SECRETS AND LIES / SIRLAR VE YALANLAR

image

SECRETS AND LIES:

Sırlar ve Yalanlar: Bu iki sözcük çoğul eklerle çoğaltıldığında, öncelikle bir cinayet mahallinin şeritlerinin içine hapsolmuş minik bir beden görmemize sebep oluyor bir daha kıpırdaması mümkün olmayacak. Sonra tipik bir Amerikan banliyösünün, oradan da Amerikan orta sınıfa mensup insanların hayatlarının, şömine üzerinde yüzlerinde sonsuzmuş gibi görünen gülücüklerle verdikleri pozlara indirgenmiş anlarının büyük ölçekte tüm hayatları düşünüldüğünde hiç de öyle fotoğraflardaki gibi mutlu mesut gitmediğini görüyoruz bölümler ilerleyip, insanların iç yüzleri ortaya çıktıkça. Bu çerçevelerin altında yatan sırların ve yalanların başrolde olduğu on bölümlük dizinin ismiyse “Secrets and Lies” yani “Sırlar ve Yalanlar”. Sabahın erken saatlerinde yürüyüşe çıkan Ben, komşularının küçük oğlu Tom’u ormanlık alanda yerde soluksuz bulduktan sonra, kendi soluğu kesilircesine evine doğru koşup polise haber veriyor. Polis ekiplerinin başındaki Müfettiş Andrea ise hem Tom’un hem de komşularının hayatlarını, gelmişlerini geçmişlerini didik didik ediyor alenen.

Tom’un hep güzel giyinen, her daim bakımlı, her daim hoş, hep kibar, hep seviyeli ve emlakçı bir eşi ve iki tane de mükemmelmiş gibi görünen kız çocukları var. Küçük kız babasına hayran ve bunu asla gizlemiyor. Müfettiş Andrea babasına zehirli oklarını acımasızca saplarken karşısında durup, ona tavır alabilen yalnızca o var. Andrea sadece bu kızın çıkışları karşısında bir parçacık olsun geri çekiliyor. Tom’un mahalleden uzun soluklu tek dostu olan Dave’se biraz çapkın, biraz tombik, biraz içkici, bazen hapçı olsa da ve arkadaşının başını ara ara belaya soksa da nihayetinde onun için elinden gelenin en iyisini yapıyor ve hep arkasını kolluyor tek ve kadim dostunun.

image

image

Ben boyacılık yapıyor gittiği evlerde. Karısı ise hem daha varlıklı bir aileden geliyor hem de şehirde büyük bir emlak firmasında çalışıyor. Eve daha çok para getiren kadın yani. Andrea ilk ev teftişinden evliliğin çatırdadığını anlıyor salon kanepesinin üzerindeki telaştan toplanmamış yataktan gözlerini ayıramazken. Andrea’nın titiz araştırmaları sonucunda elde edilen birtakım bilgiler, Tom’un biyolojik babası olması gibi, basına sızdırılınca zaten çok büyük paralar kazanamadığı işlerde de istenmez oluyor bir süre sonra. Komşuları, müşterileri yahut hem komşuları hem müşterileri ona karşı tavır alıyorlar. Gazeteciler bitmek bilmez soruları ve patlayan flaşlarıyla kapılarının önünde gece gündüz nöbet tutarlarken ve Ben sürekli merkeze çağrılırken komşular gittikçe daha tedirgin oluyorlar. Ben’se üzerindeki baskı ve Andrea’nın bitmek bilmez suçlamaları yüzünden kendi avukatlığına soyunuyor çaresizlikten ve bir avcıya dönüşüyor, çoğunlukla av olsa da. Ben deştikçe, her ailenin sakladığı bir sırrı ve henüz kapanmamış bir yarası olduğunu görüyoruz geçmişten günümüze taşıdığı. Ben umutsuzca katili ararken bir yandan da ortaya dökülen sırlarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Yalan makinesine girdiğindeyse ara sıra yalan söylediğini itiraf ediyor çaresizce.

image

image

image

İnsanların kendi üzerlerine vazife olmayan durumları bir çeşit tahrik ve tehdit olarak algılayıp içlerinde biriktirdikleri öfke ve nefreti gizlice ve azar azar büyüttüklerine ve gün geldiğinde, fırsat da bulduklarında bir güzel kustuklarına şahit oluyoruz. Hiç kuşkusuz bu insanlar hasta ama dışarıdan hiç belli etmiyorlar ve büyük bahçeli şirin mobilyalarla süslü evlerinde, akşam verdikleri barbekü partileri eşliğinde farklı kompozisyonlar çiziyorlar. Dört temmuz olan Kurtuluş Günlerini barbekü eşliğinde kutlarkenki halleri yirmi dokuz ekim olan Cumhuriyet Bayramımızı ellerinde kömür, mangal ve piknik tüpleriyle park ve bahçelerde kutlayan insanlarımızınkiyle benzeşiyor çok.

Dış işlerinde görevli işkenceden sorumlu siyahi komşularının sınırlarda gezindiğini görüyoruz mesela. Ben’in evine girip gizli kamera yerleştirmesi haricinde en nihayet Ben’i kaçırdıktan sonra metruk bir binaya getirerek, kendisine savaş suçlusu muamelesi yapıp önce bir kazığa bağlaması, sonra da boğuldu süsü vermek için beraberinde getirdiği nehir suyunu yüzünü örttüğü havlunun üzerinden ciğerlerine doğru göndermesi, insana şu soruyu sordurtuyor “Acaba kapı komşum gerçekte nasıl bir insan?” “Çocuklarımın başını okşarken ya da bayramlarda ev ziyaretimize gelirken aklının yatak odamızda olmadığı ne malum? Kıyaslamalar yaparken kendi hayatının önüne seninkini koymadığını nereden bilebilirsin?” Amacının sadece bir çocuk katilinin itirafını almak olmadığını anlıyoruz işkence dolu dakikalar sürdükçe. Bu komşunun son derece geçerli bir nedeni var: Kendisi yıllar evvel bir kez gerçekleşen ve küçük Tom’un dünyaya gelmesine neden olan anı gözleriyle görmüş bulunuyor istemeden. Bundan kendine göre ders çıkarması ise kadının kocasının kendisi gibi orduda çalışıyor olması ve evinde bulunmaması oluyor. Kısaca kendini boynuzlanan askerin yani kocanın yerine koyup, zamanında kendi aldatılışının küllerini tutuşturuyor. Herkesin aslında sadece kendi hayatına ve yaşadıklarına karşı öfkeli olduğunu görüyoruz. Herkes kendisi için ağlıyor aslında. Bunun acısını da en yakın, en kolay ve mağdur hedeften çıkartmaya çalışıyorlar.

image

image

image

Sıkı topuzu, gri takım elbisesi ve sesine verdiği koyu ton Andrea’yı erkeksileştiremiyor. İnsana üstten üsten bakan, kibirli bir tonda işini yapmaya çalışan obsesif bir kompozisyon yaratıyor bu rolüyle Juliette Lewis. Kızını iflah olabilsin diye hapse göndermekten çekinmiyor. Gerçek katili keşfettiğinde, onun da tıpkı kendi kızı gibi hapse girmesini istiyor. Suç oranının her geçen gün düştüğünün bilincinde olmakla birlikte son derece vurdumduymaz, duygusuz, bencil ve saldırgan bir beynin daha iyi bir katil olmak üzere kendini hayata hazırlayışını ve hiçbir şey yaşanmamışçasına sokaklarda elini kolunu sallayarak gezme ihtimalini içine sindiremiyor bir türlü.

Bir aile parçalanıyor ve bunlar olmazdan önce cinayetin işlendiği gün barda bir yandan içerken bir yandan da her bireyin kırk yaşından önce evlenmemesi gerektiğine dair aforizmalarını paylaşıyor Ben kendisine anlamaz gözlerle bakıp, uyuşmuş kulaklarla dinleyen bar kelebekleri eşliğinde. Sorumluluklarından boğulup, yüzme bildiği halde reddeden ve çırpındıkça suların altına gömülen bir aile babasını izliyoruz bizler de.

Abby cinayeti itiraf ettikten sonra bir kaçış ve Abby’i kurtarma planı yapıyor  çaresiz Ben. Karı koca karşılıklı birbirlerini suçlamayan bir tonda konuşuyorlar bir el valizini dolduracak kadarlık bir süre boyunca. Nerede yanlış yaptıklarını soruyorlar birbirlerine. Kendi rızasıyla hapse giren baba parmaklıklar ardında geçireceği yirmi yılın her günü bu soruyu kendine soracak olsa da, asıl müşkil durumda olan kişinin psikopat kızıyla birlikte olmak durumunda kalacak olan annesi olduğunu düşünüyor insan. Bir anne on iki yaşındaki kızının kafasından geçen manyaklıklara şahit oluveriyor o kısacık anda. Planlı bir şekilde işlemiş olduğu cinayetini itiraf ediyor Abby umarsızca.

Sırlar ve Yalanlar ortalamanın üzerinde bir dizi. Ama hepsi bu. Benim için asıl güzelliği Damien Rice’dan aşağıdaki sözlerin ait olduğu şarkının son anda diziye dahil olmasıyla, on bölüme çok şey katabilmiş olmasıydı. Bir ders niteliğindeki sözleri Dedektif Andrea ağlarken dizinin hissettirdiğinden çok daha yüksek duygu durumlarına taşır umarım sizleri de…

“It takes a lot to know a man
A lot to know, to understand
The father and the son
The hunter and the gun

It takes a lot know a woman
A lot to comprehend what’s coming
The mother and the child
The muse and the beguiled

It takes a lot to give, to ask for help
To be yourself, to know and love what you live with
It takes a lot to breathe, to touch, to feel
The slow reveal of what another body needs…

What are you so afraid to lose?
What is it you’re thinking that will happen if you do?
What are you so afraid to lose?
(You wrote me to tell me you’re nervous and you’re sorry)
What is it you’re thinking that will happen if you do?
(Crying like a baby saying “this thing is killing me”)
What are you so afraid to lose?
(You wrote me to tell me you’re nervous and you’re sorry)
What is it you’re thinking that will happen if you do?
(Crying like a baby saying “this thing is killing me”)
You wrote me to tell me you’re nervous and you’re sorry
Crying like a baby saying “this thing is killing me”   It takes a lot, Damien Rice

image

image

image

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

Retrospektif

Eskiye Dönüş Yapmadan Yeniyi Yaratamazsın...

%d blogcu bunu beğendi: