GÜNEYDOĞU ANADOLU VOL 3: DİYARBEKİR

                                                                         DİYARBAKIR

                                “Üşürsen soğukları, hastaysan mikropları bana ilet.”

image

Demiş bir adamın memleketine gitmek için yola düşüyorum bu sefer. “Seni bütün şafaklarda, evrenlerin o ıssız ihanet saatinde öperim ve sen geçersin içinden, bitmek bilmezsin.” Gibran’da böyle yazar, aşkı kutsar, sanki kalmış gibi. Olsun biz kırıntılara da razıyız.

Diyarbakır’da yalnız gezmeyeceğim ve benim tek yapmam gereken erken kalkmak idiyse bile başaramıyorum ve tüm programımı yeni baştan yazıyorum. Pazar ayinlerini kaçırmış olmam da cabası. Otelden ayrılıyorum; dolmuşu durdurup, garaja gitmem gerekiyor. Önde oturuyorum ve sırt çantamı çıkartmaya üşendiğimden yüzüm yolculara dönük gidiyorum. Sarı bir kürt kaptanımız var ve üç yaşlarındaki oğlunu ise ben tutuyorum düşmesin diye. Çocuğun gıkı çıkmıyor. Babası o kadar çılgın ki, oğlu sakin(şimdilik). Yokuş yukarı ya da aşağı hiç fark etmiyor, hız ibresi hep aynı. Ayvalar var cam kenarına konmuş iki tane. Yuvarlanıp duruyorlar. Bizse delirmiş gibi zıplaya zıplaya gidiyoruz kayrak taşlarının üzerinde dengesiz dolmuşun içerisinde. Bir iki kazayı bertaraf ediyor kendince kaptan ve her seferinde karşı taraf haksız ve kusurlu(bana dönüp öyle dedi), biz sadece cengaverce hızımız sabit dönüyoruz, giriyoruz, çıkıyoruz. Yolcular can havliyle bağırıyorlar inecekleri duraklara gelmeden önce. Çünkü durmayabilir bizimki. Ön sıraya oturmuş ileri yaşta bir çift var. Kadın tayyör giyinmiş ve belli ki sabah ayininden geliyorlar. Adamınsa kolunda Haç dövmesi var. Koltuklarının önündeki demire tutunmuşlar can hıraş, yoksa savrulacaklar. Adam aynı zamanda bastonunu idare etmeye çalışıyor. Üzülüyorum hallerine. Adrenalin için fiziksel durumları ve yaşları müsait değil. Ama dolmuştaki hiç kimse pazar sabahı sporu için müsait değil. Hoop popomuz koltuktan yükseliyor, küüt popomuz geri konuyor. Kimse de bir şey demiyor. Paralize oluyorum. Benimde sesim çıkmıyor. Bana Diyarbakırlılar, Mardinlilere benzemez, kabadır onlar diyenlere referans olarak şoförü götürmeliyim sanırım(sizinki az biraz kaçık çıktı, koltuklarımız ısınsın istemiyor diye). Garajda iner inmez Diyarbakır dolmuşuna biniyorum ve son yeri kapıyorum. Şoför yanı. Yanımda evrak çantalı gençten bir oğlan var. Telefonlarım susmuyor. “Pazar pazar Mardin-Diyarbakır dolmuşunda mısın(evet); neden oradasın(bilsem); ne aradın ne buldun(bir iz-bir işaret arıyorum, işaretleri layıkıyla okumayı hala daha başaramadığımdan ne bulduğumu da bilmiyorum); erkekleri nasıl(bekar kız arkadaşımın, her gittiğim yer için yönelttiği ufuk açıcı sorusu, yanıt vermeyi düşünmüyorum); tek başına sıkılmadın mı(ben değil Koreliler sıkıldı, teklik extra rahatlık ve özgürlük veriyor, tek olmasam yazamam, ağlıyorum geçiyor); karşılaştırabilir misin batıyla doğuyu(en manyak soruydu); erkekleri nasıl, egzotik mi(gay arkadaşım); yollar nasıl, PKK var mı(babam).

Yeni kaptanımız(insanoğlu adaptasyonel, hemen alışıyor) Kürtçe konuşuyor ağırlıklı olarak,  paraları baştan topladı ve Diyarbakır’a kadar inen olmadığını öğrendikten sonra ne çok hızlı ne çok yavaş yola koyuldu. Bol bol da beni dinledi. Bir ara bana döndü ve “Gezmek güzel.” dedi. Tüm konuşmalarımı dinlediğini o an anladım. Ses etmedim. Gezmek güzel ya. Bir dolmuş daha değiştirdim. Merkeze vardım. Geniş geniş yolları var. Ve alışveriş merkezleri. Ve Suriyeliler her yerde dileniyorlar. Memlekete dilenci de gerek(az ya). İlk defa burada bir mihmandarım olacak. Gezdirileceğim yani. Buluşmamız, sonra bir kahve içmemiz, sonra kalkmamız, sonra yürümemiz derken; hemen hemen bütün müzelerin, kiliselerin kapanmalarına göz göre göre tanıklık ediyoruz. Mal bulmuş mağripli misali, insan bulmuş insanın sohbet ihtirası bir ayrılık selamı çaktırıyor Ahmed Arif ve Cahit Sıtkı Müzesi’ne. Bizde Keçi Burcu’na çıkıyoruz. İki yükseklik korkusu olan insanın gelmesi gereken son yerdeyiz. Düzlüğe iniyoruz. Gene çok insan var etrafta. Çok fazla erkek var. Yürüyorlar biz gibi. Urfa’da gibi. Uygun adım marş Sülüklü Han’a gidiyoruz şarabın yanında makarna ve peynirli börekleri var. Burası onların sinemacılarının buluşma noktası. İmiş. Sinemalarında ideoloji, sanatın önüne geçiyor. İmiş. Benim içinse “Sürü” ve ” İki Dil Bir Bavul”. Asla unutmam. Dışarı çıkar çıkmaz kaldırımları basan ciğerci terörüyle karşılanıyoruz. Dumanlar göklere yükseliyor. Tüm içtenliğimle Yezidiler’i tanımayı çok isterdim derken is, et, ter kokusuna bulanıveriyoruz. Toma’larla insanları sulayacaklarına, sokakta yakılan ocakların üstüne sıksın polis suyu. Hava temizlenir. Göz gözü görmüyor ve havada esinti olmadığından dumanlar dağılmıyor. Belediye başkanlarının dediği kadar var: “Yıllarca bomba konur diye çöp varili yoktu sokaklarda, şimdi her yer çöp bidonu, atmayın çöplerinizi yedinci kattan, yeter yahu(Diyarbakır’ın karpuzuyla meşhur olduğu ve yazın bol bol tüketildiği düşünülürse, yedinci kattan atılan çöpün kasksız bir kafaya değdiği andaki delici etkisini varın siz düşünün)”! demiş Osman Baydemir. Adam haklı yahu.
Netice itibariyle şimdiye kadar gezmiş olduğum her şehir bir derya, bir kaynaktı benim için. Urfa’nın geçmişi ve mistik havası, Mardin’in saklı geçmişi ve şiirselliği vardı. Ama hiçbiri Diyarbakır kadar Güneydoğu demek değildi. Güneydoğu demek Diyarbakır demek(ciğer sevmesemde), bunu ancak geldiğinizde ve geri dönüp salim kafayla düşündüğünüzde idrak edebiliyorsunuz. Tarihi, turistik anlamda çok fazla ve aklınızı başınızdan alacak bir yeri yok bu şehrin; ama burada başka şeyler var. Herşeyden önce kontrolsüz bir nüfus var. Merkezde dönüp duruyorum hissine kapıldım tüm bu insanlarla. Daireler çiziyormuşuz gibi geldi ve bu bir süre sonra aklınızı karıştırıp, zihninizi bulandırabiliyor. Benim Diyarbakır’da aklım karıştı. Ne düşüneceğimi bilemedim. Merkezde dolanmanın bir şehri tanımaya yetmediğini bilen bir insan olsamda kısa zamanda burayı anlamak için, kalbinin attığı yerden geçmek yeter dedirtti. Ben yarın buradan Antep’e geçeceğim. Çünkü gene huzursuzum. Geceyi kovalayıp, sabaha ulaşsam keşke.

Ve ne dövünmek ne de düşünmek hayatı değiştirmiyor(Ahmed Arif). Bazen akışına bırakmak gerek. Çok masum olmayan coğrafyalarının tabiatlarını şekillendirdiği mücadeleci Diyarbakır insanına barış gerek, huzur gerek(ben gibi). Bazende koca bir aptallık  gerek herkesi kurtarmak için.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

ERSOY SELKİ

insan insana,can cana. . YAŞAM ,ÇOCUK, FOTOĞRAF,DÜŞÜNCE,EĞİTİM , ŞİİR, 🎶

Maiperest

Ölürüm fakat bu bir devrim olur.

yedisihirlikitap

"sevenmagicbook"

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

Şehirler

Şehirler

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

Mavi'nin Güncesi

Bazen bir jack daniels'tir mutluluğum

Gamze ama daha 20

yaşanmış hikayelerle sizlerleyim

BeBloggerofficial

''Either write something worth reading or do something worth writing.'' Benjamin Franklin

SÜLEYMAN DEVECI

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda-Creative thinking

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

osk4y.wordpress.com/

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

KAFES

Kendi kafeslerinin kilitlerini kıran özgür kelimeler

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

guneyset.wordpress.com/

Kendi Mobilya Setini Kur

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

İki Gezgin Aşığın da Dediği gibi; Gezin, Gezin, Dönün

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

%d blogcu bunu beğendi: