MİNİK EL

MİNİK EL:

Minik bir eldi, uzaklardan erişti
Yanlış bir çağda, yanlış insanların arasında filizlenmişti
Sen sessizliğe büründüğünde tomurcukları çiçeklenmişti
Sen gürlediğinde o içinden
Ama çook içinden bezmişti.
Ama daha da içeriden sanki biraz kinlenmişti.
“Unutsun beni” dedi
Ondan kuytu köşelere gizlendi.
Her adımını takip edip
İçli içli söylenmişti.
İçli içli dertlenmişti.
Kelimeler ağzından zor çıkar olduğundan
Çeşit çeşit renk vermişti
“Morumla beni, akımla beni çağır” demişti
Tıpkı bir leylak gibi.
Beni oku derken kafiye avcılığını bir kalemde silmişti.
Daha ne çok şeyi bir kalemde silmişti…
Tek kendini silememişti.
Onu da becerememişti.
Ama inan çook ama çook istemişti.
Ahh bir etseydi
Yani silebilseydi
Seni, kendini, herkesi
Yahut keşke seni sevdiğini belli etseydi
Yani seninle, senin kökünden beslendiğini haber etseydi
Sessiz sessiz gelmeseydi
Uslu uslu yer etmeseydi
Birdenbire gitmeseydi
Şimdi belki başka olurdu, değişirdi pek çok şey.
Zaman geçse bile üstünden
Fısıltılarla geçti fark ettirmeden.
Alt tarafı zamandı
Fısıltıları boşlukta anlamsızdı
Çok şey ummadan sanki hayat daha kolaydı
Hayat bir gamsızla belki daha kolaydı.
En güzeli gamsızın kendisi olmaktı.
Boşluktaki fısıltıların adı oldu gamsız.
Çok vardı ama hiç yoktu
Çok konuşurdu ama sonra yok olurdu
Sözcükleri tutturmak isterdin bir mandalla
Ama nafile…
Kuzeyden esen soğuk rüzgarla uçuşan Dolores’in çamaşırları gibi kuruyup giderlerdi bir başlarına ve dayanamaz olunca konuşurlardı ancak;  hırslı rüzgarla.
“Güneşten solsa rengimiz
Arkamızdan sıcaktan öldü dersiniz.
Soğuktan buz kessek
Uyandıranı da mı yoktu dersiniz.
Siz zaten tek söyler geçersiniz.”

Sen gamsız, az sitemkar, çokça riyakar
Boşa mı geçti bunca zaman?
Zahar Usta’yla Oblomov’un anlamsız atışmaları gibi
Boşa geçmiş mi zamanın, bir dinle
Dinle bakalım kelimeler uçuştuktan sonra havanın sesini
Üç beş kelime kaldı belki de geride
Üç beş ya da daha çok
Ne fark eder!
Onlar hayatına anlam katmak için yeter mi ki?
Onlar seni sen yapan birkaç ana dönüşür mü ki?
Bir gün, yıllar sonra, o ayırt edici birkaç “şey”
Sende beni çağrıştırır mı
Ki?

Unutsun
Dediler
Direndi
Tutundu
Hayata
Aklınca
Hayata
Akınca,
U-nut-tu.
“Az mı sevmiş?” dediler, büyükler.
“Hayır.” dedi Minik El.
“Zamanla büyüdü o minik el.” dedi Minik El.
“Geçmiş küçüldü, Minik büyüdü, yollar değişti, sevmenin rengi değişti, çeşitlendi.”
Biraz sabır, bol meşakkat istermiş sevginin elleri.
Zamanı yakalamak mutsuz ettiğinden
En mutlu anı yakalayıp sıkı sıkıya tutunmak gerekti hayata
Hayat sana çalım atsa da
Bu bir oyundu oynanan paslaşarak
Sen sağlam bir kaleciydin
Bense yarı gamlı bir hakem
Takip etmeyi bıraktım inceden.
Rakip yokmuş bak karşıda
Penaltılar hep gitti boşa.
Ömrü veren sen
Aşkı veren sen
Bir parça adaletsizlik olmuyor mu
Hepsini tek seferde, tek nefeste gizlemen?

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: