ANLAR VE İNSANLAR : DÖRDÜNCÜ BÖLÜM, KARS’A DOĞRU

 

ANLAR VE İNSANLAR : DÖRDÜNCÜ BÖLÜM, KARS’A DOĞRU

Sivas’tan Kars’a aktarmasız giden bir otobüs bulamadığımdan, ilk önce Erzurum’a gitmemin en doğrusu olacağı söyleniyor otogara açmış bulunduğum sayısız ve umutsuz birçok telefon görüşmesinden sonra. Razı oluyorum kaderime. Nasılsa alıştım parça parça dolaşmaya dünya üzerinde. Bir kız arkadaşım arıyor, tam da ben on’a doğru otogara girip, yolcu aldıktan sonra da on gibi kalkacak olan otobüsümü bekliyorken. Bu kız arkadaşımın belirgin bir özelliği hep Avrupa’ya gidiyor olmasıdır. Atlar uçağa ve Avrupa’ya gider. Fransa’yı şehir şehir bilir ve ne nerede onu da bilir. En iyi Fransız, Ortadoğu ve Uzakdoğu lokantalarını bilir. Versailles’i, Louvre’u defalarca dışarıdan tavaf etmiş, içeriden fethetmiştir. Ressamların, heykeltraşların özel hayatlarına dair trajik anları, büyük aşklarını seyahatlerini anlatırken araya tatlı tatlı sıkıştırmasını bildiğinden, ondan sonra gidip de gezdiğimiz her yerde onun ayak izlerinin ve hikayelerinin üzerinden geçeriz adım adım. Rodin, Camille Claudel, Leo, Picasso, büyük aşkları ve tuhaflıklarıyla yanıbaşımızdadır onun sayesinde. Yine bu kız arkadaşım sayesinde keşfetmiş olduğum ve hep uygular olduğum bir başka sanat eseri değerlendirme düsturumsa ondan sonra bir tabloyu incelerken o tabloya bakarken ressamın neler çektiğini düşünmemdir. Ne büyük aşk acısıyla ama ne büyük bir ilhamla, yasak aşkın kollarında ya da savaşın tam ortasında yüreği kan ağlarken ve tüm bunların yansımasında oluşan tablonun gerisindeki hikayeye odaklanmaya çalışırken bulurum kendimi onun sayesinde. Tablodaki göçmen kuşların, o karanlık dev dalgalarıyla bakanı yutmaya hazırmış gibi görünen denizin ressamın ruh haliyle bir ilişkisi olduğunu bilirim her zaman. Müsaadenizle, kız arkadaşımla yaptığım bu tuhaf konuşmanın metnini olduğu gibi sizlere aktarıyorum. Kız arkadaşımın mahremiyetini korumak adına şaşırtmacalı bir isim veriyorum, Ayşe babaannemin adıdır ve dolayısıyla da çok sevdiğim bir isimdir.

Ayşe : Selam, nerelerdesin, görüşemedik.
Ben : İyiyim, ben Anadolu oldum, gezmekteyim.
Ayşe : Aa yine mi?
Ben : Yine.
Ayşe : Neredesin peki?
Ben : Sivas.
Ayşe : Gitmemiş miydin? Sivas’a?
Ben: Gitmiştim ben Sivas’a. Gene geldim ben Sivas’a.
Ayşe : Ne zaman döneceksin? Görüşelim sen gelince.
Ben : Şimdi yola çıkmak üzereydim, on otobüsüyle Erzurum üzerinden Kars yapacağım.
Ayşe : Aa… İşin mi yok kızım ya? Roma, Amsterdam varken? Üstelik bu havada. Pes diyorum sadece.
Ben : Derinlik arıyorum ben.
Ayşe : Aklını mı kaçırdın sen? Derinliği bulmaya bir uçtan bir uca hem de otobüsle mi gidilir? Yollarda telef olduğunla kalacaksın. Vakit varken dön gel geri. Gel beraber Paris’e gidelim.
Ben : Bu kadar yaklaşmışken olmaz. Altı saat sonra Erzurum’dayım. Akşama da Kars’ta. Üstelik aşıklar şehrine seninle gitmeyi düşünmüyorum.
Ayşe : Buldun mu bari?
Ben : Neyi?
Ayşe : Aradığın derinliği.
Ben : Henüz değil, çalışıyorum.
Ayşe : Bir koca bulalım sana.
Ben : Sen buldun ne oldu?
Ayşe : Buldum en azından. Bulmuştum en azından. Bir başkası benimkini bulana kadar diyelim.
Ben : Ben almayayım.
Ayşe : Neyi alacaksın bilelim de. Mülteciler bir yanda, PKK’sı, Işid’i… Kızım korkutuyorsun beni. Hiç bilmedin canının kıymetini. Böyleydin sen. Alem gider Mersin’e, sen gidersin tersine. Kör kuyuya atla deseler, ilk sen atlarsın.
Ben : Artık atlayamam, çünkü yaşlandım. Mülteciler her yerde. PKK beni ne yapsın? Annem gibi konuştun. Otobüsüm kalkmak üzere.
Ayşe : Ondaydı otobüsün, daha yarım saat var.
Ben : Erken geldi, erken de gidecektir.
Ayşe : Nereye? Off tamam, kendine dikkat et.
Ben : Ederim.
Ayşe : Ben şimdi ne yapayım?
Ben : Ne gibi?
Ayşe : Senin için.
Ben : Yasin oku.
Ayşe : İnşallah trafik terörüne kurban vermeyiz seni. Öne geç de bari, şoförleri takip et.
Ben : En önde giderek, şoförü ayık tutmayı nasıl başarabileceğimi söylersen tam olacak. Sen pilot kabinine giriyor musun?
Ayşe : Eskiden kazalar öyle olmaz mıydı? Adamcağız yorgun olurdu, transa girer ve uyurdu.
Ben : Trans mı?
Ayşe : Sözün gelişiydi. Neyse sen kendine dikkat et yeter.
Ben : Tamam. Tamam. Binlerce, milyonlarca kez tamam. Yeter ki sen tamam.

Gidenin yolundan döndürülemeyeceğine dair iyi niyetli bir telefon görüşmesi daha son bulmuş olup, yoluma bir başka engel daha çıkmasına fırsat vermeden perona yaklaşmış olan otobüsün içine kendimi atmamla, gerisin geri dışarı atmam bir oluyor. Uzun yolculuklardaki en mühim kuralı unutuyorum. Eğer bir otobüse ilk duraktan binmiyorsan, sakın ola kendini darda kalmışlar gibi içeri atma. Tabii eğer buna fırsatın varsa. İzmir’den yola çıkıp, Erzurum’a gitmekte olan Esadaş firmasına ait otobüsün uzun saatler boyunca süren çileli ve havasız kalmış yolcularının besmeleler çekerek ve şükür sesleriyle boşalttıkları ve gecenin tortusunun silinmesinin öyle kolay mümkün olmadığı otobüsün daha ilk basamaklarında burnuma gelen ağırlaştırılmış müebbet yağ ve ter kokusuyla nasıl başa çıkacağımı bilemeden tıpkı Ayşe’nin dediği gibi transa geçiyorum bir anda. Herkes uyumuş uyanmış ya da daha uyukluyorken, uykularının tatlı bir anında, yolculuklarının biteceği anı ümit etmekten yorulmuş, saçları başları dağılmış yolcular, kendine gelmeyi başaramayacak gibi görünen muavin ve ikinci kaptan dökülerek ve sallanarak iniyorlar aşağıya. Küçük çekçekli valizimi emanet etmeye çalışıyorum muavine bir gayret. Muavinde benim balizimi kaldıracak hal yok. Sadece bakıyor küçük mor valizime. Karşılığında bilet vermeyecek misiniz diyorum, kim ne yapsın senin bavulunu dercesine omuz silkiyor. Adamın saçlarına takılıyor gözüm. Sağ tarafına yattığı ve ellerini dayandığı yere siper ettiği yüzündeki kızarıklıktan belli oluyor. Saçları yukarı doğru havalanmış, gözlerindeki mahmurluğu atamamışken, üzerine gelen güneş ışınlarının hedefi oluyor bir de benim sayemde. Yüzünü buruşturup lavaboya doğru kaçıyor.

Nihayet yola çıkıyoruz. Otobüsün içi tenha. Önümdeki ikili koltukta bir anne kız oturuyor. Onların yanında da ilk önce dedeleri olduğunu sandığım ama kavgalarından karı koca olduklarını kavradığım çiftten adam karısına bağırırken yakalanıyor bana. İtaat edeceksin bana diyor, aklınca sert bir çıkışın karşı tarafa ders vereceğini düşünerek. Aralarında çok yaş farkı var ve evde işler kim bilir nasılsa, kavgaları sokakta da dinmiyor. Genç kadın kapalı da olsa itaat etmiyor adama. Bağırıveriyor sinirlerine hakim olmaya çalışmadan. Adam kadına bağırırken kızarıp bozarıyor, kadın her defasında kontrollü bağırıyor. Ee yeter beee ve ne yaparsan yap derkenki çıkışları ciddi anlamda tutarlı ve kadın ses tonuna hakim. Göz göze geldiğimizde adam gözlerini kaçırıyor, kadın umursamadan hem adama çıkışıyor hem de beni süzüyor bir taraftan. Bunlar molalar esnasında paylaştığımız gizli anlarımız oluyor. Bu garip evliliğin, dışarıdan tek güzel görünen tarafıysa dedenin pardon babanın torununa off kızına sevecenlikle yaklaşıyor olması. Küçük kızlarıysa uykusunu almış olduğundan bir şeyler atıştırdıktan sonra yerinde duramaz hale geliyor. Annesiyse oralı bile olmuyor, takıyor kulaklığını dizi izliyor, akan manzarayı izliyor. Kız kendi kendine oyunlar uyduruyor çaresiz. Adamın enerjisi olsa kızıyla ilgilenecek ama yaşlılık ve yorgunluktan bayılıp bayılıp ayılıyor. Bazen gözünüzün önünde cereyan eden olaylar sizi bir takım şeylerden soğutur ya, ben de evlilikten soğuyorum.

Yaşam enerjimi düşüren çiftten uzaklaşmaya çalışıyorum her ne kadar gözümün önünde olsalarda ve dışarıda akan manzarayı izliyorum uysal uysal. Tülü, Sarhan ve Şaip köylerinden geçiyoruz. Burası Erzincan, Refahiye. Çok az haneli köyler bunlar. Yönleri, yolları şehirlerarası karayoluna bakıyor. Karlar örtmüş evlerinin damlarını. Tülü’deki sakinliği anlamaya çalışıyorum. Nedenini izlediğim bir video söylüyor. Göç yüzünden köyde sadece dört ihtiyar kaldı diyor. Onlardan biri muhtardır. Kalanlar da ona oy vermiştir. Herkes birbirini bilmektedir, nasıl bilmesin ki? Zaten onlar da akrabadır. Kız almış vermiştir. Birbirlerini en yakın hastaneye götürüp getirip, sonra da gömeceklerdir köyün mezarlığına. Hayat işte. Burada da böyle geçiyor. Dağları aşa aşa geliyoruz Erzurum’a. Sabahattin Ali’nin dizeleri var dilimde; “Benim meskenim dağlardır ” diyordu Ali, güzel Ali.

“Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır”

Dediği de çıkmıştır en sonunda. Meskeni dağlar olmuştur başı dağ, saçları kar, deli rüzgarları seven, kadri aslında çok çok iyi bilinen am herkesçe söylenmeyen Kürk Mantolu Madonna’nın Tanrısının. Bir medeni vardır bu coğrafyanın içine doğmuş olmasının, bir nedeni vardır Sinop Cezaevinde yatmasının, bir süre sonra aynı topraktan ekmek yiyemez olmasının, dışlanmasının, örselenmesinin. Aldırmaması gereken kendisidir, aldırması gerekense geride kalan hepimizizdir.

Nihayet Erzurum’a gelmiş bulunuyorum. Etrafta evin barkın olmadığı rüzgar sesinin mesken tuttuğu otogarında iniyoruz. Nasıl soğuk anlatamam. Çok da esiyor. Başıma kapişonumu geçiriyorum, önümü ilikliyorum telaş içinde. Dağdan gelen esinti başka şeye benzemiyor. İnsan buz kesiyor bir anda. Beni Kars’a giden bir firmaya bırakın diyorum. Merkezde bir yazıhanenin önüne teslim ediliyorum. Esadaş Turizm’in içindeki iki yağız ve esmer delikanlıya biletimi kestiriyorum yirmi liradan. Bavulumu bırakıp çevreyi anlamak için dışarı çıkıyorum. Bir sürü kafeteryayı doldurmuş bir sürü genç var yürüdüğüm bulvar boyunca. Bir büyükşehir burası. Usulca girdiğim kafelerden birinin tuvaletini kullanıyorum kimselere belli etmeden. Önümde uzun bir yol var ve ne olacağı, başıma neler geleceği hiç belli olmaz.

Ucu ucuna Esadaş’a gidiyorum. Sizin minibüs geldi diyorlar. Yarın Lgs sınavı varmış ya da Ygs. Öğretmenler dolduruyor bu yüzden otobüsü. Sınav görevi çıkmış hepsine. Hemen arkamdaki dörtlü koltukta oturmakta olan üç bayan öğretmen kendi aralarında kıkırdıyorlar. Bir tanesi telefonunu bagaja düşürüyor. Komik şeyler söylüyorlar. Hizamdaki tekli koltukta elinde hakimlik giriş sınavı belgesi olan esmer bir genç var. Şoför ve muavin onu öne çağırıyor bir süre sonra. Neden diye soruyor, burada daha rahat edersin diyorlar. Çaresiz öne geçiyor genç. Haremlik, selamlık bir oturma planı yaratılıyor. Hava kararıyor, göz gözü görmüyor, karanlıkta Kars’a ineceğim. Hayatta en sevmediğim şey ilk defa göreceğim bir şehre kör karanlıkta inmek. Asabım bozuluyor. Arkadaşımla konuşmalarımız geliyor aklıma. Al sana derinlik diyorum. Karanlık derinlik. Ne işim var Kars’ta? Ne işim var Doğu’da? Herkes bir yerin batısına gider, bense hep doğusuna. Berbat bir müzik çalınıyor kulağıma açtıkları kanaldan ya da koydukları cd’den gelen. Gene geliyor o. “İç sesim”. Nerelerdeydin diyorum, bana Deep Purple mı bekliyordun diyor. Tarif edilmez bir yalnızlık içerisindeyim, bir teselli ver diyorum, oh olsun sana, bana, bize diyor. Çok gaddarsın diyorum, önce kendi kendine acımayı öğren diyor. Ben herşeye rağmen seni seviyorum diyorum, sen zaten anca kendini seversin diyor. Sonra da gidiyor. Beni de bir başına bırakıyor. Gaddar pislik. Nedeni belirsiz bir huzursuzluk ve endişe taşıyorum yüreğimde. Bir daha gelme, istemiyorum artık seni diyorum. Derin bir sessizliğe gömülüyor. Ben de susuyorum.

İn bin, koştur, düşün, ürk, kork, hayaletleri kovala dur derken seyahatimin bu aşamasında hiç fotoğraf çekmemiş olduğumu görüyor ve bunu size hissettirmek için tüm perişanlığımla çekmiş olduğum selfie’mi bari diyorum paylaşayım da renk olsun yazıma. Kars’ta buluşmak umuduyla.

20160313_102547

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Sinemass'a Hoşgeldiniz

Sinema,Film,Eleştiri,Öneri

Gezegenim

"ama fırtına olmadan dalgalar büyümez ki!"

BİRİKTİRDİKLERİM

YAŞAM PORTALI

siyahgolge

siyahgolge

Sin Edebiyat

İki aylık şiir ve edebiyat dergisi - *Sin: Türkçe'de mezar Arapça'da saadet İngilizce'de günah.

Alperen Durak

#alperen #reis #birumutturyaşamak

Sadecilik

Sadeleşerek özgürleşin.

SÖZDÜŞÜM

Sözlerin Gülümsemesi Gülden Belli

İzmir nakliyat

İzmir evden eve nakliyat firmaları arasında en iyi ev taşıma ve ofis taşıma firmasıyız. Atasun evden eve nakliyat firmasıyla sizde izmirde sorunsuz ev taşıyın.

Taşkın Sarıkaya

Biz bugün yaşanmışlıklarımızı yaşıyoruz

Shu’s World

Sanat,şiir,edebiyat

ZÎZNASE

bilgelik sevgisi...bilgi aşkı

Aksaray Ömür Oto Kurtarma 7,24

aksaray cekici aksaray oto cekici aksaray kurtarici aksaray oto kurtarma aksaray kurtarici oto kurtarici aksaray oto cekici aksaray aksaray çekici

CeylancaHerşey

Dijital Kahve, Reklamcılık, Film ve Edebiyat Hakkında KADINCA

kendimesozumvarcom.wordpress.com/

Bu sayfadaki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi vardır.

Türkçe Öğrenmek istiyorumm

Dünyayı güzellik kurtaracak bir insanı sevmekle başlayacak herşey...

İnternet Günlüğüm

Oku, Anla, Anlat...

Haftalık Günlük

Gündem, İnceleme Yazıları ve Kahve

Dearpink

yaşama dair..

mythought

Wichtig ist zu verstehen, was man liest...

Dua Arşivim

2019 Açık ve Kapalı Günleri,Dua ve Salavatlar

aşına buyruk

seyahat, yeme, içme

geceninkuyusu

genelde içimden atmak için yazarım, hatırlamak için değil

harbicibellek

Unutmayalım diye yazıyoruz.

dealitquicker

Sports News all over the World and Everything

Benim sesim

Müziğim dillerde

siyah lale

açık söz ve cesaret herzaman işe yarar ;)

comMEDIA

iletişim ve medyaya dair herşey

ERSOY SELKİ

insan insana,can cana. . YAŞAM ,ÇOCUK, FOTOĞRAF,DÜŞÜNCE,EĞİTİM , ŞİİR, 🎶

Maiperest

Ölürüm fakat bu bir devrim olur.

yedisihirlikitap

"sevenmagicbook"

Bilal's blogger

asıl tarz senin olandır,senin olanı moda ile yenile

Şehirler

Şehirler

ARTniyetler

İyi Bir Adam Olmak Projesi

Mavi'nin Güncesi

Bazen bir jack daniels'tir mutluluğum

Kırmızı Lotus Çiçeği.

Biraz mucize lazım bize.

%d blogcu bunu beğendi: