BİR ŞEYLERİN PEŞİNDE, BEŞİNCİ BÖLÜM : BURSA “SÜMBÜLLER VE SÜRGÜNLER KENTİ” – 1

 

Snapseed

BİR ŞEYLERİN PEŞİNDE, BEŞİNCİ BÖLÜM : BURSA “SÜMBÜLLER VE SÜRGÜNLER KENTİ” – 1

Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.” Ahmet Hamdi Tanpınar

…ve her şey sözle başladı aslında.

ÇIKIŞ :

Her defasında giriş diyerek bir boşluk bırakıp iki nokta üst üste koyuyordum ve öyle başlıyordum hemen hemen bütün gezi yazılarıma. Kısa bir süre önce hayatımda gelişen bir takım olumlu/olumsuz engeller beni bu yazıyı yazmaktan alıkoymuştu ve nihayet klavyenin üzerinde gezinen parmak uçlarımın esiri olan beynim ya da nazik olmayan beynimin esiri olan nazik parmak uçlarım acaba giriş değil de bir kerecik olsun çıkış desen sanki daha güzel olmaz mı fikriyle yanıp tutuşurken işlevsel iki parmağım önlenemez bir dürtüyle önce ç’ye, sonra ı’ya, sonra k’ya, sonra tekrar ı’ya ve en nihayet çengelli s’ye doğru kararlı bir şekilde giderek tık, tık, tık, tık ve nihayet çengelli bir tık yaptıktan hemen sonra, “çıkış” almış oluyor bir kereliğine de olsa “giriş”in yerini. İşte bu vesileyle çıkış ile başlıyor bu yazım. İşte böyle bir şey bir anda bir başka şey’in yerini doldurabiliyor kolaylıkla. İster demansla karşı karşıya bir hafıza, olmadı kolaycılık deyin siz buna. Algıyla oynamaktan daha kolay ne var bu dünyada? Sadece parmak uçlarımın esiri beynim miydi ya da beynimin esiri parmak uçlarım mıydı beni bu ve benzeri bir sürü anlaşılamaz düşüncelerimi gerçekleştirmeye sevk eden? Bir parça sarhoş olup ters yönden girmiş olamaz mıyım yola, yoluma, yolumuza? Herşey mümkündür şu dünyada. Çıkış da diyebilirim bu arada, yakışır, çünkü çıkışa iyice yaklaşmış bulunmaktayım. Bu şehir benim son durağım olacak, olmalı; çünkü seçimlerde oy kullanmak gayretindeyim. İsteksizim ama zorundayım öte yandan. Bu bir şeyi değiştirecek mi? Gördüğümüz üzere değiştirmedi. Hayatta herkes bildiğini okumakta, bir şeyin ki bu şey ne olursa olsun, onun tepesindekiler başta olmak üzere, ben de dahil olmak üzere, herkes bir tüef olunca, zor oluyor buluşmak orta noktada. Beni çağıran ama önyargıyla yaklaştığım fakat sonradan kanımın pek bir kaynadığı yeşil Bursa’yı erken bıraktığıma yanarım hala daha. Bu arada Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir” adlı eserine hem konu hem de konuk olan ve bu beş şehirden bir tanesi olan Bursa’yı okudum tekrar, yazıma başlamadan hemen önce. Elalemin karşısına çıkmadan hazır olmak gerekiyor bir parça. Elalem sizler oluyorsunuz bu durumda. Tam karşınızdayım şu anda. Demek ki, ters şeritten girerek risk almış olduğum yolda gözlerim kapalı, rüzgar sağlı sollu kulaklarımda üfürürken bir yandan da, kıra döke ilerliyorum kırabildiklerimin üzerinden, deviriyorum bir çuval inciri, insanları, nesneleri. Peki ama kimin umurunda? Aldığım benim riskim sonuçta, kırılansa hiç görmediklerim nasılsa; hayatım ve hayallerimle karşınızdayım sakın bırakmayın beni yarı yolda.

Okuyucu, huhuuu, aaa uyuma, darılırım sonra
Dargınlığım yıllarımı alabilir sözüm peşinen sana
Veresiye yok inan bana
Yazdıklarımın hepsi “sana”
Uzun zamandır şiir yazamıyorum, başım bozuk, canım sıkkın
Kederliyim, beni anla
Demek duygularım o kadar da derin değilmiş, yazık
Kalakaldım düz yazının ortasında
Bir başına

20170412_084100-01

BURSA’YA DOĞRU :

Sabah Göynük’te açmıştım gözlerimi. Öğlen olmadan Kocaeli’ndeydim. Oradan Kefken’e yani kuzeye çıktım, şimdiyse kanatlarım varmışçasına uçarak geldiğim Bursa’dayım. Hiç aksilikle karşılaşmadan geldim ki böylesi bir durum benim için olağandışıdır. Genellikle kavga ederim bir fırsat doğar, garip garip şeyler olur, olmaz da olur o da beni bulur, üç saatlik yol on üç saati bulur ama muhakkak bulur. Çılgınlaşmış, saçım başım dağılmış, muavinle iki kez zıtlaşmış, olabilecek en gıcık vaziyette inerim arabadan. Fakat iner inmez de unuturum yaşadıklarımı, çünkü yolculuk bir hayaldir ve ayaklarımı toprağa basar basmaz bitmiştir benim için. Önümde yeni bir hayat vardır artık. Fakat hayatımda ilk defa çok yaşlı bir muavinle yolculuk ettim Kocaeli Bursa hattında. Çok tuhaf bir deneyimdi. Çekinerek su istedim her defasında. Servis esnasında sıcak içecek isteyemedim, o da zar zor tamamlayabildi servisini. Bereket otobüs yarı dolu olduğundan fazla yormadık kendisini yolcular olarak. Her defasında ağrına gide gide topladı yiyecek içeceklerden kalanları. Benim önümdeki çöpleri de gözlerim kapalıyken toparlayıverdi usulca. Ya da ben kapatıverdim gözlerimi o yaklaşınca. Yalova’ya geldiğimizde bırak öğle yemeğini, kahvaltı etmediğimi hatırlatıverdi bulanan midem. Buna karşılık bir soğuk sandviç alıp ayranımla yerken, o da bir gofreti ısırıyordu bir yandan yolcuların bavullarını indirirken. Mecburiyetten, elemansızlıktan, neden olursa olsun servislerde gençleri çalıştırmak gerek. Yaşlı başlı adamlara kahvedeymiş gibi çay kahve servisi yaptırıp, çöp toplatmak hoş olmuyor. Hem yapan rencide oluyor, hem siz huzursuz oluyorsunuz.

İç Ses: Ne yapsaydım yani ayıp olacak ben servise yardım edeyim, öteberiyi toplayayım mı deseydim?

İç Ses’e istinaden: Hep yanlış yerlerde olup yanlış şeyler görmekten sonunda da yanlış yorumlamaktan bıkmayan bir iç ses sahibiyim şu küçücük dünyamda. Git diyorum gitmiyor, boş bulduğu bir kovuğu işgal etmiş bir yaban benim iç sesim. Ne hatır dinliyor ne gönül. Onu bana mahkum eden, bedenimi de ev sahibi eden kaderime lanetler olsun binlerce kere. Ben bu vahşi hayvanla yaşamak mecburiyetindeyim ölüm bizi ayırana dek.

Bir an önce Bursa yazıma geçmeliyim. Aksi takdirde iç sesim dış yüzeyim derken ekran başında sabır çektiğinizi görür gibiyim.

20170412_185852-01

İŞTE BURSA :

Uzuun kolları var Bursa’nın asırlık ağaçlar misali. Gökyüzü sahipli burada, hava sahipli, aldığın her nefesin bir nedeni var, bir de bedeli. Şehir, tarihinin ağırlığıyla eziyor sanki seni. Öyle elini kolunu sallayarak özgür özgür gezemiyorsun. Şehir terbiye ediyor seni. Rahat olmadığın bir şehirde de düşünceler sarıyor dört bir yanını, insanlar teğet geçiyorlar sadece. Konuştuğum bir şehir var karşımda ilk defa. Toprağın altından uzanan sağlam kökleri sayesinde, kendisine mesken tutmuş bir ruh var derinlerde bir yerde, şimdiyse gözlerden ırak olmuş medeniyetlerle ahbaplığı hiç kesmemiş olduğundan çok katmanla beraber yaşayan ve bundan da rahatsızlık duymayan, kısaca ruhu olan bir şehir Bursa, yeşil Bursa. Anlatmakla öyle kolay kolay bitecek gibi görünmüyor. Ona ne kadar hoşgörüsüzlükle yaklaşırsan yaklaş, en nihayet sana kendini sevdirtmeyi başarıyor. Çok derin hislerle ayrıldığım şehirdir Bursa. Ağzı var dili yok, ama kendini ifade edecek bir güç barındırıyor her köşesinde. Tanpınar’ın “Beş Şehir”indeki Bursa’nın ruhuna sadık kalarak yazmak isteyeceğim bir yazı olmasını tasarlamıştım, satırlarım sanki onun kaleminden çıkmışçasına birbirini kovalayacaktı fakat nihayetinde ben bir Ahmet Hamdi olamadım, senelerden de 1946 değil ve üzerinden yıllar geçmiş olsa da okuduğum eserleri arasında dil açısından en anlaşılırı olan bu kitabın her satırında birden çok defa şehri ziyaret eden Tanpınar’ın zarif, nazik ve kırmamak için kırılganlanlaşan saklı ruhunun emarelerine rastladıkça içim acıdı her defasında. Benimse elimden gelen şehrin ruhuna sadık kalmak olacaktır haddizatında. Sürç-i lisan edersem şimdiden affola. İşte Bursa:

Üç milyona yaklaşan nüfusuyla Türkiye’nin en kalabalık dördüncü ili imiş Bursa. Bunca nüfusa altyapısı nasıl diye sorduğunuzdaysa, “oturmuş” ve “düzenli”, üstelik de “ahenkli” cevabını vereceğim en kısa yoldan. Bir turist olarak mesai saatleri dışında rahat rahat gezebileceğiniz bir şehir var karşınızda. Ulu Camii ve çarşıları başta olmak üzere merkez planına bakıldığında akla yatkın uygulamalarla karşılaşıyorsunuz bir anda. Yayan olarak Tophane’ye çıkmak çok zor dediğiniz anda yürüyen merdivenlerle ulaşıyorsunuz Tophane Parkı’na ve de içerisinde yatmakta olan Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbelerinin ve Saat Kulesi’nin olduğu ferahça alana. Tüm Bursa ayaklarınızın altında. Gördüğünüzse beton yığınından ibaret bir manzara. Bu nüfusa bu manzara. Bina bina bina. Ahmet Hamdi’nin Muş ve Erzurum Ovasından farklı olarak Bursa Ovasının sonsuz uzamayışını bir artı olarak değerlendirişinin yanında eğer bu önümde uzanan bir zamanlar ovaydıysa da, artık üzeri metalle, betonla, insanlarla kaplı gri bir alan yalnızca. Medeniyet dediğin tek dişi kalmış bir canavar olabilir gerçekten ve o tek dişiyle bizi ısıra ısıra yiyip yok edemediğinden, kendi halimize bırakıp birbirimizi kah ezerek kah çiğ çiğ yiyerek yok  edişimizi seyredebiliyor olabilir saklandığı kuytu köşesinde bir yandan kıs kıs gülerek.

20170412_084255-01

Bursa 1326 yılında Orhan Gazi tarafından Osmanlı topraklarına katılmasının ardından önem ve değer kazanır. Osmanlı beyliğinin ilk başkenti olur. 1361’de Edirne alındıktan sonra Osmanlı’nın Rumeli topraklarının başkenti Edirne, Anadolu topraklarının başkenti ise Bursa’dır artık. Sonrasında ise Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u 1453 yılındaki fethinden, Cumhuriyet’in kurulduğu 1923 yılına dek tam 470 yıl boyunca İstanbul’dan idare edilir Osmanlı Devleti ve halkı. Osmanlı halkı dendiğinde insanın kulağını tırmalayan şeyin halkın Osmanlı’dan ve saraydan bağımsız olarak düşünülmesinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Osmanlılar dendiğinde de gözüme Osmanlı halkı gelmiyor, sadece saray var karşımda tüm ihtişamıyla. Halksa fesiyle, şalvarıyla Anadolu’da aczin ve belirsizliğin ortasında. Kim bilir ne hayatlar yaşadılar, öldüler ve bilmediğimiz hikayeleriyle toprağın altına gömüldüler!

20170414_101626-01

ULU CAMİİ :

Geldiğim günün akşamından başlayarak büyük bir merak içerisinde gidip gördüğüm Ulu Camii insanda tiryakilik yapan cinsten. Dört defa ziyaret ettiğim camiye duyduğum hayranlığı belirtmek için yeterli cümlem yok yazık ki. İçine girdiğinizde kendinizi hem çok ufak hem de kaybolmuş da bulunmuş gibi hissediyorsunuz. Hayatta savrulurken, caminin içine girdiğinizde kendinizi belli bir amaç için toplanmış hissediyorsunuz ve bu kaynağı belirsiz bir güç veriyor, tekrar şarj olmak gibi bir şey. Güzel yanı ise iradeniz dışında bunu gerçekleştirmeniz. Günün değişik saatlerinde uğradığım camideki ihtişamdan ve kafamdaki tuhaf düşüncelerden sıyrılıp dua etsem iyi olacak düşüncesi ise ancak dördüncü günün sabahı gerçekleşebildi. Neden? Çünkü içimden gelmezse dua edemiyorum. Edersem de etmiş olmak için yaptığımı anlıyorum. Bu şuursuzluğun bilincine varacak yaştayım. Neden böyle oldu diyeceksiniz? Çünkü daha görür görmez caminin ihtişamından çarpıldım. Gözümü ne tavanından, ne duvarlarından ayırabildim. Duvarlar Vav’larla donatılmıştı. Bu ise geldiğim yeri yani ana rahmini ve ne zaman döneceğimi düşündürtüp durdu. Ahmet Hamdi ”Niçin hayatta mutlaka bir devam istemeli, neden hayatta bir ihtiras sahibi olmalı, bütün pınarlardan içmiş olsam ne çıkar?” diye soruyor ve ekliyordu ”Ömrümüzü idare eden kudretler arzularımıza ne kadar uygun olurlarsa olsunlar, bizi ondan kurtaramazlar; bütün hilkat, geniş ve eşsiz kudretinde canı sıkılan bir tanrının kendi kendini eğlendirmek için icat ettiği bir oyundur; hayat nimetlerinin değişikliği içinde bize, yaratıcı işaretten kalan en büyük miras bu can sıkıntısıdır; diyarlar fethedelim, mucizesine erilmez eserler verelim, her anımıza bir ebediyet derinliği veren ihsasların birinden öbürüne atlayalım, aradaki en kısa fasıllarda onun zalim alayı ile karşılaşırız” der. Tüm melankolisiyle şehri gezen yazar hiç bastıramadığı iç sesini dökmüştür kitabına, bu satırlardan da anlaşıldığı kadarıyla.

Ulu Cami’de ilk namazı Somuncu Baba kıldırtmış olup, caminin yapımı sırasında işçileri sürekli güldürerek yapımı geciktiren demirci ustası Kambur Bali Çelebi (Karagöz)’ün Yıldırım Bayezıd tarafından öldürtüldüğü çok sık tekrarlanan bir hikayedir. Vur dedim öldürdü mü oldu ya da sinirine mi dokundu padişahın bilinmez artık. Ama yazık olmuş Karagöz’üme. Öte yandan mimarisi bir yana hat sanatının görkemiyle karşı karşıya kaldığınız Ulu Cami’de, mimarı Ali Neccar’ın  ustalığının yanında kendinizi çok boş ve sıradan işler yapmaya mahkum bir varlık olarak dünyaya atılmış gibi hissediyorsunuz. Benden geriye Ulu Cami kalmayacak, yazık ki. Gezilerim esnasında birçok cami, kilise gezmişliğim oldu. Bursa Ulu Cami, şimdilik, aralarında en kıymetlisidir.

20170413_181109-01

Snapseed

Snapseed

20170414_101342-03

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

BeBloggerofficial

''Either write something worth reading or do something worth writing.'' Benjamin Franklin

Süleyman Deveci

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda-Creative thinking

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

OSK4Y

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Kendi Mobilya Setini Kur

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

İki Gezgin Aşığın da Dediği gibi; Gezin, Gezin, Dönün

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Sonradangelenler

Geç kalanlar için, hayatın içinden hemen hemen her şey.

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

%d blogcu bunu beğendi: