WHIPLASH

image

ANDREW(MİLES TELLER):

Çal çal çal çal.. Hiç durmadan çal. Hiç bıkmadan, hiç usanmadan çal. Ellerin nasır tutuncaya kadar, parmak araların kanayıncaya kadar çal. Yaraların henüz kapanmadan ve sen acı içinde kalana dek çal. Kan ter içinde kala kala, flasterlerden taşan kan damlalarını baterinin üzerinde bıraka bıraka çal. Herkesin ortasında aşağılana aşağılana çal. Babasından azarı yedikten az sonra yanaklarından süzülen gözyaşlarını silmek zorunda kalan beş yaşında bir çocuk gibi görünsen de çal. Ölmeden kurtulduğun  trafik kazasından aldığın darbeye rağmen kan revan içinde oturduğun taburede alnından akan kanlara rağmen çal. Hep çal. Aklını kaybetme noktasına gelsen de, depresyona girsen de, seni seven tatlı kız arkadaşını, kendini ve tüm enerjini müziğe adamak uğruna terk etsen de çal, daha çok çal. En iyisi olmak için çal. Daha büyük bir sahnede, mesela Lincoln Center’da, daha çok alkışı almak için çal. Aradan sıyrılmak için, yırtmak için, babanın ve kendinin annen tarafından terk edilişinin acısını çıkarmak için, seni ve yaptığın şey her neyse senin için anlamını bilmeyen ve anlamak da istemeyen zevzek ağızlı akrabalarına ve belki de tüm dünyaya karşı kendini ispatlamak için, Tanrı’dan içindeki gizli öfkenin acısını çıkarmak için, O’nu kendinle ve başarınla cezalandırmak için çal. Umutsuz pasifist baban için çal. Hayatta yalnız kalışın için çal. Kabiliyetin yoksa bile sonunda bir rock grubunda çalmamak için çal. Bir de tüm sadistliklerine ve manyaklıklarına rağmen küfürlerine ve aşağılanmalarına katlandığın, gizliden acaba babam o olsaydı nasıl olurdu diye düşünmeden edemediğin ve bir türlü baş edemediğin, yok edemediğin ve asla kurtulamadığın adam için çal. Fletcher için çal!

image

Acı, öfke, hiddet, hırs içinde kal. Yalnızlıkla dol ağzına kadar. Ruhun paramparça olsun. Bir adam üzerinden geçsin zevkle, seni çiğneyerek. On dokuz yaşına özgü yapılacak bir sürü güzel şey varken ve dünya çayırlarda ve ormanlarda güzelken, kapandığın dört duvarın ortasında çalmaya devam et. Önüne hayat denen bir başka seçeneğin varlığını koyan babana rağmen çal. Bir hayalet gibi süzül kapılardan onca kalabalığın içinde. Öpüşen çiftlere bak gıptayla. Tek arkadaşın, kadim dostun baban olsun eski filmleri izlemek için beraber sinemaya gittiğin. Hayatındaki başarısızlıkların ve terk edilişinin acısını çıkarmak yerine giderek hırssızlaşan ve yaşamdan beklentilerini minimize eden babana olan gizli öfkeni, Fletcher’ı bilinçaltında idealize ederek ve gerçek hayattaki babanın o olmasını deli gibi isteyerek bul sonunda kendini. Olmak istediğin şey bu adamda var, babanda yok. Yaşlandığında dönüşmek istediğin bu adam, baban değil. Beraber sinemaya gitmek istediğin, patlamış mısırı bölüşmek istediğin, hayatına dahil olmak istediğin o, baban değil. Buzdolabının üstüne jelibon bırakan baban gitsin, o olmazsa hayatının anlamını yitirdiğin adam gelsin. Babanın kopuşu ayrılık, onun gidişi doldurulamaz, anlamlandırılamaz bir boşluk. Sonunda idealize edebileceğin sıkı bir adam var karşında az manyak da olsa ama sorun değil; sen de çok normal olmayabilirsin ve otoritesinin altında ezilirken bile onda ruhuna iyi gelen bir şey(ler) var itiraf edemediğin, kimselere söyleyemediğin. Hayatı hakkında ipucu yakalamaya çabala. Küçük bir kız çocuğunu tatlı talı severken gördüğünde kalbin yumuşasın hemen. Hazırsın zaten. Tek isteğin olur almak. Ondan. Bir kez bile olsa. Yine olmuyorsa davulları parçala küfürler ede ede. Hiç olmazsa sinirin çıkar. Kız arkadaşını da harcadın nasılsa bir hiç uğruna(pardon senin için anlamı çok büyüktü). Bir başınasın bu hayatta bundan sonra. Ah doğru ya, senin Fletcher’ın vardı, değil mi?

FLETCHER(J.K. SIMMONS):

image

Fletcher(j.k. simmons)=Hemşire Ratched(Louise Fletcher/Guguk Kuşu/güzel hemşire)+Peter(Armin Mueller-Stahl/Shine/cici baba).

Bu muhteşem karmanın üzerine özel hayatında minnoş olma ihtimali yüksek, resmi/tüzel/kurumsal kimliğini sergilerkense “aferin” sözcüğünü kendi gösterişli sözlüğünden çıkarmış, karşıt cinse ve eşcinsellere mal edilmiş, mecazi bir takım lakap, yakıştırma ve benzetmeleri uluorta ortalığa saçıveren bir adamla karşı karşıyayız film boyunca. Ama tam bir yetenek avcısı. Kokuyu alır almaz düşüyor avının peşine. Neler yapmıyor ki? Psikolojik savaşın ilk hamlesi avının açığını öğrenmek oluyor ve başlıyor nazik yerlerinden oklarını saplamaya. Andrew’un yazar olamamış lise öğretmeni babasıyla, onu ve babasını daha bebekken terk eden annesi en güzel malzemeyi veriyor Fletcher’a. Sonra da sırayla yalnızlığını, aşırı hırsının yansıması sevimsizliğini ve sevgisizliğini vuruyor yüzüne. Andrew ne zaman bir parça kendine güvenmeye başlasa derhal kursağında bırakmayı başarıyor. Bir parça övgüyü reva görmüyor ona. Kibirlenmesine, böbürlenmesine hiç izin vermiyor.  Başarısını gölgeliyor ağzına bir parmak bal çaldıktan sonra, onu sinir edecek rakipler çıkartıyor karşısına. Orkestrasındaki kimsenin koroda solo yapmasına izin vermiyor. Solist kendisi çünkü. Çömezlik çok zor olduğundan ve çömezken adı üzerinde çömez olunduğundan(parlak bir cümle sayılmaz ama idare ediverin artık), oltaya düşüveriyor o da ve kıskançlık içini kemirip duruyor. Kabiliyetinin varlığının sınırlarını netleştirmesine izin vermiyor bir türlü karşısındaki adam. Finish çizgisine her yaklaştığında çizgiyi daha uzak bir mesafeye taşıyor Fletcher. Böylelikle Andrew’un ilgisini, azmini her daim canlı tutabiliyor. Deveye diken misali(tamam devamını getirmiyorum ama Fletcher olsa getirirdi) Andrew’a da bir Fletcher gerekiyor ve ne yazık ki çocuğun içinde yanan hırsın ateşini körüklemeye babasının nefesi bile yetmiyor.

Geride bir leşi(biliyorum çok kaba ama cuk oturdu işte) bırakmış, sayısız beddua ve ah almış, ilaç sektörünü her daim canlı tutma potansiyeli yüksek, psikiyatristlerin onunla ve kısmen enkaza dönmüş öğrencileriyle bol bol mesai harcaması gereken, duygulardan duygulara hızla geçebilen, bir dakika önce ağlarken, bir dakika sonra öğrencilerine dünyayı dar eden, film boyunca çevresinde tek bir kadın göremediğimiz, yeteneksizleri ve kendine güveni olmayanları asla affetmeyen ve bu uğurda çok kolay adam harcayan bir de kişiye özel karakteri var Fletcher’ın(karakterdense ruh hali/halleri daha şık olurdu burada sanırım)

image

Andrew’un geçmişi, özel hayatı, ailesi hakkında ne kadar çok şey biliyorsak, Fletcher’ınki bir o kadar kapalı kutu. Evli ve çocuklu mu yoksa dul ve vakur mu, ara ara Mavisakal’ın cisimlenmiş hali mi yoksa aseksüel mi? Hayatının en özel insanını erken yaşta milyonda bir görülen bir hastalıktan mı kaybetti? Aslen çok kalabalık, şenlikli bir aileden mi geliyor? Babası bir gestapo filan mıydı yoksa aralarına erkek sineğin giremediği acımasız kadınlar ordusu tarafından mı yetiştirildi? Burjuva bir aileden mi geliyordu yoksa Arizona’daki çiftliğinde traktörünü süren kendi halinde bir çiftçi mıydı babası? Peki tüm bunları bilmek neyi değiştirecek? Hiç. Olan olmuş çünkü. Karakter kırkından sonra bir yere kımıldamıyor artık. Herkes korkunç pişmanlıklar içinde yatağında kıpırdayamaz ve Tanrı’dan kendisini affetmesi için beklerken pişmanlık kuyularında bir girdaba kapılmışçasına titreyerek ölmüyor. İnsanlar birbirlerine eziyet ede ede ölüp gidiyorlar sadece. Bkz: Orkestradaki işinden kovulduktan sonra da değişen bir şey olmuyor. Fletcher aynı Fletcher; akıllanmış, doğru yolu bulmuş derken bir bakıyoruz intikamın gizli kanatları çıkıveriyorlar aniden ve başlıyor o da onları çırpmaya Andrew’a doğru. Tüm bunlar olurken de oh olsun, gördün mü, al sana dercesine kafasını sallıyor. Bu haliyle beş yaşında bir çocuğa dönüşme sırası Fletcher’a geçmiş oluyor nihayet(en sevdiğim sahneydi).

Sonuç itibariyle azmin elinden Fletcher’ın bile kurtulamadığını, hırsın fazlasının insanın sağlığıyla oynadığını, Jo Jones olarak işe girişip, insan hayatlarını mahvederek bir Charlie Parker yaratmanın ne derece doğru olduğunun film esnasında ve sonrasında uzun uzun tartışıldığını, kapasitenin insandan insana değiştiğini, bebekken terk edilmenin ve bunun bilincinde olmanın hayata bir sıfır mağlup başlamak olarak görülmesinin yanlış olduğunu çünkü hırslanmanın da verdiği ivmeyle hayatta başarılı olma ihtimalini katbekat arttırdığını, duyulursa eğer; bunun evli ve çocuk yetiştirmek için paralanan mutlu/mutsuz çiftlerin kaçarak ya da boşanarak ayrılmaları için bir bahane olacağını; teknik olaraksa henüz otuz yaşından gün almamış bir taze yönetmenin kendi kısa filminden uyarlayarak hem yazıp hem yönettiği filmindeki özellikle oyuncu yönetimindeki başarısının nereden geldiğini asla anlayamadığım ve anlayamayacağımı, filme ayırdığım yüz dakikamın bir dakikasının bile havaya gitmediğini, hem nazik hem şahane kurgulu, deha pırıltıları taşıyan(umarım tek sefere mahsus değildir) yönetmenli, nefis oyunculuklu(zavallı Edward Norton, rakip o kadar büyük ki..) ve benim duygusal yaklaşımlarımı bir kenara koyarsak (Birdman, Wild, vs.), senenin hem sürpriz yumurtası ve hem de “bu senenin en iyi filmi” olabilir Whiplash. Bunca başarılı işlere dahil olmak dileğiyle. Andrew’un hırsı üzerimizde olsun. Bir de Fletcher olsun tepende. Sonuç:Biri garanti(erkek oyuncu) beş oscar(oskar-a’sının üzerinde inceltme işareti olmalıydı) adaylığı ve kazanılmış 60 ödül. Fena değil, hiç fena değil bir bağımsız yapım için.

image

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Süleyman Deveci

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

OSK4Y

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Kadimce

Yazar, Şair

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

%d blogcu bunu beğendi: