BENİM UTANGAÇ SAF YANIM

“İnsanın kendini teslim ettiği her acı sükunete dönüşür.” Marguerite Yourcenar

936full-the-remains-of-the-day-screenshot

Öyle mi acaba? Ve bir sızı olarak kalır da yaşar mı bizimle ilelebet, sanki hiç kapanmamış bir yara gibi? Kazuo Ishiguro’nun aynı adlı romanından beyazperdeye aktarılan “Remains of the Day/Günden Kalanlar” böyle bir yaranın bir geminin güvertesindeki camdan bakıyormuşçasına hatırlanmasıyla başlıyordu. Babadan oğula sanki nesilden nesile geçen bir genmişçesine aktarılan her şartta ve her ortamda titizlikle duygularını gizleme meziyeti, yıllar sonra geç kalınmış ve harcanmış hayatıyla baş başa kalmış bir adamın hem kendine hem kendisini seven kadına miras olarak bıraktığı pişmanlık ve hayal kırıklığına bırakıyordu yerini. Yavuz Turgul’un ’90 yılı yapımı “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni”nde sert görünmeye çalışan Şener Şen kuytuda saklıyordu  Kerime Nadir romanlarını. Miss Kenton’da, Mr. Stevens Junior’ın benzer türde bir kitap okuduğunu gördüğünde sert çocuğun mizacındaki gizli romantiği keşfettiğini düşünmüştü. Anlamazlığa gelinen aşkının karşılık görmeyeceğini anlayan Miss Kenton’sa daha fazla acı çekmeye katlanamayacağını düşünerek soluğu, aşkını cüretkarca sunan bir adamın kollarında almıştı.

Kimse kimseye ait değil belki ve hiçbir şey sonsuz olmasa da kötü huylarını kendisine Tanrı edinmiş az kibirli ama çok gururlu adamın yaşlılığında da tek sahip olduğu el değiştiren aynı malikanenin, yeni ev sahibi oluyordu. Geleceğin geldiği gün bekleyecek bir şeyi olmadığını anlayan insanların, ne kadar yüce ve asil olurlarsa olsunlar yalnızlığın akamayan bir damla gözyaşında gizlendiğini göreceklerdi. Bekçiliğini yaptığımız odalardan sıyrılabildiğimizde akmakta olan hayatın ne kadarına dahil olabildiğimizi göreceğiz sonunda. Dahil olduğumuz kısmının ne kadarı içimize nüfuz etmiş, kanımıza girebilmiş? Kaç insan, dolayısıyla kaç hayat için “kanım” diyebilirsin, gerçekten kanın olanlar hariç? Belki damarlarında taşıdığın asil kanı nakletmenin zamanı gelmiş de geçiyordur bile. Benim için geç değil, hiç geç değil ve çok geç değil. Daha saf bir tarafım var. Gülme! Sen olsaydın gülerdin. Bense çok ciddiye alarak yazıyorum. Kendimi çok ciddiye alıyorum sanıyorum. Halbuki ben tüm bunları akşam çökünce yazıyorum, akşamlar insanların kendilerini çok ciddiye almamaları gereken zamanlar olmalı. Akşamları sabahlara bağlayan geceler zor. Uyur uyanık gördüğümüz rüyalar ve korkunç karabasanlar var saniyeler sürüp, aslında bütün korkularımızı ve acılarımızı aklımıza geldiğinde yüzümüze vuran. Her şey olana kadar. İş, olduğu kadar; aşk, benim olana kadar; sevgi, ulaşana kadar; huzur, bulana kadar; mutluluk, keşfedilene kadar; hayat, bitene kadar(tek çocuk/lar çıkana kadar değil). Ve ben artık hayata sahibim, o benim, bana ait, hayatım benim malım, bedellerini ödediğim; taksit taksit ve bekliyorum gayretle  benden alınacağı ve benim kaybedeceğim saatini. Ve halen daha saf bir yanım var, sadece gizlendiği yerden çıkmak istemiyor, biraz utangaç çünkü benim saf tarafım. Dışarısı soğuk ve üşütmek istemiyor.

Bense saf tarafıma inat, yorulana kadar karşı tarafı suçlayıp yorgun argın yatağa girmek istiyorum. Deliksiz altı saat uyku hayalim. Planlı imkansızlıklar dahilinde üstesinden gelemeyeceğim çok basit isteklerim var ve çocuksu bir saflıkla  istiyorum. Safça istiyorum. Ver bana benim olanı diyorum. Güzel düşler istiyorum senden diyorum. Az işiten kulakların ilettiğiyse, senin mi sandın benim olanları diyen belli belirsiz bir ses oluyor. Çok derinde o ses. Haliyle çok bozuluyorum ve kendimi avutuyorum belki duyulmasını istemiyordur diye. Çok öteledin beni diyorum. Beni görmen için daha ne yapmam gerek? Seni seviyorum diyemiyorum, çünkü istediğin sevgi değil. Sana aşık olmak için, ermiş olmam gerek. Ve biliyorum ben senin seçilmişin değilim. O zaman ben de ısrarcı bir umutla bundan sonrası için dileniyorum: “Bundan sonrası için bir şeyler ayarlayamaz mısın, lütfen?” diyorum. Seni sevmenin mahiyetini ve var ise eğer aşamalarını öğrenebilirim zamanla. Çok geç değil, hiç geç değil. Belki ererim, sen iste olsun, yaprakları kımıldat bu kez benim için ne olursun.

Teoride mantıklı, pratikte salaklaşabilen ben, en çok keskin virajları görmek istiyorum, vites küçültebilmek için. Bir kaplumbağa hızında gidiyorum, altımdakiyse bir ferrari değil, bence külüstür. Ferrari’sini satmış bir bilge de değilim, olmayan bir şey satılamıyor çünkü. Güvenli bir şekilde düşük viteste gidiyorum. Güvenlik, sıkıcılık diyordu Tim Parks, “Destiny/Kader”de, ama ben de sıkıcı bir insanım nihayetinde. Sıkıldıkça daha çok sıkılıyorum ve göğsüme bir pencere açıyorum kırmızı kalemle çizdiğim ve pof…kirli havam atmosfere dağılıyor. Kırmızı kırmızı.

—-.—-

Akşam akşam gözlerim elverdiğince “Kara Kitap’ın Sırları”nı okumaya çalışıyorum Nasıl yazdığını bazen kendisinin de anlamadığını söylemiş Pamuk, tuhaf, çok tuhaf. Herkes bir sürü şey yazıyor. Bir kitap yazmak değil mühim olan. Herkes kitap yazıyor kendince. İşçilik önemli ve Pamuk’un zanaati iyi, bir kez daha anlıyorum eve gelmeden tüm o karıştırdığım raflarda gördüğüm ingilizce/türkçe kitaplarına göz gezdirip birbiri ardınca sıralanmış ustalıklı cümlelerine baktığımda. Sanki cümleler bekliyorlarmış bir köşede de ortalığa çıkacaklarmış zamanı gelince. Ben en çok Bay Ka’nın gittiği baş harfi “k” ile başlayan şehirde, çevresi daha çok  “k” harfiyle başlayan isimleri olan insanlarca çevrilmiş, gökten “k” harfli şeylerin yağdığı ve nihayetinde ismini aldığı romanını sevmiştim. Okuyucusuyla arasına kibar bir mesafe koymasının ustalığını sevmiştim, İstanbul başrolde olmadığından iki kat daha çok sevmiştim. “Yeni hayat”ı da aynı nedenden ötürü sevmiştim. Bir otobüsten inip, bir otobüse binmiştim. Hiç bilmediğim şehirlere gitmiştim. “Being John Malkovich”de olduğu gibi kahramanın beyninin içine girmiş gibi hissetmiştim. “Yeni Hayat”ın ilk cümlesini ingilizceden okumaya başladığımda eksik bir his vardı sanki adını koyamadığım. Türkçesi beyinlere kazınıyor ve o kitabı okuduğumuz anda bizim de aynı hisleri yaşayacağımızı vaat ediyordu. Benimse okuduğum hiçbir kitap hayatımı değiştiremedi; bir anlam kattı sadece. Yani ben daha bulamadım o kitabı. Belki de değiştirdi de ben anlamadım. Öyle bile olmuş olsa, o bir kitap hangisi, henüz bilemiyorum. Bulurum diye ümit ediyorum. Bildiğim bir şey var ki, edebiyat hayat demek ve edebiyat hayat kurtaran bir şey. Bir yazar için hayatın orta yeri bir kitabın yazılmaya başlandığı, bir okur içinse o kitabın okunduğu yer demek. İnsan hayatındaki dönemeçleri ve virajları görebilse keşke. Ve senin beni gönderdiğin her yol çıkmaz bir sokağa çıkmasa, keşke.

“Benim Adım Kırmızı”yı ve “Kara Kitap”ı da beğenerek okumuştum. Sanki herkesin hayatında taktığı ve devamlı çevresinde dolaştığı bir harf var bir isim veya cümleden önce(aksi de olabilir elbet, harf sana kafayı takmış, seninle bozmuş olabilir mesela, takıntılı bir j harfi düşünün her işinize burnunu sokan ve tabiatından kaynaklı kısıtlı bir soyağacı olan) ve o harf hayatına yön veriyor bunun farkına varabilmiş insanların. K harfiyle başlayan kimi önemli Türkçe ve ecnebicesinden devşirme kelimeleri sıralıyorum size hiç sözlük açmadan: “kabiliyet, karanlık, kavrama, kelime, kınama, kırgınlık, kırılganlık, kırmızı, kıskançlık, kızgınlık, kinaye, kirlilik, korku, körebe, körlük, kurnazlık, kuytu, küskünlük, küstahlık..” Benimkiyse “m”; ama ismimin baş harfinden kaynaklı değil ve alın size m harfiyle başlayan birkaç önemli kelime: “mabet, makul, mana, mağdur, marifet, mavi, maya, mazlum, merhale, mesafe, metanet, meziyet, mızrak, moda, money(şakaydı ama gerekli bir şaka), mundar, mutluluk, mutsuzluk, mükemmel, müsrif, müzik..

—-.—-

Ve erken ölenler hep en kıymetliler. İzin ver kıymetlin olayım. Beni kirpiklerinle de olsa öldür, sakın cayma, o kirpikler kalktı mı bir kere inmeli yerine.

Hatırı sayılır bir iz bırakamazsan eğer seni sadece yakınların anacak ve onlar da gün gelip öldüğünde hepten unutulup, anılmaz olacaksın. Ölen fakat yok olmayan uzun ömürlü olan.  En kötüsü artık anılmamak, en fenası yalnızlık.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

Retrospektif

Eskiye Dönüş Yapmadan Yeniyi Yaratamazsın...

%d blogcu bunu beğendi: