ettiğindeyse, kadın ona kızamıyor. Çünkü biliyor ki tüm bunların yaşanmasında kendi payı da var ve Harry hiç olmadı çenesiyle insanı çileden çıkartabiliyor, her ne kadar eğlenceli olsa da. Ortak mazileri yüzünden erkek arkadaşının gözü önünde ona taviz veriyor defalarca uysallıkla. Tam da işler rayına oturacakken yani Harry ve Penelope ertesi gün evi terk edecekken, hayatlarını terörize eden insanlardan çok başka bir vesileyle kurtuluyorlar yazık ki. Sorgulama esnasında Penelope’nin İtalyanca bildiği ortaya çıkıyor. Dışarıdan bakıldığında babası ölmüş bir kız olarak hiç de üzgün durmuyor. Babasının öldüğüne üzülüp üzülmediğini soruyor Marianne ona acınası bir halde. Ve de onlara yirmi iki dediği halde on yedi yaşında olduğunu da öğreniyoruz. Marianne havaalanında bundan önce ona birbirleriyle iletişim kurmak için çırpınan insanların zor zaman geçirişlerini izlemeyi sevdiğini, onları düşman olarak algılayışına bir anlam veremediğini söylüyor. Uçak kalkmak üzereyken, Penelope’nin tüm pervasızlığıyla verdiği küstah cevap karşısında kendisini tutamayarak attığı tokatla sakinleşiyor nihayet. Harry’e söylediği ayrılık cümlesini kızı kendisine karşı kullanıyor hiç yokken.Babasının ona karşı kızını doldurduğunu anlıyoruz böylelikle, yalnız ikisinin bildiği anlarını paylaşmış ve bu da kızın içinde hınç yaratmış. Sinirleri bozulan kızın kalbiyse bu vesileyle yumuşuyor ve uçakta zırıl zırıl ağlamaya başlıyor. Gidenlerin ardından baş başa kalan çiftse rahat bir nefes alıyorlar nihayet. Tıpkı eski, huzurlu günlerinde olduğu gibi.

Film boyunca bahsi geçen mülteci sorunu ise bir anlamda Paul’ün kurtuluş bileti oluyor. Karşıdan botlarla kaçıp gelen Afrikalı mültecilere atıyor Marianne suçu ve bir kez daha adı kazanıyor, mülteciler her şekilde kaybetmeye ve kaybolmaya devam ederlerken. Kendisinin ünlü bir rock star olduğunu bilen müfettiş fazladan hürmet gösteriyor ona ve pahalı çantasına(Dior’dur o da). Mültecilerse haberlerdeki yedi ölüden biri ya da Ada’nın ıssız bir köşesinde Penelope ve Paul’ün karşısına aniden çıkıveren ve korku unsuru olarak var olan insancıklar olarak kalıyorlar belleklerde. Çok duygusal bahsediyor onlardan haberleri sunan spiker. Anavatanlarında mutsuz, savaşın korkularıyla işaretlenmiş, daha iyi bir gelecek için anavatanlarını terk etmek zorunda bırakılanlar diye. Bu yakaya geldiklerinde ise bir cinayetin olası şüphelisi olabiliyor her biri ayrı ayrı hiç bilmeden.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

ERSOY SELKİ

insan insana,can cana. . YAŞAM ,ÇOCUK, FOTOĞRAF,DÜŞÜNCE,EĞİTİM , ŞİİR, 🎶

Maiperest

Ölürüm fakat bu bir devrim olur.

yedisihirlikitap

"sevenmagicbook"

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

Şehirler

Şehirler

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

Mavi'nin Güncesi

Bazen bir jack daniels'tir mutluluğum

Gamze ama daha 20

yaşanmış hikayelerle sizlerleyim

BeBloggerofficial

''Either write something worth reading or do something worth writing.'' Benjamin Franklin

SÜLEYMAN DEVECI

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda-Creative thinking

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

osk4y.wordpress.com/

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

KAFES

Kendi kafeslerinin kilitlerini kıran özgür kelimeler

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

guneyset.wordpress.com/

Kendi Mobilya Setini Kur

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

İki Gezgin Aşığın da Dediği gibi; Gezin, Gezin, Dönün

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

%d blogcu bunu beğendi: