ANLAR VE İNSANLAR :YEDİNCİ BÖLÜM, KARS – SARIKAMIŞ

20160314_144826 (1)

ANLAR VE İNSANLAR : YEDİNCİ BÖLÜM, KARS – SARIKAMIŞ

“Donmuş doksan bin kişiyi, donmuş bitleriyle kar örttü.  Sarıkamış, Altunbulak, Allahüekber’i biz ne bilek? Ağıtlar yakıldı bütün Anadolu’da Allahüekber üstüne. Bizim uşak böyle gezer, ağlı zıbın, kara yelek.”  Vay Anam Kurasının Ağıdı

Huzursuz, az ve dolayısıyla da kalitesiz bir uykuyla geçen gecenin sabahında, aynı sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp yatakta doğruluyorum. Hava o kadar erken doğuyor ki doğuda, canı sıkılıyor dakikalar geçtikçe tek başına ve bir parçacık aralık gördüğü penceremden süzülüveriyor gün ışığı, sonra da ne yapacağını şaşırıyor muzipçe girmiş olduğu odamın içinde. Uyma diyor bir ses ona ama kalkmaktan başka çare bulamıyorum. Bu dünyanın belli kuralları var. Sabah oldu muydu kalkıyorsun yataktan, gece oldu mu da  giriyorsun yatağa. Dikey durman gereken zamanlar ve yatay kalman gereken zamanlar biraz gün ışığıyla alakalı. Düzen böyle, sistem böyle. İçine uyandığım yeni gün ve dünyanın iç burkangidişatı hal bırakmasa da başka çarem yok benim de. Şehir ya da ülke dışındayken ve sürekli hareket halinde olmak zorundayken anlayamaz oluyorsun bir yerde yaşananların vahametini, kapıldığın rüzgarın peşinde giderken. Ne olmuştu dün? Ankara, Güven Park’ta patlama olmuştu. Sonuç? İnsanlar ölmüştü. Neden ölmüşlerdi peki bu insanlar? …kader. Bir de yanlış zamanda yanlış yerdeydiler. Anlaşılamaz ve de anlatılamaz kader. Öyle de bir zamanlama. Bir garip keder. Yazana sormak gerek neden bir anda yanan bir anda da sönüveriyor diye. Neden bunca zahmet bu dünya için bu kadar değersizken her şey diye. Kalk artık Meriç diyor o ses yine.

VIP Turizm’in bürosuna giriyorum çarşıdaki. Az sonra kalkacak olan ve Erzurum’a gidecek olan servisimiz sizi Sarıkamış’a bırakır, oradan da otobüse binersiniz diyorlar. Tamam diyorum. Oradan da Nevşehir’e gitmek aklıma yatıyor. Ağrı ya da Digor hayal oluyor. Bomba Ankara’da patlamış olabilir, sevdiklerim de ölmemiş olabilir, bu seferlik, ama insanda hal kalmıyor, kendini güvenli bir limana sığınma ihtiyacı hissederken buluveriyorsun. Bindiğim minibüsü Hüseyin kullanıyor ve birazdan kelimeleri tek tek ve üzerine basa basa söyleyerek konuşan bir özel eğitim öğretmeni oturuyor yanıma. Konuşkan ve nefis tatlı kızıl saçları var. Hiç bu tonda bir kızıl saç görmemiştim. Saçlarından gözlerimi alamadığım öğretmene burada hayatının nasıl geçtiğini soruyorum. Nişanı varmış, kendisi gibi öğretmen olan Zeynebine gidiyormuş Sivas’a. Tayinin çıkar gelirsin Doğu’ya, ilk yıllarda ailene destek olursun, sonra kendini dinlersin, sonra yalnız yapamayacağını anlarsın ve evlenmek istersin, senin gibi bekar öğretmenlerle tanışır, kaynaşır, içine sinen bir tanesiyle evlilik yoluna girersin. Hayatın basitliğini hiçbir zaman kabul edemediğimden ağzım bir karış anlattıklarını dinliyorum. İnsan hayatı böyle olmalı aslında. Basit şeyler istemelisin ya da hiçbir şey istememelisin hayattan. Sonra olana razı olup, birkaç mutlu an için bir rüzgara kapılıp hayatı yakalamalısın bir ucundan. Bundan fazlasını beklemek ve istemenin ne kadar zor olduğunu çok sonradan anlıyorsun da… Hayat buymuş işte, bu kadarcıkmış her şey.

Kar yağıyor. Sonunda Doğu’nun karını görebiliyorum. Hem de Sarıkamış’ta. Nasıl hem soğuk ve ayaz ama nasıl da insanın içinde saklı kalmış mutluluk kapısını aralayıveriyor. Ve nasıl güzel Sarıkamış karın altında, anlatmam mümkün değil. Kendini bırakıversen tatlı tatlı uyursun şurada, yağan karlar yorganın olur bir anda. Kafkasya Cephesi’ndeki kayıplarımızın çoğu da bu şekilde ölmüşler ve de kalmışlar dondukları yerde. Cepheyi terk ettikten sonra İstanbul’a dönen Enver Paşa uzun bir süre Sarıkamış hakkında yayın yapılmasını yasaklamış ve yaşananlar halk tarafından ancak yıllar yıllar sonra öğrenilebilmiş.

Belediye binasının altındaki lokantaya giriyorum. Nispeten korunaklı aile kısmına geçmeden yemeklere bakıyorum. Herkes telaş içinde yemek peşinde. Nasıl olmasınlar, dışarıda hava eksi bilmem kaç, burada herkes aç. Salça, et, pide, ekmek kokuları kaplamış ortalığı. Peşinde koştuğumuz şeylere bak hayatta! Güzel bir veya birkaç kap yemek, gönlüne göre bir kadın ya da adam, tüm bunlara sahip olmak ve kendi cumhuriyetini/özgürlüğünü ilan edip özerk bir bölgede yaşayabilmek için de birazcık para, geçim, iş.

20160314_143737

İlçenin içindeki otogarın yolu tam mezbelelik. Yollar bozuk ve çamur içinde. Bavulumun tekerleği kırılıyor, o derece. Adamlara söyleniyorum bu ne hal böyle diye. Bir de siz söyleyin belediyeye, bizi dinlemiyorlar diyorlar. Önce biletimi kestirip, sonra bavulumu yazıhaneye emanet edip, söylene söylene gidiyorum tekrar lokantanın olduğu yere. Hani bazen olur ya bir sözü içinizden defalarca tekrarlar durursunuz, belediyeye gidiyorum, belediyeye gidiyorum, belediyeye gidiyorum diyorum mesela ben o an içimden ama ayaklarım beni aynı binanın içindeki ilçe teşkilatına götürüyor. AKP ilçe teşkilatının içerisinde otururken buluyorum kendimi kuzu kuzu. Bir neden arıyorum kendime ben şimdi neden buradayım diye. Yok bulamıyorum. Belediye bir üst kattaymış. O da aynı partiden ama en azından belediye yahu. Bir anne kız var içeride. Zorla çay ikram ediyorlar bana da. Herkese zoraki çay dayatmalarından ötürü ortam bir anda kahvehaneye dönüşüyor gözümde. Canın sıkıldı mıydı gel çayını iç, kahveni iç, derdini söyle, ağla, bağır çağır, dinliyorlar da nasıl olsa.. İkram diyor içeceksin mecbur diyor anne kızdan, anne olan. Zaten doğuda gittiğiniz her yerde siz yok deseniz de neredeyse huniyi dayayıp çay içirten bir kültür var ve bu amansız ritüelle baş etmek çok kolay değil. Yolun sonu gözükmüyor, her yerde umumi tuvalet bulunmuyor, üzerimde baharlık kot, yollarda hemen çişim geliyor, erkek değilim bir ağaç altına etmem mümkün olmuyor diye açıklama yapmak geliyor içimden, gömülüyor kelimeler iç sessizliğime. Gözlerim duvarlarına takılıyor parti binasının. Bir duvarı boydan boya başbakanın fotoğrafı, diğerini cumhurbaşkanının fotoğrafıyla kaplamışlar. Aptal aptal bir o duvara, bir ötekine bakıyorum. Sonra da teşkilatta görevli iki adama dönüp haykırarak ben bu partiye hiç oy vermedim ama şimdi buradayım diyorum. Adamlar sakin sakin nerelisiniz diye soruyorlar. İzmirliyim diyorum olmasam da. Ooo diyorlar orası CHP’nin kalesi diyorlar. Çok uzun hikaye ama ben İzmirli ve CHP’li değilim diyeceğim ama gene aynı iç sessizliğim giriyor aramıza. Sonra da olsun, siz bizden ne istiyorsunuz diyorlar. Diyorum ya adamlar bana karşı sakin ve uslu bir tavır sergiliyorlar. Ben de diyorum ki şehrin içindeki semt garajının yollarında bavulumun tekerleği kırıldı. Anne kız yavaştan kalkmaya yelteniyorlar. Neden yaptırmıyorsunuz diyorum. Malum hava soğuk, kar çamur, geçsin, bahar gelsin, sırada orası var diyorlar. Sonra sessizlik oluyor aramızda, şimdi siz ne yapacaksınız diyorlar, ben diyorum araç istiyorum Katerina’nın Av Köşkü’ne gidebilmek için. Tanıdık taksi ayarlıyorlar bana. Gene bekleriz filan diyorlar ben çıkarken, beylerden biri araca kadar geçiriyor beni. Öylece biniyorum arabaya. Nasılsa çayımı da içtim. Uslu uslu geçiyorum arka koltuğa.

20160314_145818

20160314_145828

Kars’ın Sarıkamış ilçesisinin, BenliAhmet köyünden Kadir Bey şoförüm. Av köşküne gidebilir miyiz diye soruyorum yağan karı hesaba katarak, bakacağız diyor o da. Bu bakacağızda çok anlamlar gizli olduğunu biliyorum çünkü gideceğimiz yerin hemen karşısında Enver Paşa’nın pek mantıklı kararı sonucu heder olan şehitlerimizin anıtı, av köşkünün gerisinde de sarıçamlardan oluşan geniş bir arazi üzerine kurulu orman var. Ayak bileği hizasını geçmiş ve tutmuş karlı ve virajlı yollardan ilerliyoruz rampa yukarı. Önümüzden büyük bir araç çıkmış ve onun soğumamış izlerini daha doğrusu henüz daha karla kaplanmamış tekerlek izlerini takip ediyoruz. Berdelacuz soğuklarında gelmeseymişsiniz iyiymiş diyor Kadir Bey. On bir martta başlayıp sekiz gün boyunca süren halk arasında kocakarı soğukları olarak bilinen berdelacuzun tam ortasında Kars ve Sarıkamış’ta olmanın mutluluğu kaplıyor içimi. Valla. Buraya şu soğukta benden başka kim gelir diyorum içimden, sonra da soruyorum dışımdan. Ben müşteri çok getirdim ama şu havada değil diyor Recep Bey’de. Aracı sağ tarafa çekip, buraya kadar diyor. Bundan sonrasını arabayla çıkmamız mümkün değil diyor, hele de bu arabayla. Çaresiz iniyorum. Kar tesellim oluyor. Nasıl yağıyor tatlı tatlı. Recep Bey bagajından direk kadar bir sopa çıkartıyor. Sırıtarak bir sopaya bir Recep Bey’e bakıyorum. Burası orman diyor, geçende bir müşteriyle geldik siz gibi diyor, fotoğraf çekmeye gidiyorum diye sarıçamların arasına daldı gitti adam, sonra bir baktım koşarak dönüyor ardında tilkilerle diyor. Soğukta hayvanlar aç kalır, koku alma ustaları diyor. Daha bir sokuluyorum Recep Bey’e ve sopasına. Peşisıra ilerliyorum. Kayıyorum bir yerde, çantamı alıyor eline, bir elinde sopa, ben de arkasında elimde cep telefonumla kurt mu iner, tilki mi çıkar, yoksa hımbıl bir yaban domuzu mu diye düşüne düşüne ve de tırsa tırsa yürüyorum karla kaplı yolun ortasında.

20160314_142650

İki yüz metre kadar karlara bata çıka ilerledikten sonra kapısız bacasız, çoktan terk edilmiş köşke varıyoruz. Konumu varlığına değer katıyor. Yalnız ve vakur. Bir de sakın internetteki fotoğraflarına aldanmayın. Ama gelecekseniz de her tür imkansızlığa karşı kışın gelin, karlar yağarken gelin. İçine girin ve camsız pencerelerinden dışarıya bakın uzun uzun. Dünya üzerinde eşi benzeri sadece Alpler’de bulunan kristalize kar tanelerinin sarı çamların cılız dallarına nazlı nazlı konup, ısrarla tutunuşlarını izleyin. Kendinizi evinizin salonundaki koltuğa gömülmüş televizyon izler bir haldeyil gibi bulacaksınız, inanın.

Yekpare ağaçtan çivi kullanılmadan yapıldığına şahit oluyorum gözlerimle. İkinci Çar Nikolay’ın eşi için yaptırdığı düşünülen bu köşkü esasında hasta oğlu Aleksey için bir rehabilitasyon merkezi olarak yaptırdığı ve hem yaz hem de kış aylarında av köşkü olarak kullandığı ve halka yüzünü göstermek istemeyen Katerina’nın yüzüne taktığı peçeyle köşkün altındaki tünelden geçerek pazara inip, halkın arasına karıştığı da rivayetler arasında. Köşkün içiyse artık tam bir harabe. Duvarlarına işte geldim burdayım yazıları yazanlar mı istersin, gece ya da gündüz herhangi bir saatte buraya gelip de içtikten sonra bira şişelerini bırakanları mı! Ulaşımı bir meseleyken, özel olarak içmek için gelmek, hele ki camsız çerçevesiz pencerelerinden sarıçam manzarasına bakıp bakıp da şimdi kurt, olmadı yaban domuzu işgali ihtimali karşısında kıyak kafayla beklemek dünyada bizim yiğitlerimize mahsus olsa gerek.

12 (1).04.2016 - 1

20160314_144142 (1)

20160314_144730 (1)

Recep Bey’le o önde ben arkada aynı yolları geçip taksiye ulaşıyoruz. Yavaş geçen dönüş yolculuğumuzda köyün önünden geçerken durduruyorum bir anda arabayı. Bir fotoğraf istiyorum kabul eder mi diyorum. Hiç üşenmiyor Recep Bey, iniyor arabadan ve benden bahsediyor. Onay aldığını duyar duymaz iniyorum peşisıra arabadan. İsmini soruyorum önündeki el arabasını ittiren gence. Selçuk diyor. Kars, Sarıkamışlı Selçuk bana poz veriyor. Bu benim tarif edemeyeceğim kadar önemli bir andır. Anlatsam kelimelere sığdıramam. Pamuklar gibi yağan karın altında ayağında lastik çizmelerle verilen pozun değerini size tarif edemem. Tutmakta olduğu el arabasını bırakışını, sırtını dikleştirip, gülümseyerek bana bakışını asla unutmam. Nasıl unuturum? Canımın içi Kars.

20160314_150612
Sarıkamış’tan Selçuk

İyi ki gelmişiz diyorum. Ben zaten Kars’ta nereye gelmiş olursam olayım iyi ki gelmişim diyorum. Yurtdışında Marakeş için hissettiklerimin benzerini yaşattı bana Kars. Dünya Marakeş, Türkiye Kars’tır benim için. İyi ki gelmişim. İyi ki gelmişim. İyi ki gelmişim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Gezegenim

"ama fırtına olmadan dalgalar büyümez ki!"

BİRİKTİRDİKLERİM

YAŞAM PORTALI

siyahgolge

siyahgolge

Sin Edebiyat

İki aylık şiir ve edebiyat dergisi - *Sin: Türkçe'de mezar Arapça'da saadet İngilizce'de günah.

Alperen Durak

#alperen #reis #birumutturyaşamak

Sadecilik

Sadeleşerek özgürleşin.

SÖZDÜŞÜM

Sözlerin Gülümsemesi Gülden Belli

İzmir nakliyat

İzmir evden eve nakliyat firmaları arasında en iyi ev taşıma ve ofis taşıma firmasıyız. Atasun evden eve nakliyat firmasıyla sizde izmirde sorunsuz ev taşıyın.

Taşkın Sarıkaya

Biz bugün yaşanmışlıklarımızı yaşıyoruz

Shu’s World

Sanat,şiir,edebiyat

ZÎZNASE

bilgelik sevgisi...bilgi aşkı

Aksaray Ömür Oto Kurtarma 7,24

aksaray cekici aksaray oto cekici aksaray kurtarici aksaray oto kurtarma aksaray kurtarici oto kurtarici aksaray oto cekici aksaray aksaray çekici

CeylancaHerşey

Dijital Kahve, Reklamcılık, Film ve Edebiyat Hakkında KADINCA

kendimesozumvarcom.wordpress.com/

Bu sayfadaki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi vardır.

Türkçe Öğrenmek istiyorumm

Dünyayı güzellik kurtaracak bir insanı sevmekle başlayacak herşey...

İnternet Günlüğüm

Oku, Anla, Anlat...

Haftalık Günlük

Gündem, İnceleme Yazıları ve Kahve

Dearpink

yaşama dair..

mythought

Wichtig ist zu verstehen, was man liest...

Dua Arşivim

2019 Açık ve Kapalı Günleri,Dua ve Salavatlar

aşına buyruk

seyahat, yeme, içme

geceninkuyusu

genelde içimden atmak için yazarım, hatırlamak için değil

harbicibellek

Unutmayalım diye yazıyoruz.

dealitquicker

Sports News all over the World and Everything

Benim sesim

Müziğim dillerde

siyah lale

açık söz ve cesaret herzaman işe yarar ;)

comMEDIA

iletişim ve medyaya dair herşey

ERSOY SELKİ

insan insana,can cana. . YAŞAM ,ÇOCUK, FOTOĞRAF,DÜŞÜNCE,EĞİTİM , ŞİİR, 🎶

Maiperest

Ölürüm fakat bu bir devrim olur.

yedisihirlikitap

"sevenmagicbook"

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

Şehirler

Şehirler

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

Mavi'nin Güncesi

Bazen bir jack daniels'tir mutluluğum

Kırmızı Lotus Çiçeği.

Biraz mucize lazım bize.

%d blogcu bunu beğendi: