HUMAN

images-192

HUMAN / İNSAN 

“Hayat, çocukluğundan yaşlılığına taşıdığın bir mesajdır. Yolda bu mesajı kaybetmemeye çalış.”

“Bırakın da yaşayayım adamım. Sizden bir şey istemiyorum. Yiyecek bir şey istemiyorum. Sizden hiçbir şey istemiyorum. Yardıma ihtiyacım yok. Ama bırakın yaşayayım.”

“Bugünlerde olduğu gibi ölmezdik biz. Kavgamız öldürmedi. Bizi yok eden kalaşnikoflar. Önceden sadece hastalıktan ölürdük… Kavgamız yozlaşıyor.”

“Sahip olduğumuz tek bir hayatı bir başkası için feda ederken o doğruluk anını nasıl tanımlarız?”

“Kaybedecek bir şeyi olmayan insanlar daha az çekingen ve daha cesur olmalı. Değişimi kaybedecek bir şeyi olmayanlar başlatmalı.”

Benim için kabul edilemez olan azınlığın refahının çoğunluğun sefaletine bu derece bağlı olması. Bu kabul edilemez.”

“Ölmeden önce mutlu olursam, öldükten sonra da mutlu olurum.”

Belgeselcinin aklı ve zaferi karşısında doğru kelimeleri bulmakta güçlük çekiyorum. Filmin yönetmeni Yann Arthus-Bertrand sonrası için aşılması zor bir duvar çekmiş önüne. Başrollerdeyse dünyalı komşularımız var. Geride, insanın aklında komşusu aç yatarken yatağa tok giriyor olmanın hazımsızlığını bırakıyor ve daha bir sürü düşünceyle kalakalıyorsunuz. Bazen yoksulluğun ve yoksunluğun içinde yaşayan insanların kendilerini ve içinde bulundukları durumu tüm açıklığıyla ifade edişlerindeki gizli gurura ve çaresiz boş vermişliğe hayran oluyorsunuz. Hiçbirinin elinde yazılı bir metin yok. Sadece az bir kısmı eğitim alma şansına sahip olabilmiş. Kendileri söylemedikçe ya da belirtmedikçe ne titrlerini, ne uyruklarını öğrenebiliyoruz. Lisanları aşinalık yaratıyor sadece. Çoklukla birer isimsiz kahramana dönüşüyorlar. Kötü tecrübeleri, dünyanın sıkıntısı, tok komşular ve taşımakta oldukları ağır yükler onları birer filozofa çevirmiş, ağızlarından çıkan cümlelerin bilgece olmasına sebebiyet vermiş. Dünyanın hemen hemen her ülkesinden ve her milletinden bir yüze rastlamak mümkün filmde. Bertrand’ın ekibi binlerce kişiyle röportaj yapmış bu uğurda. Film üç yıllık bir çalışmanın eseri. İnsan olmanın ne menem bir şey olduğu sorusu filmin tamamını izledikten sonra şekilleniyor. Galiba bizler fazlaca büyütüyoruz meseleyi ve kişisele bağlıyoruz hemen kendi şahsi meselelerimizi. Bizler gibi etten kemikten olma bir sürü hayvan var ve hiçbiri mevzuyu bu kadar ciddiye alıyor görünmüyor. Tek yaptıkları yaşamak. İrade deniyor bizi bu dünyada yakana ve film boyunca muhakkak bir ortak nokta buluyoruz irade sahibi olan diğerleriyle. Evlat kaybı, eş kaybı, öksüzlük, senin olmayan ve senin başlatmadığın anlamsız bir savaşın içinde kaybolmak, demir parmaklıkların ardına mahkum olmak, paralize olmak, sakatlık, hastalık, yalnızlık korkusu, ölüm korkusu, eşcinsellik, mültecilik, depresyon, varoluş kaygısı, sevmediğin ama muhtaç olduğun bir işte zor şartlar altında çalışıyor olmak… Yalnız değiliz yedi milyar insanın içinde ve muhakkak dünyanın bir köşesinde bizimle aynı acıları, sıkıntıları, mutlulukları yaşayan ama farklı bir dilde konuşan insanlar var. Bir çıkış noktası arıyorlar ya da aradılar aradılar bulamayınca da vazgeçtiler. Şu bile yaşamak için bir neden çoğumuz için: “Seninle aynı dertten muzdarip insanların varlığı.”

human-film-bolivie-francesoir_field_image_diaporama

HUMAN-3-650x466-300x215

Bazısı doğal komik, kıkırdamaktan konuşamıyor. Kimisi dişleri dökmüş erkenden. Her yaştan, her tenden ve her telden, gay, lezbiyen, evli, bekar, büyükanne, büyükbaba, tutuklu ya da özgür, mülteci, sığınmacı, AIDS’li, kanser ya da tekerlekli iskemleye bağlı, daha çocuk ya da ihtiyar, siyah, beyaz, çekik, Ateist, Müslüman, Yahudi, Pagan, Amerikalı, Fransız, Afgan, Hintli, Lübnanlı, Sudanlı, Alyoşa’nın babası ya da artık hayatta olmayan Abir’in babası, fakir, çok fakir, çok çok fakir, zengin, belki biraz kaçık, bazısıysa filozof; ülkesinde kendisine hayat olmadığını düşünen Estima Joseph ya da hayatının on üç yılını mahkum olarak geçirmiş bir önceki dönem Uruguay devlet başkanı Jose Mujica, evinde sadece tek bir tavuğu kalmış, o da yumurtlar yumurtlamaz pazarda satıp tuz benzeri basit ihtiyaçlarını alacağını söyleyen, başka da bir hayvanı ve de hiçbir şeyi olmayan bir kadın, herkes tarafından küçümsenmekten dertli Bangladeşli bir konfeksiyon işçisi, kardeşlerini okutmak için hayat kadınlığı yapan genç bir kız ya da yirmi yedi yıl çalıştıktan sonra işini kaybedip annesinin yanına sığınan içi öfkeyle dolu bir Yunanlı, hiç kimse ya da hiçbir şey olamamaktan kısaca insanlık tarihinin bir parçası olamamak korkusu taşıyan bir genç, son olarak Mevlana misali her kim olursa olsun Namibya’daki evine çağıran yaşlı bir kabile üyesi ve daha yüzlercesi, açık yüreklilikle insan olmaya dair sorulan soruları yanıtlıyorlar, kendilerince.

images-163

images-152

1280x720-ZdN

images-263

images-147

Havadan yapılan çekimler, ilahi bakış açısı verirken iki farklı düşünce sarıyor insanı. Ya dünya çok büyük ve bizler çok küçüğüz ya da dünya çok küçük ve nüfusumuzla, dertlerimiz, ihtiraslarımız ve acılarımızla fazla geliyoruz dünyaya. Ne çöller, ne okyanuslar çok büyükler aslında. Hepsinin kapladığı alanın bir sonu var karşı kıyıda. Biri diğerine açılıyor, uç uca ekleniyorlar aynı kürenin içinde. Akrobatların el ele verip, birbirlerinin omuzlarında yükseldikleri sahnede, çevredekiler nefeslerini tutmuş bu zor sahnenin canlandırılmasını izlerken, onca tehlikenin içinde birkaç korkusuz zirveye çıkıyorlar el ele, omuz omuza. İnsanların birbirlerine değmeden tek başlarına yükselmelerinin mümkün olmadığını, zirveye çıkanların tek başına olmadıklarını görüyoruz. İnsanlar içlerinde korkunç bir güç barındırıyorlar ve bu enerjinin açığa çıktığı nadir anlardan birine şahitlik ediyoruz biz de. İstesek çok çok daha büyük işler yapabilir, istersek bir karıncayı bile incitmeden yaşayabiliriz. Tercih bizim ve hayatta hiçbir şey için geç değil.

98dd30de7f_Human_A003_C002_082910

images-208

Meslek olarak oyunculuk yapan aktörlerle karşılaştırdığımızda kendi hayatlarının rolünü oynayan, bunun için de ekstra hiçbir çaba göstermeyen doğal oyuncular, hikayeleri, hayat dersleri, korkuları ve açmazlarıyla karşımıza geliyorlar. Kimisi mimikleriyle rol çalıyor, kimisi hikayesiyle. Bazıları gerçekten unutulmaz. Mahkumiyetleri devam etmekte olan üç karakterden biri kadın, siyah ve müslüman. Kürtajın yasak olduğu bir İslam ülkesinde yaşıyor ve bedelini ödemekte halen daha yattığı hapishanede. Diğer iki hikayeden ilki filmin açılışında yer verilen ve berbat bir çocukluk geçirmiş olan bir siyah. Üvey babası, sevgisini, eline geçen her ne varsa onların yardımıyla oğlunu döverek gösterdiğinden, büyüdüğünde sevdiği herkesi inciten bir adama dönüşüyor o da. Sevgiyi öğrendiğinde ise hayatın acı tokadını yemiş oluyor. Agnes adında bir kadın ona sevgiyi öğretiyor affederek: Patricia ve Chris’in annesi ve büyükannesi. Yani öldürdüğü anne oğulun annesi ve büyükannesi. Üçüncü mahkumsa on beş yaşında müebbete mahkum olmuş bir başka siyah. Hayatta herkesin bir amacı vardır derken, kendi amacının ne olduğunu bilemiyor bile. Bildiği bir şey varsa hayatın böyle, cezaevinde ömür geçirerek bir anlam taşımadığı. “Burası kimseye uygun bir yer değil” diyor.

images-118

Yerli bir kadın çok basit bir şekilde nasıl mutlu olduğunu anlatıyor. Maddeleri arasında sağlam bir kariyer, bol maaşlı bir iş, bir iç mimarın elinden çıkma şık mobilyalarla döşenmiş bir ev yok. Mutluluğu bulduğu şeyleri yazacağım şimdi madde madde:

1-Yağmur yağması
2-Süt içmek
3-Sevdiği şeyleri yemek
4-Ona güzel şeyler söyleyen sevdiği erkekle beraber uyumak
5-Onu yağmur ve soğuktan koruyan güzel bir kulübe(bir parça hırsı olduğu hissedilen tek madde ama neticesinde barınma)
6-Başka yok. Sonra da gülüyor bembeyaz dişlerini sergileyerek. İşte mutlu insan örneği. Bana mutlu insandan zarar gelmeyeceğini hatırlattı bir anda.

maxresdefault

Savaş giriyor sonra araya. Savaşmış ya da savaşa tanıklık etmiş insanlarla röportajlar yapılıyor. Bir tanesi İsrailli olduğu için hava saldırısında, diğeriyse Filistinli olduğu için(kulağa mantıklı geliyor değil mi, o o olduğu, bu da bu olduğu için) ensesinden aldığı tek kurşunla vurulan çocukların İsrailli ve Filistinli babaları. İsrailli baba zamanı geldiğinde kendini feda edebilecek bir nesil yetiştirildiğinden ve iki toplum için de bunun geçerli olduğundan yakınıyor. Filistinli babaysa affetmiş. Ölen kızı Abir adına konuşuyor. Ne affetmenin ne de intikam almanın hakkı olmadığını düşünüyor kızı adına.

İnsanların kafalarını her daim meşgul etmiş olan ve teorikte yaşandığında pratikte yaşanandan çok daha az acı verici olan “aşk”tan ne anladıklarını soruyorlar. Bir kişi onu her gün almalısınız diyor. Kıkırdayan, siyah bir erkek sevişmeden aşkın başarısız olduğunu söylüyor. Aşkın sonunda seks gelir diyor. Aklı fikri onda galiba.

Anlatıcı erkeklerin hayatı çok daha girift. Beni en çok etkileyen iki hikayenin de kahramanı erkekti. Bir tanesi ellinci evlilik yıldönümünden önce karısı ağır bir hastalığa yakalanan ve iki yıl boyunca yataktan çıkamayan karısına kendi elleriyle, tam zamanlı hemşirelik hizmeti sunan kocaydı. Kimsenin yardımı olmadan yapmayı becerebildiği için de bunu yapmayı sevdiğini, karşılığında da karısının kendisini takdir ettiğini söyledi. Yürüyemeyen karısını arabaya taşıyan, olmadı oksijen tüpünü ve tekerlekli iskemlesini taşıyan, onu gezdiren, sonra da evlerine geri getiren, onu yıkayan, yatağına yatıran bir erkeğin “Aşk” tanımıydı bu. Bir diğer erkekse hep bir oğul sahibi olmak isteyen ve en nihayet erkek çocuğuna kavuşan ama o da engelli olan ve bu istisna durumu epey bir sorguladığı her halinden belli olan ve nihai olarak en güçlü aşk tanımını yapan insan olarak kaldı belleğimde. Dostoyevski’nin topraklarından ve O da bir Alyoşa babası olan Rus’un sözlerini unutmamalı.: “Aşk beraber yaşamak için kendinizi, eşinizi, tüm çocuklarınızı, aşağı da olsa tüm insanları sevmektir. Dünyayı sadece insan sevgisi kurtarabilir.” Bu sözden ötesi yok.

Çeşitli ülkelerden çıkarak Avrupa’ya mülteci olarak gelmiş yersiz yurtsuzlar filmin en mutsuzları. Kimse keyiften vatanını terk etmeyeceğine göre, herkes arkasında acı dolu hikayeler bırakarak gelmiş konmuş bulunuyor başka başka lisanların konuşulduğu ülkelere. Göç vakti gelmiş kuşlar değil hiçbirisi ve tepelerine bombalar yağarken ya da rejim tarafından rahat bırakılmazken terk etmek durumunda kalıyorlar ülkelerini. Fransa’da Calais Ormanları’nda barınmak zorunda kalan ailesini kaybetmiş bir Afgan mülteci, kendisini rahatsız eden ve ormanı terk etmesini isteyen polise “Nereye gideyim?” diyor. Dönecek bir ülkesi olmayan, toprakları katliam bölgesine dönmüş, otuz yedi farklı ülke tarafından defalarca kontrol edilmek ya da kurtarılmak için gelinen vatan, vatan olmaktan çoktan çıkmışken soruyor çaresizce “Benim ülkem neresi?” diye. Sonrasında beni çok üzen şu cümleleri sarf ediyor: “Bırakın da yaşayayım adamım. Sizden bir şey istemiyorum. Yiyecek bir şey istemiyorum. Sizden hiçbir şey istemiyorum. Yardıma ihtiyacım yok. Ama bırakın yaşayayım.” Çok acı. Dünyanın kahrını çekiyor bu insanlar. Hepimizin kahrını. Çok yazık. Çok çok acı. 110 kişinin arasında, mazotun içinde vücudun mahvola mahvola, saatlerce oturarak, hiç bilmediğin bir denizi aşıyorsun lastik botlarla. Gittiğin yerde ne olacağını ne yapacağını da bilmiyorsun üstelik.

images-247

Ve fakirlik. Çok çok fakirlik. İnsanın kanına giren, midesini ağrıtan, çöplük içinde yaşatan, gece gündüz farkını ortadan kaldıran ve devam eden bir durum hiç geçmeyen. Fakirliğin zekayla alakası olduğunu bile bile kendini ve aileni bu durumdan kurtaramamak. Yemek yiyememek, uyuyamamak, eşinin ve çocuklarının da seninle birlikte acı çektiğini bilmek. Ve bir insanın gururunu fakirlik kadar kıran bir şey olmadığını bilmek ama gene de değiştirememek. Belgeselin en renkli karakterinden hayatı ve insanları ciddiye almadan tüm boşvermişliğiyle yaşadığı sefaletin içinde, ağzında kalan son üç beş dişiyle sormak istediği sorusu: “Bu lanet olası yerde ne işim var benim?”e müteakiben “Neler olup bittiğini görmek için senin olduğun yerde neden ben olamıyorum? Bir dakikalığına değişelim mi? Sen ben ol, hadi! Ben de sen olayım. Ekvatorun orta çizgisinde buluşalım, golf oynarız.” diyordu.

-lF1YpaKlCuc6XKn2C3I9N3EOIuilSix09WYLA2FwLykplwykhe9eA4nyU46HsT4hdTTHojLPj-h1mUHkeMOFksZ6qbKn0y1hcC5IQ=w512-h288-nc

560488

downloadfile-39

images-243

downloadfile-46

Tek bir film izleme şansınız varsa bu filmi izleyin. On tane film izleme şansınız varsa ilk önce yine bu filmi izleyin. Düşünün düşünün… Ben hala ara ara bu belgeseli düşünüyorum. Afganlı mültecinin sözleri kulaklarımdan gitmiyor bir türlü: “Bırakın yaşayayım” diyordu ve tek talebi buydu hayattan, yetkililerden. “İnsan”, bu senenin en insani filmiydi. Bir süreliğine de öyle devam edeceğine inanıyorum.

Reklamlar

HUMAN’ için 2 yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Süleyman Deveci

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

OSK4Y

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Kadimce

Yazar, Şair

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

%d blogcu bunu beğendi: