KALİMNOS

20140707_124209

Kali Mera:İyi günler

Kali Spera:İyi Akşamlar

Kali Nichta:İyi Geceler

Yammas:Selam

Parakalo:Lütfen

Efkarysto:Teşekkürler

Nai:Evet

Ohe:Hayır

Oraya:Harika

Kala:İyi

Poli kala:Çok iyi

Bravo:Bravo

Endaksi:Ok

Poso kani?:Ne kadar?

Yatee?:Neden?

Ti kanis?:Nasılsın?

Pou?:Nereye?

Voithia!:Yardım et!

Sagapo: Ti amo

Turkiya?:Karşı yakadan mı?

20140707_123959

20140707_105043

Adalar sayesinde birkaç kelime Yunanca öğrenmiş bulunmaktayım. En çok da Fedon sayesinde “sagapo”nun sırrını çözmüş mutlu azınlıktanım. Bir çeyrek Girit kanım sayesinde ise türlü çeşitli otun takipçisi ve zeytinyağlıların müdavimiyim. Sizlerle de kalan basit ve günlük konuşma dilinin nazik ve çok işe yarayan kelimelerini paylaşayım istedim. Bu kadarı bile yetiyor. Zaten ada halkları İngilizce olarak vaziyeti idare edebiliyor yedisinden yetmişine, zaten ondan da iyi Türkçe biliyorlar. Yukarıdaki birkaç kelime Yunanca ise benim yanıma kar kalıyor.

Arkamdan koşar adım gelmekte olan şeyin kendimin olduğunu görüp de uyandığım bir sabahın erken saatlerinde Kalimnos’a gitmek üzere yola çıkmak için daha iyi bir neden düşünemiyorum. Denizler, okyanuslar, karalar yetmedi çöller aşanların da bir sabah benzer bir rüya görmüş olabileceklerine dair çok derin hisler oluşuveriyor içimde bir anda. Sonraki bir anda ise hepsi geçiveriyor. Anlar anları tutmuyor. Ahh ne kadar yazık!

Otuz deniz mili yani yaklaşık elli ya da altmış kilometre hızla Ege’deki fırtınanın son gününde açıklardaki çok büyük sayılmayan ama gene de hızlı feribotun bir sağa bir sola kıvrılırken camlarına vurmakta olan ve bir parça da acımasız görünen dalgalarını aşa aşa varıyoruz Kalimnos’a. Bir sürü adacıktan geçiyoruz üzerlerinde yerleşim yeri olmayan. Açıklarda bir sürü yelkenli var. Bir parça daha uzakta ise yük gemileri. Hiçbir şey hissettirmiyor uzaktaki varlıkları içlerinde canlıların olması da.

Keçilerin pardon dağcıların rağbet ettiği bir ada Kalimnos. Feribottan iner inmez geçtiğiniz gümrükten indiğiniz anda merkez Pothia tarafından karşılanıyorsunuz. Dodekan(Dodekanisos) yani Yunan Oniki Adaları arasında yüzölçümüyle dördüncü sıradaki ada oldukça kurak ve dağlık. Ekim’in ortasında başlayacak olan dağcılık ve tırmanış festivalinin afişleri var. Şimdiyse imkansızmış gibi görünüyor güneş bu kadar yakarkan. Bizim taşralarımızda bile görmediğim kadar eski binalar devlet kurumu olarak hizmet veriyor. Fakat çalışanlarla turistleri ayırt etmek güç çünkü hepimiz bir giyiniyoruz. Parmak arası, şort ve askılı blüz. Turizm ve enformasyon bürosunu buluyorum aynı sıradaki ve içeriye giriyorum. Benden önce gelmiş olan farklı milletlerden insanlar enformasyon almak için bekleşiyorlar ve fakat tek bir enformasyon veren var ve çok hoş bir bey ve solak ve düzgün bir İngilizcesi ve kibar bir aksanı ve güzel bir yüzü ve hoş bir fiziği ve yüzüksüz bir sol eli var. Adını soruyorum. “Yiorgos” imiş. Yüzünü çevreleyen bir parça da sakalı var ve bir pazartesi sabahı için güleryüzlü olması da cabası. Her neyse Yiorgos(Yorgoş olarak telaffuz etmişti) beni yeterince bilgilendiriyor ve şehir turundan önce birkaç müze gezmek üzere sahillerinde yürümeye başlıyorum. Free shop fiyatına alkol ve tütün maddelerinin satıldığı bir sürü market var. Fiyatlar çok makul. Heryer ouzo, heryer Yeni Rakı. Bir sürü kafeterya yanyana dizilmiş, bir sürü kahve var yerli amcaların oturduğu. Bizdeki kahvelerden farkı onların da turist gibi oturup kağıt oynamadan kahve, çay ya da ouzo içip fazla sohbet etmeden geleni geçeni izliyor olmaları. Karşılıklı bakışmakla yetiniyoruz, o kadar. Balıkçılar var tezgahlarında balık çeşitleriyle; ahtapotun kilosu on euro. Alınmaktan çok poz poz fotoğraf karelerinde ölümsüzleşmekle meşguller. Yabancı turistlerin en sevdiği şey sergideki ölü ahtapot fotoğrafçılığı. Tezgahlardaki diğer balıklarsa alıcılarını bekliyor ve kursaklara karışıp balçıklaşmadan tek kare pozun içine bile giremiyorlar. Sıradan ve benzer yığınların içinde, kendi gibilerin içinde, kiloyla tartılıp nasıl yenilmek istedikleri bile sorulmadan kah kızgın tavada alt üst edilerek, kah buğulama olsun diye içine çevresine patates domates soğan yerleştirilerek, varlıklarına şükran bile duyulmadan gönderiliyorlar mideye.

Kalimnos Ev Müzesi, Dünya Deniz Müzesi ve Arkeoloji Müzeleri gezilecek yerler arasında. İlkinde geleneksel kıyafetler, ev araç ve gereçleri, eski zaman fotoğrafları ve genel olarak kadının evindeki ve sokaktaki yaşamına dair ne varsa sergilenen bir müze. Eskiden yüzük takmazlarmış evlendiklerinde. Bir kadının evli olduğu yemenisinden ayırt edilirmiş. Evli olanlar kartal motifli baş örtüsü kullanırmış. Peki ya evli ve fingirdekse. Düşüncelere dalıyorum:”Bu adada doğmuşum. Ailem buralı. Sünger avcısı bir kocam var erken yaşta evlendirildiğim. Hiç sevmiyorum onu. Sevmek nedir bilmiyorum ki. Kimse öğretmemiş. Ama fingirdekliği ve başörtüsü kurallarını çok iyi biliyorum. Başörtüm evlisin diyor, ruhum herkesle flört etmek, herkesle fingirdeşmek istiyor. Adaya dışarıdan gelen erkeklerden alamıyorum gözlerimi. Daha sadece onsekiz yaşındayım. Ama işte başörtüm şey. Ney ney?”

20140707_110848

20140707_110930

20140707_111545

20140707_110939Süngerler ve sünger avcılığı adanın halen daha en önemli geçim kaynağı. Hediyelik eşya olarak satılan sevimsiz magnetolar, ray ban taklidi gözlükler ve yöre desenli tuzluk biberlikler dışında götürülebilecek en makbul hediyeler belki de.

SAINT SAVVAS:

20140707_123520

Aziz bizde bilinen, Agios ise Yunanca bilinen adı. “Aziz Savas”:Kurtarıcı, iyileştirici, çileci, koruyucu aziz. Adanın en tepesinde mezarı. İster uygun fiyatlı motorsikletler(günlüğü on euro), ister marka marka değişen araçlarla(günlüğü 35 euro), hiç olmadı merkezden on euro’ya götürüldüğünüz şehir turu kapsamında gezilip görülecek ve buna değecek bir yerde yatıyor Saint Savvas. Ada ayaklar altında ve ben ne yazık ki canla başla mikrofondan konuşan tatlı Yunan kızını bile ne çirkin sesi var diye eleştiren orta sınıf olup bunu söylediğinde hiç hoşlanmayacak olan kendi bülbül sesli bir araba dolusu Türk ve Kürt vatandaşı ile beraberim. Benim de dahil olduğum ve eleştirmeyi en iyi, en çok bilen en yüce sınıf olan sınıfım para bulup, şöhret bile olsa değişmeyecek bu yadırgatıcı huyları ve kendi aralarında hep alkışlanmaktan doğruyla yanlışı bulmaktan çok uzak insanlar topluluğu olarak hep olumlanırlanıyorlar her zaman olduğu gibi. Hayata espri kattığını sanıp, otla bokla dalga geçer böyleleri. Ve cidden gerzekçe sorular sorar dururlar: “Ben geldiğimde rahibeler vardı, şimdi neden yoklar?” gibi. Hepimiz biliriz o andan sonra o beyin caka sattığı kızlarının yanında burada bizden önce bulunmuş olduğunu.

Zangocu olmadığından çalmayan çanları, Aziz’in yattığı ve ona bağlı mum dikilip adak adanan bir bölme, bir şapel ve küçük küçük evlerden ibaret burası. Bir çeşit manastır kompleksi. İçeri girerken sepetin içindeki etekleri giymek gerekiyor eğer kendi etek boyunuz kısa ise. Rehber kız Savvas’ın mucizesinden bahsediyor. İyileştirici gücünden ve camekanlı bölümün önünde şimdi dünya gözüyle yansıyan görüntüsünden. Evet yansıyor. Ben gördüm. Göz yanılsaması mı, bilemem. Ben birşey bilmiyorum zaten.

Saint Savvas’ın olduğu camekanla kaplı bölüme geliyorum kalabalığın içinden süzülerek. Yüzünü bir örtüyle kapatmışlar. Örtü artık yüzünün şeklini almış sanki. Bir anda otobüs dolusu çılgın kalabalık yok oluyor ve ben nereye gittiklerini anlamıyorum bile. Biz yalnızız. Hiç ses yok. Beynim boşalıyor sanki. Başkalarının benimle aynı hisleri paylaşmaları için ben olmaları gerek, şu an, şimdi. Benim gözlerimden bakmaları gerek ya da benim hislerimi sihirli bir şekilde anlatmam gerek. Çok zor. Ama kıyamet gününe kadar ruhlar dolaşıyor. Bir perde var aramızda, inceden bir tül. Tülün gerisindeki bir an benimleydi. Güçlü ruhların sahipleriyse yaşadıkları zaman diliminde seçilmiş nefs sahipleri.

Bir mum alıp yakıyorum diğer bir mumun aleviyle. Kumun üzeri apaydınlık oluyor. Biliyorum ne şekilde olursa olsun ben buraya tekrar geleceğim ve dileğimin gerçekleştiğini söyleyeceğim ve nefs sahibi olamayan ben dünyevi isteğimin gerçekleştiğini fısıldayacağım hiç utanmadan. Hiç utanmadan, hiç gücenmeden tekrarlayacağım ve bir mum daha yakacağım diğer gelişimde. O zaman çok çok uzaklardan gelmiş olacağım.

Bizimkiler üçer beşer yakıyorlar mumları ve gidiyorlar hiç para atmaya tenezzül etmeden. Halbuki bir euro beş mumunun namusunu kurtaracaktı.

20140707_122542

20140707_123356

20140707_122729

Deniz ve şehir manzaralı yatan bir başka erenlerden Yuşa Hazretlerinin türbesi vardır Anadolu Kavağında. İnsanı sersemletir kuşbakışı İstanbul manzarasıyla. Çöllerde geçen zorlu yıllar, açlık perhizleri, çilehanelerde yaşanan suskunluk yıllarından tek kelime etmeden sıyrılıp, aklına mukayyet olarak yaşamını devam ettirebilmek, insan sarrafına dönüşmeden insanları görebilme ve kabullenebilme yeteneği, adanmışlık, bunlar çok kolay şeyler değil. Bir kum parçası olmadan çok önce yaşadığın, seni oradan oraya sürükleyen ve hiç nefes aldırmayan rüzgarın önünde kah kum fırtınalarının içine dalarak, kah okyanuslar aşarak ulaştığın bir bilinmezde aslında olduğun ve dönüştüğün şeyden memnuniyetsiz olmak en büyük ceza, son büyük acı belki de. Kibir kibir kibir yok et kendini ki hiç böbürlenmeden seveyim kendimi. Peygamber sabrı değil sevgisi ver kalbime ki tahammül edebileyim bir sürü şeye. Sen dirlik ver artık yerinde olmayan kalbime.

Sıcaktan bunalanlar için Vilhadia’da mola verdik. Çok şirin halka açık plajları var. Şezlongsuz, konforsuz, kumun üzerine yayılı insanlar ecrimisil kaygısına düşmemiş işletme sahipleri ve uygun fiyatlı kafeleri ve bol tuzlu Yunan deniziyle hizmet veriyorlar müşterilerine. Masouri’den geçiyoruz. Burası merkezden daha güzel ve şirin. Denize girenleri almak üzere döneceğiz diyor rehber. Bir sürü pansiyon, otel, tatlı tatlı sohbet edebileceğin kafeleri var. Nihayet Telendos Adası’nı görüyoruz. Rivayetiyle meşhur genç kızı andırıyor diyorlar sanki varmışçasına gözleri, burnu ve ağzıyla. Myrties’ten beş dakika uzaklıktaki adaya motorlarla geçiliyor ve inan aklıma sen geliyorsun karşıya geçerken. Ama geçiş beş dakika ve sen saniyelerle oradasın. Sonra başka hayatlar, başka insanlar.

20140707_130447

Hiç daha küçük bir adada bulunmamıştım ve bir ucundan diğer ucuna kısa bir seyahat ada hayatı hakkında fikir sahibi olmanıza yetiyor. Kış geldiğinde üzerinde bir notla adanın kapandığını hayal ediyorum. Hayır, öyle olmuyormuş. Az kişiyle de olsa adanın adasında yaşam devam ediyormuş. Burada insanlar çok daha sakin ve huzurlu. Yığınlardan uzaklaştıkça insanlar huzur buluyor sanki.

Sayısız kilise ve manastıra ev sahipliği yapıyor ada ve bu haliyle Patmos’tan sonra Hıristiyanların ikinci Hac yeri olsa gerek Adalardaki, özellikle de Saint Savvas’ın varlığı bunu pekiştiriyor. Çan sesleri adanın merkezine iner inmez daha çok çalınır oluyor kulağımıza. “Dalgaları Aşmak”, dalgaları hissetmek… Kapkara güneş gözlüklerime rağmen yakıcı güneşe karşı siper ettiğim gözlerimle Pothia’dan yani zeminden yukarı doğru kaldırıyorum başımı. Saint Savvas kum gibi görünüyor.

20140707_155221

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

gagoriktosba

rise and rise again until become lions

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

%d blogcu bunu beğendi: