BİR ŞEYLERİN PEŞİNDE, ALTINCI BÖLÜM : BURSA “SÜMBÜLLER VE SÜRGÜNLER KENTİ” CUMALIKIZIK VE GÖLYAZI – 2

20170412_101445-01 

BİR ŞEYLERİN PEŞİNDE, ALTINCI BÖLÜM : BURSA “SÜMBÜLLER VE SÜRGÜNLER KENTİ” CUMALIKIZIK VE GÖLYAZI – 2

CUMALIKIZIK :

Bir parça ansiklopedik bilgiyle, dolayısıyla da resmiyetle başlıyorum yazıma. Cumalıkızık, tarihi 1300’lü yıllara dayanan Bursa’nın Yıldırım ilçesine bağlı, Uludağ’ın eteklerinde kurulmuş ve günümüze ulaşabilmiş beş Kızık köyünden biri imiş. Diğerleriyse Değirmenlikızık, Derekızık, Hamamlıkızık ve Fidyekızık imişler. Tıpkı beş kardeş gibi. Kızık’sa Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri imiş. Kısaca boy kardeşiymişler. UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan Cumalıkızık’sa daha köye girer girmez yüksek yüksek ağaçları, daracık sokakları, aslına uygun restore edilmiş rengarenk evleriyle insanın içini açıyor hemen. Sağlı sollu dükkanların ve yüzyıllık ağaçların(keşke botanik bilgimi geliştirebilseydim zamanında, şimdi size ağaç türleri hakkında bilgi verebilirdim kolaylıkla) ortasındaki genişçe bir meydandan hafif rampalı ve de kayrak taşlı sokaklarından huzur içinde ilerliyorsunuz tertemiz havasını içinize çeke çeke. Buradan psikolojik rahatsızlığından kaynaklı kişisel nedenleri dışında mutsuz ayrılabilecek bir insanoğlu düşünemiyorum. Mis gibi havası var. Organik öteberisi var. Yerlisi dışında dükkan işleten yok gibi. Şalvarlarıyla satış yapmak derdindeki natürel kadınlar beni gülümsetiyor. Hafta içi dahi olsa yoğun turist kalabalığına rağmen kuş seslerini duyabiliyorsunuz. Bir zamanların popüler dizisi “Asmalı Konak” Kapadokya için ne anlam ifade ediyorduysa, Kınalı Kar’da Cumalıkızık için bir o kadar mühimmiş adını duyurması açısından. Televizyonda bölümleri izleyip, konağı ve Seymen Ağa’nın canlısını görmek umuduyla otobüslere atlayan nice kadın kafileleri hatırlıyorum. Burası için de benzer bir durum söz konusu imiş.

20170412_101418-01

20170412_100937-01

20170412_105823-01

Henüz öğlene çok varken, köyün daracık sokaklarında ıkış kıkış yürümeye çalışırken buluyorum kendimi. Nereden geldiklerini sorarak öğrendiğim çoğu siyah çarşaflara bürünmüş kadınlarla çevreleniyorum bir anda. Kimisiyse öğrenci daha. Okulumuz getirdi diyorlar. Kadınlara soruyorum, Balıkesir ve Bursa’nın köylerinden gelmiş olduklarını öğreniyorum. Bir başka kafileyse İzmir’den gelmiş. Araplar başlı başına bir dünya. En çok rağbet onlara. İyi para bırakan Suudiler ve Kuveytliler kalabalığın içinde fark edilir edilmez Arapça çağrışlar çalınıyor kulağınıza. Onlara uygulanan fiyat politikasını bilemem ama fiyatlar genel olarak yerli turiste makul gelebilecek düzeyde. Turist kalabalığından bunaldığım anda sokak aralarında fotoğraf çekerken karşılaştığım köyün yerlisi bir aileye nerede bir şeyler yiyebileceğimi soruyorum. Bana ön taraflar kazıktır, sen git Süleyman’ın yerine diyor dürüstçe. Kimin gönderdiğini söyleyeyim mi diyorum, beni boşver diyor. Boşveriyorum ama nerede olduğunu tarif etmesi gerekiyor. Bakkalın karşısını tarif ediyor kolayca. Ben gidiyorum gitmesine de, benim işgal ettiğimin dışında sadece iki masa doluyken bir anda elli kişilik kadınlar korosu dolduruyor koca bahçeyi. Hepsi kahve söylüyor, garson kız masa masa gezip, teek teek soruyor sade, orta, sade, orta… Şekerlinin modası kalmadı galiba. Bense menemenimi bekliyorum umutsuzca. Ama beklediğime de değiyor. Kaşarlı yapmışlar, domatesi biberi, yağı, tuzuyla tadı damağımda hala. Fakat kahve kuyruğuna giremeyeceğim. Artık onu da başka yerde içerim diyerek hesabı ödeyip uzaklaşıyorum hanımların uğultusundan. Bu arada çekilen selfielerin haddi hesabı yoktu ve muhakkak menemenime daldırdığım çatalımı bir karış açık ağzıma götürürkenki hallerim de yansımıştır o fotoğraflara. Dünya çılgın bir yer oldu ve insanlar da bu çılgınlığa kendini kaptırdı, gönlünü kaptırmadan. Yoksa kim kalabalık ya da yalnız, kadın kadına ya da erkek erkeğe ya da grup halinde telefonunu bir çubuğun üzerine koyar da suratında tuhaf bir ifadeyle geçer de poz verir kameraya? Hayır, kınamıyorum. Evet, diyorum sadece. Tüm kınadıklarımsa nihayetinde başıma geliyorlar teker teker. Hayat insanı en güzel böyle döver. Bakıyorum da itibarlı kişiler çok ortalıkta değiller.

Snapseed

GÖLYAZI :

Öğleden sonra varıyorum Gölyazı’ya. Bursa’nın Nilüfer ilçesinde bulunan bu sakin köy, Uluabat gölünden geçimini sağlayan, bir yandan sandallarla tekne turu yaptırırken, öte yandan gölden çıkan ağırlıklı olarak turna ve yayın balıklarını restoranlara satarak geçinen, kendisi de bu gölden beslenen duyarlı insanlarla bezeli eski bir Rum köyü imiş. Eski adıysa Apolyont. Sekiz küçük adasından en büyüğü olan Hallibey’in şu an tam üzerindeyim. Sabah orjinalliğini korumuş bir Türk köyündeydim, şimdiyse bir Rum köyünde. Üstelik bir yarımada üzerindeyim. Cumalıkızık yerlisi kadınlar nasıl şalvarlarıyla sakin sakin satışlarını yapıyor, gözleme açıyor, turistle bütünleşiyorduysalar, burada da halk adalardakine benzer bir rehavet ve rahatlık içerisinde. Herkes kendi derdinde. Bursa’nın bir başka yüzüne tanıklık etmeme sebep oldu bütün gün boyunca debenlediğim bu iki köy(ne olmuş debelendim pardon debenledim dediysem, onun da kullanılacak yeri varmış, kelimenin de tabiatı varmış).

20170412_144737-01

Snapseed

Köyün hemen merkezinde bulunan Ağlayan Çınar’ı çevreleyen yolda yapılan çalışmadan ötürü uzaktan bakıyorum bacaklarını kıvırmış da uzanmış, bir zaman sonra ehlileşmiş, eskiden vahşi bir hayvanın ruhunu taşıdığını düşündüğüm ağaca. Çınarlar ağaçların en hüzünlüsü, en olgunu, en sağlamı. Ağlayan Çınar’ınsa Romeo ve Julyet’inkine benzer bir hikayeye zemin oluşturmak gibi bir misyonu var. Türk Mehmet ve Rum Eleni adlı iki gencin Kurtuluş Savaşı yıllarında geçen acıklı hikayesinin vuku bulduğu metaforik isimli çınar ağacından rivayete göre yılın belli dönemlerinde kan akarmış. Olur mu öyle şey diyor yanımdaki gerçekçi bir yerli turist bir başka yerli turiste. Terliyordur diyor ötekiyse. Bense sıkılmış olduğunu düşünüyorum. Bir kez meydanın ortasında, kabak gibi ortada. Etrafında konuşabileceği, dertleşebileceği kimi kimsesi yok. Ne bir dost ne bir sevgili. Kendisinden olmayan bir canlı türü olarak gelen insanlarsa ya selfie ya da fotoğraf peşinde. Telif hakkı yok, izin almak yok, bir karşılığı yok, şöhretinden bu ağacın haberi bile yok. Kedisi, köpeği kendi derdinde. Kuşu, arısı yuva peşinde. Sineklerse vızıltı halinde. Peki bu ağacın günahı ne? Kanadığı, periyoduna delalet, bu ağaç dişi anlamıyor kimseler.

Snapseed

Snapseed

20170412_163550-01

Snapseed

ULUABAT GÖLÜ VE ETHEM :

Gölyazı’da yapılacak en iyi aktivite kayığa binip gölde açılmak. Hem göl havası alıyorsunuz hem de suyun üzerinde bir insan tanıyorsunuz. Su belli bir boyut kazandırıyor kayıkçı ile son derece kısa sürecek ilişkinize ve aynı zamanda şekillendiriyor da konuşmalarınızı. Dar alanda, bir miktar sıvının üzerinde, ceviz kabuğu gibi de bir şeyin içinde iki kol, iki kürek oluyor kanatlarınız. Hayat çok büyük ve biz hep küçük bir parçasını görebiliyoruz içindeyken. İnsan bir mucize. Cevap arıyor fakat bulamıyorum çoğu zaman. Aslında hiçbir zaman. Her neyse. Herkes bir dünya, Ethem de bir dünya. Sarışın, konuşkan, mavi gözleri ve anlatacak hikayeleri var. Süslü püslü kayığında binmiş giderken bu hikayeleri anlatıyor hiç durmadan. Motorun gürültüsünden tam duyamasam da fikir sahibi oluyorum en azından. Bir tur atıyoruz yarımadanın etrafında. Dışarıdan bakmakla, içinde olmak çok farklı şeylermiş. İnsanlardan uzaklaştıkça onlarsız da yaşayabileceğini anlıyorsun. İyice yaklaştığın zamansa evlerin arasında kalmış hareket halindeki insanları inceliyorum. Suyun rehaveti var üzerlerinde. Ne yaparlarsa yapsınlar bir telaşsızlık hakim. Şehirde kaçıyor mu dediklerini düşün bir kez. Kaçan bir şey yok. Buradaysa duran şey çok. Akrep ve  yelkovan rehavet halindeler. Sanki ekonomik hareket ediyorlar. Onlar da biliyor ki yapılacak şeyler kısıtlı olduğundan çok çalışmanın pek bir anlamı yok. Gidebileceğin, görebileceğin, anlatabileceğin şey pek az. Çalışıyorlar, sakin. Bakışları, sakin. Duruşları sakin. Ethem de sakin. Benden yirmi lira alıyor sadece. Paraya da toklar. Bana mı böylesi denk geldi acaba?

Snapseed.jpg

20170412_162813-01

20170412_162817-01

İKİ ADET… :

Sabah Cumalıkızık, üzerine Gölyazı. Yorulmuşum. Yine de her zamanki his takip ediyor beni. Buraya bir daha gelemeyebilirim. Ölebilirim. Çarpılabilirim-her anlamda. Defalarca aynı yere gelme lüksüm de olmadığına göre o his oturma haydi yürü diyor. Birkaç yüz fazla gör, birkaç anı fazla biriktir. Evlerin arasında dolaşmaya başlıyorum o sese uyarak. Uymadığım takdirdeyse çekeceklerimi biliyorum. Beni çenesiyle öldürebilir, içimi kurutabilir; o yüzden tıpış tıpış yol alıyorum. Nenelerine emanet çocuklar oynuyorlar yollarda. Çalı çırpısını toplamış bir kadın ağır ve dikkatli bir şekilde çıkıyordu evinin merdivenlerinden. En nihayet telefonumdan antrenman algılama ve bugün en uzun mesafeyi katettiniz, en çok adımı attınız uyarısı geliyor. Dilim dışarda, sürüne sürüne çıkıyorum yokuş yol’a. Boya kutularını açmış fırçalarını kontrol eden bir adamın yanından geçiyorum. Bir kısa zamandan sonra tak tak tak tak diye sesler geliyor arkamdan. Sonra da kesiliyor. Ne olabilir diyorum ama dönüp de bakmaya mecalim yok. Bu sefer ve bir sefer daha şiddetli tak tak tak tak sesleri duyuyorum. Bakmalısın diyorum içimden. Boyacıdan şüpheleniyorum. Rampadayım. Bir dönebilsem…

20170412_162659-01

Snapseed

Snapseed

Dönüyorum. Boyacı sakin sakin evinin duvarlarını boyamaya girişmiş bile. Başımı bir parça havaya kaldırdığımda görüyorum ikisini. Onlar da benden yana bakıyorlar. İki leylekmiş. Siz misiniz diyorum adamdan sayıp. Hala bana bakıyorlar. Ben leyleği havada mı gördüm yoksa yuvasında görmek farklı bir şey midir, bilemiyorum. Leyleklerin göç yolu üzerindeyim öte yandan. O gagalar kuru kuru nasıl ses çıkartıyorlardı öyle katır kutur! Ethem, leylek, asırlık çınar ağacı biz hepimiz mucizeyiz. Günümü aydınlatan, bir anda yorgunluğumu alan iki katır kuturcu leylek, bir daha gelsem de gelemesem de sizi nasıl unutabilirim? Bir anda göz göze geliverdim iki Gölyazılı leylekle, akrabalık ilişkilerini tam bilemesem de. Belki aşk serenadıydı bu birbirlerine. Biri Türk, biri Rum belki de. Biri erkek, öteki de erkek belki de. Kim bilir? Mevzu gönül işleriyse, ortalık bir anda karışabilir.

Snapseed.jpg

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Süleyman Deveci

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

OSK4Y

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Kadimce

Yazar, Şair

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

%d blogcu bunu beğendi: