YUNAN ADALARI VOL-2:MiKONOS ADASI

MiKONOS ADASI:

image

PROLOG:

“Round,like a circle in a spiral
like a wheel within a wheel
never ending or beginning
on an ever-spinning reel
as images unwind….
like the circle that you find
in the windmills of your mind”… zihninin içindeki yel değirmenlerinde bulduğun daire gibi…

image

Mikonos’u ve beraberinde hayatın tuhaf döngüsünü sözleriyle güzel güzel anlatan şarkının melodisi zihnimde dönüp dururken, bir yandan da Don Kişot’u düşünüyorum yel değirmenlerine bu kadar yaklaşmışken. “Gördün deli dön gel geri, ah zavallı yel değirmenleri.” Düşman çok yakın ama mağrur da. “Si.” Hiç pas vermiyor. “Hola!” İnsanlığın sersemletici varoluşundan gözleri kamaşmıyor. Dağ, bayır, manzara fotoğrafı ve selfie çılgınlığının Karakter oyuncusu olmalarına rağmen şımarmak nedir bilmiyorlar. Sabırlı ve tahammülkarlar da ayrıca. Rüzgar tek efendileri ve gizleyecek bir şeyleri de yok. Bir deniz fenerinin gizemli tavırları yok üzerlerinde mesela. Aralık kalmış kapılarından ruhlarına sızamıyorsun. Tek yapabildikleri gizli kibirleriyle beklemek, hep yaptıkları ve yapacak oldukları gibi. Ada’nın tüm sırlarını biliyorlar. Bu ise kiliseden ya da bir mabetten daha çok revaçta olmalarını sağlıyor; ayrıcalıklı konumlarından ötürü ziyaretçi akınına uğramalarına sebebiyet veriyor. Bir eğlence adası burası ve insanların aradıkları derinliği, eğer arıyorlarsa tabii, kilise, şapel ziyaretlerinde bulmaları pek de mümkün görünmüyor. Burada, kulak dolusu rüzgar aynı zamanda eteklerinizi havada dans ettirirken, bir parça yalıtılmışlık hissiyle ayrılıyorsunuz huzurlarından.
Bir yerde bir şeyler hissetmişsen bu çok değerli demişti bir gün bir adam. Burayı değerli buluyorum kendi tarihimde. Manzara eşsiz. İyi ki bulunmuşum.

image

image

image

GEMİ SEYAHATİNİ NASIL BULDUM?:

Yedi katlı geminin dördüncü katında deniz manzaralı odamda kendimi kötü hissettiğim söylenemez. İyi hissettiğim de. Ama pratik ve fonksiyonel odanın tamamı. Dolayısıyla rahatım. Yatağıma oturup, dışarıda akan manzaraya bakma fırsatını bulduğum anlarda ise Melville aklımda. Her yerinden eğlence fışkıran, animatörlerin konukları eğlendirmek için paralandığı, insanlara denenmedik kokteyl bırakmadıkları, Türk’ün beş vakit açık büfeyle imtihanı şeklinde kabaca tasvir edilebilir ortamda içimdeki Moby Dick kuzular gibi usul uslu uyumakta. Bir cruise yerine korsan gemisini yahut mülteci botunu tercih etme şansım olsaydı eğer, sağ kurtulabildiğim takdirde, “magnus opus’um yoldaydı belki de. Ama şartlar ve olanaklar beni bu noktaya sürükledi, adına “kader” dediklerinin etkisiyle.

Nadide bir karışım olarak beni şaşırtan hem Kayserili hem de yakışıklı bir personel bize gemide 400 kişilik mürettebat bulunduğunu söylüyor. Kaptanımızsa Yunan asıllı imiş. Malezyalı personelin en rahat çalışılan ülke insanı olduğunu söylüyorlar. Alakart bölümünde Goa’lı yani Hintli bir servis elemanı, Mısır’lı baş garson, Ukraynalı bir başka mutsuz ve asık suratlı garson ve birkaç “çekik” ülke mensubu diğer elemanların rengarenk varlıkları eşliğinde yiyorum yemeğimi bir sonraki günde. Sınırsız sunum ve delirmiş gibi tüketen yolcular gemiyi başka türlü batırmaz mı diye soruyorum. Free shop ve kumarhane sayesinde imkansızmış. Elinde tespih, bıyığını bura bura dolaşan ve sabaha kadar kah rulet, kah poker masasından kalkmayan bir hayli ağır ağabeyleri düşününce hak veriyorum söylenenlere. Makinelerin müdavimleri düğmeye her basışlarında ya da kolu her indirişlerinde yürekleri ağzına kadar hırsla dolu vaziyette aynı sırada aynı tür meyveleri bulmak umuduyla daha çok hırslanıyorlar oturdukları yerde. Üç muz ya da üç siyah üzüm salkımı yanyana gelmek zorunda. Makine biraz veriyor, sonra söküp alıyor hepsini birden. İnsanı sersemleştiren, uyuzlaştırıp, umut dilencisine dönüştüren tuhaf bir bağımlılık bu. Üç muz istiyorum yanyana. Üç yedi, nihayet yirmi bir de olur, uğurlu sayım olmasa da. Sadece beş euro’luk oynadım merak ettinizse eğer.

Kübalı bir grup piyano başında, Yunan müziği ise yedinci katta güvertede servis edilmekte. Habire içmek eşliğinde. Her telden eğlence her yerde. Kaçacak yer bulamıyorsunuz pek çok kez. Akşamları animasyonu var, diskosu bile varmış bir rivayete göre. Yüzen oteldeyim tabir-i caizse. Gemi yolculuğunu tercih eden ailelerin çocukları var ama çok küçük değiller. Bekarlar var ama çok yok. Mühim olduğu söylenen bir sigorta şirketi personeline özel ne kadar çok satış o kadar çok avanta mantığıyla yılın en çok satmış çalışanlarını tutmuş getirmişler buralara. Kendi soyutlanmış grupları içerisinde o turdan bu tura sürüklenip duruyorlar. Kars şubesinden gelmiş bir elemana bakıyorum hayretle. Kars’ın Kağızman ilçesinde en fazla ne kadar yaşam, deprem, araç sigortası poliçesi satmayı başarıp da buralara gelmeye hak kazanmış olabileceğini hesaplamaya çalışıyorum içimden. Başarısız oluyorum. İki gün önce Kars, bugün Mikonos. Hayat böyle.

MİKONOS’u TAVSİYE EDİYOR MUYUM?

Çok mu mühim? Öyleyse ediyorum. Şöyle izah edeyim: Sabah kalkar kalkmaz hiç tanımadığım insanlarla adadaki yoğunluktan ötürü boş ve uygun bir araç kiralamak üzere Rent a Car’ları gezdik durduk. En sonunda, Delos idi ismi, yokuşta bulunan bir firmadan bir minik Nissan bulabildik ve sığdık. İlk önce adayı anlamaya çalıştık. Beyaz, şık, bol kumsallı, plajlı, rüzgarın esmeyi eksik etmediği, daracık sokakları ve Little Venice/Küçük Venedik’i ile tarzını belirlemiş. Her yer Atv, motorsiklet ve minyatür arabalarla bezeli. Park ücreti, plaja girdin ücreti yok. Şezlong ve şemsiye ücretli sadece. Fiyatlarda ittirme kaktırma yok. Neyse o. Menüyü, yemekleri yahut ikisini de sevmedin diyelim, zorlama yok. Kalkıp gidebilirsin. Kimse arkandan ve içinden yedi sülalene yönelik şık söylemlerde bulunmayacaktır. Her şey serbest, çünkü burası Mikonos.

image

image

image

image

image

image

Biz daracık daracık yollardan Super Paradise Beach’e gittik. Deniz harikaydı. Kızlar yarı çıplak dans ediyorlardı. Kimi beyler çıplak kalmadan dans ediyorlardı. Biraz daha tombik olan hiç yorulmadan saatlerce dans edebiliyordu. Saatlerce benzer figürleri sergileyip, müziğin ritmine uydurup, insanları coşturdu durdu. Beyaz slip mayonun bir erkeğe yakışabileceğini tahmin etmezdim. Mümkün olduğunu burada gördüm. İ.nelerin adası orası diyerek dudak bükenlere cevabım şudur: Olabilir ama küçümsediğiniz i.bneliği yakıştırmışlar kendilerine. Mühim olan hakkını vermekti hani? Kimse kimsenin kafasını koparmıyor burada. Kimse kimseyi i.bne diye dövüp de bırakmıyor sokağın ortasında. Kimse kimseyi zorlamıyor burada. Fassbinder’in Querelle’inden fırlamış gibi kimisi. Elele yürüyorlar özgürce. Denizde şakalaşıyorlar biraz. Güneşleniyorlar biraz. Gün geçiriyorlar neticesinde, sen gibi, ben gibi. Karışan olmadığı gibi görüş alan da yok. Kısaca sorup danışarak olunmuyor demeye getiriyorum. Bir potansiyel gerekiyor bir takım şeyler için. Bir parça da merak.

MiKONOS’un GECE HAYATI NASILDI?:

Soruya soruyla karşılık veriyorum. Mikonos’un mu yani adanın mı yoksa insanlarının ya da turistlerin gece hayatını mı soruyorsunuz? İkisi bir, aynı kapıya çıkar diyorsunuz sanırım. Hayııır… Yanılıyorsunuz. İnsanların olmadığı bir kış akşamı düşünün siz bir de burayı. Adanın gecesi o gece olacaktır işte. Bir başına kendi başını dinlerken. Şimdiyse insanların bir gece hayatı var şık dükkanlarla bezeli sokaklarında. Milano’yu anımsatıyor şık beyler, mini mini etekler giymiş hanımefendiler. Restoranlar dolu. Queen’den çıkan bir adam’ın saksafonundan çıkan keyfi melodi eşlik ediyor sokaklara. Sanat galerilerine girip çıkıyorum. Parfüm kokuları birbirine karışıyor. Puro ve alkol kokusu hoşuma gidiyor. Loş barlar var ara sokaklarında ama açık havada yürümek daha cazip geliyor. Sanırım yaşlanmışım. Meteliksiz de olsan burada olmak keyifli. Zaten etrafta cruise’larla gelip akşam yemeğini de gemide tıka basa yedikten sonra windows shopping yaparak gezinen insan topluluğu ve bir de keyif yapmak için kalabalık masaları dolduran dünya milletlerinden insanlar var. Bir de Suriyeli dilenciler var. Akşam giderken ve gece dönerken aynı elleri uzanmış gördüm bana doğru. Midilli’deki kadar yüzlerce, binlerce değiller. Ama her nasılsa buraya kadar gelmişler. Burada da varlar yani çoluk çocuk. Dünyaca ünlü markaların dükkanlarıyla bezeli sokaklarında gezdikten sonra uzanan ellere adapte olmakta güçlük çekiyorum. Ada’nın görüp göreceği ilk ve son dilenciler onlar belki de.

image

image

Tüm bunlara ek olarak, Mikonos’a gelirseniz eğer bir benzeri Bozcaada’da olan ve yerleşik halkın günümüze geliş öyküsünü kitaplarla, lokal kıyafetlerle, mobilyası mutfağıyla, kabıyla kacağıyla tasvir eden Chora’da bulunan Mykonos Folklore Museum’u gezin derim. Hoş ve nazik bir bey vardı sorumlusu olarak içeride ve müze girişinden para almadılar. Bu da bir mucize. Bense sorabileceğim birçok soruyu ıskaladım ve bunun da çok geç farkına vardım. Zira başım hep kalabalıktı ve bir kez daha anladım ben yanımda birileriyle gezerken bir aptala hatta bir gerzeğe dönüşüyorum ve asla yapmayacaklarımı yapıyorum, soracaklarım varsa bile soramıyorum. Aklım karışıyor, kafam bulanıyor. Herkesin derdi beni geriyor. Ant içiyorum bir daha ona buna sağa sola takılmamaya. Kalabalıkların içinde yalnız olmak en güzeli imiş. Hele de gezginler için. Bir kez daha anladım.

image

image

image

image

image

image

Reklamlar

YUNAN ADALARI VOL-2:MiKONOS ADASI” için 4 yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

ERSOY SELKİ

insan insana,can cana. . YAŞAM ,ÇOCUK, FOTOĞRAF,DÜŞÜNCE,EĞİTİM , ŞİİR, 🎶

Maiperest

Ölürüm fakat bu bir devrim olur.

yedisihirlikitap

"sevenmagicbook"

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

Şehirler

Şehirler

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

Mavi'nin Güncesi

Bazen bir jack daniels'tir mutluluğum

Gamze ama daha 20

yaşanmış hikayelerle sizlerleyim

BeBloggerofficial

''Either write something worth reading or do something worth writing.'' Benjamin Franklin

SÜLEYMAN DEVECI

Blogseite vom Süleyman Deveci

Moda-Creative thinking

Creative thinking

(e.e.g)'s words

kişisel blog, makale, hukuki bilgiler, gündem, siyaset

iremcikblog

Güncel, edebiyat, hayat, şiir, insan ve dünyaya dair ne varsa

osk4y.wordpress.com/

Kendi Dünyana Hoşgeldin

Abismo

welcome to my secret life , i will explain everything.

TERCİHİNİ YAP YARINSIZ KALMA

Gelecek Senin Tercih Senin

itwasinspiredbyaworld

itwasinspiredbyaworld

Süpürgelik Modelleri - 0545 227 34 34

Süpürgelik, Süpürgelik Ustası, Süpürgelikci, Süpürgelik Ustaları, 6cm Süpürgelik, 8cm Süpürgelik, 10cm Süpürgelik, 12 Süpürgelik, Beyaz Süpürgelik, Renkli Süpürgelik, Süpürgelik Kartelası, Süpürgelik Renkleri, Süpürgelik çeşitleri, Süpürgelik Firması, Parke Süpürgeligi, Süpürgelik Degişimi, Süpürgelik Montajı, İstanbul Süpürgelik, İstanbul Süpürgelik Ustası, İstanbul Süpürgelikci, İstanbul Süpürgelik Ustaları, İstanbul 6cm Süpürgelik,İstanbul 8cm Süpürgelik,İstanbul 10cm Süpürgelik,İstanbul 12 Süpürgelik, İstanbul Beyaz Süpürgelik, İstanbul Renkli Süpürgelik,İstanbul Süpürgelik Kartelası,İstanbul Süpürgelik Renkleri, İstanbul Süpürgelik çeşitleri, İstanbul Süpürgelik Firması,İstanbul Parke Süpürgeligi,İstanbul Süpürgelik Degişimi, İstanbul Süpürgelik Montajı, Süpürgelik , Süpürgelik firması, Süpürgelik modelleri, Süpürgelik çeşitleri, 6cm süpürgelik, 8cm süpürgelik, 10cm süpürgelik, 12cm süpürgelik, İstanbul süpürgelik, Süpürgelik istanbul, Beyaz renk süpürgelik, Süpürgelik fiyatları,

Düşünen Tarih

Tek düşmanımız cehalettir.

Ali Şakalak Kişisel Web Sitesi

Eğitim Bilişim Paylaşım Sitesi

Uyumayan Birileri

İnanca Saygı. Düşünceye Özgürlük

KAFES

Kendi kafeslerinin kilitlerini kıran özgür kelimeler

gagoriktosba

www.gagori.com

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

apostrof

where is human?

Et poetica

Şiir, Çeviri Şiir, Dünya Şiiri, Şairler, Felsefe, Filozoflar, Yazarlar, Bibliyografya, Antoloji, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

guneyset.wordpress.com/

Kendi Mobilya Setini Kur

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

İki Gezgin Aşığın da Dediği gibi; Gezin, Gezin, Dönün

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

%d blogcu bunu beğendi: