HERKES BİLİYOR : EVERYBODY KNOWS : TODO LO SABEN

997B6181-292D-4BAA-B5C2-418E15BD1EA2

HERKES BİLİYOR : EVERYBODY KNOWS : TODO LO SABEN

“Şaraba karakterini veren zamandır.” Paco

“Hiçbir şey demediğimizde, aslında her şeyin iyi olduğu yok.” Bea

“O topraklar onu işleyenin.” Bea

“Benden intikam almak istiyorsan, kızıma zarar verme. O senin kızın.” Laura

“Yani biliyorlar. Herkes biliyor.” Alejandro

“Gurur mu kaldı? Ne gururu?” Alejandro

GİRİŞ :

İki arkadaş, pardon iki kardeş, çok pardon iki çok uzaktan, o da değil sandıkları kadar çok yakın olmayan iki erkek akraba konuşmaktadırlar. Mevzu az önce izledikleri filmdir. Bir tanesi ayılmış bayılmıştır, diğer tanesi filmden pek de hoşlanmışa benzememektedir. Yakından bakalım dilerseniz neler konuştuklarına :

A: Filme bayıldım.
B: Sen zaten her filme bayılırsın.
A: Hiç değil. Bir sürü filme başlıyor ve bitirmeden kapatıyorum. Çünkü dayanamıyorum. O yüzden de üzerine yazı yazacak film bulamıyorum. Bir filme sırf kötü demek için bir şey yazılır mı, onu da bilmiyorum.  Ne yazacaksın ki zaten düşünsene…çok kötüydü, olağanüstü kötüydü filan mı diyeceksin hiç durmadan! 
B: İnsanlar kötüyü de bilsinler canım. Herkes her zaman iyi film mi çekermiş?
A: Yooo…çeker tabii. Bak Asghar Farhadi’ye. Ne kadar iyi bir film çekmiş gene. Yapım ekibine bakıyorsun, herhalde kurgucusuydu galiba jenerikte ismi geçen sayılı İranlı’dan biri olarak. Diğerleri ya İspanyol ya da İspanyolca konuşulan ülkelerden hep. Farhadi dil sorununu aşmış olsa gerek ki sete dolayısıyla sahnelere olan hakimiyeti, oyuncu yönetimindeki başarısından da anlaşılıyordu. Demek ki İspanyolca’yı öğrenmiş bu zaman zarfında. Senaryoyu hangi dilde yazmış bilmesem de, İranlı bir sinemacı olarak tamamı İspanyol olan, İspanyolca konuşan insanlarla, onların kültürlerini yansıtan evrensel hikayeli bir senaryo yazmak çok kolay değil, hele çekmek hiç değil. Bu Recep İvedik değil.
B: Yok değil. Ama senin her gördüğün sahnede adamsın, kralsın, büyüksün, efesin, reis reis, ne iyi kalpli adam dediğin Paco yani Javier Bardem onların İvediği. İlk dakikalarda maskülen maskülen dolaştı durdu, zaten bi bildiği şarap, sonunda ne bağ kaldı elinde, ne kadın, ne de para.
A: Sana inanamıyorum. Javier Bardem’le Recep İvedik karşılaştırılır mı? 
B: Zeytin çekirdeklerini tükürüp, balkondaki sarışınla fingirdeşen, hala daha gençlik aşkını unutamamış, bunu da yedi yıllık evliliğinin sözde arzu nesnesi olan eşini hiçe sayarak ispatlayan kırsalın delikanlısını tabii kıyaslarım. Kadın dayanamadı gitti.
A: Adamın dertten saçları beyazladı, ince hastalık sahibi oldu. Ben en çok nüzul inmesinden korktum.
B: O ne?
A: Ne ne?
B: Büzul?
A: Ha nüzul. İnme demek.
B: Felç desen şuna. Nerden buluyorsun bu Nuh Nebi’den kalma terimleri?
A: Nuh Nebi zamanlarından. Tıpkı senin gibi. Hatırlarsan rahmetli halam da çok kullanırdı. 
B: Kötü bir hafızam var benim. Ama filmlerden anladığım kesin ve bu filmi hiç beğenmedim.
A: Belli oluyor. Senin gibi çömezlerin bir boktan anladıkları yok zaten. Anca bunu beğenmedim, şunu beğenmedim. Sonra da bak ben tek bunu beğendim ve sen de benim beğendiğimi beğenmek zorundasın diye baskı yapıyorsunuz. Siz gençler çok biliyorsunuz.
B: Pardon ama aramızda sadece iki yaş var ve büyük olan benim. Ben otuz…neyse sana neden laf anlatayım ki?
A: Ben neden sevdiğin bir filmi sana sevdirmeye çalışayım ki?
B: Beğendirme o zaman, sevdirme o zaman. Ne işi var İranlı yönetmenin Madrid’in dağında, pardon bağında?
A: Gitmiştir, görmüştür, sevmiştir, beğenmiştir, ben bir film yapayım bu coğrafyanın insanlarını anlatan demiştir. Kim bilir belki de bir hikaye çalınmıştır kulağına civarda yaşanmış olan ve onu uyarlamıştır kendine göre. Hem ne olmuş yani adam İran’da doğmuşsa? İspanya’da film çekemez mi? Woody Allen yıllar sonra Avrupa’yı fethetti adeta. Match Point’le Londra’da giriştiği Avrupa’nın fethinde, Barselona, otuzlar Paris’i ve Roma ile devam etti. Bunlar Woody için büyük adımlardı.
B: Muhteşem Woody Woodpecker. Tuhaf adam. Üvey kızına baksın o önce.
A: Bakıyordur sen merak etme. İnsanların dehasını özel hayatlarıyla karalamak da ne demek oluyor hem?
B: Woody’e gelince akan sular duruyor öyle mi? 
A: Aynen öyle. Suçlar ve Kabahatler çünkü. Radio Days çünkü. Annie Hall çünkü. Ve daha çok çünkü.
B: Ensar çünkü.
A: Ya ne alakası var?
B: Sanatçı değiller çünkü.
A: Onlar rızasız erkek çocuklardı ve korunmasızdılar.
B: Kız erkek fark eder mi?
A: Eder tabii. Birinde fiili livata var. Rıza yok. 
B: Her zaman çok bilmiştin. Zaten senin babanın taraf da bir manyaktı.
A: Ne biçim konuşuyorsun sen?
B: Hatırlarsan büyük büyük deden köyde benim büyük büyük amcamın eşini kaçırmıştı. Geride de biri memede üç erkek çocuk bırakmıştı.
A: Hatırlarsan buna sebep olan senin büyük büyük bir şeyinin bizim taraftan kız kaçırmasıydı. İlk o başlatmıştı.
B: Bari o kız kaçırmıştı. Döllü döşlü kadın değil.
A: Böyle bir tarihim değil, bu vesileyle senin gibi bir akrabam olduğu için o büyük büyük dedeme her saniye müteşekkirim zaten.
B: Hadi ordan her fırsatta yok benim köyüm der, köyünü, özünü reddedersin sen.
A: İnsan kendini gitmediği bir köye ve köylüsüne yakın hissetmiyor işte. Sanki sen her yaz köydesin de!
B: Kütüğümün farkındayım en azından.
A: Hah Kayı boyu, zırtgiller bucağı, ne budunuydu?
B: Sen geç dalganı. Aile dizinine baktır da gör bakalım sen kimsin?
A: Kim büyük büyük dedem mi?
B: Aynen. Aynı. Sizin apartmanda üstelik uzaktan akraban evli kadınla ne haltlar karıştırdığını bilmiyorum mu sanıyorsun?
A: O benim gençlik aşkımdı. Gitti de bir kerizle evlendi. Üstelik kocası bilmiyor.
B: Kocalar her zaman bir şekilde öğrenirler sonunda. Seni vuracak sonunda, yedibela sülalesi var, vurmazsa da vurduracak. Amcalarından hapse girmiş çıkmış adamlar var. Yakında kokusu çıkar, görürsün o zaman. Önce kahvede başlar lakırdılar, sonra akrabalarına ulaşır, sonunda da bir içki masasında kulağına çalınır adamın. O da olmasa bir gün biri kenara çeker ve der.
A: Ben de inkar ederim.
B: Nereye kadar?
A: Sonuna kadar. Olmadı para yediririm.
B: Ne yazar. Üstelik çulsuzsun.
A: Ne yapayım. Kız aklımdan çıkmıyor.
B: Kız dediğin koskocaman bir kadın. Bohçasıyla pencereden atlayacak cinsten değil yani. Ben hatırlatayım da. Camına taş atıp, hışt pıştla camdan atlatamazsın yani.
A: Tabii atlayamaz. Zemin katta oturuyorlar, demir kafeslerle çevrili dört bir yanı.
B: Neyse bari. Bana bak adam yokken seni eve almasına izin verme sakın. 
A: Napim? Kaçayım mı?
B: Kaç tabii. Hem sen fedakar bir adam da değilsin ki. Diyelim kadın kaçalım dedi. İlk sen kaçarsın. Arkana bil bakmazsın. Aşk fedakarlık ister koçum. Javier’in hakkını yememek gerek. Laura kısık sesle o senin kızın dediğinde, üstlendi davasını süratle. Tam bir dava adamı işte.
A: Pes. Duyan memleket meselesi var ortada sanacak.
B: Herkes kendi üzerine düşen vecibeleri yerine getirmezse, ortada ne memleket kalır ne de toprak. Paco’nun da kalmadı ya.
A: Bak kendinle çeliştin, benimle uğraşırken. Ve benim nüzulümle uğraşırken, vecibe de nerden çıktı şimdi? Her neyse, sen de sevdin Paco’yu kabul et. Adam hayatından, toprağından ödün verdi kızı için. Üstelik o da ortada karısı Bea’nın dediği gibi DNA testi filan yokken yaptığı fedakarlıktı. Laura senin diyor kısık sesle ama, onun mu bakalım gerçekten? Gençliklerindeki ortak özelliklerinin çılgınlık olması dışında, nerden belli baba kız oldukları?
B: …sevmişim valla. Laura deyince inandı, ona güvendi. Koca desen Allah aldı, Allah verdi icraat sıfır. İşimiz Allah’a kaldıysa hepimiz yandık. Gerçi…alınır, gücenir şimdi göklerden, boku yerim. Zaten işler kesat, kriz var…Ben yapmayabilirdim demek istiyorum kısaca. Neticede aile geldiği gibi gitti. Bu dımdızlak kaldı ortada. Ne bağ kaldı elinde, ne de bostan. Bir de sağlığından ve güzel karısından oldu pisi pisine. 
A: Senin en büyük sorunun nedir, biliyor musun? İnanç konusunda kesin bir fikrin, net bir tavrın olamıyor bir türlü. Üstelik bu yıllardır böyle. Bir ara ateisttin. Sonra baktın gördün herkes ya ülser ya kanser, döner gibi oldun ama tam da dönemedin. Tepkini ve Müslümanlığa duyduğun öfkeni yobazlardan çıkarmaya çalıştın. Sonra baktın bazı yobazlar yobazlıktan bağımsız sağlam birer dindar çıktı. Din din gezdin, kitap kitap dolaştın, baktın en sevdiğin yazarlar ya ateist çıktı ya da deist. Yine kafan karıştı. Hep bir kafa karışıklığın var senin. Alzheimerlılar gibisin.
B: Herkesin kafası her zaman karışıktır. Ben hala aradığımı bulamadım. Ne bu dünyayla ilgili ne de öteki dünyayla. Burada mutsuzum çünkü geçimsizim, orayı bilmiyorum, bilmediğim şeye de güvenemiyorum.
A: İstikrar yok sende.
B: Sende çok! Gençlik aşkına yanmak mıdır istikrar?
A: O da bir şekli. 
B: Film hariç her şeyden konuşmayı başardık.
A: Sen anlamadın. Biz filmde ve bizim hayatımızda olan her şeyden konuştuk aslında. İnançtan konuştuk, insan sevgisinden, fedakarlıktan, arayıştan…kendimizi sorguladık, Paco’nun yerinde olsak aynısını yapar mıydık dedik, sen yapmayacağını düşündüğünü söyledin.
B: Sen?
A: Yapardım. Başka türlü vicdanımın sesini bastıramazdım çünkü. 
B: Paco iki.
A: Napim, ben böyleyim.
B: Bu arada yeri gelmişken, şu babandan kalma ticari taksiyi elden çıkarmanın tam zamanı. Madem fedakarlığı seviyor, vicdanlı olmaktan hoşlanıyorsun. Al sana dev gibi bir fırsat. Benim işler kesat zaten.
A: Nasıl yani?
B: Eee bizim de hakkımız var plakasında. Malum baban alırken parası yetmemiş, borç almıştı bizden. Başka türlü taksi sahibi olamazdınız.
A: Nasıl yani?

1C62C6B0-B54F-4AAF-86FB-F8D1BC7DEB14

D2D09D96-2B3F-4FF5-A78E-C628CFE0C658

HENÜZ KİMSE BİLMEZ…BİLSE DE BİLMEZ :

Tik tok
Tik tok
Tik tok

Kilisenin çan kulesinde yer alan saatin dişlilerinin hareketi sonucunda duyarız çıkan sesleri: tik tok, tik tok. Aksi bile olsa yani ses duymasak da, ben öyle hayal ediyorum ister istemez: tik tok, tik tok. Bir kuş kanatlarını çırpmaktadır çılgınca. Yavru kuşlar sığabildikleri ufak bir delikten uçup özgürlüğe kanat çırparken, delikten çıkmakta zorlanacağını düşündüğümüz kuş, tek başına kaldığında kanat çırpmayı bırakıp sakinleşir ancak. Kulenin duvarına kazınmış yazıları görürüz sonra da. Teresa, 1982 LP… Bu yazıdan ne hikayeler çıkar, öyle değil mi? Bir aşk hikayesi mesela 1982 yazında başlamış olan. Mesela. Belki de filmin aynı zamanda senaryo yazarı da olan Farhadi de öyle düşünmüştür, kim bilir! Her şey bir mesela ile başlar zaten çoğu zaman. Mesela bir zamanlar birbirine çok aşık, isimlerini duvara kazımış bir çift varmış ve bu çift yıllar sonra bir başka kadın ve bir başka erkekle evlenmiş olarak çıkmak zorunda kalmışlardır birbirlerinin karşısına. Çocuklar, eşler, eski yaralar, derin mevzular falan filan.

3697C2E5-3F9C-4B0B-8889-4FD2E2F3FB15
Before
829F5826-88CE-4C06-93C8-6161E2583FAB
After

Aynı günün sabahı belediye araçları sokakları temizleyedursun, ameliyat eldivenli bir çift el kayıp bir kız çocuğunun fotoğraf ve haberlerinin olduğu gazete küpürlerini kesmektedir. Bu bir çift el bir erkeğe aittir ve ot tüttürmektedir bir yandan. Arjantin’den gelen Laura(Penelope Cruz) ve iki çocuğunu düğün sahibi kız kardeşi Ana karşılamış, mutlu mesut arabanın içinde düğünevine doğru yola koyulmuşlardır. Bir yandan da düğüne iştirak edememiş olan babaları Alejandro ile görüntülü konuşma yaparlar. Irene kabına sığmayan bir genç kızken, Diego sevimli bir yumurcaktır Herkes coşkulu, heyecanlı ve neşelidir. Aynı anlarda bu kez de üzüm bağlarındaki hummalı çalışmaya şahit oluruz. Kasa kasa üzümler traktörün arkasına yerleştirilmektedir. Düğün kıyafetinin içine girmeye çalışan zarif Bea’nın eşi Paco(Javier Bardem) indiği traktörden eve doğru yürürken yaydığı maskülen ve vahşi enerjisiyle olayların baş aktörü olacağının sinyallerini verir adeta. Karı koca arasındaki ateşin sönmediğine şahit oluruz. Sonra da teker teker Laura’yı karşılayan aile bireyleriyle tanışırız. İçkici dul baba, kardeşler, kuzenler uzun zamandır bir araya gelmemiş gibidirler. Asi tabiatlı Irene, Paco’nun yeğeni Felipe’yle motosiklete biner, düğün günü zamansız çalan çanlar da onun eseridir. Genç kız adeta kabına sığmaz. Felipe’den beraber çıktıkları çan kulesinde yer alan LP harflerinin kahramanlarının annesi Laura ve Paco olduğunu öğrenir. Kilise düğününün ardından verilen düğün yemeği ve eğlence esnasındaysa genç kız fenalaşarak erkenden girdiği yataktan kaçırılmak suretiyle çıkabilir ancak. Fidyeciler devreye girer. Genç kızın yatağının üzerine bıraktıkları küpürler filmin başında yer alan ellerin eseridir ve kızı kaçıran eller de ona aittir. Laura anne olarak heder eder kendini. Irene’nin astımı vardır ve ilaçları yanında değildir muhtemelen. Başı her sıkıştığında Paco’ya başvuran Laura’ya kocası Alejandro’yu araması gerektiğini söyleyen de odur. Polise başvurdukları takdirde kızlarının öldürüleceğini söyleyen fidyecilere baş eğmekten başka çıkar yol bulamazlar. Son derece yüksek olan rakamı Laura’nın bulmasının imkansız olduğunu öğreniriz, çünkü kocası iki yıldır işsizdir. Dolayısıyla gözler aynı mesajı Paco’nun karısına da gönderdikleri için Paco’ya çevrilir. Soru işaretleri yavaş yavaş ünleme dönüşür. Toprak kavgası başlar. Irene’nin Paco’ya sattığı toprakların peşine düşer aile bireyleri. Laura’yı buna zorladığını düşünmektedirler. Paco’nunsa bu yüklü miktarı ödeyecek parası değil ama gözlü bağları var. Irene’nin akibetinden daha gizemli olan şeyse bir türlü ortaya çıkmayan Alejandro’dur. Bu rolde Ricardo Darin Arjantin’den çıkıp geldiğinde, suçlamalar ona yöneltilir. Polise gidemeyen enişte Fernando’ysa emekli bir polisten yardım alır. Paco’nun kendi payını satmak için çabaladığını yaymalarını ister ondan, fidyecilere karşı zaman kazanmak için. Çünkü Laura ve Alejandro da ne para vardır ne de bir B planı. Adam her daim Tanrı’ya sığınır. Hiç kimsenin parasına ihtiyacım yok der, kızı geri dönecektir, çünkü Tanrı yardım edecektir. On altı yıldır ağzına içki koymamış eski alkolik, şimdiyse iki senedir işsiz ve de iflas etmiştir. Çaresizlikten kaynaklı teslimiyetçi tavırları etrafındakileri başta da Laura ve Paco’yu çıldırtır en çok.

YANİ BİLİYORLAR…HERKES BİLİYOR :

Emekli polis olan Jorge sakin sakin soruşturmasını sürdürmektedir. Kızın hedef olmasında bir amaç olduğunu keşfeder nihayet. Aynı odada yatmakta olan küçük Diego çok daha kolay bir hedef olabilecekken, Irene’yi seçmelerinin altında yatan nedeni öğrenmeye çalışır. Bunu yapanın profesyonel olmadığını ve yakın akrabalardan birinin yapmış olabileceğini düşünür. İşin ucunun Paco’ya kadar uzanmasının özel nedeniyse ortaya çıkar nihayet. Ve biz de tahmin ettiğimiz şeyi öğreniriz: Paco ve Bea dışında herkesin bildiği şeyi. Herkesin. Ve bunu yapan her kimse uzakta değildir.

EVERYBODY_KNOW__5

images.jpeg

AKRABANIN AKRABAYA ETTİĞİNİ, AKREP ETMEZ ETTİĞİNİ :

Katılmamak mümkün değildir. Kazığı yemeden hafif atlatanların niceliği değil niteliği mühimdir. Tıpkı burada olduğu gibi. Fidye parası almak için teyzesinin kızının kaçırılmasına yardım eden bir yeğen vardır ortada. Üstelik kendisi de bir kız çocuğu annesidir. Kocasını onaylamayan ve evliliğini bitirmesine sebep olan anne babasını cezalandırmaktadır içten içe. Öte yandan böyle manyakça bir planla düğün gecesi evden fidye uğruna astımlı bir kızı kaçıran adamdan koca ve babanın nasıl olacağı da tartışma götürür.

Filmin başında yer alan kavuşma, hasret giderme, uzaklarda ve gurbette geçen yılları ezme, en nihayet düğün dernek mutlu mesut şarap şampanya sahnelerinden sonra, iş çıkarları kaşımayı gerektirdiğinde ve eski defterler üstünkörü dahi olsa tatlı tatlı karıştırılsa, tırnaklar ve vampir dişler çıkarlar ortaya hiç umulmadık anlarda. Kim kime ne yapmış, kim kimin toprağını kapmış, kim daha çok para kazanmış, kim kimin kızıyla bilmem ne yapmış…Farhadi bir röportajında İspanyol ve İran kültüründeki pek çok ortak güzelliklerin mevcudiyetinden bahsederken, bizi de rahatlıkla aralarına katabileceklerini düşünmekteyim. Çılgın konseptli düğünlerimiz(alkollü-alkolsüz), damada düğün gecesi uygulanan işkence dolu anlar, zıvanadan çıkmış gibi edilen danslar, bir nedenden ötürü akrabaların birbirini yediği bütün o anlar, toprak kavgası, mal paylaşımı kavgası, kazıklandığını düşünen akrabaların topyekün saldırısı, hiç unutulmayan ilk aşkların kırsalda çok daha ateşli olması ve unutulmaması…mevzular da tanıdık, kadını da tanıdık, adamı da. 

Gerçek hayatta evli ve iki çocuk sahibi olan Cruz ve Bardem’e gelince filmdeki partnerleriyle karı kocayı oynarken, kapanmamış bir davanın tarafları olduklarını bir araya geldikleri her karede hissediyorsunuz ki bu oyuncuların olduğu kadar yönetmenin de başarısı. Düğün sahnesinden hemen önce tanıştığımız karakterlerin düğünde kah dansları kah tavırlarıyla artık iyice kafamıza yerleşmesini sağlıyor Farhadi ve bu da en çok düğünde geçen sahneleri unutulmaz kılıyor. Nella’nın Se Muere por Volver’iniyse kulaklıklarımı kulağıma takmaya her fırsat buluşumda hiç bıkmadan dinliyorum. İnsana yaşama sevinci aşılıyor bir şekilde. Tutkulu, ateşli, eğlenceli, ezber bozan, insanın bazen de ayaklarının yerden kesilmesinin gerektiğini hatırlatan…kısacası İspanyolca ne olağanüstü bir dildir öyle. Ve Farhadi yavaş yavaş açtığı senaryosunun yapraklarını, her zamanki aile kavramının üzerine bir de akrabalar sayfasını ekleyerek sunuyor önümüze. Kendisi iyi bir yönetmen olduğu kadar iyi de bir hikaye anlatıcı aslında. Kan bağının önemini vurguluyor ister istemez. İnsanın ancak öz çocuğu için yapabileceği bir fedakarlık var ortada. Ve bir kez daha Laura, üstelik bu kez işinden, karısından, parasından etmek suretiyle geride bırakıyor Paco’yu. Kendisiyse ailesiyle uçarcasına ayrılıyor Madrid’den. Fakat bununla bitmeyeceğinin sinyallerini veriyor yönetmen. Mariana, kocası Fernando’yu oturttuğu sandalyede şüphelerini anlatmaya başladığı anda bitiyor film. Farhadi aralık kapıları sever ve bu duruma önceki filmlerinden de son derece aşikarızdır. Eğer somut bir şeyler istiyorsak, bize Paco’nun kurtulabileceğine dair bir nebze olsun ümit vererek bitiriyor filmini. Ya da en azından gerçeklerin ortaya çıkabileceğine dair umut doluyor içimize. Son olarak Lea rolündeki Barbara Lennie’nin Bardem’le kavgası esnasındaki oyunculuğu çok başarılıyken, tüm ikili diyaloglar arasında geçen duygu aktarımı, işte onu Farhadi’ye sormalı.

MORENA films -casting-

8B740D26-5CA1-462F-804A-9BB810FCE2FB

C26D43D0-5EF5-4AD1-9C51-F032011013EE

ASABİYİM BEN/WILD TALES/RELATOS SALVAJES

image

Birbirinden bağımsız altı farklı hikayenin dolayısıyla bir tam filmin, sanki aynı hikayeyi devam ettiriyormuşçasına çekilip peliküle aktarıldığı bir toplam film “Vahşi Hikayeler”. Aynı zamanda Arjantin’in 2015 Oscar adayıydı. Yapımcı koltuğundaki isimse bir hayli tanıdık. Pedro Almodovar. Hiçbir oyuncu bir önceki ya da sonraki hikayede yer almıyor. Kimse bir diğerinin hayatından teğet geçmiyor. Herkes kendi bölüm yazgısını yaşıyor. Temalar bir olduğundan, konular ve konseptler çok farklı olsa da bütünlük hiç bozulmuyor. Karakterler sıkıştıkları ortamlardan haykırıyorlar. Bu bir düğün salonu olabileceği gibi, bazen bir arabanın içi, bir restoranın mutfağı yahut geniş bir malikane de olabiliyor. Farklı nedenler yüzünden, bazen dışsal figürler, bazen en yakın bildikleri tarafından, bazen de sistem tarafından aşırı derecede stres yüklenen insanların olaylar karşısında anlık ya da yıllar süren öfke dolu birikimlerinin nihai bir intikam planına dönüşmesi sayesinde; ama her bölümde izleyiciye hayatı boyunca muhakkak bir ya da daha çok kez karşılaştığı benzer sıkıntılı durumları çağrıştırıyor olduğundan bol bol empati kurma fırsatı tanıyarak anlatıyor derdini. Jenerikten önceki ilk hikayede uzun, ince bir adam yaşamı boyunca uyuz olduğu her kim varsa-buna anne babası da dahil- bir uçağın içinde topluyor, kendisi ise pilot kabinine geçerek incelikli planını uyguluyor son aşamada, hayatından mutsuz bir aşçı kadın fırsatını bulduğunda birikmiş öfkesini saçıyor ikinci bölümde, üçüncü hikaye kimin perspektifinden baktığınızla açıklanabilinir ve farklı yorumlara gebe “bence”, dördüncü hikayede bir mühendis önceden iş için patlattığı dinamitleri bu sefer bağımsız iradesiyle ama bağımlı olduğu ve hiç durmadan kendisine ceza kesen bir sistemi bireysel olarak yok etmek üzere patlatıyor uzaktan, beşinci hikayede empati kuracağınız kişi belli ve o, etrafı ahmaklarla ama en çok da bir avuç fırsatçıyla çepeçevre sarılmış bir baba, altıncı hikaye ise aşktan beslenen nefretin genç bir çiftin düğününde nasıl da su yüzüne çıktığına şahit olarak yazıyor bizi ve nefretten daha güçlü bir duygunun varlığı en nihayet filmin tamamını sonlandırıyor.

Yazar kişisi bu pek beğendiği, yer yer sempatik bile bulduğu ve ne zaman ki bir tarafa daha çok empati besler iken kendini bulsa bir diğer tarafı gücendireceği düşüncesiyle henüz çok az kısmını kullanmayı başarabildiği beyninin tüm loblarını, sinir ve sinir uçlarının yanında iş duygulara geldiğinde bağımsız hareket etmeyi seven ve öyle de hareket eden yani kısaca atmayı pek seven kızıl organını da katarak başlıyor bu altı farklı hikayeyi hiçbir bağımlı ya da bağımsız yazardan etkilenmeden yazmaya. Bu filmi neden sevdiği soruluyor kendisine. Neden mi(bu fiille başlayan cümlelerin çokluğunu düşünüp, bir ah çekiyor derinden). Çünkü kendisi de bunu tam olarak açıklayamıyor ama sanıyor ki bu kendine münhasır film kendi içinde de var olan ama hep bastırmaya çalıştığı ve toplum içerisinde sosyalleşme sürecinde açığa çıktığında pek de hoş karşılanmayacak duyguları da ayağa kaldırmış olabileceğinden belki de, hiçbir etki altında kalmaksızın yazmak istiyor kendince. Ve başlıyor altıdan geriye saymaya altı, beş, dört, üç, iki…

1.

“Ana babama en ufak bir saygı duymak zorunda değilim, onlar en ufak bir saygıyı hak etmiyorlar. Bana karşı iki suç işlediler, iki ağır suç, beni yaptılar ve bana baskı yaptılar, beni bana sormadan yaptılar ve beni yapıp dünyaya fırlattıktan sonra bana baskı yaptılar, beni yapma suçunu ve baskı altına alma suçunu işlediler. Ve beni ana babanın yapacağı en büyük dikkatsizlikle karanlık çocukluk deliğine ittiler.” ESKİ USTALAR/THOMAS BERNHARD

Hiç haz etmediğiniz insanların bir daha hiçbir şekilde karşınıza çıkmamaları adına yok olduklarını düşündüğünüzde, o aynı ama tatlı orgazmı kaç kere yaşamışsınızdır kim bilir! Yok ben öyle şeyler düşünmem, sevgi kazansın diyorsunuz öyle mi? O zaman hayatınızın bir sonraki sayfasına geçmemişsiniz henüz kanaatimce ya da öyle bir sayfası yok sizin hayatınızın. Ne mutlu size. Olsa bile ya umurunuzda değil, ya azıcık safsınız yahut erdiniz ya da ermek üzeresiniz, an meselesi(ah o gülme gelmese). Sistemle de pek bir barışıksınız hani, öyle mi? Aferin size. Size dokunan yılan da yok. Hiç olmadı da. Sınıfın parlak çocuğuydunuz. Siz yaşlarda ya da sizden yaşça büyük, fiziksel olarak güçlü hiçbir çocuğun alaylarına, tacizlerine maruz kalmadınız. Anne babanızla kusursuz bir iletişiminiz vardı ve bu kusursuzluk, öğretmenlerinizle olan ilişkilerinize de yansıdı. Harika. Gelişme çağınızda hiçbir fiziksel kompleksiniz yoktu, zaman geçti geliştiniz ve karşı cinsle de gelişmiş ilişkiler kurabildiniz kolaylıkla. Başarılarla dolu öğrenim hayatınızı daha da başarılı iş hayatınız takip etti, elinizi nereye atsanız övgüler sizinle beraber yürüdü. Hiç aldatılmadınız, hiç yenilmediniz, hiç düşmediniz, hiç hayal kırıklıklarınız olmadı, hiç.. hiç.. O zaman bu yazının devamını okumayın çünkü anlamayabilirsiniz, çünkü siz bay ya da bayan kusursuzsunuz. Nereden bileceksiniz intikamın soğuk yenen bir yemek olduğunu? Nereden bileceksiniz bir çıkış yolu bulamadığınızda bir uçak dolusu nefret ettiğiniz insanla, sizi bu dünyaya fırlatıp atan ana babanızın evinin bahçesine dalarak, kendiniz dahil herkesi yok etmenin dayanılmaz cazibesini! Son derece naif bir tarafı var bu fikrin ayrıca. Meselenin menşeine iniyorsunuz böylelikle. Bir parça Freudyen bir tavır var burada yani uçaktaki psikiyatrın dediği üzere kendini ve kendini meydana getiren birincil elemanları da ortadan kaldırarak seni oluşturan ve bugünlere getiren tüm kozmik çarpışmalar da bertaraf oluyor böyle yaptığınız takdirde(size kan kusturan her kim varsa bir uçakta toparlayıp, yere çakılın demiyorum ayrıca). Günümüz Türkiyesinde işlenen kadın cinayetlerine baktığımızda, bir sürü kıskanç adam kalitesiz kafalarınca işledikleri cinayetlerde son derece bencilce düşündüklerinden, nasıl olsa yatar çıkarım mantığıyla kendilerine dokunmuyorlar bile. Bu çok adice ve cinnetle alakası yok. Bu sadece bencillik, ucuzundan intikam hikayeleri bunlar kendi sefil hayatlarını ileriki mapus günlerinde anlattıkça renklendirecek olan.

image

2.

Yıllar yıllar sonra uğruna şehir değiştirdiğin, babanın ölümüne sebebiyet verip, cenazeden iki hafta sonra dul annene asılmış olan adam yağmurlu bir akşam vakti garsonluk yaptığın restorana geliyor. Beklediğin karşılaşma biraz ani olmadı mı? Tüm intikam planlarını gerçekleştirmek içinse can atan bir kadın var samimi mahalle havasıyla anımsadığı cezaevi günlüklerinden bir Lewis Carol kitabı çıkartabilecek olan. Senin yerine her şeyi o yapıyor, kasap gibi saplıyor elindeki kasap bıçağını adamın böbreklerine. İşler kimsenin istediği gibi gitmiyor sanırım yeryüzünde. Dünyanın en çılgın kadınıyla çalışıyor olabilirsin ve onun da son derece karanlık bir mazisi olabilir. Nereden bileceksin? Olsun ama; sen vicdan filan yaparken o çok daha hevesli intikamını üstlenmeye. Adamın oğlunun öleceği düşüncesi rahatsız etmiyor onu. Armut dibine düşecek diyor ve adamın tüm aile ağacını silmek kesin çözüm onun gözünde. Acımasız bir Freud var sanki bu tombul aşçı kadının beyninde soyağacından beslenen. Fare zehrinin son kullanım tarihiyle ilgili yaptığı esprisiyle kara mizahın zirvelerinde geziniyor iki gözlü gotik mutfakta. En ince sistem eleştirisi de bu bölümde, dördüncü bölümde olduğunu düşünenler olabileceğinin aksine. Dünyayı yönetenler piç kurusu derken, sessiz yığınlara da atıfta bulunmaktan çekinmiyor. Bir kötüyü ortadan kaldırmanın dünyayı güzelleştireceğini savunuyor. Bunu insanlık için bir şey yapmak olarak görüyor. Bir sürü soru bırakıyor bu bölüm kafalarda: Kötülerden ebeveyn olur mu, olsa da bu dünyadaki cezasını evlatları mı çeker? Bir adam ya da bir kadın yaptıkları kötülükler yüzünden mazur görülmeli midir sırf bu dünyaya bir çocuk getirdi diye? Politika denen şeyi temsil etmek, savunmak üzere geçmişi bir parça karanlık, toplum için değil kendi yüksek beklentisi için bu tip bir göreve talip olmuş, üst gelir grubuna dahil, kibirli ve alaycı bir adamın seçilebilme ihtimali ve adaylık cüreti dünyada da işlerin benzer şekilde yürüdüğünü mü göstermektedir acaba? Ve son olarak aşçı kadın aradığı huzuru, mutluluğu, güven ortamını ve konken partilerini bulabilecek midir acaba demir parmaklıkların gerisinde tekrar?

image

3.

Geldik en bomba bölüme. Bir aşk cinayeti olarak tahminde bulunuyor Şerif bölüm sonunda. Nefretten her zaman aşk doğmasa da, aşk süsüne bürünmüş özünde kin, nefret ve intikam hislerinin yol açtığı bir cinayet bu nedenle kayıtlara geçebiliyor enteresan bir şekilde. Nitekim cd’de çalan “Lady Lady Lady” şarkısı sayesinde arabanın içinde yaşanan can pazarı, tüm o itiş kakışlar sanki bir aşk dansını anımsatıyor. Benim bile küçük dilimi yutmama neden olabilecek bölüm bu işte. Bir adamın, hiç tanımadığı bir adama neler yapabileceğini görüyoruz. Ölene dek hırslarını alamıyorlar ve birbirlerinin kollarında ölüyorlar istemeyerek de olsa. İki taraf da ayrı ayrı kaşıyor ve kaşınıyor fütursuzca. Diğer bölümlerde kolaylıkla seçerken özdeşleştiğimiz tarafı, bu bölümde kim kimi kışkırtıyor önce, kim haklı, kim haksız muğlak bir yerde. Audi’li zengin burjuva(piç olarak tasvir edenler olabilir, şehirli züppe de, başlarda öyleydi evet) mi, kaba saba, ilkel ve köylü kamyonetli adam mı? Kişisel duygular işin içine girdiğinde ise bir adamın arabasının üzerine çıkıp sırasıyla büyük ve küçük abdestini kolaylıkla yapabilmesine pek akıl sır erdiremiyor insan. Kurşun ve ses geçirmez camları kıramayan adamın hırsından, sanki on gün durmuş durmuş da bir anda yapacağı gelmiş gibi içinde biriktirdiklerini verimli bir şekilde arabanın ön camına bırakıvermesini ve bir parça mahremiyet isteyen bu edimin aracısı uzuvlarını göstere göstere yapmasını akıl karı bulmak da mümkün gözükmüyor.

image

image

4.

Dinamitler döşediğiniz binaları bir çırpıda yıkabilecek bir mühendis ve istikrarlı bir çalışan iken devletin beslensinler diye göz yumduğu çekici firmalarında çalışan kraldan çok kralcı memurlar, bürokratik engeller ve haksızlıklarla baş edemeyip gözaltına alınıp serbest bırakılan, önce işinden sonra eşinden ve çocuğundan olup, bankamatikten özenle çektiği pezoları vergi ve masrafları için bu kurumlara yatırmaktan azar azar çıldırıp, mavi chevrolet’inin bagajına koyduğu dinamitleri insan hayatına zarar vermeden patlatan ve bu sefer bileğinin hakkıyla hapse düşen bir adamın hikayesi anlatılmakta. Sıkıcı bir hayatı olan, sıkıcı şeyler giyinen, sevimsiz de bir freebag takan adam kendi gibi mağdur olmuş halkın desteğini arkasına alıyor ve kahraman ilan ediliyor. Sosyal medyadaki lakabı ise “dinamit” oluyor. Destek mesajları alıyor salıverilmesi için. Çünkü kendi gibi bir sürü canı yanmış, mağdur insanın yapmak istediğini yapıyor nihayetinde.

image

5.

Oğlunuz sorumsuzca davrandı. Alkol akarak çıktığı bardan eve dönerken hamile bir kadını ezdi ve ölümüne sebebiyet verdi. Ölü sayısı bir değil, iki. Basın gözü yaşlı eşi buldu ve halk adalet istiyor, kameralarsa evinizin kapısında. Buna neden olansa iki gözü iki çeşme yeni yirmilerindeki tek evladınız. Hapse girdiği takdirde yaşayacakları gözünüzün önüne geliyor. Kendisi pekala da üstlenebilir bu suçu  ama on beş yıllık emektar bahçıvanına önereceği yüklü meblağ ile kestirme yoldan hem kendisinin, hem oğlunun, hem de ödeyeceği miktar itibariyle bahçıvanının hayatı kurtuluvereceğini düşünüyor tüm samimiyetiyle. Öte yandan fırsatçı bir avukat ve kurnaz bir savcı var onu soyup soğana çevirmek derdinde olan. Sadede gelirsek sonuç tam bir felaket oluyor. Öfkeli ve mağdur eşin çekiç darbelerinin suçlu ilan edilen bahçıvanın defalarca başına inmesiyle son buluyor bu bölüm. Bir ayıbı, bir başka ayıp örtmüyor. Sonuç üç ölü ya da iki ölü bir ağır yaralı kafaya alınan çekiç darbeleri sayesinde.

image

6.

Ve geldik en eğlenceli kısma. Coşkulu bir kalabalık -anneler, babalar, yakın arkadaşlar, tüm akrabalar- ondan da coşkun gelin ve damadımızı karşılıyor çok masraf yapıldığı belli olan bir otelin düğün salonunda. Müzik, mutluluk, dans, şampanya, az sonra kesilecek düğün pastası ve bu özel güne eşlik eden çok özel insanlar. İşler bir yerde bozuluyor, sonra ise bir başka yerde çığrından çıkıyor. İşler bozuluyor çünkü etine dolgun gelin kızımız insanlık için küçük ama kendi düğününü mahvetmek için büyük bir keşifte bulunuyor. Damat bey ilişkisi olduğu iş arkadaşını da düğüne çağırmış ve tüm masa bundan haberdar. Sonrasında bu peri kızının içinden bir yerlerden sürprizlerle ve ağzına kadar intikamla dolu bir cadı çıkıveriyor. Sayılı dakikalarda elinden geleni ardına koymuyor. Başlarda iyi ilişkiler içerisindeki aileler birbirine giriyor. Gelin kaynana saç saça baş başa giriyor. Saçlar başlar dağılıyor. Makyajlar akıyor. Davetliler ortada kurtaracak bir şey kalmadığını düşünüp, şaşkın şaşkın bakmakla yetiniyorlar bu çılgınlığa. Damat gelini aşçıyla yakalıyor. Damat kusuyor. Damat bebek gibi ağlıyor. Gelin çıldırmış gibi dans ediyor. Kaza oluyor. Doktor geliyor. İlkyardım yapılıyor yaralananlara. Ortalık savaş alanına dönüyor. Bunca felaket bir son bulsun, herkes kendi yoluna gitsin derken, gelin ve damat son bir çılgınlık yapıyorlar ve geceyi öyle noktalıyorlar. Konuklar salondan sessizce ayrılırken, gelin ve damat bir ömre sığmayacak kavgalarını birkaç saate sığdırmış olup, davetlilere yıllarca konuş konuş bitiremeyecekleri bir düğün armağan etmiş oluyorlar ve sorunlarını evlerine taşımadan uluorta çözmüş oluyorlar.

image

image

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: