THIS IS US

161011_3114309_next_on_this_is_us___a_hot_summer_day_at_the

THIS IS US :

“Bir gerçeğe göre; Vikipedi’de bir kadın ya da erkeğin 18 milyon kişi ile aynı anda doğduğu yazıyor. Tabii doğum günlerinin aynı olması aralarında bir bağ olduğunu kanıtlamıyor. Ama eğer varsa, Vikipedi henüz bizi keşfetmemiş demektir.”

… diyerek başlıyor Amerika’da ilk on bölümü yayınlanmış ve gördüğü yoğun ilgi üzerine yeni bölümleri 10 Ocak 2017’den itibaren kaldığı yerden devam etmek üzere izleyicisiyle buluşacak olan NBC’nin yeni harikasının. Dizinin yaratıcısı Dan Fogelman’la beraber on kişilik bir yazar ekibi çalışmış kağıt üzerinde ve hem senaryosu, hem karakterleri, hem de geçmiş zamanın ruhunu yakalamaktaki ve karakterleriyle ekran karşısındaki izleyiciye yansıtabilmekteki başarısı, doğru müzik seçimleri ve yerinde flashbackleriyle birleştiğinde herkesi ayrı ayrı kendi nostaljisiyle baş başa bırakıyor izledikçe. Bir yandan dizinin içerisindesiniz, diğer yandan her bölümün sonunda hayatınızı ve içerisindeyken dönüştüğünüz şeyi sorgularken buluyorsunuz. Ebeveyn olmanın güçlükleri, kendi kişisel sorunlarınla boğuşurken her şeyle beraber kendini bir kenara bırakıp çocuklarına adanmaktaki cüretkar fedakarlıklar, onları memnun ve mutlu etmeye çalışmak, sadece onlar için varmışçasına kendi iyilikleri  için bazı gerçekleri örtbas etmek ve bu kararı tek başına almak zorunda kalmak, çocuklarının attığı her adımı vicdan meselesine dönüştürmek, dışarıdan gelebilecek bir sürü kötülüğe karşı her birine ayrı ayrı kol kanat germek, evlatlık çocuğunla öz evlatların arasındaki dengeyi sağlamak için tabir-i caizse yırtınmak, öte yandan evlat olmak, kardeş olmak, karı koca olmak, bir yandan içindeki obezitenle savaşırken dışarıdan devasa bedenine şaşkınlıkla ve küçümseyerek bakan bir sürü gözü yokmuş varsaymak ve onaylanmak ama ne olursa olsun ister aile fertlerin, isterse senden büyükler, iş arkadaşların veya patronların tarafından onaylanmak, kabul görmek. Bu ve bizi biz yapan dolayısıyla da insan yapan kendi varoluşsal kaygılarımızı, hayatın döngüsünü, kan bağının bazen her şey bazense hiçbir şey demek olduğunu, beklentisiz sevmeyi, kaderi, kederi, yası, rekabeti, yaşlanmayı, ölümü beklemenin nasıl bir şey olduğunu, hayatın kıymetli anlarını , çabuk geçen zamanı ve düş kırıklıklarını sürprizlerle dolu kıymetli anlar barındıran, tesadüflerin tesadüf olmadıklarını, gizliden mesaj kaygılı ama yine de olabildiğince insancıl bir şekilde anlatan bir dizi var önümüzde süresi iyi ayarlanmış, başarılı da bir casting çalışması olan. Kendi adıma en çok Jack ve William’ı sevdim ve de Kevin’ı, özellikle de hiç tanımadığı insanların yas evindeyken ve William’la baş başa kaldıklarında kendini ifade edemeyişindeki şaşkınlığıyla tam da bilge baykuş ve sersem labrador karşı karşıya geldiklerinde. Mandy Moore’sa nihayet potansiyelini kullanabileceği üç çocuk annesi, dirençli ve özverili anne Rebecca karakteriyle çıktı karşımıza. Üstelik hem sesini hem de oyunculuğunu aynı anda sergileyebileceği bir rolle. Herkesin parlayacağı bir rol muhakkak çıkacaktır karşısına bir gün bir şekilde.

oyhwoxefwbwm5ejhdzq0xqlz3v6cvpozf5jipzz8rss39jgoe9g87vuqwergog35vgsh73al1dbpkh1bopxjw512-h288-nc

160915_3100176_series_premiere_anvver_1

This Is Us - Season Pilot

“Bebeğim bir gün sana dünyanın en iyi çamaşır makinesini alacağım” derken, Jack, dünyanın en büyük vaadini tüm samimiyetiyle Rebecca’ya sunuyor. Çok büyük bir şey değil alt tarafı dikdörtgen bir vaat sadece.

Karnı burnundaki karısına kur yaparken görüyoruz Jack’i ilk sahnelerde. Üçüz bebek bekleyen Rebecca’nın suyu geliyor bu esnada tam da kocasının doğum gününde. Yüksek riskli bir hamileliğe bağlı bir erken doğum olacağından karı koca doğum sancılarını paylaşıyorlar tek vücutmuşçasına endişe içinde. Kendi doktorlarının apandisti patladığından, tanımadıkları babacan bir doktor üstleniyor doğumu. İnsanın sorası geliyor, apar topar gelmiş olsalar da, hastaneye gelip onları avutup sakinleştirecek bir büyükleri yok mu diye. Geçen yıl eşi ölmüş, beş çocuk, on bir torun sahibi doktorun rolü burada anlaşılıyor ve bu şaşkın ve korkmuş çifti bir şekilde seviyor ve güven veriyor onlara. İlk bebek erkek oluyor, ikincisi kız. Üçüncüsüyse kordon bağı boynuna dolanmış minicik bir erkek, o da sizlere ömür. Aynı saatlerde siyah bir erkek bebek bırakılıyor itfaiyenin önüne endişeli bir yetişkinin gözleriyse uzaktan üzerinde.

“Hayatın sana sunduğu ekşi limonu alıp da nasıl lezzetli bir limona dönüştürdüğünü anlatırsın belki bir gün yaşlanmış bir adamken kendinden küçük bir gence, öğüt niyetine.” Doktor Katowsky

“Bazı insanlar en korkunç anın bebek sahibi olmak için hastaneye gelmek olduğunu sanıyor. En korkunç an hastaneden bebek”LER”le ayrılmaktır.” Doktor Katowsky

Günümüz Amerika’sında farklı sorunlarla baş etmeye çalışan üç farklı karakterin hikayelerine dahil oluyoruz aynı zamanda. İlki Kevin: “Man*ny” adında yüksek reytingli, orta karar bir stüdyo dizisinin başrolünde oynayan otuz altı yaşında, yakışıklı, sağlıklı, formda, bekar ve çocuksuz, çok konuşkan bir beyaz erkek. Onu küçümseyen yönetmeni ve kendisine hayran bir kitlesi var. Yaptığı iş ona küçük gelmeye başladığında tam da erken gelen bir orta yaş krizinin ortasında canlı yayında cinnet getirerek stüdyoyu birbirine katıp ortalığı dağıtmakta buluyor çareyi. Seyirciye bağırıyor bu dizinin bu kadar kötü olmasının nedeni sizlersiniz diye. Neden bu diziyi izlediklerini soruyor öfkeyle. Bu kadar az şey vermemizi kabul etmek sizin suçunuz diyor. Sonra da istifa ediyor. Kevin’ı bizim televizyonlarımızda yayınlanan bir acayip izdivaç programlarına davet etmek istiyorum o an. Bizim seyircimizin maruz kalmaktan zevk aldığı gariplikleri izlese dizisine dört elle sarılır-gerçi kendisi dizinin en düşük çeneli karakteri ve bu açıdan bakıldığında yarışmanın bilmiş jüri üyelerinden birine dönüşmesi de an meselesi.

downloadfile-1

downloadfile-2

downloadfile-3

Kate: Kevin’ın kendisinden iki dakika küçük ikiz kız kardeşi. Beyaz, aşırı obezitesi var ve bir sürü şişman insanın gittiği akşam toplantılarında tanıştığı, haliyle de obez olan Toby ile kendisinden kaynaklı inişli çıkışlı bir ilişki yaşamaya başlıyor. Dizinin sonunda itiraf ettiği üzere zanax kullanımını her zaman neşeli olamadığıyla ilişkilendiriyor. Depresif, sorunlu, sınırın diğer ucunda yaşayan, rüya hayatını yediğini itiraf etmekten çekinmeyen, değişmekten ve gerçekte nasıl bir insan olacağını görmekten korkan, bilinçaltında yağlarına zırhıymışçasına sarılmış, babasının küllerini evinde saklayan, ailesinin büyük bir parçası olan Super Bowl gecesinde Rebecca’nın sahne aldığı bir barın tuvaletinde ilk tohumlarının atılmış olmasından ötürü maçları çokça önemseyen, fakat annesinden geçmiş şarkı söyleme yetisini değerlendirememiş, bir süredir işsiz ve tıpkı ikizi gibi hayatta bocalayan bir karakter. Toby onu değerlendiriyor kendince. İlişkinin yapıcı tarafı o. Kate’se bir yandan kendi özyıkımına zemin hazırlarken, diğer yandan ilişkisini sabote ediyor. Bir gün Toby önüne kırmızı halı seriyor, altınaysa limuzin ve sesini değerlendirmek için ilk canlı performansını vermek üzere benim tahmin ettiğimin dışında çok başka bir yere götürüyor onu: ”Huzurevine”. İşi yüzüne gözüne bulaştırma ihtimaline karşılık onu ertesi sabah yaşananları hatırlaması mümkün olmayacak insanların önünde şarkı söyletmek dahiyane bir fikir olsa da, Cyndi Lauper’ın ”Time After Time”ını batırmadan söylüyor Kate. Bense bir sürü bilmiş jüri üyesi barındıran yarışmalardan birine çıkaracağını düşünecek kadar sığlaşıyorum(Ne sandınız beni, çok mu derin? Ben sığ sularda yüzdüm halbuki hep boğulmamak için. Bu huyumdan da hiç vazgeçmedim, daha büyük balıklarca ısırılmamak için. Çok boktan bir hayatım olduğu düşünülebilir şu aşamada ve haklı olabilirsiniz ama umurumda değil. Kiminki değil ki diyen seni ve çok güvenli sesini duydum, sen, arka sıradaki. Sıranı paylaştığın çocuk mutluymuş bak, öyle söylüyor. O zaman hala daha neden arka sıradasın diye sor bakalım zat-ı aliye).

60784238

650x366

Randall: Bu enteresan halkanın üçüncü ayağı. İtfaiye binasının önüne bırakıldıktan sonra getirildiği hastanede Rebecca ve Jack tarafından bunun kadersel bir işaret olduğu düşünülerek evlat edinilmiş. Beraberinde bırakılan bebeklik battaniyesini saklamış geçmişinden ona kalan tek hatıra olarak. Okulda öğretmenleri tarafından dehası anlaşıldığında, kardeşlerinden ayrı bir okula gönderilmiş. Her halükarda Pittsburgh’da beyazların mahallesinde, beyazların okuluna giden ve beyaz ailesiyle yaşayan bir siyah olarak, çok nadiren de olsa karşılaştığı her siyahın ardından defterine bir çentik atmış çocukluğu boyunca. Sınıf arkadaşları onunla Webster diye dalga geçtiklerinde, sonradan gelen ve sevgisi bölüşülen Kevin, kardeşinin yanında durmaktansa, kendisi gibi beyazlarla olmayı yeğlemiş ve aralarındaki gizli rekabet hayatları boyunca sürmüş. Kötü huyu iyi kalpli olmak olan Randall’sa tam otuz altı yıl sonra bulduğu entelektüel ve dördüncü evre mide kanserli babasını çabuk kaybetmemek için çabalamakta. Adını almış olduğu şair Dudley Randall’ın mesleğinden çok başka bir meslek seçmiş kendisine hayatta. Karısı dahil kimse onun ne iş yaptığını bilmiyor, sorunca da söyleyemiyorlar. Uzun vadeli hava modellerine dayalı olarak gelecekte teslim mal sözleşmesi ticareti yapıyor(insansız hava aracı üretiyor olmasın sakın!). Kızlarının gözünde sıkıcı bir iş yapıyor. Oysa bir şirket sahibi ve ailesine konforlu bir hayat sağlayabilmiş elinden geldiğince. Anlayışlı karısı ve iki çocuğuyla sade bir hayat ve gelecek planları yapıyor. On yıl sonraki hayali, çocuklar büyüyüp üniversiteye gittiğinde hayat kalitesi yüksek, güzel menülü restoranlara sahip Charleston’a taşınmak. Ama ilk önce kendi gayretleriyle bulup getirdiği babası, sonra da Kevin gelip yerleşiyor evine. Gelense sıcak aile ortamı ve kızların varlığıyla bir daha gitmez oluyor evine. Babası altı yaşındaki torunuyla aynı odada kalırken, kardeşi de çocukluğundan gelen alışkanlıkla bodrum katına taşınıyor. Herkes evde iyileştiğini, ortamın onlara iyi geldiğini söylüyor her fırsatta ve gitmemekte direniyorlar. Randall’ın hayatına dahil olan iki sanatçı sayesinde ortalığa saçılan müzikal fantezisi, içindeki sanatçıyı bulmak için tuhaf yollara başvurmasına neden oluyor.İşte bu üç ayrı çocuk aynı anne babanın yetiştirmesiyle hayatta bu üç yetişkine dönüşüyorlar. Kevin, Kate ve Randall’ın ayrı ayrı hikayelerine tanıklık ediyoruz. Tek rehberimiz flashbacklerle sunulan mazileri oluyor.

images-31

images-40

Gelelim aşıkların bile zor anlayacağı bir duruma: yani ikizlerin duygularına. Kate küçükken kolunu kırdığında, on altı kilometre öteden ağlayarak gelmiş Kevin. Apandisit ameliyatı geçirdiğinde de bir an olsun kardeşinin başından ayrılamıyor, ameliyathaneye kadar uğurluyor onu. Ameliyattan sağ salim çıkmasını bekliyor sıkıntıyla, mumlar yakıp, kendince dualar ederek. Otuz altı yaşına basmış hallerinde de değişen bir şey yok, Birbirlerinin desteği olmadan yollarına devam edemiyorlar kolay kolay ve başı sıkışan ilk önce diğerini arıyor ve öteki iki eli kanda olsa onun telefonunu açıyor. Aynı karından iki dakika arayla çıkan ikizlerin bağlılığı bütün hayatlarını etkiliyor ve hayır, genelleme yapmıyorum, gördüğümü söylüyorum. Oyunculuk kariyerine sahnelerde devam etme kararı alan Kevin’ın yabancısı olduğu bohem çevrelere girdikçe uğradığı dolaylı değişim ilk önce Kate’i ürkütüyor. O daha bunun için hazır değil çünkü ve Kevin’ın New York’a taşınma kararı karşısında bir anda elinin tersiyle itebiliyor erkek arkadaşını. Kardeşlerim ve onların desteği olmadan asla başaramam diyor sonrasında da açık açık.

Randall’ın zekası onu hayata kolay hazırlarken, Kate’in geleceğe dair hiçbir planı olmadığını görüyoruz çocukken. Annesinin böceği, babasının prensesi, XL yeleklere mahkum, havuzda giydiği bikinisiyle yağlarından sözde arkadaşlarını utandırıp ihtar aldığından yaşamı boyunca geri planda kalmaya çalışmış bir havası var. Lisede karşı takımın oyuncuları olan iki erkek kardeş beyzbol sahasında Peter Gabriel’in kızına yazmış olduğu söylenen ”Come Talk To Me”sinin yavaşlatılmış versiyonu eşliğinde öfkeyle birbirine girip yerlerde yuvarlanırken izliyor onları şaşkınlıkla saha kenarından. Eve dönerken arabada iki kardeşin arasında oturuyor tekrar kapışmasınlar diye. Hep iki arada bir derede Kate. Oyun arkadaşları kendilerini utandırdığını düşündükleri tombikle arkadaşlık etmek istemezken, aynı kilolar ileride kadın patronlar tarafından tercih edilmesine sebep oluyor. Yeme sorunu olan yani sorunlu, ağırlığı ölçüsünde uysal bir imaj çizen, arzu nesnesi olmaktan çok uzak bir kadını iç rahatlığıyla kabul edebiliyorlar içgüdüsel olarak. Bindiği uçakta iki kişilik bilet almak ve genişletici  kemer ikramını kullanmak zorunda kalan Kate pekala engelli sayılabilir öte yandan.

Dördüncü bölümde Kevin’ın neden oyunculuk kariyerini seçtiğini anlıyoruz. Kate’in kiloları ve Randall’a gösterilen fazladan ihtimam yüzünden zavallı Kevin neredeyse havuzda boğularak ölecekken bile kendi hayatını kendi kurtarmak zorunda kalıyor. Ailesinden göremediği ilgiyi başka bir sürü hayranından görebileceği bir meslek seçiyor kendisine. En azından bir yüzme havuzunda bari boğulmak üzereyken çırpınmalarını bir duyan çıksın diye. İki erkek kardeş arasındaki yarışsa hızından bir şey kaybetmemiş görünüyor günümüzde de. Randall’ın eşi onları Habil’le Kabil’e benzetiyor. Birlikte takılamıyorlar, bir odada yalnız kalamıyorlar. İkisi de karşı tarafı haksız, kendiniyse mağdur görüyor. Randall’a göre Kabil kendisi, kazanan kardeşse her zaman Kevin. 12 ve 36 numaranın karşılıklı savaşı, delikanlılıklarındaki beyzbol sahasında bitmemiş anlaşılan ki yıllar sonra kaldırımlara taşınıyor. Kevin onun, siyahi ve evlatlık olduğu için dışlanmış hissetmesin diye anneleri tarafından sürekli kayırıldığını düşünüyor ki haklı. Randall’sa onun kendisine köpek gibi davrandığını ama buna rağmen her defasında ilk adımı atıp, ondan bir parça alaka, biraz saygı yahut nezaket beklediğini ama sevgisini istediği tek kişi olan abisinin 36 yıl sonra ilk defa hem de herkesin önünde ondan “o benim kardeşim” diye bahsettiğini söylüyor nihayet. O da haklı. Bu ziyaret sayesinde Kevin’ın yıllarca bitmek bilmeyen ev sahibi rolünü, Randall üstlenmiş oluyor ve kozlarını paylaşmış oluyorlar bir sebepten.

images-33

“Senden daha büyük olduğumu biliyorum Kevin. Yetişkin olduğumu da. Ama bu ilk seferim. Sizden üç tane var ve çabalıyorum.” Jack

Randall çevresi kendi renginden farklı insanlarca çevrili çocukluğunda, bir rol model arayışına giriyor. Siyah komşularının tavsiyesiyle gittiği karate kursunda en nihayet beyaz fakat biyolojik olmayan babasına güven duymayı öğreniyor. Kurs hocası babasının sırtına uzanmasını istiyor Randall’dan. Bu esnada babasından şınav çekmesini istiyor ve ona sorular soruyor bir ömür oğlunu şimdiki gibi sırtında taşıyıp taşımayacağına, onu güçlü bir adam yapıp yapmayacağına, dünyada olup olabileceği en iyi adam olması için çabalamaya hazır olup olmadığına ve acıtsa bile ağır yüklerini kaldırıp kaldırmayacağına dair. Dizinin en önemli anlarından biri bu ve bocalayan ve rol model arayışı içindeki bir çocuğun babasına ve dolayısıyla kendine güven kazanmasına şahit oluyoruz. Her zaman biraz daha acıklı olan baba oğul hikayelerinin ağırlıklı olduğu bir dizi ”This is Us”. William’sa günümüzden yirmi küsur yıl önce, oğluyla kavuşacağı anın hayalini kurarken bir anda hevesi kursağında kalıyor. Oğluna yazmış olduğu şiirleri çekmecesinde, Rebecca’nın onunla görüşmesini sakıncalı bulduğunu belirttiği mektubunu gözyaşları içinde okuyor yatağında gözyaşları yanaklarından süzüle süzüle…

images-30

images-28

ch1elwqtiqgisrxllzzneg-n5s3vvynqul_ihx3daowyirenntaij8ejq1jz6_choe16_tply6ua14xnuvwp_uaciczikamvkqihju6_w512-h288-nc

”Senaryo elime ulaştığında ilk yaptığım bana hissettirdiklerini resmetmek oluyor. Son oyunum hayatla ilgili ve hayat renklerle doludur. Her birimiz gelir ve resme kendi rengimizi ekleriz. Her ne kadar çok büyük bir resim olmasa da bir şekilde sonsuza dek her yönde devam ettiğini anlamanız gerek. Ebediyet gibi. Bu o türden bir hayat. 100 yıl önce hiç tanımadığım adamın teki bu ülkeye elinde bir bavulla gelir. Onun bir oğlu olur. Oğlunun bir oğlu olur ve ben olurum. Bu yüzden başlarda resmi yaparken düşünüyordum ki, belki de burası o adamın resimdeki bölümüdür ve sonra burası da resmin bana düşen bir bölümüdür ve düşünmeye başladım ya hepimiz bu resimde bir yerlerdeysek veya biz daha doğmadan bu resmin içindeysek? Ya öldükten sonra da içindeysek? Ve durmadan eklediğimiz resimler birbirlerinin üzerine sürekli ekleniyorlarsa ta ki sonunda biz artık farklı renkler olmayana dek? Biz bir resim olana dek. Yani benim babam artık bizimle değil. O hayatta değil ama bizimle. O her gün benimle. Hepsi bir şeklide uyuyor. Hayatlarımızda sevdiğimiz insanlar bir şekilde ölecek. Gelecekte, belki yarın ya da yıllar sonra. Biri öldü diye sırf onları artık göremiyorsunuz ya da konuşamıyorsunuz diye bu hala onların resimde olmadıkları anlamına gelmez. Mesele budur belki de. Ölmek yok. Sen, ben ya da onlar yok. Sadece biz varız. Ve bu dağınık, çılgın, renkli, büyülü şey başlangıcı ya da sonu olmayan bir şey. Bence bu biziz.” Kevin

This Is Us - Season 1

 

Reklamlar

THIS IS US” için bir yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

Retrospektif

Eskiye Dönüş Yapmadan Yeniyi Yaratamazsın...

%d blogcu bunu beğendi: