YUNANİSTAN, BİRİNCİ BÖLÜM : SAKIZ ADASI

20160605_164552

YUNANİSTAN, BİRİNCİ BÖLÜM : SAKIZ ADASI

GİRİŞ :

Yunancada X harfinin H olarak okunmasıyla kulaklarda Hios, İngilizcedeyse C ve H harfleri yan yana geldiğinde K olarak telaffuz edildiğinden Kios olarak söylenen, sakız ağaçlarıyla ünlü Sakız Adası ve Yunan evsahipleri, atalarından miras ağaçlara, bitkilere, geçmişlerine ve dolayısıyla da geleceklerine sahip çıkmanın aynı kapıya çıktığını bildiklerinden, ağaçlarla bezeli cennetlerini korumuş kollamışlar ellerinden geldiğince. Yemyeşil bir ada seriliyor önünüze iç kesimlere doğru gittikçe. Yukarı köylerine doğru ilerledikçe işte size akciğerleri. Limanına vardığınız andaysa adanın kalbine düşmüş buluyorsunuz kendinizi. Gemi manzaralı kafelerde genellikle gençler dertsiz tasasız güneşi batırıyorlar. Bankalar ve ciddi binaların olduğu arka sokaklarındaki kafelerdeyse yaş ortalaması yükseliyor. Hiyerarşi yaştan nasibini almışa benziyor. Parklarında çocuklarını kuşlar gibi salmış ana babalar göze çarpıyor. Limanın hemen gerisinde mültecilerin yaşam alanları var. Bugün günlerden pazar ve geleneksel ailelerde eskiden bir ritüelmişçesine tekrarlanan sırayla banyo yapalım, çamaşırları tek seferde bir arada yıkayalım geleneği harap binaların kah pencerelerine kah bahçesinde gerilmiş iplere asılmış uzunluğu beş kilometreyi bulan dizi dizi çamaşırlardan anlaşılıyor. Türkiye’ye yakın adalardaki mülteci manzaralarının ağırlığı bitecek gibi görünmüyor. Bu ise geçen seneye nazaran bir parça daha kanıksanmış görünüyor. Gemiler yanaşıyor, turistler iniyor, insanlar yiyor içiyor gülüyorlar. Herkesin hayatı, dini, milliyeti, milliyetinin karakteri bir adaya bir şehre sıkışmış kendi köşesinde akıp gidiyor. Bir kısım daha mutlu görünürken, diğerleri acılara gark olmuş vaziyette belirsizliğin kucağında günleri kovalayıp duruyor.

20160605_204423

Hepimizin ortak acısı olan bir gün nerede ve nasıl biteceğine dair türlü endişeler taşıdığımız hayatlarımız bitecek illaki. Sonsuz ömür yok, yazık ki. Ama nerede ve nasıl bitecek sorusu bir başına kalındığında bir soru olmaktan çıkıp dert sahibi yapıyor insanı. Şekilci oluyorsun aksini iddia etsen de. Seyahatte mi, evinde mi, yatağında mı son bulacak senin işin-öyle ya yaşamakta bir iş başlı başına, yoksa kimsesizler mezarlığına mı gömüleceksin bir başka memlekette, gurbette? Yatağın kalitesini önemserken buluyorsun kendini. Hayat, zor bir bilmeceye dönüşmüş sorunun cevabını biliyor olsa da saklıyor sürprizler benim işim dercesine. Bense hiç tanımadığım insanlarla bindiğim bir gemide denizin üzerinde salına salına ilerlerken buluyorum kendimi keyifsiz vaziyette. Ve nereye gidersen git, seni hiç affetmeyen ve bir an olsun yalnız bırakmayan geçmişin hep cebinde seninle beraber. Limanlar, otogarlar, kilometreler engel değil; inan bu böyle. Mesafesizliğin kendi kendinle. Geçmişin sessiz kelimeler halinde dökülüyorlar aklından. Kendini Ege’nin serin sularına bıraktığın anlarda unuttum sanıyorsun ama nafile. Aklın unutsa, yüreğin unutmayacak. Zihnin karıştıkça, kalbin büyüyecek. Kırışmış damarlarını bir parça alkolle açacaksın. Yetmeyecek belki. Nafile bensizlik dolduracak bundan sonra yaşamını. “Kestim Kara Saçlarımı” diyordu Gülten Akın, ben inadına uzatıyorum kapkara saçlarımı. Ben Kesmiyorum Kara Saçlarımı. Hayat’a inat. Eskisi kadar şiir de yazamıyorum artık. gıpta ediyorum Akınlara, Canseverlere… Duygularım dondu sanki çıkmak istemedikleri kuytu köşelerimde. Okumanın ve dinlemenin iyi geldiği zamanlarımdayım, yazmanın ve yaratmanın değil. Tek bir dize düşüremiyorum, ama Kesmiyorum da Kara Saçlarımı. Bekliyorum sadece. Kahretsin.

Açığa alacak hayat seni, bazen gereksizce sahiplenecek. Tuhaf şeyler göreceksin, anlatamayacaksın kimselere. Gördükçe dilin zehirlenecek, öfkelendikçe hayat senden daha çok intikam alacak. Komşunun hiç sevmediğin arsız çocuğu bazen hayat. Neydi adı, Samet miydi? Ama tıpkı onun gibi haşarı. Kapını her çalışında isteklerle gelecek. Çikolata, şeker, gülücük… Bunlar verilmeyecek şeyler olmadığından sıkacaksın dişini. Misafir çikolatanı ayırdın bir köşeye. Aklın başka çalışırdı her zaman.Hep sevdim bu huyunu, inan, çok fazla. Sevilensin sen, hayat törpüledi hiç farkettirmeden sivri köşelerini. Sana beklemek kaldı geriye, neyi beklediğini bilmeden. Sakıncası yok bu da yeter hayat bu bazen patavatsızdır, bazen gereksiz müsrif. Ama bilir o da kime ne vereceğini. Ne kadar vereceğini. Haklı çıkarmak gerek, değil mi ama? Yoksa bu kadar haksızlık çok gelecek dünya üzerinde durmak zorunda olan bir insana.

Neden böyle şeyler yazıyorsun? Biz Sakız Adasını merak ediyoruz, senin kafanın içindeki alınganlıklar, küslükler bizi enterese etmiyor diyorsanız ve eğer hala beni okuyup şu satırlarda beni görüyorsanız eğer, demek ki enterese etmiş bir şekilde, yoksa fotoğraflara bakıp geçmiştiniz bile çoktan. Bunun verdiği rahatlıkla yazdım ben de. İnsan acılarla kıvranır bazen. Paylaşılmazsa büyür o acılar olduğu yerde. Sen oku ki ben bir parça rahat nefes alayım, sen düşün bir kez ve bu kez benim yerime ki, ben kendimi serin suların annem kollarına bulayım. Bırak da sayende bir nebze olsun rahatlayayım.

Bir iyilik borçlusun bana, sakın bunu unutma.

MESTA :

Köyleriyle meşhur Sakız’ın görmek için yola çıktığımız ilk köyü olacak Mesta. İnsan sanki burada çağ atlıyor. Bir ortaçağ şehrine gelmiş buluveriyorsunuz kendinizi. Tarihi dokusu hiç bozulmamış. Çok sinematografik. Halkı bir figüran sanki uzun metraj bir film içindeki. Girdiğiniz labirentlerin içerisinde insanların yaşadığını keşfediyorsunuz. Bahçesiz, avlusuz evlerin kapıları labirentlere açılıyor. Herkes kapısının önünü süpürüyor, yıkıyor, yetmiyor labirentin daracık sokaklarını yıkıyor kadınlar. Kimisinin ayağı çıplak. Önce saksıların içindeki çiçeklerini suluyorlar. Susamış topraklar kana kana içiyorlar hortumun ucundan fışkıran suyu. Sarmaşıklar güzergahını çizmiş, begonviller bir parça güneş kovalıyorlar. Pırnakıl açılmış olduklarından, yerlerini benimsediklerini, sınırlı hayatlarını kabullenerek kök saldıklarını gösteriyorlar insanoğluna adeta. Bir saksıya sığışan yeşil bitkilerden feyz almak gerek bazen. Bazen bulduğunla yetinmek gerek. Bazen.

20160605_183136 (1)

20160605_180240

Tek bir girişi ve tek bir çıkışı var köyün. Zamanında savunma amaçlı ama yine de ince ve zekice kurulmuş planı ve taşlarla bezenmiş köyün evleri kah yerleşim amaçlı, kah pansiyon olarak hizmet vermekte şimdi. Serin serin oturuyor köy halkı taş evlerin içinde. Açık pencerelerden Yunanca sesler çalınıyor kulağıma. Televizyon izliyor aileler. Bu manzara beni ailecek televizyon izlediğim zamanlara götürüyor. Mutlu bir çocuktum ben. İnsan geçmişine karşı nankör olamıyor. Rafadan yumurtayı, köfteyi, Küçük Ev’in Laurasını, pazar günkü Laurel ve Hardy didişmelerini, Chaplin’in kör bir kıza yaptığı kurları izlemeyi, Kanlıca’nın yoğurdunu, Moda dondurmacısını, Riva’nın serin suyunu severdim. Bir çocuk için ve çocukluğu geçirmek için İstanbul vaatlerle doluydu. Bir zamanlar.

20160605_184118 (2)

20160605_181914

Siyahlar içerisinde, bembeyaz olmuş saçlarıyla ve kocasız geçen ileri yaşlarıyla kızlarının kollarında kah, kah bir baston yardımıyla yolları, kapı önlerini şenlendiriyor pamuk kadınlar. Kimisi örgü örüyor, kimisi aklı neredeyse derin düşünceler içerisinde geçmişe bakıyor gelecek çoktan gelmiş olduğundan. Bende zihnen onlara katılıyorum. Geçmiş hep aklımda, siyahlara bürünmeme olsa da daha. Ahh yaa kesemiyorum bir türlü kara saçlarımı. Kıyacak gibi oluyorum, kıyamıyorum.

Hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlardan birinin önünden kolkola geçen bir hanım ve onun siyahlar içerisinde, elinde baston titrek bacaklarıyla yürüyen olası annesi çarpıyor gözüme. Kızı bir dostlarıyla çene çalmaktayken, kendisinden beklenmeyen bir çeviklikle yan yan, yan yan plastik sandalyeye doğru çok cesur bir hamle yapıveriyor pamuk saçlı kadın. Sandalyeye çöker çökmez de bir oh çekiyor. Kızıyla göz göze geliyoruz, ağzımızdan engelleyemediğimiz kahkahalar dökülüveriyor. Üç beş saniye sonra ancak gülmekten fotoğraflamaya fırsat bulamadığım kareye yanıyorum. Mesta tatlı yaşlıların yaşadığı bir köy olarak kalacak aklımda. Bir de yıkadıkları çamaşırları astıkları kuytu köşelerdeki iplerle hatırlayacağım insanlarını.

20160605_182123

20160605_183253

20160605_183937

Herkes dondurma peşinde koşuyor, bense tuvalet. Her zamanki gibi. Acaba diyorum kessem kara saçlarımı, çişim daha az mı gelir, bilemiyorum. Tek bildiğim orantısız fikirlerim olduğu ve pek de çığır açmadıkları. Meydanda kafelerin olduğu yerde fotoğraf almaya çalışırken, az evvelki ana kız geliyor ağır aksak. Kızı herkes içinde gözleriyle selam veriyor bana. Mühim bir an’ı paylaştığın bir insan senin için önem taşıyor bir anda. Bir an değerli kılıyor bir insanı, paylaştığın her ne varsa aranızda saklı.

PİRGİ :

Pirgi, göreceğimiz ikinci köy. Benzer bir karşılama var burada da; sandalyelerini evlerinin önüne çekmiş nereden geldiğimizi merakla soran Pirgili hanımlar ve balkonların süsü domates kuruları şimdiki evsahiplerimiz. “Xysta” adı verilen bir yöntemle binaların dış cepheleri bir çeşit kazıma tekniğiyle süslenmiş. Siyam ikizleri gibi yapışık, birbirine daracık daracık duvarlarla bitişik evlerin mimarisi günümüze özenerek korunarak gelmiş. Geometrik desenlerle süslü evler ve onlara çok yakışan küçücük balkonları girer girmez göz kamaştırıyor. Picasso’ya hak veriyor insan. Kıskanmakta haklıymış çılgın ressam.

20160605_193556 (1)

20160605_193540

20160605_192326

20160605_194228 (1)

20160605_194212 (2)

 

20160605_191747

Her çeşit reçeller, sakızlar, illaki sakızlı şekerler, hediyelik eşyalar ve mastik likör almak istiyorsanız eğer, daha insaflı bir yer daha da bulamayacağınızı da sakın unutmayın. Alışverişinizi bu iki köyden birinden yapın derim bu yüzden. Bilmiş bilmiş tavsiye vermek hoş oluyormuş. Şuraya gidin, burayı görün, şiddetle tavsiye ederim ki orası nefisti… Ee olsun o kadar… Bak keserim sonra o kara saçlarımı… Her telinde ne sırlar saklıdır senin ruhunun duymadığı…

Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön
Yasaktı yasaydı töreydi dön
İçinde dışında yanında değil
İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi
Bu nasıl yaşamaydı dön

Gülten Akın’la bindiğim limandan ulaştığım bir başka limanda, gezdiğim yollarda Türkiye’nin en iyi kadın şairlerinden birinin dizeleri… hep taşıdım onları sol yanımda. Kesmeyeceğim kara saçlarımı söz ona söz sana söz bana…

20160605_183057 (1)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Maiperest

Ölürüm fakat bu bir devrim olur.

yedisihirlikitap

"sevenmagicbook"

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

Şehirler

Şehirler

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

Mavi'nin Güncesi

Bazen bir jack daniels'tir mutluluğum

Gamze ama daha 20

yaşanmış hikayelerle sizlerleyim

BeBloggerofficial

''Either write something worth reading or do something worth writing.'' Benjamin Franklin

SÜLEYMAN DEVECI

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda-Creative thinking

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

osk4y.wordpress.com/

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Kendi Mobilya Setini Kur

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

İki Gezgin Aşığın da Dediği gibi; Gezin, Gezin, Dönün

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Sonradangelenler

Geç kalanlar için, hayatın içinden hemen hemen her şey.

%d blogcu bunu beğendi: