THE DRESSMAKER

images-153

THE DRESSMAKER

“Önemli olan, insanlara saygınlıklarını iade etmek değil, gerçek anlamda saydam ve eksiksiz bir bellek oluşturabilmektir.” Jorge Semprun

Sanki Vahşi Batı’da hiçbir şekilde var olmasını istemeyeceğiniz türde bir kasabaya geri dönüş’ün hikayesini anlatıyor Avustralyalı yönetmen Jocelyn Moorhouse, Rosalie Ham’ın aynı adlı kitabından uyarladığı filminde. Western filmleri ve bilakis bestecisi David Hirschfelder’in akıllarda kalıcı müziğiyle, video klip estetiğini harmanlayan bir açılış sahnesiyle başlayan “The Dressmaker”, 1951 yılının Avustralya’sının Dungatar adlı kasabasına elinde Singer marka dikiş makinesiyle geri dönen içi intikam ve kendini aklama isteğiyle dolu bir kadının yaşadıklarını anlatıyor. “Geri döndüm, piç kuruları” diyen Myrtle ‘Tilly’ Dunnage, Kill Bill’deki Bride’ı anımsatsa da kılıçlarını kuşanmak yerine terziliğini konuşturuyor sadece. Amacı ise bundan yirmi beş yıl önce kendisiyle uğraşan sınıf arkadaşı belediye başkanının kötü kalpli oğlu Stewart Pettyman’i kasti olarak öldürmediğini kasaba halkına, annesine ve herkesten önce kendisine kanıtlamak. Acı olansa Tilly’nin bir süre sonra intikam almayı bir kenara bırakıp, kendini sevdirmek, saydırmak ve onaylanmak için bunu yaptığına şahit olmamız. Bir grup tuhaf ve manyak kasaba halkınınsa tüm bunlara değmiyor olması. Bana kalırsa böyle bir çabaya girişmenin kimse için değmeyecek olmasının yanı sıra, yine de bir zamanlar doğduğu, büyüdüğü ve Tilly olarak var olduğu topraklara, geride kasabanın tepesindeki evde kendini yalnızlık, pislik ve hiçlikle cezalandıran yarı aklını kaçırmış bir anne bırakmanın burukluğu da eklenince, üzerindeki laneti kaldırmak için dönüyor bir yerde. Futbol maçında sergilediği albenili kıyafetler sayesinde dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Tilly kumaşlarla harikalar yaratıyor. Kusurları yok ediyor, doğru renkleri buluyor, onları olmak istedikleri insanlara dönüştürüyor, olduklarındansa. Dior modaevinden çıkmış gibi görünen kasabanın kadınları, aynı kasabanın tozlu ve kurak sokaklarında ayaklarında topuklu pabuçlar kuğu gibi süzülüyorlar verev kesimlerde başarılı Tilly’nin diktiği rengarenk tuvaletler içerisinde.

images-71

images-200

images-128

Costuming-the-cast-of-The-Dressmaker

Tuhaf ve manyak kasaba halkı derken, filmin ilk on beş dakikasında hepsiyle tek tek müşerref oluyoruz ve birey olarak sergiledikleri tuhaflıklar dışında, bir aradayken tek yumruk olup bir çeşit cadı ilan ettikleri Tilly ve annesine karşı nasıl bu kadar acımasız olduklarını da görüyoruz. İşleri düştüğünde bireyden iyisi olmazken, negatif bir olay karşısında bir anda günah keçisi ilan ediyorlar kendince dışladıklarını. Riyakarlıklarını da her başları sıkıştığında sergiliyorlar. Çıkarları el verdiği sürece kara kuzuyu ak koyunlardan uzak tutma gayreti içerisine giriyorlar. Dışarıya kapalı, geri kalmış ve cahil toplumların tipik özelliklerini sergiliyorlar. Evlerinde televizyon izleme, kitap okuma alışkanlığı olmayan, olsa da gösterilmeyen küçük kasabanın halkı başlarını çevrelerinden kaldıramıyorlar. Cumartesi gecesi dansı için gittikleri salon belli, alışveriş ettikleri dükkan da. İç içe, dip dibe bir girdabın içinde yuvarlanıp dıruyorlar. Kasabanın delikanlıları bir araya gelip içiyorlar. Daha sonraysa cesaretlerini birbirlerine kanıtlamak için tuhaf şeyler yapıyorlar: Onlarca sıçanın arasında uzanmak gibi. Evlilikler, evlilik dışı ilişkiler hepsi bu az haneli kasabada gerçekleşiyor. Herkes herkesin ciğerini biliyor ve şehirlerde kaybolan ve şehirlerce yutulan milyonların yanında az nüfuslu bir kasabada insanlar birbirlerini yutuyor. Kasabanın en canayakın simasıysa vestitesi olan ve yıllar boyunca bunu gizlemiş olan Hugo Weaving’in canlandırdığı Çavuş Farrat karakteri. Tilly’nin kumaşlarının cazibesine kapılıyor, otrişler, tüyler, tüller, satenler içinde kaybediyor kendini. Filmin en tatlı sahnesinde yine o var. Tilly’e aşık Teddy’nin hazırlamış olduğu ayna ağacının karşısına geçiyor kırıtarak sarıldığı satenler içinde, fonda ise “Flower Duet” eşliğinde. Yaptığı yanlışlığın farkına varan ve bunu düzeltebilen tek karakter olan Farrat, hayatını kelimelerle anlatılamayacak derecede zenginleştiren Tilly’e teşekkür edip özgürleşiyor en sonunda.

images-111

images-207
Muhteşem Judy Davis

“Durup dururken birine seninle kaçıp gitmesini söyleyemezsin.”

“Benim güzel oğlum”

“Katmerlen dert, üzüntü, katmerlen!
Ateş yan! Kazan fıkırda!
Bataklık yılanının kaburga eti, kazanda kayna da piş…” Cadılar Korosu, Macbeth, William Shakespeare

Yerleşik toplumsal normlardan ve yaşam tarzından uzak yaşayan McSwiney ailesinin Aborjinleri anımsatan yaşantıları küçük oğullarının engelinden ve kasaba halkını sevmeyişlerinden kaynaklanıyor. Teddy, Tilly’e hep iyi niyetli vaatlerde bulunuyor. Buradan kaçalım, uzaklara gidelim, ben sana bakarım, ben seni korurum derken kastettiği en çok da sevmediği bu kasaba sakinleri ve bir umut taşıyor belediye başkanı da dahil olmak üzere hepsinden uzaklaşacağına, kurtulacağına dair. İyimser ve iyi bir çocuk Teddy. Tilly’nin az çatlak annesi ve kendi engelli kardeşini yanlarına alabileceğini düşünüyor. Onları normal görünen halktan daha çok önemseyip, daha çok seviyor çünkü. Tıpkı annesinin de o öldüğünde kasabadan kimsenin onun ölü bedenine dokunmasına izin vermediği gibi. Sadece Tilly’den onu yıkayıp, giydirmesine yardım etmesini istiyor. Teddy’nin Tilly’nin lanetli olmadığını kanıtlamak istercesine atladığı buğday sandığı yığın, süpürge darısı olduğundan sessizce ve gömülerek boğuluyor içinde. Aynı beden mosmor vaziyette önlerinde uzanıyor şimdi yıkanmak üzere. Annesinin güzel oğlu ölüyor gerçekten, çok acı. Hayatta çocuğunu kaybetmekten daha korkunç bir şey yok diyen Tilly’nin öngörüsü gerçekleşiyor sanki ve o bu halin canlı tanığı oluyor istemeden. Tıpkı Teddy’nin Billie Holliday’in sesindeki acıyı hissedişi gibi.

images-122

images-121

Tilly’nin annesi bir yandan kızının çektiği vicdan azabından ötürü üzülürken, bu kokuşmuş kasabanın ne olduğunu en iyi bilen kişi de yine kendisi aslında. Aşkının, tüm kasaba halkının nefretinden daha büyük olduğunu kanıtlamaya çalışırken ölen Teddy için, bunu kim kanıtlamaya çalışırsa çalışsın ölürdü zaten derken, çocuğun ölümünden tüm kasaba halkını sorumlu tutuyor. Bir kötülük var herkesi sarmış olan ve sırf bu yüzden kasabanın kendi haline bırakılması ya da kadere teslim edilmesi doğru görünmüyor. Lanet bu kahrolası kasabanın içinde, Tilly’de değil. Bir kurban gerekiyor bazen en masumundan ve fitili çekecek de bir başka masum. Tilly, Macbeth’teki cadılar’ın sözlerini tekrarlıyor kasabanın kadınlarının suratına. Annesini tek başına tepedeki evde ölüme terk eden, çocuk yaşta bir anneyi haksız yere kızından ayıran kadınlara olan öfkesini saçıyor bunu yaparken. Ve ateşe veriyor en sonunda bütün kasabayı. Ne var ne yoksa.

images-143

images-66

Reklamlar

THE DRESSMAKER’ için 2 yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

gagoriktosba

rise and rise again until become lions

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

%d blogcu bunu beğendi: