ROOM / GİZLİ DÜNYA

images-105

ROOM / GİZLİ DÜNYA

“Kimse yalnızken güçlü değildir. Hepimiz birbirimizin güçlü olmasına yardım ederiz. Annenle sen birbirinize yardım ettiniz.”

“Bir zamanlar ben gelmeden önce bütün gün ağlayarak televizyon izlerdin. Ta ki zombi olana kadar. Ama sonra ben Tepe Pencere’den geçip Cennet’ten hızlıca Oda’ya geldim. Seni içeriden tekmeliyordum. Bumm bumm… Sonra gözlerim apaçık bir şekilde Halı’nın üzerine fırladım. Sen de kordonu kesip “Merhaba Jack” dedin.” Jack

Jack’in ağzından dinliyoruz annesi Joy’un çoğu ebeveynin çocuklarına anlattığı kuşun kanadında, leyleğin gagasında dünyaya getirilme hikayesinin bir başka versiyonunu. Bu hikaye aynı zamanda Jack’in annesi Joy’un kaçırıldıktan sonraki yaklaşık iki yıl boyunca neler yaşadığını da özetliyor ta ki Jack dünyaya gelesiye kadar. Film Jack’in beşinci doğum gününde başlıyor. Joy’un tam yedi yıldır bu odada kapalı tutulduğunu öğreniyoruz. Bir bebek dünyaya gelmiş bu odada, sonra da büyümüş tüm enerjisiyle. Eşyalarla merhabalaşarak başlıyor yeni güne Jack. Hiçbir şeyin farkında olmadığından hayatı bu oda kadar sanıyor. Tüm dünyayı bu oda biliyor. Diğer ihtimalleri bilmediğinden ve hiç görmediğinden çocuk aklıyla mutlulukla geçiriyor günlerini. Hayatı annesinden ibaret, bir de belli günlerde odaya gelen yaşlı ve korkutucu Nick’den. Annesinin tembihlediği gibi onun geleceği günlerde gardropta uyuyor Jack. Annesiyle aynı renk uzun saçları var. Samson gibi. Jack kestirmelere kıyamadığı kıymetli upuzun saçlarını en sonunda annesi için feda ediyor. Bir anne oğul hikayesi bu, bir çocuğun gözünden anne sevgisini ve tüm dünyayı keşfedişini; bir annenin de oğlu sayesinde hayata tutunmasının, tüm güçlüklere katlanmasının ve de evlat sevgisinin ne demek olduğunu görüyoruz. Filmin sonunda Joy oğluna “hayatımı kurtardın, yine!” derken, aslında beş yıl, dokuz ay, on gün boyunca her gün kurtarıyor oğlu onun hayatını. Kendini kesmiyor ya da bıçaklamıyorsa oğlu yüzünden. Çıldırmıyorsa yine oğlu sayesinde. Jack’in hastaneye gönderdiği saçlarla tutunuyor hayata tam bırakmışken. Annesi kendisini çok kolay ve tatlılıkla ifade edebilen Jack’e kitaplar okuyor, televizyon izliyorlar beraber. Dışsal faktörlerin sınırlılığından duygusal yoğunlukları çok fazla. Çocuğun hayatı annesi odaklı, annesininki de kendisi. Tepe Pencere’den yağan yağmuru, masmavi gökyüzünü izliyorlar beraber. Nadiren uçmuş ve kurumuş bir yaprak tanesi oluyor misafirleri. Joy sıkıntıdan patlayacak gibi olduğunda gökyüzüne bakıyor medet umarcasına. Sakinleşiyor. Göküzüne bakmak mutluluk verir derler. Bir parça mutluluk, bir parça gökyüzünden geliyor. Solgun yüzleriyle oturuyorlar kahvaltıya beraber. Güneş görmemiş, hava almayan, penceresiz bir odada günleri birbirine ekliyorlar hiç durmadan. Telaşsız bir dünyada birer kaplumbağa gibi yaşıyorlar. Ağır ağır.

images-210

 

room

images-126

Jack için, önce oda var içerisinde çamaşırlarını yıkayıp kuruttukları, duvarlarına Jack’in çizdiği resimleri astıkları, koyun koyuna uyuyup uyandıkları, aynı zamanda kakaları götüren bir de tuvaletlerinin olduğu. Bu basitlik içinde mutlu bir dünya kurmuş bir çocuk, Jack. Sonra uzay geliyor. Bütün gezegenler onun içerisinde. Sonra da cennet var onun da ötesinde. Televizyonda gördükleri annesinin ona öğrettiği kadarıyla gerçek ya da değil. Bitkiler gerçek ama ağaçlar değil. Örümcekler ve sivrisinekler de gerçek ama sincaplar ya da köpekler değil. Jack’in erişemeyeceği her şey gerçek değil. Jack bu yüzden arsız, umutsuz, huzursuz değil. Hiç gün yüzü bilmezsen gün yüzü görmeden de yaşanabileceğinin ispatı adeta. Aynı odada kurutulan çamaşırlar kuruyor bir köşede onlar uyurken geceden sabaha. Yaşamak buysa yaşıyorlar, nefes alıyorlar farkına varmadan. Nafile seslerini uzaylılara duyurmaya çalışıyorlar. Vargüçleriyle bağırıyor ana oğul havalandırmadan çığlık çığlığa. Kimse işitmiyor onları.

Ne zaman ki Yaşlı Nick elektriği ödemeyerek onları soğukla ve karanlıkla cezalandırıyor, Joy çok korktuğu adamın keyfiyetine göre oğluyla bir oda’da böyle devam edemeyeceğine karar veriyor. Yavaş yavaş Jack’e dış dünyayı anlatıyor. Yemeklerin oradan geldiğini, sihir diye bir şeyin olmadığını, her şeyin gerçek olduğunu, bir zamanlar onun da bir hayatı, bir evi, teraslarındaysa bir hamaklarının ve onu dünyaya getiren bir anne babasının olduğunu ve de adının Joy olduğunu anlatıyor. Kendini, masalını Jack’e defalarca okuduğu Alice’le karşılaştırarak içinde bulunduğu durumu izah etmeye çalışıyor. Bu hikayeyi beğenmeyip bağırıp çağıran Jack, yavaş yavaş kabullenip sorgulamaya başlıyor. Televizyondaki görüntülerin yassı ve renkli olmadığını öğreniyor. Tüm canlıların gerçek olduğunu ve bu oda’nın dışında da bir hayat olduğunu.

images-297

Filmin ilk bölümünde ana oğulun oda’daki yaşamlarına odaklanıyoruz, ikinci yarıdaysa özgür ama başka türlü bir tutsaklık içinde yeni yaşamlarına adapte olma çabalarını ve zorlu ve sancılı geçen süreci aktarıyor yönetmen. Joy bir umut, kendisini feda edip Jack’e özgürlük biletini sunuyor ilk bölümün sonunda ve çocuğun bu fırsatı değerlendirebilip hem kendisini hem de annesini kurtarmasıyla devam ediyor film. Eve Dönüş süreci de bir o kadar sancılı oluyor. Artık yeni bir hayat var önlerinde ve onunla ne yapacaklarını bilemiyorlar. Jack heyecandan, korkudan yorgun argın yatak’a gitmek istediğini söylüyor. Kastettiği kendi yatağı, bir başkasını hayal edemiyor çünkü. Bir hastanenin yüksek bir katından aşağıya baktığında ödü patlıyor. Otuz yedi saattir dünyadayım derken, Ay’ın yüzeyine ayak basmış yerçekimsiz bir ortamda ürkek adımlarla yürümeye çalışan bir astronotu çağrıştırıyor. Dünya sürekli bir şeylerin olduğu, hiç durmayan bir yer onun için. Hiç görmediği şeyler var etrafında. Krepler, merdivenler, kuşlar, pencereler, bulutlar, polisler, doktorlar. Hiç görmediğinden merdivenlerin basamaklarından inemiyor. Sıfırdan bir hayatı öğrenmeye çalışıyor. Kapılar ve daha fazla kapılar var ve içerisi ve dışarısı var. Hep bir şeyler oluyor. Kendi iki kişilik dünyalarından sonra gerçek dünya ona çılgınca bir yer gibi görünüyor. Hiç durmuyor çünkü. Yaşlı Nick’in binbir nazla aldığı oyuncak arabanın gerçeğine biniyor yeni dünyada. Oyuncağıyla oynarken zevkten deliye dönerken, şimdi gerçeğinin arka koltuğunda oturuyor sakin sakin. Bir sürü oyuncağa kavuşuyor, ama hiçbiriyle oynamak gelmiyor içinden. Joy’sa onun bir şeye bağlanmamış olmasından ötürü endişeli. Annesinin evinde, genç kızlığından kalma hiç bozulmamış odasında kalıyorlar beraber. Annesi olduğu gibi bırakmış her şeyi. Bir de yaşananlar sonucunda karı koca boşanmışlar. Kocası uzağa taşınmış, kadınsa çok daha anlayışlı bir adamla evlenmiş. Büyükbaba çocukla göz temasına girmez, ona her baktığında kızını kaçıran adamı görüp, çocuğun varlığına katlanamazken, Leo çocuğa hiç bozmadan, kırmadan yaklaşıyor. Onu sadece bir çocuk olarak görüyor ve benimsiyor. Aralarında kan bağı yok ve kan bağının hiçbir şey olmadığını anlıyor insan. Çocuk onu yetiştiren ebeveynlerinin insiyatifinde karakterinin iyi ve kötü taraflarını inşa ediyor. Beş yaşına kadar annesinin sonsuz sevgisi altında yaşayan bir çocuk, nasıl olur da bir manyağın saplantılı ruh halinden kötü bir karakter yaratabilir kendisine? Joy’un oğlu Jack o. Yaşlı ve hasta Nick’in değil.

 

images-237

images-139

Joy kendisinden sonra herkesin hayatına kaldığı yerden hiçbir şey olmamış gibi devam ettiğini gördüğünde hayal kırıklığına uğruyor. Lise takımındaki kız arkadaşlarının fotoğraflarının da olduğu eski albümlere bakıyorlar beraber. Jack onlara ne olduğunu sorduğunda hepsinin hayatlarına devam ettiğini söylüyor. Tüm bunların neden kendi başına geldiğini sorgulamaya başlıyor, bir günah keçisi arıyor ve annesi oluyor bu. Annesinin kendisinden sonraki hayatına adapte olmakta güçlük çekmediğini düşünüyor. Kendine ait bir hayat kurmak için ilk önce paraya gereksinim duyduğundan, bunun için bir televizyona röportaj veriyor. Sonuçsa tam bir felaket oluyor. Sunucu kadın ona yüzleşmesi zor sorular yöneltiyor. Jack’e babasından bahsedecek misin derken, Jack onun değil diyor Joy. Biyolojik olarak olsa da baba tanımını evladını seven bir adam olarak yapıyor. Onu anneliğiyle sınayan bir soru geliyor karşı taraftan. Adamdan, Jack’i uzağa götürmesini istedin mi hiç diye soruyor kadın, sırf çocuk özgür kalabilsin diye. Bunu bir annenin yapabileceği fedakarlığın son raddesi olarak tanımlıyor. İnsan soruyor kendi kendine, tek güneş ışığını nasıl kapatırsın ellerinle… Bu ikisinin de intiharı olurdu belki de. Adam çocuğu anneannesinin evine götürmeyecekti elbette. Kimin için en iyisinin ne olacağına kim karar verebilir ki bu evrende? Kapalı da olsa insan sevgisiyle, hepsinden önemlisi anne şefkatiyle yaşayan, sevilen bir çocuk olup, herşeye rağmen mutlu bir çocukluk geçiren Jack, babasının sapkınlıklarından ve kötücüllüğünden nasibini almışa benzemiyor hiç bu haliyle.

images-186

Joy’un yaşadıklarını sindiremeyip intihar girişiminde bulunmasından sonra yalnız kalan Jack, yavaş yavaş uyum sağlamaya başlıyor dünyayla. Arkadaş ediniyor, Leo’nun köpeğiyle bahçede oynuyor, komşularla selamlaşıyor, legolarla oynuyor ve zamanın önemini keşfediyor. Zaman onun için her tarafa yayılan yağ gibi, ince bir şey. Farklı yüz, büyüklük ve kokulardaki hep birlikte konuşan insanların telaşını buna bağlıyor. Kitabını okumamış olsam da senaryosuna dayanarak en çok Jack’in iç dünyasındaki sevecen bakış açısını, merakını, sis perdesini aralamak ya da sorunlara bir çıkar yol bulmaktaki içten gelen ustalığını sevdim. Annesi tedavisi bitip de eve döndüğünde anne oğul bahçede birbirlerine sımsıkı sarıldıkları anda dünyada sadece ikisinin olduğunu ve ikisinin de birbirleri için var olduğunu hissettim, bir çocuk için babanın çok da gerekli bir şey olmadığını anladım. Jack rolündeki Jacob Tremblay’nin yaşından büyük performansına bayıldım. Uzun saçların bu kadar yakıştığı bir çocuk daha görmedim. Filmin ve hem uyarlandığı kitabın hem de senaryo yazarı Emma Donaghue’nun feminist bakış açısını da ayrıca çok beğendim. Anneler günü yaklaşmaktayken bir parça iç karartıcı ve klostrofobik olmakla beraber, sorgulayıcı ve hem anne hem de evlat sevgisinin ne demek olduğunu kendi özel diliyle ve Jack’in nefesiyle peliküle aktaran Room’u annenizle izlemenizi tavsiye ederim.

images-91

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Süleyman Deveci

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

OSK4Y

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Kadimce

Yazar, Şair

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

%d blogcu bunu beğendi: