ANLAR VE İNSANLAR : ÜÇÜNCÜ BÖLÜM, ŞEBİNKARAHİSAR

ANLAR VE İNSANLAR : ÜÇÜNCÜ BÖLÜM, ŞEBİNKARAHİSAR

Bu sefer uyuya”da”kalmadım. Sabahın körü diyeceğimiz bir saatte yani dört buçukta zımba gibi kalkıyorum yataktan. Hala daha yolun yorgunluğunu üzerimden atamadığımdan olsa gerek, vücudumda sızlayan yerlerim olduğunu keşfediyorum. Zımba benim fiziksel durumumu anlatan doğru bir benzetme olmuyormuş, çok geç anlıyorum. Benim dönüştüğüm şey daha çok pestil. Çamur gibiyim. Üzerime basıp geçseler, gücüm yok ses etmeye. Herşeye rağmen kalan son gücümle sokakta buluyorum kendimi. O ses aynı şeyleri tekrarlayıp duruyor sol kulağıma: “Başarabilirsin, yap hadi, zoru başardın, yataktan çıktın, ayağa kalktın, makyaj yüzüne oturmuyor olabilir, gözündeki çapakları da tam yıkayamamış olabilirsin ama sokağa adımını attığın an sonsuz bir gayret gelecektir üzerine. Ama herşeyden önce yüzündeki şu berbat ifadeyi sil bence. Kabız olmuş gibi, değilsin. Aksi gibi, de değil. Daha çok hayatı boyunca hiç bağırsak sahibi olmamış bir insanın ifadesi yüzündeki. Kurtul ondan derhal.” İç sesim size çok normal gelmiyor olabilir. Açıkçası bana da gelmiyor ve hep garip bir takım fikirleri olabiliyor bana, hayata ve karşılaştığım insanlara dair. En basiti tuvaletim geldiğinde, girme ne yapacaksın, tut azıcık daha, en sonunda yaparsın nasılsa diyor. Bazen dinliyorum da kendisini. Tuttuğum oluyor yani çokça. Sersem sepelek Cumhuriyet Meydanı’na çıkıyorum. Servis bekleyen, araç bekleyen ya da az evvel şehrin merkezine bırakılmış olan insanlar görüyorum tek tük. Saatime bakıyorum, beşi çeyrek geçiyor. Telefonum çalıyor aynı anda. Yolcu yok, çıkmayın diyor bir ses. Ben de yolcu olmayabilir, ben yola çıktım diyorum. Gelin o zaman yazıhaneye diyor aynı ses. Ağırdan aldığım adımlarım Sivas’ın caddelerinin sessizliğiyle örtüşüyor. Tek bir fırın var bu saatte açık olan ve iki tane patatesli börek alıyorum yanımda götürmek üzere. Yoksa ağzımı açıp çiğneyecek durumda bile değilim, acıkırsam diye. Yazıhaneye vardığımda gene benim için bir takım düşünceler geliştiriyor personel. Ve ne yapıp ne ediyorlar Suşehri’ne giden bir minibüse bindiriyorlar beni. İki saate yakın bir süre boyunca gidiyoruz ve nihayet Suşehri’nin garajına varıyoruz. Dümdüz bir arazi üzerindeyim hissine kapılıyorum. Şebinkarahisar’a giden dokuz minibüsünün kalkmasına bir saat var ve görevliler wifi şifresini takdim ediyorlar ve biraz olsun internetle oyalanıyorum. Yerlere kadar inen pardesülere bürünmüş bir anne kız ve iki de pembeler içinde henüz iki yaşlarında sanırım-sanıyorum çünkü çocuklardan anlamıyorum-iki de miniğin arkasına geçiyorum. Bir tane de yobaz mı yobaz bir adam biniyor, binmeden önce de nefretle bakıyor bana. Bugün cuma ve bu molla benden nefret ediyor. Önümdeki çocuklarsa bir türlü annelerinin ve anneannelerinin kucağında durmuyorlar. İkisi de ayrı ayrı kaçmak peşinde, canlarını minibüsten atmak derdinde iken anneanneleri onları korkutmak için kendi yetiştirilirken işittiği tüm baskıları yansıtıyor sanki. “Kopek var kopek dışarıda, ısırır bak kopek, amca var amca yakalarsa çok fena, amca kotü amca, iğne yapacak bak amca, cızz diye.” Şoför gelip de kontağı çalıştırmasa ve yola koyulmasak canımı dışarı atavağım var şu yavrularla beraber , ben bile korkar oluyorum amcalardan, kopeklerden, herkesten. O kadar güvensizliğin içinde düşüyoruz yola. O kadar canım sıkkın, moralim bozuk, iç sesimle de aram yok ya da uyudu yorgunluktan bilemiyorum ama bir an önce eve dönmek istiyorum. Şaka yapmıyorum, evimde olmak istiyorum. Bu kadar konforsuzluk, bir sürü yabancı, uykusuzluk, kahvesizlik… Annemi istiyorum. Kırk bir yaşındayım ve annemi istiyorum. Tek tesellim bozkırdan çıkıp, yeşil bir coğrafyanın içerisinde ilerliyor olmam. Birazcık moralim düzeliyor. En azından manzarayla teselli buluyorum. Nasıl uykum var anlatamam. Nasıl bedbahtım anlatamam.

Gelmiş bulunuyorum Şebinkarahisar’a. Vaktim az. Son dolmuş üç buçukta kalkacakmış. Keskin bir soğuğu var eskiden Giresun ona bağlıyken, şimdi kendisi Giresun’a bağlı olan Şebinkarahisar’ın. Havası soğuk olsa da, insanları sıcak ve yardımcı. Ne Karadeniz’deyim ne İç Anadolu’da. Her şeyin ortasındayım burada. İlçenin içindeki kalesine çıkmak istiyorum ama bugün gerçekten çok yorgunum. Zaten bir evden bana deli gibi havlayan bir köpek var, gitme der gibi. Hav hav hav çenen batsın diye bağırıyorum da Allah’tan zincirli. Yoksa tek butla yoluma devam etmek zorunda kalacağım. O kuyruğunu neden sallıyorsun madem. Erkek mi diyorum, evet diyor yerleri süpüren kadın. Bizim erkeklerimiz gibi, kuru gürültü diyorum. Gülüyor ve gene evet diyor. Gözünün önünden kaybolana dek arkamdan havlayıp kuyruk sallamaya devam ediyor it.

25 (2).03.2016 - 1

20160311_103613

Atatürk’ün geldiğinde kalmış olduğu ve şimdi müzeye dönüştürülmüş evini ziyaret ediyorum. Umursamaz bir görevli var içeride. Yardımcı olmuyor. Bir an önce gitmem ve ona soru sormamam için can atıyor gibi. Bense ciddi anlamda beğeniyorum üç kattan oluşan müzeyi, evi… Meydan’a çıkıyorum şimdi, bir sürü erkek toplanmışlar konuşuyorlar. Önemli bir şeyler olduğunu düşünüyorum ve soruyorum neler oluyor diye. Hiiçç diyorlar, güneşleniyoruz. Acayip bir şekilde güneş gören tek yer burası ve insanın içine işleyen bir soğuğu olduğundan bu şekilde kemiklerini ısıtmaya çalışıyor insancıklar. Bir parça güneş nelere kadirmiş böyle, kıymetini anlıyorum ve ben de bir sürü adamla beraber yüzümü çeviriyorum güneşe, gökyüzüne. Herşeye rağmen yaşamak güzel. Herşeye rağmen.

20160311_105526

20160311_110030

Pişmanlık duyduğım şeyler de oluyor tabii. Eğer bavulum olsaydı burada kalırdım. Seyahatime buradan devam ederdim. Giresun’a geçerdim buradan, Bayburt ve Gümüşhane yapabilirdim. Özellikle çok merak ettiğim Baksı Müzesi’ni görebilirdim. Şimdiyse çaresiz ilk planım doğrultusunda ilerleyeceğim. Eğer dayanabilirsem bu gece, olmadı yarın sabah yola koyulacağım Kars’a gitmek üzere. Çarşı hareketleniyor bu arada, insanlar alışveriş yapıyorlar, dükkanlar hareketleniyor. Atatürk Müzesi’nin kapısının arkasında kalan kafeteryaya giriyorum. Girişte bulunan kasaya yakın bir masa seçiyorum kendime ki, rahat rahat laf atayım insanlara. Bir yandan esnerken, bir yandan da felç geçirmiş olmasına rağmen bana yardımcı olmaya çalışan bir amcayla sohbet ediyoruz. Bir kahve söylüyorum ve çaktırmadan esniyorum. Amcanın kız  torunu giriyor içeriye kız arkadaşıyla. Dedesini öpücüklere boğduktan sonra bugün senden yiyeceğiz diyor. Dedesi ye kızım ye diyor, sonra da bana dönerek bunu bir gün görmezsem neşem soluyor diyor. Kız pek fena zaten, hem sevgisini alıyor dedesinin, hem de karınları doyacak arkadaşıyla ikisinin.

20160311_110110 (1)

 

20160311_100343 (1)

Peki diyorum ben ne yapacağım burada diye sorduğumda sen şu Meryem Ana’ya bir git, pişman olmayacaksın diyorlar. Buradan on iki kilometre uzaktaymış ve taksisiz olmaz diyorlar. Benim için tanıdık taksi çağırıyorlar. Şoförüm Burhan Bey. Pazarlıkta anlaşıp, yola koyuluyoruz. Bir hayli uzak ve çetrefilli aldığımız yol. Kimsecikler yok. Burhan Bey buraya gelen birçok Rum olduğundan bahsediyor, elbette ki sezon açıldığında. Bir anne kız getirmiş buraya. Manastır çok dik olduğundan kanserli annesi yukarıya çıkamamış. Bir köşede oturmuş ve ağlamış. Buralarda yaşarmış, köyü buradaymış bir zaman önce. İki dağın arasında konumlanmış ilçenin hem enteresan bir coğrafyası, hem de çok kültürlü bir geçmişi var. Eski Rum yerleşkeleri, Ermeni köyleri, Aleviler ve Sünniler yaşamışlar yemyeşul ağaçların arasında finduk ağaçlarının gölgesinde. Erdal Eren’in doğduğu topraklar buralar. Merkez köyden olduğu söyleniyor. Bahçeler köyündenmiş çocuk Erdal. Be Aziz Nesin de buralıymış. Bir kez daha anlıyorum bir insan yok edilmek istensin ne yaş dinliyorlar ne de baş. Oracıkta idam ediveriyorlar bir küçük oğlanı. Çok yazık oluyor o çocuğa. Dünyanın boşluğunun simgesi bir isim daha buradan çıkmış, bu topraklardan. Şebinli Erdal. On yedi yıl gün yüzü görebilmiş ancak.

Şimdi anlıyorum it dediğim köpekçe kaleye çıkmamam için neden önüme engel konduğunu. Yüzlerce basamak var önümde Meryem Ana Manastırı ile aramda. Üstelik yolu yol değil ve ben de buraya kadar gelmişken geri dönemiyorum. Aklıma Meteora’daki imkanlar geliyor. Hiç olmadı asansör koymuşlardı ya da bir kolaylığı vardı tırmanışın. Ama burada acı çekmeden onca yolu çıkmanız imkansız. Burhan Bey ben de geleceğim diyor. Nefeslerimiz kesile kesile tırmanıyoruz yukarıya. Görevliyi görüyorum aşağıdan. Ufukta bir küçük adam sandığım kişi dev gibiymiş meğer, düz zeminde karşılıklı gelince anlayabiliyorum ancak. Hem bilgili, hem bilgi vermeyi seviyor. Aslında üçümüz de birbirimizle çok rahat iletişim kuruyoruz ve benim pek çok soruma karşılık, onların pek çok cevabı var ve bir anda görevliye insan burada şair olur diyorum. İn cin yok çünkü. Bülbül yuvası gibi bir yerde dokuz beş mesai saatleri içerisinde bekle ki de insan gelsin ki karşılıklı iki çift laf edesin. İnsan insanı zehirliyor tamam ama zehrini aldığı da görülmüştür şu dünyada. İnzivada gibi hissediyor insan burada. Bir çeşit çilehane. Derinleş derinleş dur. Kendimi yıllar yıllar önce burada yaşamış keşişler gibi hissediyorum. Bu düşünce içime işliyor. Tüm dünyadan uzakta, bulduğunla yetinme gayretiyle bir lokma bir de hırka, şehrin huzursuzluğundan uzakta, bir başıma, yaşamıştım belki ben de buralarda.

20160311_132731

20160311_133413

Manastır hakkındaki görüşlerime gelirsek, Sümela kadar bakımlı olmadığı aşikar. Milattan önce ikinci yüzyılda yapılmış olmasından kaynaklı, resim sanatı olmadığından duvarları ya beyaz kireçle ya da aklı başında olmayan ellerin kıllı papaz yazacak kadar  seviyesizliği ve cehaletiyle kaplanmış boydan boya . Kalpler çizmişler duvarlara Ayşe Ali’yi seviyor, Ali Veli’yi seviyor, Veli herkesi seviyor türünden. Teleferikle insan taşıması yapılmıyor. Kimi basamaklar olmadığından, tırmanma kısmında sizi bekleyen tehlikeler mevcut. Ama burada bulunmuş olmaya, Şebinkarahisar’a, Dikmen Tepesine kuşbakışı bakmaya, yer yer uzanmış köyleri izlemeye ve bunun her anına değer. Sadece sağlam bir kondisyon ve iyi huylu da bir kalp gerek sizi yarı yolda bırakmayacak olan. Düzlüğe indiğimde son bir kez bakıyorum geriye, geldiğim yere. Aklım almıyor onca imkansızlığın içinde bu insanlar koca kayayı oyup da içini nasıl yaptılar ettiler diye.

Görevli bizimle aşağıya iniyor. Tek çıkış olduğundan bir tehlike yok. Gelenin de gidenin de yolu birmiş yani. Gene çıkarım ben diyor. Alıştım böyle ine çıka diyor. Zaten bizden daha doğrusu benden başka gelen olmaz diyorum içimden. Keçilerden başka kim çıkar buraya bu mevsimde, şu saatten sonra? Tekrar gelirsem eğer Sarıyer köyünde misafir edileceğim. Almış bulunuyorum gerekli sözleri. Sonra da ucu ucuna  merkeze iniyoruz ve ben kalan son dolmuşa binme gayretiyle dizimi yüksekçe bir basamaktan atıyorum ki şoför kolumu tutmasa yerleri öpeceğim. Şaşkınlıkla bana bakıyor. Ölüyorum diyeceğim tutuyorum kendimi. Uykusuzluk, yorgunluk, bir keçinin tabiatından uzak oluşum ve tırmanmak durumunda kaldığım yüzlerce basamak beni mahvetmiş. O an karar veriyorum. Sivas’a giderim, odama çıkarım, duşumu alırım, yatağıma uzanırım, sabah artık kaç otobüsü varsa onunla Kars’a doğru yol alırım.

Şebinkarahisar bana oyun oynadı diye düşünüyorum dönüş yolculuğunda. Yemek yemeye fırsat bulamasam da şükran ve memnuniyetle kabul ettiğim Saraçoğulları ikramı içi nefis fındık ezmeli organik pestil ve kömeler sayesinde ilçenin keçileriyle özdeşleşerek tırmanabildim manastırın insafsız ve her anlamda nefes kesen sarp ve dik basamaklarını. Burada ne işiniz var diyenlere yahut ne işin vardı orada diyenlere cevabım bundan yıllar yıllar önce buraya gelmiş olan ve ben bu şehri çok beğendim diyen Atatürk’ünküyle kısmen aynı olacaktır. Ben de buraları çok beğendim arkadaş. İyi ki gelmişim. İyi ki görmüşüm. Tek gözlü mütevazi ocağında derin bir samimiyet, geniş ve anlayışlı bir kültür buldum diyen bir büyük adama katılmamak elde değilmiş, gelmeseymişim bilemezmişim.

20160311_110558

20160311_123730

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Maiperest

Ölürüm fakat bu bir devrim olur.

yedisihirlikitap

"sevenmagicbook"

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

Şehirler

Şehirler

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

Mavi'nin Güncesi

Bazen bir jack daniels'tir mutluluğum

Gamze ama daha 20

yaşanmış hikayelerle sizlerleyim

BeBloggerofficial

''Either write something worth reading or do something worth writing.'' Benjamin Franklin

SÜLEYMAN DEVECI

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda-Creative thinking

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

osk4y.wordpress.com/

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Kendi Mobilya Setini Kur

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

İki Gezgin Aşığın da Dediği gibi; Gezin, Gezin, Dönün

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Sonradangelenler

Geç kalanlar için, hayatın içinden hemen hemen her şey.

%d blogcu bunu beğendi: