YUNANİSTAN, İKİNCİ BÖLÜM : ATiNA

20160606_103718

YUNANİSTAN, İKİNCİ BÖLÜM : ATİNA

Gemi Yunanistan’ın üç limanından biri olan Lavrion’a yanaşıyor erkenden. İki saat arası olan Atina’ya ulaşmak başlı başına bir macera. Anılarımı tazelemek için gitmek istiyorum tekrar Atina’ya. Gemide pineklemek işime gelmiyor. Beş on dakika arası sürüyor gemiden inip taksi ve otobüslerin kalktığı durağa varmak. Saat sekizde kalkacak olan otobüsü bekliyorum kısa süreliğine. Marcopoulo aktarmalı otobüsle gerçekten de iki saat süren bir yolculuk sonucunda varıyorum Atina’ya. Pazartesi trafiği felaket olmakla beraber, o kadar da felaket değil aslında İstanbul’la karşılaştırıldığında. En ön koltuğa geçip insanları izlemeye koyuluyorum. İlk göze çarpan kilometreler boyunca istihdam sağlayacak tek bir fabrika olmayışı. Ekonomisi turizme dayalı bir ülkede hizmet sektöründe çalışmaktan başka çaresi kalmıyor nüfusun çoğunluğunun. Ekonomisi çökmüş, esasında batmış ama su yüzeyinde durmaya çalışan bir ülkenin devlet başkanı olan Çipras’la daha geçenlerde görüşen Putin bir çeşit Ortodoks ittifakı yapıyorlar gizliden gizliye ve de Erdoğan’a inat. Olansa bizim turizmimize ve turizmcilerimize oluyor. Bundan sonra tek Rus turist bulamayacağız ülkemize gelecek. Görmek ne kelime! Avrupa ülkeleri de elini ayağını çekmiş durumda. Yazık çok yazık. Bir sektör, çok önemli bir sektör feda edilmiş oluyor böylelikle. Zaten hoyrat davrandığımız turistler, tatlı tatlı turizm yapan Yunanistan’a gidecekler bundan sonra. Kim ister başında patlayan bombalar. Kim ister sonu belirsiz maceralar? Polisler parçalanırken, şehirler ve beraberinde bir tarih ve geçmiş yok edilirken, kim gider can güvenliğinin olmadığı bir ülkeye bu kadar hoşgörüsüzlüğün içine? Daha yeni yeni turizmcileri ve esnafı kurtarmak için bir takım tasarılarını gerçekleştirmeye, kanunlar çıkarmaya çalışıyor devlet. İşyerini kapatacak olan esnafa on ay boyunca işsizlik maaşı ödemek gibi parlak fikirler var ekonomi kurmaylarının kafasında. Onun yerine patlayan bombaları engelleseydin ya! Onun yerine böyle önemli bir sektörü bile bile göz göre göre tek kalemde harcamasaydın ya! Bu kadar çok çocuk isterken istihdam yaratan insanların ekmeğiyle oynamasaydın ya! Turizmi, sanatı bu kadar baltalayıp batırdıktan sonra aylık bin üç yüz liraya insanları köleleştirerek binmiş olduğumuz ve çoktan su almaya başlamış gemimizin bir gün batarken çok daha derinlere hep beraber çekileceğini görebilseydin ya! Etrafımızda havlayan bir sürü köpek biat etmeyenlere bu kadar havlarken aksi zor görünüyor zaten. İyisi mi köpekleştirmekmiş, dizlerinin üstüne çöktürmekmiş karakter fukarası bir millet yaratarak. Yazık, çok yazık oldu bu ülkeye. Bir girdabın içinde değersizliğe teslim olduk, hepimiz birey olarak değersizleştirildik.

Her neyse.

20160606_093137 (1)

20160606_094036

İnsanlar kafalarındaki kötü ve olumsuz düşüncelerden uzaklaşmak için düşerler ya yollara, benim kafam aksi istikamette çalışıyor her zamanki gibi ve ben nereye gidersem gideyim bırakmak bilmiyorlar beni sonsuz bir bağlılıkla. Dikkatimi arabaların içine vermeye çalışıyorum. Spor bir arabanın şoför yanındaki genç kız bacaklarını arabanın ön camına doğru kaldırmış tırnaklarını kesiyor. Bravo doğrusu. Hem rahatlığından, hem işlem maharet istediğinden, hem de medeni cesaretinden ötürü kutluyorum kendisini. Yanıma oturan siyahlar giymiş, kilolu hanıma Marcopoulo’yu ve bizim araç değiştirip değiştirmeyeceğimizi sormak için İngilizce biliyor musun diyorum. Noo diyor. Öylesine ve belki de iş olsun diye Türkçe biliyor musun diyorum. Sen Türk müsün diyor şaşkınlıkla. Evvet diyorum. Zoru zoruna benden yana dönüyor. Çok güzelsin nasıl Türksün diyor. İltifat mı ediyor anlayamıyorum. DHKP-C’nin kampının Lavrion’da olduğunu okumuştum. Çaprazımda benimle beraber otobüse binen çifte dönüp Türkmüş diyorum. Onlar da şaşkınlıkla Türkmüsünüz, çok Türk var mı burada diyorlar. Va-ar diyor kadın bizim oturduğumuz yerde. Garip garip Türkçe konuşuyoruz otobüste. O orada mı, şu şurada mı diye. Türkçeyi zor konuştuğundan her söylediğini anlamasam da dinliyorum kendisini. Zaten çok konuşmayı sevmiyor. Zaten tüm otobüs bizi dinliyor. Ama arayan oğluyla konuşuyor telefonda Türkçe. Sedat’tı galiba ismi ya da benim aklımda öyle kalmış. Dikkat et oğlum kendine dedi durdu kısık sesiyle. Sonra da indi bir durakta. Yerineyse Dimitris geldi bir anda. Orta yaşlı, temiz, bakımlı ve düzgün bir İngilizceye ve iki de diplomaya sahipmiş yakın zamana kadar finans sektöründe çalışmış olan Dimitris. Şimdiyse işsiz. Son derece de nazik. Beraber grev nedeniyle onda çalışmaya başlayacak olan metronun kapılarının açılmasını bekliyoruz. Bilet almam için bana yardımcı oluyor. Sonra da tek bir güvenlik görevlisinin bulunmadığı gişelerden geçiyoruz elimizi kolumuzu sallaya sallaya. Bizde olsa soran yok gören yok kim kime dum duma diyerek bilet alarak geçecek insan bulamayacakken, burada bu bir ahlak meselesi haline getirildiğinden herkes kurallara saygı gösteriyor ve her şey olması gerektiği gibi devam edebiliyor bu şekilde. Kafamın içinde, kendi kendine, aynen aynen, deli gibi, sürekli olarak Türkiye ve herhangi bir Avrupa ülkesi mukayesesi yapmanın bayat ideolojisini bir kitabın bölüm sonuna gelmiş gibi ayraçla ayırıyor ve kitabı kapatıp çantama atıyorum.

20160606_105545

20160606_102522 (2)

20160606_102625

20160606_111453

20160606_120230

20160606_112902

İki saat boyunca bir yerde oturmaya fırsat bulamadan sabah telaşını izliyorum Atina’nın, sokaklarını arşınlayarak. İzmir Kemeraltı’nı pek çok çağrıştıran Flea Market’inde kitapçıların açılışını izliyorum. Yeni açıyor dükkan sahipleri kepenklerini. Oradan Plaka’ya geçiyorum. Dükkanlar açılmış, açılmış olmasına da, insanlar daha kendilerine gelememişler sanki. Turist kafileleri tur rehberlerini dinliyorlar büyük bir ciddiyetle. Müzeler kapalı olmasına rağmen zorla bir müzeye çıkartma yapıyorum. Bildiğin çıkartma. Türklüğümü ispat etmem gerek ve bunu başarabilmenin yegane kapılarından birini zamansız zorlayarak yapıyorum. Kendimle gurur duymasam da tam duymuyorum da değilim. Sanırım. Hedefim Plaka’da önüme çıkan Yunan Folk Müzik Enstrümanları Müzesi. Kurbanlarımsa gişede çalışan ve telefonla konuşmayı seven bir beyle içeride bulunan bayan çalışan. Tatlılıkla uyguladığım dayatmalar ve binbir bahanem sayesinde bana zoru zoruna müzeyi ne yapacaksın şimdi, kapalı bütün müzeler pazartesi pazartesi dervesile bakan sıkılgan ve tombik adama baskı yaptırtıyorum genç kadın sayesinde. Onu çileden çıkartan sorular soruyorum hiç durmadan. İstiyorum ki pazartesi sendromunu benimle atlatsın ya da benim sayemde katmerlensin. Yok işte diyor, Türkiye’dekinin aynısı diyor. Tambur tambur, def tef… Ne istiyor bu kadın der gibi bakıyor bana. Bilgi ver bana diyorum. Ülkeme döndüğümde ilk senden duymuş olayım ve anlattığımda herkes şaşırsın ve etkilensin bahsettiklerimden. Yok yok diyor benden de ısrarlı bir şekilde. Kim bilir kaç senedir burada çalışıyor? Hayatından bezmiş bir memuru zıvanadan çıkartmak için başına gönderilmek beni nasıl memnun ediyor anlatamam. Sadizm aniden sarıyor yüreğimi.

20160606_112031.jpg

Bir gün ama ne gün bilmiyorum tüm yazdıklarım başka başka dillere çevrilecek ve insanlar beni Yunanca, Almanca okuyacaklar. Bu isteğim asla bitmedi. Bir gün gelecek ve beni daha çok okuyacak insanlar olacak. Daha çok okuyucu. Ve beni neden okuduklarını bilmeden okuyacaklar. Bende kibirle onlara şöyle sesleneceğim “Hey okuyucu, ne okursun benim yazdığım deli saçmalarını, git Proust oku, yani ben olsam öyle yapardım.” Ama sonradan da gizliden bundan zevk aldığımı göreceğim. Bir gün gelecek bütün bunlar gerçekleşecek. Gör bak. Proust’un yanına gittiğimde ona da anlatacağım tüm bunları ve sizler yitik zamanın peşinde gerçeği ararken, ben kütüphanelerde dolaşacağım sessizce. Güzel başlarınızın içindeki romanları okuyacağım. Canım kimi isterse onu okuyacağım. Ama önce seçilmişleri okuyacağım merak içerisinde.

20160606_110423

Dışarıdan mülayim-içlerini bilemem-bir çiftle anlaştığımız üzere metro istasyonunun önünde buluşuyoruz ortak taksi tutmak için. Onlar bu zaman zarfında ancak Akropolis’i gezebilmişler. En iyisini de yapmışlar. Burası demokrasinin doğduğu yer. Bir sürü çarşı gezebilirsiniz ama Akropolis, özellikle Parthenon yüzünden çok büyük önem arz etmektedir. İnsanı düşüncelere sevk eder. Monastiraki Meydanından başınızı yukarıya doğru kaldırdığınızda bir zamanlar yaşamış bir şehir, eteklerinde kurulmuş yeni şehre göz kırpar. Hayat çömezi der vakur eski şehir, eteklerinde doğanlara. İnsana da kendini aynen böyle hissettirtir. Hayat çömezi bir arsız olarak bakıyorum bende yukarılara. Sonra da çiftimizle beraber bindiğimiz takside öne geçiyorum hemen geveze şoförümüzün yanına. İtalyanlara benziyor kendisi ve onlar kadar çeneli. Erdoğan ve Çipras üzerine uzun uzun konuşuyor. Çipras, bize, yani halka ödetiyor borçları, çok tecrübesizdi diyor. Onun eski komünist olduğuna inanmıyor. Bilmiyorum diyorum bana ne yapsa doğru geliyor diyorum. Çok yakışıklı diyorum. Çok fena yerden giriyorum konuya biliyorum ama bizim badem bıyıklı politikacılarımızın yanında Çipras adeta bir prens. Bu konuda değişmez bir önyargıya sahibim. İyiniyetli buluyorum onu. Terbiyeli buluyorum. Hem de ateist ve dünyaya ve tüm yeryüzü tanrılarına meydan okur ateistler. Sert esen rüzgarlara karşı dururlar bu halleriyle. Benim dünya lideri aday adayım Çipras, gelin beraber son noktayı koyalım. Gelse bizi yönetse eski komünist, yeni ateist…hiç hayır demem Akdeniz’in incisine. Sonrasındaysa konu dönüp dolaşıp Erdoğan’a geliyor. İyi oyuncu ama özür dilemeyi bilmiyor diyor. O kadar ilgili politikamızla. Tarih okurum, roman okurum, düzenli gazete okurum diyor. Avrupa’da temel eğitimde bir fark olmadığından sonrasında ister aklını ister bedenini kullandığı bir iş yapsın insanlar, muhakemelerini kullanmak hususunda bir başka akla ihtiyaç duymuyorlar. Akıllı mantıklı bireyler olarak atılıyorlar hayata. Bizdeyse tam tersi. Eğitim politikaları fiyasko. Kimse ne yaptığını bilmiyor ya da çok iyi biliyor ve bile bile kurutuluyor fidanlar. Çürütüyor onları içten içe. Yazık ki ağaç yaşken eğiliyor. Yorgo’ysa bir yandan yüz seksenle bizi Lavrion’a yetiştirmeye çalışırken, bir yandan da eğer ben lider olsaydım hataları telafi etmek zorunda hissederdim kendimi diyor. Ve bunu da temsil ettiğim halkıma borçlu olduğumu unutmazdım diyor.. Temsilci, çoğunluğun sesiydi. Doğru. Biz bunları  çoktan unuttuk. Bırak temsili, bırak yaşamayı, nefes almaya çalışan yakın komşu sakinleri olarak endişe bulutlarımızı dağıtmakta aciziz başımızın üzerindeki. Ve o bulutlar bir indi mi… Seller götürecek her yeri.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

gagoriktosba

rise and rise again until become lions

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

%d blogcu bunu beğendi: