PATERSON

images-2

PATERSON :

“Ben şiirle nefes alırım.”

“Emily Dickinson seven bir otobüs şoförü.”

“Bazen boş bir sayfa daha fazla olasılık sağlar.”

“Aşk yoksa, her şeyin sebebi ne olabilir?”

“Only Lovers Left Alive”dan üç yıl sonra çıkagelen ama iyi ki de gelen Jim Jarmusch’un son filmi “Paterson”, gücünü sadeliğinden ve şiirden alıyor. Film süresince fiili olarak ve farkında olmayarak bir kez kahramanlık yapacak olan Adam Driver’ın canlandırdığı otobüs şoförü Paterson, aynı zamanda New Jersey eyaletinin nüfus bakımından üçüncü büyük kenti ve ABD Türkleri’nin en yoğun olarak yaşadıkları yer. Vikipedi’ye göre de Eskişehir’le kardeş şehir olmuşlar bir tarihte. Bu hoş anekdotun ardından ve de arayı daha da fazla lüzumsuz bilgiyle doldurmadan tekrar filmimize dönüyorum. Jarmusch, sadece kendisinin okuduğu şiirler yazan karakterine çok büyük anlamlar yüklemekten kaçınıyor iç dünyasına dahil olduğumuz şiirlerini satırlara döktüğü zamanlar dışında. Çünkü Paterson son derece basit ve sıradan bir yaşam sürdürüyor. Laura isminde bir karısı ve kendisini rakip olarak gören Marvin adında İngiliz buldoğu bir köpekleri var. Cannes Film Festivali’nden Palm Dog alarak dönen Marvin’in oyunculuğu ise kelimenin tam anlamıyla efsane. Filmin ilk saniyelerinde, Laura, ikizleri olduklarını gördüğü rüyasını anlattığında, Paterson’ın tepkisi bundan böyle iki değil, dört kişi oluruz iken, aslında Palm Dog Marvin’in bir köpekten öte başlı başına evin üçüncü kişisi gibi hareket ettiğini dikkate almıyor. Halbuki evde gizli bir rakibi var oyunculuk açısından Oscar’lık bir performans sergileyen. İntikamcı Marvin, Laura’nın gülü iken, dikenlerini de Paterson’a batırıyor önce gizliden, sonra da alenen. Sırf gıcıklık olsun diye her gün Paterson’ın eve girmeden önce kontrol ettiği posta kutusunu eğiyor. Sonra da bir zevk bir zevk pencereden ne tepki verdiğini izliyor. Paterson akşamları onu hava almaya çıkardığında inatla kendi yolunu çiziyor. Sahibi barın içinde bir bira içerken, park yerine bırakılmış araba gibi bekliyor dışarda. Evin reisi gibi kurulduğu tekli koltuk yatağı, tahtı, her şeyi. Kendisinin Laura ve Paterson’ın köpeği olması olayın bir boyutu iken, olayın diğer boyutu ise onun da insanı olarak Laura ve Paterson olması.

Paterson ismindeki filmde
William Carlos Williams’ın beş ciltlik şiir kitabıyla aynı ismi taşıyan
Paterson ismindeki karakter
Her sabah 23 numaralı Paterson otobüsüyle yolcu taşıyor.
Şiirler yazıyor yola koyulmadan önce ve de her boş vaktinde
Bir kutu Ohio Bue Tip marka kibrit oluyor ilham kaynağı ya da dördüncü boyut olan zaman
Günler birbirinin aynı ilerlerken
Güneş her sabah doğduğu gibi
Her akşam batıyor da
Ama hep yeni bir gün geliyor
Kimselere hissettirmeden.

paterson-tt-width-750-height-630-fill-0-crop-1-bgcolor-000000

Bir pazartesiden sonraki ilk pazartesiye dek kahramanımızın sabah uyandıktan sonraki rutinine şahit oluyoruz hafta içi ve hafta sonu olmak üzere. Laura’ya sarılmış vaziyette uyanıyor yatakta. Altı’yı biraz ya da birazdan fazla geçmiş oluyor saati gözünü ilk açtığında. Sessiz bir alarm var sanki onu uyandıran. Güçlükle ayrılıyor sıcak yatağından ve Laura’sından. Mısır gevreğini yiyor kahvaltı olarak. Erken kalkmışsa eğer Marvin eşlik ediyor ona yemek masasında. Her sabah aynı yollardan yürüyerek varıyor işyerine. Hintli Donny istasyon müdürü. Çıkıyor musun derken çıkma saatinin geldiğini belirtiyor kibarca. Bazen, fırsatları varsa tabii, birbirlerine nasıl olduklarını soruyorlar. Paterson için her şey aynı olduğundan verecek cevap bulamıyor. Donny ise ayaklı dert fabrikası sanki. Bazı sabahlar bir çırpıda dökülüyor dertleri ağzından madem sordun diyerek -kısaca sen kaşındın diyor- bazense boş veriyor çünkü bu dertleri bitmeden yeni dert dalgaları yapışıyor üzerine ve nedense hep onu buluyor. Misal; böbreğim yorulmuş, arabamı tamire götürmem gerek, eşim Florida’ya gitmek istiyor ama kirayı ödeyemiyorum, Hindistan’dan amcam aradı, yeğenimin nikahı için para istedi, sırtımda garip bir şey çıktı… Bu dertlere ek olarak birkaç gün sonra gelen yenileri ise şunlara benzer oluyorlar kısaca; kayınvalidem bize taşınıyor, kedimiz diyabet olmuş ama ilaçlar çok pahalı, kızım keman dersleri almaya başladı ve sesi kafayı yedirtiyor(gıy gıy gııyyy bir evin içinde). Karşı tarafı sabır ve sükunetle dinleyen Paterson, aracıyla düşüyor yollara. Her gün birbirinden farklı yolcu profillerinin konuşmalarına kulak kabartıyor. Her yaştan, her ırktan ve nesilden yüzlerce insan inip biniyor her gün otobüsüne. O ise henüz dünyanın bilmesine hazır olmadığı şiirlerini çoğaltmak için uğraşıyor her boş vaktinde. Bu beyhude uğraş Marvin’in dikkatinden kaçmıyor olsa gerek ki, Paterson’ın en çok değer verdiği, biricik ve kopyasız defterini lime lime ediyor o evde yokken. Sonra da sessizce insanlarının tepkisini izliyor kapının ardından, kabahatini gayet iyi bildiği halde.

Paterson iş çıkışında, günün kendine ayırdığı saatlerini, bir bira keyfi yapmak için gittiği, sahibinin müşterinin ısrarına rağmen televizyon almayı reddettiği aynı barda, kişilerden çok kimi siyah beyaz fotoğraflar ve kesilerek çerçevelenmiş gazete kesitleriyle ilgilenerek geçiriyor. Yüzeysel sayılabilecek birkaç çift söz, geç gelen birkaç küçük itiraf ve samimi görünmeye çalışılan birkaç an dışında yaşananlar burayla sınırlı ve dışarı taşmadığı gibi taşınmıyorlar da. Aynı zamanda filmi kaleme alan yönetmen, şairlere, yazarlara, Iggy Pop’a çok çeşitli göndermelerde bulunuyor film boyunca. İtalyan yazar ve şair Francesco Petrarca’nın uzun yıllar boyunca sevdiği ve şiirlerinin esin kaynağı olan kadının adının da Laura olması bir tesadüf değil. Uluslararası pek çok yapımda rol almış olan Gülşifte Ferahani canlandırıyor Laura’yı. Evde oturmaktan sıkıldığı her halinden belli genç kadın her akşam yorgun argın işten dönen kocasının karşısına parlak bir fikir ve gün boyu parlattığı ve akşama doğru artık iyice göz kamaştıran yaratıcı bir zihinle çıkmayı başarıyor. En büyük hayali kendi kapkek işini kurmakken, Patsy Cline gibi bir country şarkıcısı ve bir star da olmak istiyor aynı zamanda. Baştan aşağı siyah beyaz giyinerek kendi tarzını yaratmayı planlıyor. İnternetten siparişini verdiği gitarı geldikten sonra, onu da siyah beyaza boyuyor, her şeyi boyadığı gibi. Tüm kapkeklerini kakaolu, üzerlerini de beyaz kremalı yaptığı gibi. Perdelerini zımbalıyor, duş perdelerini dahi boyuyor  ya da geometrik desenler çiziyor üzerlerine halka halka. Tabii ki siyah beyaz. Hep yeni bir şeyler icat ediyor. Cheddar peyniri ve brüksel lahanalı turtasının tadına bakan Marvin’den sonra Paterson’ın da kendine gelmesi bir hayli uzun sürüyor. Bu enteresan çifti birleştiren şeyse evde buldukları huzur. İkisi de evcimen ve sakin; üstelik evde beraber vakit geçirmeyi seviyorlar. Bir de çiftin hiç esamesi okunmayan aileleri var. Sanki bu dünyada yalnız kendileri ve birbirleri için varmışçasına hareket ediyorlar – bir de Marvin’leri var tabii. Paterson tasmaya benzettiği cep telefonlarını taşımaya yeltenmezken, Laura tam bir teknoloji tutkunu. Laptop, ipad dahil her şeyi var ve her tür bilgiye internetten kolaylıkla erişiyor. Birbirlerinin tüm tuhaflıklarını kendi tuhaflıklarıyla sarıp sarmalayan alternatifsiz bir ikili olarak uyuyup uyanıyorlar her sabah.

-Filmi beğendin mi?
-Evet.
-Çok mu?
-Eh. Biraz çok.
-Yani?
-Üst üste pek çok iyi film izleyince biraz sönük kalmış olabilir aralarında. Çok daha iyi Jarmusch filmleri izlemişliğim de var öte yandan.
-Hani sade ve şiirsel diyordun ilk başlarda?
-Sade evet. Ama şiirsel demedim, gücünü şiirden alıyor dedim. İkisi çok farklı şeyler.
-Anlamak istemiyorum desem?
-Sana deli misin nesin derdim. Demek anlayabilecek durumdasın ama anlamamayı bir tercih olarak görüyorsun.
-Aynen canım.
-Canım?
-He canım.
-Bak şimdi sana ne soracağım: ” Bir balık olmayı mı tercih ederdin?”
-Anlayamadım.
-Tahmin etmiştim. Bir tercih olamayacağını da bilmiştim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

Retrospektif

Eskiye Dönüş Yapmadan Yeniyi Yaratamazsın...

%d blogcu bunu beğendi: