THE REVENANT

 

 

images-39

THE REVENANT:

“Nefes aldığın sürece savaş.”

“Rüzgar, güçlü kökleri olan bir ağacı yıkamaz.”

“Rüzgar çıkınca
Bir ağacın dallarının önünde durduğunda
Eğer dallarına bakarsan
Düşeceğine yemin edersin.
Ama gövdesine bakarsan dengesini görürsün.”

“Senin sesini duymaz onlar, sadece yüzünün rengini görürler.”

“Revenant”ın kelime anlamı geri dönen kimse veya şey, bir de hayalet demek. Türkiye gösterimindeki ismiyse “Diriliş”. Çok Tolstoyvari değil mi? Farkıysa Sibirya ya da Rusya’da değil de Amerika’nın soğuk kuzeyinin karlarla kaplı dağlarının eteklerinde geçiyor olması. Filmdeki geri dönen’i yani gerçek hayatta yaşamış olan Hugh Glass karakterini canlandıran aktör Leonardo DiCaprio. Geri dönen’in hiçbir zaman geri dönmesini istemeyen ve o da gerçek hayatta yaşamış olan John Fitzgerald’ı ise Tom Hardy oynuyor. Filmin uyarlandığı, geri dönen’i gittiği yere gönderip sonra da oralardan geri getirten ve gerçek olaylardan esinlenerek yazmış Michael Punke adında bir yazarı ve dolayısıyla uyarlanmış olduğu yaklaşık üç yüz sayfalık da bir kitabı var. Bu projeyi kabul eden bir de yönetmeni var ve kendisinin bundan önce çekmiş olduğu tüm filmleri ayrı ayrı çok beğenirim ve yaptığı her iş, üstlenmiş olduğu her proje hayal kırıklığından çok çok uzaktır. Bahsettiğim kişi Alejandro Gonzalez Inarritu. Ayrıca görüntü yönetmenliğinde çığrından çıkmış bir adam var: Emmanuel Lubezki. Birdman’den sonra tekrar bir araya gelen ikilinin neler yapmış olduğu ise en büyük merak konusuydu sevenleri için. Hareketli kamera, doğal ışık, az diyalog ve buna rağmen çok anlamlar yüklü görsellik, vahşi doğanın ortasında bir avuç insan, bizonlar, Glass’ın ayıyla mücadele ettiği merakla beklenen sahne ve az bilinen bir çağın bir döneminin değişmeyen coğrafyasında yaşayan lokal insanlarının hayatları sizlere vaat edilen, harcayacağınız iki buçuk saat karşılığında. Filmin başındaki sekiz dakikalık plan sekanssa olağanüstüydü. Hayran oldum. Bu filmdeki emeğe saygımdan ötürü daha önce yapmadığım bir şey yapacağım ve karakterler ve olaylar üzerinden gitmek yerine filmi, onu şekillendiren temalar üzerinden anlatmaya çalışacağım.

downloadfile-6

ERKEKLERİN DÜNYASI:

Erkeklerin ve erkek olma hallerinin işlendiği bir film The Revenant. Kitabın yazarı, yönetmeni, oyuncuları erkeklerden oluşuyor. Hiç beyaz kadın yok filmde. Kızılderili kadınlarınsa ne hislerine ne de seslerine yer veriliyor filmde ama bu beni bir kadın olarak hiç rahatsız etmiyor. Bu bir erkek filmi ve onlar için mi yapılmış diye soracak olursanız eğer cevabım asla olacaktır. Ucuz duygusallıklara yer vermeyen bir film var karşınızda saygı duyulması gereken. Filmin içine girdikten sonra çok hareketli bir durağanlık içinde ilerliyorsunuz beyazlığın içinde. 1823 yılında geçen hikayede yer alan adamların nasıl düşünüp, ne gibi tepkiler verdiklerini, nasıl hareket ettiklerini görüyoruz. Acaba o yüzyılda, o coğrafyada şartlar bu kadar çetinken hayatta kalmayı başarabilir miydim diye soruyor insan istemeden kendi kendine. Bireyin doğasında var olan gezgin ruh burada yeni bir hayat kurmak için ellerine geçecek para uğruna yollara düşmüş erkeklerin çaresizliğiyle çakışıyor. Bakılacak olursa uğruna çalıştıkları şirket için kaçakçılık ve hayvan katliamı yapıyorlar, hepsi kürk için, her şey para için. Yerlilerin arazilerini gasp ediyorlar. Onların hayvanlarını öldürüp, derilerini yüzüyorlar, kadınlarının ırzına geçiyorlar. Aralarında bir haydut gibi hareket edenler de var, vicdanlı olanlar da. Sağduyulu ya da fevri. Gözüpek ya da korkak. Doğal seleksiyonla birer birer eleniyorlar. Kalanlarsa gerçekten dişli olanlar. Fakat yazık ki bu adamların da enerjisi, yeteneği ve vakti harcanıyor boş yere. Şartlar onların güçlüymüş gibi görünen omuzlarını düşürüyor farklı farklı şekillerde. Medeniyet olsun olmasın bir şeyler insan ruhunu kemiriyor hiç durmadan ve çürütüyor bedenlerini azar azar.

images-35

AİLE:

Açılış sahnesinde bir arada uyuyor anne, baba ve oğul. Glass bir yerli kadınla evli ve oğlu da annesine çekmiş görünüyor. Huzur içinde uyuyorlar aynı postun üzerinde. Baba oğul sırt sırta vermişler. Hayatta sırtını dayayabileceğin kanından birinin olmasının verdiği huzur ve güven duygusuyla uyuyor küçük Hawk. Onları nelerin beklediğini bilmeden uykunun kollarına bırakmış kendisini. Tıpkı babası gibi. Bir baba nereden bilebilir oğlunun ondan önce bu hayattan göçüp gideceğini, gözlerinin önünde öldürüleceğini. Önce karısı, sonra da oğlu kayıp gidiyor gözlerinin önünde ve her ikisi de farklı beyaz adamların kurbanı oluyorlar. Glass, karısının katili teğmeni öldürdükten sonra oğlunu öldüren Fitzgerald’dan da intikamını almak gayesinde. Fakat hiçbir ölüm, gideni geri getirmiyor. Fitzgerald’ın dediği gibi değişen bir şey olmayacak hayatında çünkü hiçbir şey oğlunu geri getirmeyecek. Kendi ırkından bir adam onun olan, ona ait olan tek şeyi alıyor elinden. Affedilecek gibi değil. Bir aileden ona kalan son şey, bir oğul ve o yok bundan sonra. Glass avladığı bizon etini kendisiyle paylaşan Pawnee kızılderilisiyle seyahat ediyor bir süre. Onun da ailesi katledilmiş Sioux’lar tarafından. Kalbim kanıyor derken acı içinde olsa da, Fitzgerald gibi düşünmüyor. Kabullenmiş kaderini intikam Allah’ın ellerinde derken. Kendi içinde yaşıyor payına düşen kederi çaresizce.

downloadfile-7

Ailesinin peşinde olan Glass değil sadece. Pawnee’li bir kızılderili kabile reisi var. Derileri alıp Fransızlara satmak istemesinin altındaki neden Sioux’lar tarafından yağmalanan köyünden kaçırılan kızını bulmak için gerekli atları alabilmek ve bunun için değiş tokuş yapmak. Henüz Hawk yaşıyorken ilk baskın esnasında onca karmaşanın ortasında farklı yönlere giden babalardan biri oğlunun adını haykırırken, bir diğeri kızının adını sayıklıyor. Bu sevgiden öte bir şey. Senin olana sahip çıkıyor, koruyup kollama ihtiyacı duyuyorsun nefesin yettiğince ve onun için mücadele ediyorsun hayatta. Senin olan için. Senin bir parçan için.

downloadfile-9
İNTİKAM:

Filmin ana teması olan Glass’ın kendisini terk eden, oğlunu öldüren adamlardan intikam almak için tabir-i caizse yarı beline kadar gömüldüğü mezarından çıkıp yola koyulması bize bazı şeylerin geride bırakılamayacağını anlatıyor. Sürünerek çıktığı mezardan yine sürünerek gidiyor oğlunun cansız bedeninin yanına. Kamera o kadar yakın ki bu sahnede, Glass’ın ağzından çıkan buharla ekran buğulanıyor. Soğukta ağzından çıkan nefes süzülüyor gökyüzüne içindeki tüm kederi taşıyan.  Glass her ne pahasına olursa olsun intikam almak için hayatta kalıyor mahvolmuş bedeniyle. Bu güçlü bir itkiye dönüşüyor zamanla. Duvarlara kazıyor adını “Fitzgerald oğlumu öldürdü” diye. Uğruna yaşayacağı kimse kalmayan adam intikam uğruna yaşıyor bundan sonra. Yaraları kurtlansa, tek bacağında ve omurgasında kırıklar olsa, bir boz ayı tarafından ses telleri parçalanmış olsa, karın kışın ortasında buz gibi sulara girmek zorunda kalsa da, herkes potansiyel düşmanken ve hem yerli ırktan hem de kendi ırkından sakınması gerekirken, korkudan daha büyük bir duygunun tesiriyle yaşıyor. Başka türlü öldürülmüş, yaşayan bir ölüye dönüşmüş, zaten ölü bir adam ölmekten korkmuyor bundan sonra. İntikam almak için yola çıkan, korktuğunda ormanın içine giden insanların yaşadığı zamanlarda bunu gerçekleştiren Fitzgerald’dan daha güçlü çıkıyor hırpalanmış vücuduna rağmen. Kin ve nefret bir insana neler yaptırıyor görüyoruz. Hiç vazgeçmiyor onu bulana dek. Ormanın kalbine giriyor yaraları ve yorgun bedeniyle.

VAHŞİ DOĞA:

Doğanın vahşi bir tarafı yok aslında. Doğanın bir döngüsü var sadece. Bir zamanı var bu döngüye teslim olanların. Doğada zevk olsun diye birbirinin canını acıtmak, derisinden kürk yapmak olmadı hobi olarak ya da spor olsun diye hayvanın hayvanı öldürdüğü yok. Sadece acıkınca avını yakalayıp yiyen, duruma göre de çiftleşen hayvanlar var. İnsan denen hayvanın irade verilmişine gelirsek eğer, o işlerin vahşi tarafında yer almayı seviyor bir çok nedenden ötürü. Omuzları karlarla kaplı dağların bir vahşiliği yok mesela. Sen yol açmak ya da altın bulmak için ona çıkan yolları dinamitlemeseydin, omuzlarındaki karları silkeleyip çığ olup attırmayacaktı üzerine  üzerine. İnsanoğlu insanoğlu olarak kalıp, tanrıoğlu olduğunu unuttuğu sürece bir hırsız gibi çalıp duracaktır onun olmayan her ne varsa. Lakabı vahşi olan doğa ise tahammül etmeye çalışacaktır arada kızgınlığından gürlese de, insanların açgözlülüğüne, sefaletine; doğasından geldiğince.

Glass alacakaranlıkta karşılaşıyor ilk defa bizon sürüsüyle ve yarı şaşkınlık yarı hayranlıkla bakıyor onlara. İnsandan alacağı olmayan bir hayvan sürüsü onlar neticesinde.Benim için büyüleyici olduğundan bu kareyi hatırlatmak istedim sadece.

images-41

TANRI:

Farklı şekillerde çıkıyor karşımıza. Bir şekle bürünüp de geliyor defalarca, kendini hatırlatmak adına. Zorba adamların da belli bir tanrı kavramları var kendilerince. Fitzgerald bile bir yandan yüce tanrı’dan bahsederken, bir yandan da en nihayet kendi elleriyle öldürdüğü babasının tanrıyla karşılaşmasını anlatıyor. Hiçliğin ortasında bulmuş onu, söylediğine göre ve tanrı bir sincapmış anlattığına göre. Sadece bir kez çakışmış yolları. Dindar olmuş o günden sonra büyütüp, öldürüp, yiyen adam ve bir oğul bırakmış geriye miras olarak Fitzgerald diye.

Yaşamak için öldürmek zorunda olan adamlar bahsettiğim ve onlar da birçok nedenden ötürü zorbalar ve vahşileşiveriyorlar bir anda. İntikam Allah’ın ellerinde diyen kızılderilinin sözlerini duyuyor Fitzgerald’ı boğmak üzereyken Glass, ama bu sefer kalbiyle. Nehre bırakıyor Fitzgerald’ı. Karşıdan gelmekte olan Pawnee’ler, onun yerine işini bitiriyorlar Fitzgerald’ın. Tanrı’nın bazen iyileştirici olan elleri, şimdi Fitzgerald’ın canını alan ellere dönüşüyor. Peki bu zamana kadar neredeydi Tanrı sorusunun cevabı hususundaysa size net bir yanıt vermem mümkün değil ne yazık ki, çünkü tanrı’nın sırrı ölümde gizli, hayatın devamı olan bir gizem bu, kimsenin çözemeyip sadece üzerine lakırdı ettiği.

Hawk’ın öleceği varmış, Hawk’ın annesinin de; Powaqa’nın beyaz adam tarafından tecavüze uğrayacağı varmış ve zaten ailesini kaybetmiş olan kederli yerlinin yüksek bir ağaca asılarak öldürülmesi, üstüne üstlük ingilizce “Biz barbarız” yazılı levhanın da boynuna geçirilip öylece sallandırılacağı varmış. Tanrı’nın elleri kolları varmış, bir kalbi, adalet duygusu, sınırsız sevgisi, ölçülü merhameti varmış, ayrıca  bizim hiç göremediğimiz nedenleri, kızları ve oğulları ve bir dünyası varmış yuvarlayıp sunduğu. Ve eğer bir film tüm bunları size düşündürtüyorsa o filmin söyleyecek çok sözü varmış, buna inanın. Bana inanın.

ADALET:

Bir kadının söylemiş olduğu ve aklımdan hiç çıkmayan bir sözdü “yeryüzünün adaletini sağlamak insanoğluna kalmışsa vay o insanların haline” demişti bir keresinde. İşte tam da o anda işin içine vicdan’ın girmesi gerekiyor. Yoksa senin kapanmayan yaran oluyor ve kanıyor hiç durmadan. Elinle tutup bastırıyorum yaranın açık ucunu, daha fazla kan kaybetmemek için. Vücudun tuhaf tepkiler vermeye başlıyor bu sefer. Kramplar, uyuşmalar, görüşte bulanıklık, algılamada düşüş… Çetin bir savaş var şimdi içinde. Başındaki sersemlik yüzünden, çıkarların yüzünden ya da korkundan ötürü doğru kararı vermen giderek güçleşiyor. Acabalarınla oradasın. Peki amalarınla da. Zor zamanlarda adil olabilenler çok nadir bulunsa da yer yer yüce yaratan’ın da birkaç sihirli ve yerinde dokunuşlarıyla bir düzene giriyor nihayet hayatlar ve içine düştüğü kaostan sıyrılıyor insanoğlu bir noktadan sonra. İş ki o noktaya gelinebilsin. İş ki herkesin kendi kurtuluş günü çok geç olmadan gelip onu bulabilsin.

images-32

BİR SON:

Hiç ben okuyucumun kıymetli zamanını harcar mıyım kötü bir film için? Yapmadım. Hayır. Yapmam da. Doğru söylüyorum. Belki bir parça anlaşılmaz olabilirim ama tüm bunlar için de nedenlerim var. Çünkü hiçbir zaman kendimi izleyici yerine koymadım. Ben izlemeyi bilmiyorum çünkü, çok geç anladım. Ve nihayetinde izlemekten biraz daha farklı bir şey yapan bir insan olarak hayatta tutunacağımız insanlardan daha güçlü olanın anlar, anılar ve izler olduğunu, inançlı olmanın yaraları sarmayı kolaylaştırdığını ve kalan hayatına alıştırdığını, insanın dünyadaki çaresizliğinin göstergesi olan savunmasızlığını tek bir karede, sözcükleri kullanmadan anlatmayı başarabilen Inarritu için, dizlerinin üzerine çöken Glass’ın Tanrı’nın evinde oğluna sarıldığı an için, sadece bir kez sinemada izleyin bu filmi. Inarritu’nun sessiz şiirini izleyin. Bu sene izlediğim en anlamlı filmdi. Küçük şeylerle hayatı ve varoluşu sorgulatan adama saygı duyulur sadece. Her aktörün bir filmi başkadır, özeldir. Hugh Glass rolündeki DiCaprio’nun hayatının rolü de bu kanımca. Bir de çok inandırıcı bir kompozisyon çizen Tom Hardy vardı filmde, belirtmesem olmazdı seni yetenekli ve yakışıklı Bay Hardy.

images-38.jpg

images-28

images-29

Reklamlar

THE REVENANT’ için 2 yanıt

Add yours

  1. İlk baştaki şiir de
    Filmdede öyle çevrilmiş ama
    Kamyona bakarsan değil,
    Ağacın gövdesine bakarsan olması gerekiyor.
    Zaten dikkat edince ne kadar saçma olduğu anlaşılıyor
    Çevirmen arkadaş trunk ı truck olarak okumuş galiba

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

Retrospektif

Eskiye Dönüş Yapmadan Yeniyi Yaratamazsın...

%d blogcu bunu beğendi: