HOPA

HOPA’YA DOĞRU:

20140413_152541

Saat sabahın beşi ve ben lobideyim. Altı otobüsüne binmek üzere hazır ve nazır servisimin gelmesini bekliyorum. İçi buram buram tüp kokan bir taksi geliyor. Ama geliyor nihayetinde ve nazik bir esintiyle henüz ağarmakta olan yeni günü karşılıyoruz güleç şoförümle beraber. Amasya’nın minik otogarına geldiğimizde Gaziantep orijinli otobüsün on dakikalık ihtiyaç molasında olduğunu öğreniyorum. Köşede semaver çayı yapılan ufak bir kafeterya var. Erkek gibi bir kadın karşılıyor beni. Deyim yerindeyse yaka paça oturtuyor. Önce bana bağırıyor sanıyorum ama bakıyorum ki amacı bana yer göstermekmiş. Çay ve simit söylüyorum. Semaver çayı başka güzel olmakla beraber adının Zehra olduğunu öğrendiğim kadının hal ve hareketlerinden başımı aldığım anlarda ancak yudumlayabiliyorum çayımı. Çok geçmeden kocası geliyor. Onun da adı Halil imiş ve şoförlerle konuşmalarına tanık oluyorum. Mevzu çapkınlık. “Başımda bir bela var zaten, ikincisinden Allah korusun.” derken ki yaka silkişi hiç sitemkar değil. Karısının erkek fatmalığını kabullenmiş sanki çoktan. Kaldı ki, işlerin yükünün büyük kısmını omuzlarından almış olabileceğinden minnettar bile olabilir, hayatı boyunca hiç sözünü etmeyecek olsa bile.

İki saat sonra Samsun otogarındayız ve daha dün beni buradan alıp da, Amasya otobüsüne bindiren çocukla göz göze geliyoruz. Bana tip tip bakıyor, “Bu sefer nereye?” der gibi. Üzerinden 24 saat geçmemiş olmasına rağmen bana günler geçmiş gibi geliyor ve yol aldıkça günlerin önüne geçiyorsunuz bir anlamda. Yelkovanmışçasına ruhunuz, sabitleniyor bir saatte ve kolay kolay terk etmiyor yerini. Ayaklarınızsa birer akrep, duramıyor hiç yerinde. Hep akrep peşinde yelkovanın. Bir gölge gibi izliyor onu. Ötekiyse nazlı. Ağırdan alıyor zamanı. İyice özümsüyor her anı. Bir büyük zirveleri var tam uyumlu, iki defa ancak. Görmelisiniz muhteşemliği. Tıpkı akreple yelkovanın zirvesi gibi, sizin de hayatta iki zirveniz var. Biri doğum, biri ölüm sanki. Aradakiler bir geçişten ibaret.

Önce Ordu’dan geçiyoruz, sonra Giresun’dan. Sanki birer kardeş şehir bunlar. Sahilleri birbirine benziyor. Bu seferlik sadece geçiyorum içlerinden, camın arkasından bakarak. Giresun Adası’nı iç geçirerek ıskalıyorum. Nihayet Trabzon’a ulaşıyorum. Otobüs Rize’ye devam edecek. Trabzon otogarında iner inmez sıkıntılanıyorum. Korkutuyor beni burası. Moralim bozuluyor. Bıraksalar ağlayacağım. Bıraksalar ilk otobüsle Sinop’a geri döneceğim. Burada kalmak istemiyorum. Bir görevli yaklaşıyor yanıma. “Burası çok büyük, çok sevimsiz.” diyorum. “Biz buradan Batum’a kadar gidiyoruz.” diyor. Eşyamı veriyorum derhal. Nerede ineceğimi soruyorlar. Rize mi, Artvin mi, Batum mu diye. Yol boyunca düşünüp karar vereceğimi söylüyorum.

Sonra ne mi oldu? Her istasyonda bana soran gözlerle baktılar. Burası mı, şurası mı derken ben kendimi Artvin, Hopa’da buldum. Saat beşe geliyordu otobüsten indiğimde. İçimdeki sese bıraktım kendimi. Artvin’de buluverdim kendimi. Rize’de ise başbakanın her 100 metrede bir, kilometreler boyunca, bir beyaz bir mavi fon üzerinde koyu renk takım elbisesiyle arz-ı endam ettiği direklere asılı tam boyutlu posterleri tarafından karşılandım. Gezi Parkı yahut hiçbir eylemci geçmemiş gibi geldi buradan. Bense çaresiz yoluma devam ettim.

20140412_140807

HOPA:

Prenskale turizme ait mini otobüsten indiğimde saatlerce yol gitmenin sersemliği vardı üzerimde. Kararsızca indiğim ilçenin meydanında  ilk dikkatimi çeken ortalıkta hemcinslerimin çok az miktarda olmalarıydı. Ben galiba bir erkek şehrine, dolayısıyla ilçesine gelmiş bulunmaktayım. İç sokaklardan, lokantaların arasından geçiyorum. Dükkanların içlerinde de erkekler var dizi dizi. Bana bakıyorlar garipseyerek kah dükkanlarının içinden, kah kapılarının önlerine attıkları sandalyelerden. Yokuşun sonundaki öğretmenevine gidiyorum. Burada otelde kalamayacağım düşüncesi yerleşiyor beynime. Doğu gibi burası ama denizlisinden. Tekrar çarşıya iniyorum. İnsanları tanımam gerek. Bulduklarıma saçma sapan yol tarifleri yaptırıyorum, döviz bürolarının yerlerini soruyorum, olmadı migros soruyorum.”Ha buraya nercen celdun daa?” “Arcvinimiz guzel oluyor daa.” gibi efsanevi cümlelerini “da” takısıyla bitiren gökgözlü adamlarla konuşuyorum. Çok sevimli ve melodik geliyor konuşmaları, konuşma sürelerini ne kadar uzatırsam kardır diyorum, ne konuştukları mühim değil, zaten çoğunu da anlamıyorum ama işte hoşuma gidiyor daa. Bana karşı son derece sabırlı davranıyorlar. Bir tanesi nereden geldiğimi soruyor. Tepkisini ölçmek için “Fethiye.” diyorum. Yerini soruyor, tarif ediyorum. “Çok kilometre, ha burada ne işun var da, öğretmen miysun?” diye soruyor. Buralı değilsen, yalnız ve bekarsan, demek ki bir öğretmensun daa!

Gürcistan’la aramızdaki Sarp sınır kapısına çok yakınız ve az ileride de Hopa limanı var. Hiç görmediğim kadar çok tır ve kamyonla karşı karşıyayım. Denizaşırı ya da kara yolundan geçirilmiş son model arabalar taşıyor kimisi, kimisinin içinde ne var ne yok belli değil. Bense karşıya geçiyorum, sahil tarafına. Hala şehrin mekanizmasına alışmış değilim, lisanına alışsam da. İnsanlara karşı kendimi yalnız ve çaresiz hissettirtiyor tüm bunlar. Kaçkarlar’ın üzeri sislerle kaplı. Harika bir manzarası var. Lunapark var sahilde. Az ileride de, bir sürü kafeterya. Dışarıya masalar atmışlar. Hava güzel ve kadınlı erkekli gruplar var. Bol bol çay, kahve ve çekirdek tüketiliyor. Sahilde yürürken gençlerin olduğu bir gruba denk geliyorum. Kazım Koyuncu’nun sesi denizin sesine karşıyor. Koyuncu’nun memleketinde olduğumu hatırlıyorum nihayetinde ve gençler var hemen yanı başımda, bir anda hüzün dağılıyor ve sahile vuran dalgalara bakıyorum. Bunlar umut dalgaları ve umudun sesi. Hüznüm dağılıyor. Rengin kafeyi seçiyorum. Güneşi batırıyorum batırmasına ama esinti de yavaştan üşütmeye başlıyor. İlerideki bir masada oturan gençlerin arasına uzun ve kızıl sakallı orta yaşlı bir adam geliyor. Hesabı istediklerinde “Çayları açık yaz ama.”diyor. Gülüşüyorlar. Laz fıkraları vardır hani, hepsinin bir doğruluk payı olduğuna kanaat getiriyorum. Değişik bir felsefeleri ve farklı bir mizah anlayışları var. Ben sevdim. Hüzün ve memnuniyetsizliğim başka nedenlerden ötürü, siz bana aldırmayın sakın.

20140412_180828

image

Yöresel tatlar konusundaki talihsizliğim burada da devam etmekte ve maalesef balık memleketinde yiyecek balık bulamıyorum. Bir balık mevsiminde bile gelememişim. Yazık bana. Akşam da hamsi bitmiş olduğundan mezgit tava yapıyorlar. Sular maşrapalarda geliyor. Neden olduğunu anlamadığım bir garson bana öğretmenevine kadar eşlik edip, ertesi güne döner ısmarlamayı teklif edip, akşam akşam ortaya çıkan Gürcü kadınlara üşenmeyip tek tek selam verdikten sonra bana dönerek “Anladum ben sizu, siz bunlardan değulsunuz.”diyor. Bense yanıt verme gereği ve fırsatı bulamıyorum. Çünkü bir süre sonra Hopa’nın “sarhoş adamlar barlar sokağından” geçmekte olduğumu, günlerden cumartesi olduğunu; naralar atarak kapılardan fırlayan adamların önce bana sonra da bana refakat eden garsona bir göz attıktan sonra kendi yollarına devam edişlerinden ancak idrak edebiliyorum. İyi ki yalnız değilmişim dedim. Saat yedi civarıydı ve adamlar dut gibiydi. Sonra mı? Sabaha kadar nara atan, olmadı silah atan, küfürleşen, kavga eden, arabasının lastiklerini iyice ezip tuhaf sesler çıkarmaya çalışan adamların seslerini dinleyerek geçirdim hayatımın bir gecesini bir garip memlekette.

20140412_175325

20140412_175105

İklimin çılgına çevirdiği, çoğu inatçı ve hoyrat, uzlaşması  kolay olmayan, kadın ve silahsever erkekleriyle dolu bir yer burası ve etrafta konuşacak bir hemcinsimi bulamadığımdan kadınlarını tanıma fırsatı bulamadım bile. Sokaklarda en çok Gürcü kadınlar dolaşıyorlar rahat rahat.

Kaçkar’ların buğusuyla ayrılacağım buradan. Hislerim biraz karışık. Fırtınayı çağrıştırdı sanki burası bana.

Reklamlar

HOPA’ için 2 yanıt

Add yours

  1. yalniz yapilan yolculuk boyle olur, keske once gidecegin yerdeki biriyle tanissan sonra onun davetiyle gidip rehber esliginde gezseydin. kolaymi bir sehrin uc bes yerini gezip sirrini cozmek heyt bre 😉

    Beğen

    1. Hopa bir ilçe ve eğer Artvin’i gezecek olsaydım evet bir rehber gerekirdi “someone”. Devletimin ve arkamdaki sayısız ve sınırsız kaynakların desteğiyle ancak bu kadar olabiliyor benim sayılı ve sınırlı günlere sıkıştırılmış gezilerim, üzgünüm.:)

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Süleyman Deveci

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

OSK4Y

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Kadimce

Yazar, Şair

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

%d blogcu bunu beğendi: