TEK GÖZÜM

IMG_20150705_020615

TEK GÖZÜM:

Tek gözüm, cancağızım, seni benden kendi türüm alıp kopardı. O meşum günde tam olarak neyin peşindeydim bilemiyorum ama bildiğim bir şey vardı, arkamdan beni takip eden rakip gölgelerinizin sokak lambalarının aydınlattığı loş ve leş arka sokaklara yansımakta olduğuydu. Kuyruğumu dik tutmaya çalışmaktan başka elimden ne gelirdi hiç bilmeden ilerledim dar sokaklarda. Mevsimlerden sonbahardı, vakitlerden akşamdı. Dağılmış çöp bidonlarının yanlarından geçtim. Kaldırımları mesken tutmuş, nefesleri tükenmekte olan adamların yanlarından süzüldüm usulca. Hiçbirinin umurunda değildim, onlar da benim. İnsanoğlu bir yandan binaların boylarını tuğlalarla yükseltip, diğer yandan kendi türünü dışlamaktaydı içi sızlamadan. Çöpleri eşeleyen, yorgun, bitkin biçareler. Kim bilir, belki de bu insanlar o yüksek katlı binalarda yaşamaktan bıkıp gün gelip kendilerini bulundukları yerden atan bedenlerdi, belki ayaklarının altında toprağı hissetmek istediler, peki ama şehrin göbeğinde toprak ne gezer? Parklarda yemyeşil çimenler ama onların da altındaki toprakta solucanlar ne gezer? Solucansız, kurtsuz, börtüsüz böceksiz toprak, toprak değildir ki! Her gün koca koca hortumlarından akıttıkları tazyikli sular ilaçlanmaktan leş gibiler. Ne içtiğimiz su su gibi, ne yediklerimiz aş gibi. Keşke şehirde doğmamış olsaydım! Keşke bir köyüm olsaydı geri dönebileceğim, ölebileceğim! Burada ölmek de zor. Kendine ölecek kuytu bir köşe bulmak da zor, kardeşlerim. Bir kedi ölmeyi nereden bilecek diyecek olursanız eğer, bilmez elbet diyeceğim. Ama ben başkayım. Ölmenin yok olmak demek olmadığını da öğrendim. Bir gün geldi ve kulağıma fısıldanıverdi tüm bu gerçekler. Rüzgarla geldi fısıltılar, iliştiler kulağıma. Sırrı sakla dediler, sakladım ben de. O günden sonra gözüm açıldı, olan bitene. Körmüşüm ben bundan önce. Kokuları takip eder, darbelerden sakınırdım, ne korkakmışım meğerse evvelden. Yedi can palavraları insanoğlunun olsun, üzerinden çok da fazla geçmedi, bir kardeşim karşıdan karşıya geçmek isterken kalıverdi hızla gelmekte olan bir arabanın altında. Daha da yedinin yedincisini bırak, üçünü bile harcayamamıştı yavrucak. Araba savurtuverdi onu kızgın asfaltın karşı köşesine bir öğle vakti. Gittim baktım ben de parçalanmış cesedine. Ne yalan söyleyeyim, onca tarihimize rağmen, engel olamadığım bir merak vardı yüreğimde kabarmakta olan, üzüntümü ise kat be kat aşan. Uzun süre baktım baktım baktım ölüsüne. Karnı yarılmış, bağırsakları dışarı çıkmıştı, kafası ezilmiş, tüm patileri kırılmıştı yavrucuğun. Vücudundan çıkan her tür sıvı toprağa bulanmış, derisine yapışmıştı. Gözleri kapalıydı. Minik burun deliğinden sızan bir damla kan bıyıklarının üzerinde pıhtılaşmıştı. Üzerine tek bir tane süs asılmış cılız bir Noel ağacını andırıyordu bu haliyle. Bir düşüncedir aldı beni bu manzara karşısında. Az evvel kah miyavlaşıp, kah içten içe konuştuğum tekirim, acaba şimdi nerelerde diye. Az evvel buradaydın, yanımdaydın, şimdi nereye gittin? Patimle yokladım bedenini. Cansız bedenin hiç tepki vermedi. Kanının ılık akması gerekirken, bedenin soğuyuverdi birdenbire. Tüm vücudunu bir güzel temizlediğin dilini de koparmışsın can havliyle, anın dehşetinden yapmışsın belki de. Ah yavrucuğum her şey tamam ama şimdi nerelerdesin? Kalbin durdu, beynin öldü, konuşkan dilin koptu ama sen nereye gittin? Sen de bitmedin değil mi, tek bir beden yüzünden? Ölüm bu mu? Yok olmak bu mu? Nereye gitti konuştuklarımız, rahata erme planlarımız, her sabah yeniden başlayan günü kurtarma umutlarımız? Senin yavruların annesiz kaldılar bak şimdi. Daha da yavrulayabilirdin halbuki. Emzirebilirdin tekrar. Anneliğin de yitmiş oldu solan bedeninle. Oysa ki ne güzel, yiyecek arar bulurduk seninle. Ben kendi türümün nadide bir örneği olduğumdan, paylaşırdık yiyeceğimizi beraber, her zaman yaptığımız gibi. Hiç olmadı bir parça kuru ekmeği tırtıklardık seninle ikimiz. Sen fazlasını yerdin, ben artıklara razı olurdum senin için. Ne verirsen patinle, o giderdi seninle. Belki sen bir kuş avlar getirirdin yahut da bir fındık faresi. Malumunuz kedigiller familyasından, etçiller takımından olduğumuzdan her tür hayvansal gıdayı tüketmekte sakınca görmeyiz biz. Bizim tabiatımız da böyledir, daha da elden ne gelir? İşte böyle düşünceler üşüştüler senin gidişinle beraber aklımın bir demeyeyim her köşesine. Sonra da terk edip gitmediler maalesef, ben aksini istesem de. Düşünen bir kediye dönüştüm göz göre göre. Mevsimlerden sonbahar, vakitlerden akşamın çökmüş olduğu o günde, bu tip düşünceler içerisinde yürüyordum kendi kendime. En sevdiğim arkadaşımın kaybının hüznü vardı hala üzerimde. Saatler geceyarısını vurmazdan önce, dilim susuzluktan dışarıda, kafam açlıktan ve düşünmekten serseme dönmüşken ve şuursuzca dolaşmaktan vazgeçmem gerektiğini idrak ettiğim andan itibaren burnuma gelen yemek kokularını takip etmeye karar vermişken nihayet az ileride bir arabanın bagajına eşyalarını yerleştirmekte olan genç oğlanların etrafında pervane, belediyenin kulaklarını mandalladığı yani baytar görmüş, iğnenin tadına bakmış bir çomarın varlığı beni ikinci kez kendime getirdi aniden. Bir çomarın boy hedefi olacakken ben; bu sahipsiz, sokak bekçisinin önüne atılan bir parça kemik ya da kemik suyuna bulanmış bayat ekmeklerin hatırına yan sokaktan aniden çıkan iki kadının akıllarını başlarından alacak şekilde havladığına şahit oldum. Bir yandan havlayan ve köpeksel varlığıyla mahalleyi ben buradayım, hepinize yeterim diye inim inim inleten köpeğin gözdağı vermesi karşısında çaresiz birbirine sokulan iki kadının imdadına yetişmek şöyle dursun, bir dur bile deyivermedi iki genç oğlan. İki yanlışın biri insan türünün ayıbı olsa da, bir diğerinin müsebbibi bu hem aptal, hem de ihtiyar ve işgüzar çobandı. Kendisini besleyenlerin gözüne iyice girdikten sonra ancak iki kadının yakasını bıraktı. Başını okşasınlar diye sığındı onların kuytu köşesine. Akşam yemeği hazırdı onun gözünde bundan böyle. Yeri geldi miydi kendisini yakan, kuyruğunu koparan, akılalmaz işkenceler yapan bir de üzerine akşam yemeği olarak servis eden insanoğluna yaltaklanmakta üstüne yoktur köpekgiller familyasından etçiller takımından seni gidi gıdısından okşanmayı seven sefil çomar! Bir güzel tırnaklarımı geçiresim var ama tutuyorum kendimi olduğum yerde. Benimse iki miyavıma akşam yemeği önüme serilmediğine göre, kendi aşımı çıkarmam gerek yine çerden çöpten.

İşte böyle öngöremediğim akibetim, kestiremediğim talihim, açlıktan ne yapacağını şaşırmış bomboş kalmış midemle baş başa o çöp senin bu çöp benim dolaşırken sağda solda en nihayet buldum ben de bir lokma. Hem de ne lokma. Bir restoranın arka bahçesindeki çöp kutularının içinde envai türde yiyecek varmış beni beklemekte olan. Hemen dalıverdim istihkakımın içine. Tam da talihim döndü derken, sessiz gölgeler canlanıverdiler birer birer. Hepsi birer kediye dönüştüler. Kedigiller familyasından, etçiller takımından ve hepsi benim kanımdan. Acımasızca tırnaklarını doğrulttular üzerime. Yemek o kadar tatlı geldi ki onca açlığımın üzerine, koruyup kollayamadım kendimi layıkiyle. Bir darbe sol yanıma geldi, korkunç bir acıyla sarsıldım olduğum yerde. Sağ gözüm, sağ yanım karanlıkla kaplandı aynı anda. Islak, yapış yapış bir şeyler aktı gitti gözümden aşağıya. Ölüyorum sandıysam da ölmedim, ölemedim, kim bilir belki de hikayem duyulsun istedim. Bir çöp kutusunun içinde, sağım solum kokuşmuş yiyecekler içinde sonum gelsin istemedim. Tek gözüm sizlere ömür, aldığım sayısız darbelerse yerini bir sızıya bıraktılar hiç geçmeyen. En büyük darbeyi kendi türümden aldım hiç tahmin etmezken.

image
JOSE GUADALUPE POSADA

Artık kocadım ve biraz da çabuk yaşlandım tek gözüm sönüverince. Uzaklara gidemez oldum eskisi kadar. Mecalim yok artık kolay kolay harcamaya kısıtlı enerjimi. Küçük gördüğüm sokak köpeklerine dönüştüm sonra sonra. Beni alsınlar diye paralandım durdum insanoğlunun önünde. Baktım ki ev kedileri rahat ve konfor içinde, ben de istedim onlar gibi olmak, bir çantada taşınmak, kuş tüyünden yastıklara uzanıp kıvrılmak, gün boyu mırıl mırıl mırıldanıp, kaz ciğerli kedi mamalarından tatmak, ama şekilci insanoğlunun tercihi olamadım bu çirkin halimle. Beni evlerinin baş köşelerine yakıştıramadılar tek gözümle. Kim ister kocamış, tek gözlü bir hayvanı evinde? Özür de olsa onlardan farklı olduğum için kediler arasında da dışlandım son halimle. Coşku doluydum bir zamanlar, oyuncuydum, mart geldi mi duramazdım olduğum yerde, tohumlarımı saçar, doğacak çocuklarıma serenatlar düzerdim olası eşlerime hitaben. Son halimi bir görseler çocuklarım, hanımlar.. Bir münzevi var bundan sonra hayattan, sokaklardan kaçan. Ne kendi türüyle ne başka türlerle uyum sağlayıp, bir arada durmayı başarabilen. Ama aklı hiç durmadan çalışan.

Biliyorum bunu ben seçilmişim en başından. Yıkılmadım, yılmadım  ölmedim, cezamı çekmekte, çilemi doldurmaktayım; kaderime razı, günümün gelmesini beklemekteyim. O gün geldiğinde tüm kediler önce birer ikişer, sonra beşer onar, daha daha sonra yığınlar ve en nihayet kitleler halinde düşeceklerdir peşime. Nereden mi biliyorum? Çünkü benim okuma yazmam var. Ben okumayı biliyorum, hem de her dilde; kuş dilinde, tersçe, Arapça ve Farsça ve tüm latin dillerinde.

Yakın bir tarihte ben gene çöpleri karıştırırken, sağlıklı bir kedi bitiverdi yanımda. Daha ilk lokmamı yutmamıştım ki beni diğer gözümü oymakla tehdit etti tıslayarak. Nasıl hareket ettiğimi merak ediyorsunuz, değil mi? Size kalsa, sizin düşüncenize göre, tek göz mühimken, ikisinin kaybı pek bir mühimdi, halbuki hiç korkmadım tehditlerinden. Ama bir kedi olmak umurumda olmadı. Kalan gözümü diktim üzerine, o ise tehditler savuruyordu sivri tırnakları eşliğinde. Öyle dik durdum ki karşısında, size anlatamam. Tek gözümü diktim üzerine, sanki görünmez bir zırh vardı üzerimde. Düşman küçüldükçe, ben büyüdüm git gide. Büyüdüm büyüdüm büyüdüm. Bir kara antere dönüşüverdim sonunda. Bu değişim karşısında neye uğradığını şaşırdı bizimki. Gözleri üzerimde dikili fakat gerisin geriye attı adımlarını. Onun tereddütleri vardı, benim özgüvenim. Onun üzerinde hayatı boyunca üzerinden atamayacağı ve ömrü elverdiğince anlatmaktan bıkmayacağı bir hikayesi vardı, benimse yavaş yavaş tüm dünyaya duyuracağım sessiz çığlıklarım. Ta köşe başına kadar gitti geri geri. Her bir adımıyla küçüldükçe iyiden iyiye. Küçüldü küçüldü küçüldü. En nihayet bir noktaya dönüştü gözümde. “İşte böyle kardeşim, bak kılına zarar vermedim. Böyle de gözdağı verilebiliniyormuş demek ki! Git anlat şimdi bu hikayeyi tüm çıplaklığıyla herkese. Benim de efsanem büyüsün büyüsün büyüsün, kocaman olsun seninle birlikte. Bir ağız diğerine aktarsın şevkle. Beni anlatırken kullandığınız kelimelerin sıfatları büyüsün dursun her bir ağzın içinde. Anlatacaklarım bitmedi, bilakis başladı şu anda benimle birlikte. ben seçilmişim, duysun bilsin Afrika, Ortadoğu, Amerika. Hepsi toplanacaklardır benim etrafımda eninde sonunda.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Süleyman Deveci

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

OSK4Y

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Kadimce

Yazar, Şair

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

%d blogcu bunu beğendi: