ARAF

image

ARAF

İSİMSİZ:

Neden buradayım? Nasıl geldim ben buraya? Nasıl düştüm ben buraya? Aklım karışık. Aklım benden ayrı olarak da çok karışık. Günlerdir buradayım. Öyle olduğunu düşünüyorum. Belki de birkaç gün olmuştur sadece. Ama tam olarak kaç gün olduğunu bilemiyorum. Bu yatakta. Bu odada. Bu hastanede. Peki ama kimim ben? Doktorlar, hemşireler sürekli tepemdeler. Göz bebeklerimi kontrol ediyorlar her gelişlerinde. Orada ne aradıklarını biliyorlar mı acaba? Gözlerim açık benim. Ama gözlerimle görmüyorum hiçbirini. Gören organlarım yer değiştirdiler. Bu tam olarak ne zaman başladı onu da bilmiyorum. Ben hiçbir şey bilmiyorum. Hiçbir şey de beni bilmiyor. Eskiden güzel sözler bilirdim. Güzel kadınlar tanımıştım. Güzel kadınlarla da sevişmiştim. Ama şimdi onlar da gittiler. Sanki hepsi aynı yüzmüş gibi geliyor. Tanrım hep aynı kadınla mı seviştim yoksa? Bu iyi bir şey mi onu da bilemiyorum. Neyin iyi, neyin fena olduğu bile belli değil şu an bulunduğum yerde. Hayır hayır bir hastanenin yoğun bakım servisinde yatıyor olabilirim ama ben artık çok başka yerlerdeyim. Biliyorum ama anlatamıyorum derdimi. Görüyorum. Onları. Bedenlerinden çıkışlarını. Şaşkınlık ve ışıkla dolular. Önce ışık geliyor, onun verdiği şaşkınlık yüzlerine yansıyor. Sonrası pof. Büyülü bir şey var bunda ifade edilmesi imkansız olan. Öyle pof dediğime bakmayın sakın. Normalde alaycı bir insan olduğumdandır belki de. Bir sürü trajik vaka var etrafımda; ama zaman geçiyor-ne kadar bilmiyorum-komikleşmeye başlıyorlar gözümde. Bir tanesi gitmeden bana bakmıştı sakince. Ürperdim önce. Sonra bir iki derken etrafımda artık onların olmayan bedenleriyle vedalaşmaya çalışan acemi ruhların şaşkın bakışlarına alıştım yavaş yavaş. Sıra bana da gelecek ve bende gideceğim beni çağıran ışığın kucağına. Bilmediğim şeyse buna hazır olup olmadığımı bilmediğim. Bu insanlarda pardon artık onlar yaşamıyorlar; dolayısıyla bu ruhlar da hazırlar mıydı acaba bu duruma, hiç sanmıyorum.

Nereye gideceğimi bilsem, bir dakika durmayacağım şurada. Kımıldamadan yatmanın azabını nasıl anlatabilirim size? Anlatsam, anlayamazsınız ki. Hayaller var gözümün önüne gelen ama çok belirsizler. Hayallerden bana kalan bir an var. Bir ışık bazen, bazen arkası dönük sarışın bir kadın ya da bir kız çocuğu saçları lüle lüle. Benim kızım mı bilemiyorum. O sarışın benim karım mıydı, onu da bilmiyorum. Tıpkı ışığın kaynağını bilmediğim gibi. Bilmiyorum lanet olsun. Kahretsin gene geliyor o doktor. Yirmisinde var yok. Damar arayacak kollarımda. Morfinmanlara döndüm sayesinde. Sesim çıkmıyor diye gelip gelip damarlarımı deşiyor. Eğer geri dönebilirsem, ilk işim bu damardeşen ve beni kadavra gibi kullanan doktoru bulup hesap sormak olacak. Peki ya dönemezsem? Ya burada kalacaksam hep? Kim karar veriyor benim hayatımın nasıl olacağına? Başıma neler geleceğine? Neden böyle bir ceza çekiyorum? Çok mu fena bir insandım yaşarken? Savaşlar mı başlattım? Bir katil miydim? Seri katil filan mıydım? Sabi sübyanların kanına mı girdim yoksa? O en fenası? İnşallah kabahatim bu değildir. Eğer öyleyse bu yatak da kurtaramaz beni. Bu yatak da aklayamaz beni. Ama peki ya değilse? Tüm bunları hak edecek bir şey yapmamışsam ne olacak peki? Nedensizse ya çektiklerim? Neden neden neden peki? Böyle mi sona erecek hayatım? Bir başına, adını bile bilmediğim bir hastanenin rastgele kondurulduğum, tesadüfi bir yatağında? Kimler gelip geçmedi ki odadan? Kadın, erkek, genç, yaşlı, güzel, buruşuk, ama hep uyuşuk.. Hiç konuşmadan birbirimizi anlıyoruz burada. Karşı yatağımdaki uyuşuk, kafayı tek bir şeye takmış mesela. Hep aynı şeyi söyleyip duruyor durmadan: “Ölüm hak, miras helal.” Ondalık kesirlerin yardımıyla mirasını katlara bölüyor, beş kat çıkmış olduğu apartman dairesi üzerinden. Parsel parsel onları bölüştürüyor. Arada ise “Bir yesin beş yesin, benim genç karım arkamdan benim bokumu yesin.” diyor çok afedersiniz. Hanıma gıcık galiba ya da genç hanımı ondan çok yaşayacak diye sinir olmakta ufak ufak.

O ışık.. Işık göründü gene. Tam karşımda. Gidiyor muyum acaba? En nihayet geçiyor muyum diğer tarafa? Al beni ışık, götür öte tarafa. Al haydi. Seninim. Kısmen. Hazırım. Sanırım. Oh yooo.. Aaaa.. Hazır olmayabilirim daha. Lütfen lütfen lütfet! Tanrım çok geç! Tanrım çok mu geç? Tanr.. Karşı komşuma gelmişşş, benim için değilmiş. Makineler ötmeye başladı bile. Çabuk ol komşum, az sonra başın çok kalabalık olacak. Az kaldın. Derhal vedalaş kendinle.

EDA, SEDA:

Her şey tam da düzelmiş derken bu haller geldi başıma, başımıza. Telefon geldiğinde işteydim. Ama kötü bir şeyler olacağını biliyordum bir şekilde. Hep öyledir zaten. Bir şekilde hissedersin. Kötü bir düş, bir anda gelen ve acı acı çalan bir telefon, küçük ama can sıkıcı işaretler, öncül bir sürü emare. Halbuki depresanlar, bol terapi, yoga, meditasyon, dualar derken toparlamıştım en nihayet kendimi ve hayatımı. En azından ben öyle düşünmekteyim. Toparlandığımı yani. Anlamsız bir evlilik ve bir sürü anlamsız ilişkiden sonra en nihayet hayatımın insanını buldum derken şu başıma gelen felakete bakın. Biricik babacığım bir anda fenalaşmış ve annem tarafından acile getirilmiş. Gelesiye kalbi durmuş iki defa. Şimdiyse solunum cihazına bağlı yatıyor bir odada. Gelelim bana. Siz hiç bir gün gelip de, babasız kalacağınızı düşünmüş müydünüz? Ben hiç düşünmemiştim. Hasta olan hep annemdi. Babamla ben, zaten hepi topu tek çocuktum, üzerine titrerdik annemin. Oysa ki kader ağlarını çok başka şekillerde örmüş de benim haberim yokmuş. Canım babacığım, o kadar meşgulmüşüm ki kendi aptal hayatımın trajik saydığım hadiseleriyle, hiç sormamışım sana bugüne kadar acaba sen nasılsın diye. Kahretsin beni. Sakın bu pişmanlıkla bırakma beni babam. Onca terapi, avuç avuç ilaç, hepsi boşa gidecek sonra. Sana bir şey olsa nasıl toparlarım bilmem. Bak gene ben dedim, kendimi düşündüm, sen orada ölürken. Yo yok.. O kadar kolay değil. O kelime bir sıfat ve o sıfat sana hiç mi hiç yakışmıyor inan. En sevdiğin şeyleri düşünüyorum. En sevdiğin film mesela, kitap, yemek, en sevdiğin saatler, en çok görmek istediğin ülke, en sevdiğin insan elbette ki annem ve benden sonra? Annemden başka bir kadını sevdin mi hiç? Gizli bir sevgilin var mıydı, bizim hiç bilmediğimiz? Sakladığın en büyük sırrın neydi? Bense kim bilir kaç defa hayal kırıklığına uğrattım seni? Kaç kez utandırdım, kararlarımla usandırdım? Affet beni.i

Geceyi beraber geçirmeye çalışıyoruz hastanede, Seda ile birlikte. Sağolsun arkadaşlar, akrabalar uğradılar tek tek ama kalmıyorlar. Herkesin işi var gücü var, evi var barkı var. Herkes kapısını kapatıyor akşam oldu muydu; kalıyorsun tek başına kendi sorunlarınla. Babamsa benim babam. Annem desen yaşlı ve hasta. Burada bir gece geçirse şu taş gibi sandalye tepelerinde, sabahına onu da yatırmak zorunda kalırız acil servise. On iki, bir, iki iyi de, üçten sonra vakit geçmez oldu iyice. Uyku gözlerden akıyor herkeste. Yatsan yatak yok. Dışarısı soğuk. İçerisi havasız. İnsanlar meraklı. Kardeşim sandılar Seda’yı. Benziyormuşuz. İsimlerimiz de benziyormuş. Biri Eda, biri Seda. Fiziksel bir benzerlik oluşmuş mudur aramızda bilemiyorum ama o benim sevgilim. Altı aydır çıkıyoruz. Terapide tanıştık. Randevu saatlerimiz hemen hemen aynıydı. Evlerimiz de yakınmış. O da evlenmiş, ayrılmış ve çocuksuz. Aynı zamanlarda benzer sıkıntılar yaşamışız. Birkaç kez bira içmeye gittik beraber, sonra yemek yedik, tiyatroya gittik. Hep konuştuk, sohbet ettik. Çok iyi anlaştığımızı gördük. Benim yakışıklı ama benim ruhumdan anlamayan kocamla konuşacak şey bulmakta güçlük çekerdik halbuki. Zaten konuşmaz olmuştuk gün geçtikçe. Evlenmeden önce de seksten başka şey düşünecek hal yoktu ikimizde de. Çok ateşliydik, çok. Ama aynı ateş çok yanmadı biz evlendikten sonra. Hemencecik sönüverdi aynı eve girince. Evlendik ve bir zaman sonra ben hep başka erkeklerle ilgilenmeye başladım. Evlenmeden önce böyle değildim. Tek aşkım kocamaydı. Ama evlendik ve ben başka erkeklerle olasılıkları düşünmeye başladım. Terapiye gitmeye de öyle başladım. Bir türlü sadakat gösteremiyordum. İstiyordum ama olmuyordu işte. Balayında başladı benim açlığım. Hep başka çiftlerdeydi gözüm. Onlar nasıldır acaba diye düşünmeden edemiyordum. Sonra her fırsatı değerlendirmeye başladım. İşyerinde, yolda, kız kıza gittiğimiz barlarda.. Kendimi frenlemeye çalıştım önce. Öpüşmekle kaldım. Sonra o da yetmez oldu. Önceleri korunuyordum, sonrasında sabırsızlıktan hastalık bulaştırdım hem kendime, hem de koca.. Durun bir saniye bu zaman zarfında kocam da eli boş durdu sanmayın. Belki de ondan bana geçti, kim bilir? Ama o temkinli ve daha korkaktır bana göre. Kendini ateşe atmaz kolay kolay. Tevekkeli değil temkinli bir şekilde eşyaları kaldırıp götürmüştü bir gün. Ya işte böyle. Şimdi kız arkadaşımla mutluyum, en azından huzurluyum. Başka kadınlar tehlike değil, çünkü aslında cinsel tercihimiz bu yönde değil. Erkeklerden yıldığımız için de gözümüz onları görmüyor. Şimdilik sorunsuzca kendi yağımızda kavruluyoruz. Annem ya da babam durumdan habersiz. Annem biliyordur belki de ama o da üç maymunu oynuyor kendince. Bir gün bana nasıl mutluysan öyle olsun demişti. İlişkimin işareti buydu. Ben böyle mutluyum. Tam da bir bebeğim olsun bana arkadaş olsun derken.. Bebek için de bir koca gerek. Bu ülkede babasız bir çocuk büyütmek kolay değil ki. Her neyse, bunları düşünmek için erken. Şimdilik babam iyi olsun yeter. İki defa içeri aldılar. Gözleri açıktı. Ama hiç tepki vermedi. Konuştum biraz, ağlamaktan fırsat buldukça. Elini sıktım. Kollarını okşadım. Yanaklarına dokundum. Oradaydı ama orada değildi de. Sanki arada bir yerdeydi. Ürperdim o ortamda, buz gibiydi içerisi, tıpkı babamın yanakları gibi. Üşütüp hasta olmasın da böyle yarı çıplak yattığı yerde.

image

BİHAR:

-“Ez baş im. Hinek westiyame. Tu çawa yi?”
-…
-“Eynı”
-…

Eynı, aynı. Değişen bir şey yok. Adamın durumu aynı. Günlerdir aynı. Yaşlı adamın hali nice olsun? Memleketten arayıp dururlar. Nasılım, nasıl? Çok konuşmayı sevmedim oldum olası. İyi diyorum. Daha iyi, daha iyi. Kötü desem celalleniyorlar önce, sonra kolay kolay kabulleniveriyorlar durumunu. Ertesi gün gene arıyorlar. Nasılım, nasıl? İyiyiz, iyi. O kadar iyiyiz ki, sefil de olsak yutuyorum çaresizce. Mardin, Kızıltepe’den göçüp geleli yıllar olmuştu bu yerlere. Ama şehir azar azar yutmuştu bizi, biz bilmesek de. Benim adam benden yaşlıydı zaten. Üçüncü karısı olarak almış getirmişti beni, gençliğime güvenmişti galiba şimdi düşünüyorum da. Sırf laf gelmesin, aman çocuğu olmuyormuş diyenlerden kaçmıştı sonunda. O benim ilkimdi, bense onun son durağıydım. Büyük şehirde unutturacaktı kendini aklınca. Bacılarımı, o zamanlar sağ idiler anamı babamı bıraktım da geldim bende, nedecektim ki başka? Dil öğrendim önce. Çarşı pazarda çok zorluk çektim başlarda. Parayı değiştiremezdim bir türlü. Derdimi anlatamazdım. Kimse tek kelime ne söylediğimi anlamazdı, ben de onları. Sonra sonra akrabalarımızı bulduk. Aynı tepeye konduk. Televizyonumuz oldu. Sonra da çamaşır makinem. Ben leğende daha temiz yıkıyordum. Şimdi bakıyorum da mor gibi mor gibi çıkıyor çamaşırlar hep. Bir de esem terliğim oldu. Bir rahat. Eskiyince yenisini al diyordum adama. Her renginden oldu şimdiye kadar. Bir numara da büyük aldırırdım ki ayağım rahat etsin iyice. Hastanede de bir rahatım ki kırmızı esem terliklerimle. Memleketten ilk gelişimi unutmam. Hem heyecanlıydım hem ürkek. Değişik bir yerde yaşayacaktım, özgür olacaktım, televizyonumuz olacaktı. Ama korkuyordum da çünkü yalnız olacaktım. Nasıl ayak uyduracaktım şehrin kadınlarına? Geldim bir gördüm ki, tam da bir yaz günü idi, giyinmişlerdi kısacık etekler ta tepelerinde. Arkalarından bak kalçalarının yanakları görünür. Hee ya. Bizim köyde olacak valla önce s.kerler sonra vururlar. Tam tersi de olmuştu ya bir kere. O kaçıkçaydı biraz. Cezasını bulduydu sonradan. Ben hiç şehirli kadınlar gibi giyinmedim. Hiç kendimi değiştirmedim. Canım istemedi. Canımın istemediği şeyi yapmam ben. Benim adam derdi hep inat senin göbek adın diye. Ere ere. Eynen öyle.

Buradan çıktığımda yani sabah olduğunda bir kocam olmayabilir başımda. Doktorlar sabaha çıkamaz dediler. Eğer ölürse bu evi benden alacaklarmış. Sözüm ona bir çocuk bile verememişim kocama. Yalan. Bende değil ki kabahat. Adam kısır. Adam dölleyemiyor. Ben ne yapayım? Kocam bunu bildiğinden bırakamadı beni. Ben onun son durağıydım. Ailesi de bilir de bilmezden gelir. Ne de olsa miras var. Tek göz odadan koskoca apartman çıktı kocam, ne zaman ki tapular çıktı, bir iki kiracılar derken rahata erdik demiştik ki bu hastalık geldi başımıza. Kimse hastayken kapımızı çalmadı. Şimdiyse paranın kokusunu aldılar ya akbaba gibi çökecekler üzerime. Ben bir başıma nasıl baş ederim tüm sülaleyle? Benim ailem, onun ailesi. Bizler amca çocuklarıyız. Benimkiler de nasiplenecek benim hakkımdan. Bense iyi kötü alıştım buradaki hayatıma zamanla. Televizyonum, çamaşır makinem, esem terliklerim var. Karışanım yok, çünkü başımda kocam var. Vardı yani. Hala var mı bilmesem de. Televizyondaki bir dizide kocanı seviyor musun diye sordu bir kadın diğerine. Evet dedi kadın ötekine ve gözleri parlıyordu bunu söylerken. Bende sordum nihayet kendi kendime hiç sevmiş miydim acaba kocamı diye. Başımda bir erkeğin olması iyiydi sadece ve ama,

Hayır. Ben kocamı sevmedim. Hiçbir zaman.

VUR-AL:

Hepinizin ismini tek tek polise verdim az evvel. Unuttuklarımı ise tedavim biter bitmez ekleyeceğim ifademe. Ben kim miyim; koskoca kırk bir daireli Begonvil apartmanının yöneticisiyim. Hala da öyleyim. Kimse bunu değiştiremeyecek. Acildeki tedavim tamamlanıp, eksik ifademi artıladıktan sonra da kaptan köşkü olarak adlandırdığım kapıcı dairesinin hemen bitişiğindeki yönetim odama geri döneceğim ve vazifemi var gücümle yerine getirmeye devam edeceğim. O aidatlarını ödemeyenlerin ihtarnamelerini çekeceğim önce. Sonra da apartmanın kapısına asacağım herkes görsün diye. Begonvil dairesi maliki, aidatını ödemeyenler listesi: bir numara Fazıl Göktepe, avukat, hem de. İki numara Muhlise Yaman, evhanımı, dul. Üç numara Hidayet İnanmış, serbest meslek. Dört numara Fahriye Eren, falcı ve büyücü, ayıp ayıp vergisiz kazanç, giren çıkan belli değil. On sekiz numara Celal Kocatürk, emekli jandarma paşası, dört numarada oturan Fahriye Eren’e fal için sayısız kereler girip çıktığını keşfettim, herkese de söyledim. Bu liste böyle uzar gider. Aidat öyle ihmale gelecek bir şey değildir neticesinde. Ama tüm cinsler de benim başımda. Neymiş, ısınamıyormuşuz. Neymiş, hiç yakmıyormuşuz. Şişe dibi gözlüklü ihtiyar doktor geldi, vıdı vıdı yapmaya. Sizi 23 Nisan’a götüreyim dedim elinizden tutup, çocuk bayramına, yok olmaz en makbulü ben sizi bir ruh doktoruna götüreyim dedi. Giderken sinir içindeydi. On altı numaradaki Muğla’lı geldi, bronşitim astıma çevirdi sayenizde, titremekten ölüyoruz dedi. Kan şurubu önerdim ben de. Bir günde kapılarının önünden geçiyordum, şöyle bir baktım içeriye; kapı açık, terlikler, ayakkabılar yığılmış yerde gayri intizami vaziyette. Oğlu vardı iki gözü iki çeşme dedemi kaybettik dedi. Amann dedim ben de üzüldüğün şeye bak, ölmüş kurtulmuş doksan yaşında, sahi var mıydı o kadar diye de sordum gönlünü almak için. Bana seni öldürürüm şuracıkta dedi tıslayarak. Hemen cinayet mahallini terk ettim. Neme lazım faili meçhule gitmek var işin ucunda.

İyilik olsun, alt kattakilerin manzarası kapanmasın diye gidip gelip bahçedeki gülleri, ağaçları buduyordum. Pazar pazar beni kovalayıverdiler sinirlerine dokunuyormuşum efendim. Gülleri budaya budaya kuşa benzetmişmişim, o elimdeki bahçe makasını elime aldığımda nazik olmayacağım dedi üçüncü kattaki Fehmi Yalabık. Abi derdim eskiden. Artık sadece Fehmi. Bir tanesi daha var, dur bak onun ismini vermeyi unuttum polise. Avukat bir arkadaşım vardı-o da bana küsmediyse-ona vereceğim davayı, sürüm sürüm süründüreceğim bunları. Her neyse çatıdayız ısınamıyoruz dedi. Ben de kendisine bilimsel bir platformda görüşelim, bilimsel termometreler var onu alın evinize takın, hem size hem bize kanıt olur dedim, seni Allah’a havale ediyorum kanıt olsun diye dedi çekti gitti. Kapısından kovaladı beni, seni evime almam zevzek konuşmalarını çekemem sonrasındaki dedi. Benim iktidarım döneminde bu kaçıncı kapıcı değişimiymiş? Beş. Adam gütmeyi bilmezler, gelir tepeme çökerler. Çalışmıyorlardı ben ne yapayım. Beni bilen bilir, ben sabah altıda uyanırım, giyerim şortlu eşofman takımımı, yaz kış dinlemem-yaz kış da beni dinlemez-fırlarım sokağa. Hemmen kazan dairesinde alırım soluğu. İş bölgesinde değil ise çalarım kapısını saat altıda kapıcının. Başlarlar vızıldanmaya. Hiç kolay ekmek var mı bu dünyada? Çimleri biçtiririm, apartmanı, merdivenleri, pencereleri ve sokaklarımızı yıkatırım. Çalışsınlar isterim canım. Şartlar ağırmış, her gidenin ağzında aynı lakırdı. Kapıcılık soft bir iş bilimsel konuşmak gerekirse.

Mis gibi kokuyor her sabah sokağımız benim sayemde. On üç numaradaki Hatice Teyze sabah sabah hastaneye giderken kaygan zeminde giderken düşmüş kalçasını kırmış bizim apartmanın önünde. Meğer başını da çarpmış, beyin kanamasından ölmüş akabinde, hastanenin yolunu bulayım derken. Sebebi benmişim. Yerler kurumadan daha yıkanıyormuş tekrar tekrar. Kanayan beynin de sorumlusu biz olduk yani. Herkesin sağlığı bizim üzerimize zimmetli sanki.  Toprağı bol olsun da Hatice Teyze’nin, cenazede beni görünce oğulları etmediklerini bırakmadılar. O ne terbiyesizlikti öyle. Tuh yazıklar olsun emeklerime. Kimselere yaranmak mümkün değil bu gezegende. Ama ne yaparlarsa yapsınlar beni koltuğumdan edemeyecekler. Görürler günlerini. Olgun ağacı yerinden kımıldatmayacaksın, tutmaz bir daha. Benim gibi Bir Vur- Al’da bir daha gelmez şu dünyaya. Ölmeye gelmedim ben bu lanet Acil Servis’e. Bir ayıya baktığında kaba sabalık ve saf bir çirkinlikten başka bir şey göremezsin ama neticesinde ayı güçlüdür, dayanır her tür zorluğa. Tıpkı benim gibi. Durmak yok yola devam. Sonuna kadar.

Sevgiler. Vur-Al.

ÇİZER: PAWEL KUCZYNSKI

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

Retrospektif

Eskiye Dönüş Yapmadan Yeniyi Yaratamazsın...

%d blogcu bunu beğendi: