THE AFFAIR, İKİNCİ SEZON

images-57

THE AFFAIR / İKİNCİ SEZON :

“Hayatta olmak, özünde son derece yalnız bir mesele. Yükünü çoğunlukla yalnız taşımak zorundasın ve kimse ihtiyaç duyduğu kadar yardım almıyor.”

Nerede kalmıştık? Yanlış soru. Nereden başlıyoruz? Ve kimlerle devam ediyoruz? İşte bunlar doğru sorular. Kaldığımız yerden tabii ama ilk sezona nazaran olgunlaşmış ve rollerine daha bir oturmuş aynı karakterlerle. Alison tüm hayatını geride bıraktığını sanarak Noah’ya kaçmıştı. Noah hayatını bıraksa, dört çocuğunu bırakamayacağı gerçeğiyle yaşamasına rağmen kendini tutamayıp, Alison’ın çapkın kollarına teslim olmuştu. Ve evet. Bu ülkede bu tip bir açıklama yapacaksan eğer kız tarafı kaçan, erkekse ürkek bir ceylan olarak nitelendirilir her zaman. Ve benim biraz maço bir yazı çıkartasım var; deneyeceğim, başaramayabilirim. Öte yandan ister burada, ister okyanusun öte yakasında değişmeyecek tek bir şey varsa, geride kalanların tüm mağduriyetleriyle hayatlarını onarmaya çalışıp, gururu incinen taraflar olarak hayatlarını sürdürmek konusunda tüm bırakılmışlıklarıyla iki katı zorlandıklarıydı. Dizinin bu sezonunda gözüyaşlı mağdur eşler Alison ve Cole daha çok varlar. Dolayısıyla sürpriz finale doğru ilerlerken ilişkileriyle ne yapacaklarını bilemeyen Alison ve Noah’nın hikayesinin ayrılmaz tanıkları olarak bu eski eşlerin hayatlarında atlattıkları badirelere ve kurtuluşlarına tanık oluyoruz bir cinayet davasının, bir kitabın ve faili meçhul bir babaya sahip bebeğin eşliğinde. Bir de sürpriz finalde gerçek hayatta sahne tecrübesi olduğu aşikar, bağımlı bir kardeş var kendi hayat hikayesinden ve ailesinden izler taşıdığını söylediği şarkıyı sahnede seslendirirken. Final için tasarlanmış, karakter için fazla zorlama sahne, anın güzelliğinden ve performansının başarısından her şekilde izleniyor. Amerikan geleneksel folk müziği tarzında bestelenmiş, kaynağı belirsiz “The house of the rising sun”ı söyledikten az sonra hakkın rahmetine kavuşacak Scotty’nin ağzından şarkı, son derece melankolik, depresif ve karanlık ama bir o kadar da kışkırtıcı ve içten çıkıyor. Çok beğendim. İkinci sezonuyla hayal kırıklığına uğratmayan bir başka iyi yazılmış diziydi diyebiliyorum rahatlıkla bitirdiğimde. Hiç izlememiş olanlar için söylemek lazım bu dizileri izlemek size çok şeyler katabiliyor, zaman kaybından öte. En azından herkesin bir yerlerde seviştiğini, öldüğünü, hayatını berbat ettiğini, acı çektiğini görüyorsunuz. Teselli ömrü uzatan güzel bir ikramiyedir her zaman. Siz yapamıyorsunuz ama Alison hayatına giren her erkeği aldatıyor mesela, sevsin sevmesin. Kocasını Noah’yla, Noah’yı kocasıyla, ikisini birden sevmediği başka bir adamla.. Bu konuda hayat pratiği var kadının. Noah’da istekli ve hedefine yaklaşıyor ama başaramıyor. Cole ve Helen’ınsa boşanmak zorunda kalmasalar akıllarına gelmeyecek bir başka adamın ya da kadının varlığı. Karakterlerden biri sizi çağrıştırıyordur. İnanırım. Beni de. Sakın inanmayın.

downloadfile-29

downloadfile-1

İnsanların başlarına böyle şeyler gelebiliyor. Bir başkasına aşık olabiliyorlar. Bazen evli olmadıkları birine aşık oluyorlar, bu onların yalnızca evli oldukları kişiyi sevme biçimini değiştirse de. Noah aşkın bir tür kader olduğuna inanıyor ve her iki insanın da inandığı takdirde, ortaya son derece güçlü bir şeylerin çıktığını, birbirine aşık ve güven duyan bir çiftin bir üçgen misali ortak bir noktada buluştuğunu ve biri kaybolursa diğerinin açık havada tek başına süzüleceğini düşünüyor. Aşk, güven ve sadakat olmadan olmuyor. Bence oluyor ama duruyor ilerlemeden. Kısacası bir evliliğini noktalamak üzere olup, ikincisine hazırlanan bir adam olarak aşk’ı evliliğe bağlıyor ister istemez, kitap tanıtımında gelen soruları çatılı, üçgenli örnekler vererek cevaplarken. Tanrı’nın varlığı da aşkın varlığıyla aynı kaynaktan besleniyor ona göre. İnsanın inandığı ölçüde var her ikisi de. Sadakatin ve eylemlerin onların mevcudiyetini var eden. Sen var ettiğin, ihtiyaç duyduğun sürece bir yerlerde hazır bekliyorlar. Hayatını ve varoluşunu anlamlı kılıyorlar. Yoksa da kuytularda gizleniyorlar belli etmeden.

downloadfile-26

images-62

Taksi şoförlüğü yaparak geçinen, biraz kaba ama elleri güçlü erkek olarak tanımlanan Cole tekrar seviyor. İstemeyerek. Hazırlıksız. Korkarak. Alison’la gençken başlayan bir ilşki onlarınkisi ve ne yaptıklarını bilmeden geçiriyorlar zamanlarını. Oğulları Gabriel’ın ölümüyse paylarına düşen dünyanın en kötü ellerinden birini oynama rolünü biçiyor onlara. Alison bu sözlerle yumuşatıyor Cole’un kalbini, sakinleştiriyor onu düğününden önce. Bu dizide mutluluğu en çok hak eden Cole belki de. Eski kocasının yeni evliliğinin organizasyonunu yapıyor. Ortak olarak satın aldıkları restoranı işletiyorlar. Geçmiş yaşantılarına geri dönmüş gibiler tek farkla, hayatlarındaki başka insanlarla.

downloadfile-2

images-72

downloadfile-38

Ortak velayet isteyen henüz daha bitiremediği kitabından alacağı avansa bel bağlamış, parasız Noah’nın karşısında Park Slope’da oturan bir Upper East Side kızı olan Helen ve kocası tarafından aldatılıp, terk edilen, kızından da öfkeli bir kayınvalide var. Çocuklar için velayet davasından daha kötüsü yok diyen yargıcın haklılığı bir tarafa birbirine öfke duyarak ayrılmaya çalışıp da ayrılamayan ebeveynlerin arasında kalmış domino taşları misali çocuklar da ne yapacaklarını bilemiyorlar. Nitekim nedenlerinin psikosomatik olduğu düşünülen oğulları Martin karın ağrısından kıvranırken, bir psikiyatriste götürmek için randevu alan kayınvalidesine söz geçiremiyorlar. Çocukta crohn hastalığı çıkıyor ve bir gün içerisinde apar topar ameliyat oluyor ve bu da üç ay sonrasını buluyor.

images-58

downloadfile-36

images-43

Otuzlu yaşlarının başlarındaki Alison ve Cole, orta yaşlarındaki Helen ve Noah’ya nazaran aynı süreci daha soğukkanlı ve aklı başında atlatıyorlar. Belki de ölmüş olan oğulları Gabriel’la alakalı. Kartlar zamanında onlar için acımasız dağıtılmış ve dünyadaki en kötü şey buyken, sonradan gelenler o kadar da sarsmıyor onları. Cole biraz hapa uyuşturucuya sarıyor ama bir kız bulup düzeliyor, Alison’sa karnındaki bebeğe tutunuyor. Kitabı çok satanlar listesine giren Noah güç sarhoşu oluyor ve tekrar evlenip evlenmek istemediğinden, Alison’ın bebeğini isteyip istemediğinden bile emin değil. Fransa’ya gidip ikinci kitabını yazmak, kızlarla takılmak, çapkınlık yapmak var aklının bir köşesinde. Öte yandan fikirleri sürekli değişiyor, tutarlı değil. Aslında ne istediğini o da bilmiyor ve hayat onun yerine kararlar veriyor, o istemese de. Ms hastası karısını aldatmadığı için kendisinin kahraman olduğunu düşünen bir babanın reisliğinde, orta sınıf bir ailenin oğlu olarak geçirdiği yıllardan sonra üst sınıftan bir ailenin kızına aşktan çok imrenerek yaklaşmış sanki. Babasının ayyaş bir adam, ihmalkar bir baba ve korkunç bir koca olmasına rağmen, karısını aldatmayarak kendini iyi bir adam olarak görmesini ve çevresi tarafından da öyle kabul edilmesini hazmedemiyor. Son bölümde Helen Noah’ya seni seviyorum derken, Noah Alison’a seni seviyorum diyor. Erkek kimi severse ona gidiyor. Çok daha basit bir kızı yeğleyebiliyor belki de sırf kendi geçmişinden benzerlikler bulduğu için.

images-63

downloadfile-21

Her zamanki gibi paranın çok az kişide olduğunu görüyoruz ve bu az sayıdaki kişi dışında kalanlar yani diğerleri ya emekçi ya da emekçi ve göçmen. Helen’ınsa tüm sıradanlığına rağmen züppe ve kibirli olduğu düşünülüyor Noah’nın ailesinin nazarında gizliden gizliye. Sınıf farkı görünmez duvarlar örmesini biliyor hiç farkettirmeden. Ama buna rağmen Noah’nın evini, ailesini terk etmesini kabullenemiyorlar. Noah için değişen bir şey olmuyor. Her defasında, her tıkandığında ya da bocaladığında, başka başka alternatifler düşünse de, dönüp dolaşıp yine Alison’a geliyor. Evlilikler, çocuk/lar tutkuyu öldürüyor sanki. Noah’nın güvenli evliliğinde, onu seven karısının zengin kollarındayken bitiremediği kitabı Alison’la yaşadığı karmaşık ve adını koyamadığı ilişki esnasında ortaya çıkıveriyor. Hata mı yoksa düşüncesizlik mi olduğunu bilmediği yasak aşkı bir ilişkiye dönüştüğünde tutkunun önüne geçilemediğini görüyoruz.

images-67

Helen hiç sevmediği bir adamla yeni güne uyanıyor, sevmese bile adamın ilgisiyle doldurmaya çalışıyor içindeki boşluğu. Sevdiği adamın yokluğu, sevmediği adamın varlığı aynı ölçüde yaralıyor onu. İkisi de ağlatıyor. Şarabın üzerine esrar pastilini aldıktan sonra gerçek Helen’i buluyor. Aklına eseni söylüyor kuaför koltuğunda. Ölüm ilanlarında gidenin ardından ailesine bakarak hüküm veren, ailesinin olup olmadığına, uzun süreden beridir evli olup olmamasına, çocuklarının ve torunlarının olup olmadığına bakarak hüküm veren Helen, şimdi anne olmaktan nefret ediyorum diyen bir Helen’a dönüşüyor tek başına üstlendiği rollerin ağırlığından ötürü. Bocalaması yeniden hem güvenip hem de sevebileceği bir adam bulamayışından da kaynaklanıyor. Onu seveni o sevmiyor, çok bilmiş kızının söyledikleri aklında yer ediyor, duvarda asılı, sıkı kalçalı genç kızların fotoğrafına baktığında. Önünde sadece beş senesi var yaşlanmadan, sarkmadan, kendini güzel hissederek geçirebileceği. Yaşlanmanın erkeğe nazaran kadın için daha büyük olan eksileri sağduyusu oluyor(en maço halimi okudunuz bu arada, sıkı kalçalar, erkek severse filan. Beş yılı kalmış, ondan sonra dalından koparılmış pörsümüş bir domatese dönüşecek olan zavallı orta yaşlı kadın ve gitgide cazibesi artan huysuz ve ihtiyar delikanlı hikayeleriyse hep aynı).

Helen, kapısına gelen Alison’a Noah’nın ne çeşit bir adam olduğunu anlatırken başlarda onu arzulayan, romantik, tutkulu ve anlayışlı adamın ona kendini açıp, kim olduğunu görmesine izin verdikten sonra tüm zaaflarını yani korkularını, başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını açık edip, bütün bunları karşı tarafın kabahati kılmasını ve partnerinden bir düşman yaratmasının onun tabiatında olduğunu söylüyor. Üstelik bu düşmanlığın nedeni olarak kendisinin kim olduğunu göstermesi olduğunu belirtiyor. Kendini ifşa edip bundan rahatsızlık duyan bir rahatsız adam tarifi ise uzun vadeli evliliklerin girdabına kapılıp, bir türlü çıkış kapısını bulamayan insanların evrensel bir tarifi gibi. Bir de bahane arayanların. Peki içerisinde barındırdığı tüm bu saçmalıklarına rağmen insanlar neden çıldırmış gibi evleniyorlar habire? Bir boşanan, bir daha bir daha deniyor şansını. Çünkü evlilikte her şey daha az yalnızlaşıyor. Sadece biraz ama bu büyük fark yaratıyor.

images-99

images-68

 

images-144

Rahat peşinde koşturan, bulunca da rahatı kaçan, adını koyamadığı rahatsızlığıyla baş edemediğindeyse kendini sokaklara atan, özgürken yalnızım diyen, yalnızken de ben öldüm diyen, bir o yana bir bu yana giden, hep yalpalayan, bir köpek gibi ısıran, bir kedi gibi sırnaşan, ama aslında sadece yaşamaya çalışan insanın tabiatından kaynaklı tutku ve hırslarını, ruhunu kemiren pişmanlıklarını, hatalarını, büyüklenmelerini, ezikliklerini afaki gelişen ve öyle de başlamış olan tutkulu bir ilişki ve o ilişkinin çerçevesine giren ve bundan etkilenen yakınları üzerinden anlatan, ilk sezonunu da aşan bir çıtayla seyreden, bu senenin en iyilerinden…

sNDIT-oF1Y1bhjNcQqoC4kX94fsqdgLIMn0FiNA-PRVIpbyOOPTsvahcBRsUbcqmIpsGGDwQK5lAUKBql657ZJ2O2cl6wqxc5qOs-A=w512-h288-nc

n_Y3Igyc5-9TjCSO1KWPgA5H5tuPsep4R4V8F6Kx84uVUvGy352inUKfdTsNpuVUxZM4c-D7AtWvkTMd73KfrYeCcVDNY7Q=w384-h384-nc

THE AFFAIR/İLİŞKİ

“Aşk bir tercihtir. Birinin birini bir başkasına tercih etmesi ve onu herkesten üstün tutmasıdır.” Kreutzer Sonat-TOLSTOY

“Aşk belli bir şeyi istemek ve o şeye gereksinim duymaktır. Gereksinim kök olduğu için, gereksinim  duyulan şey de onun dalıdır.” FİHİ MA FİH-RUMi

“Şükür olsun sana her şeye gücü yeten Tanrı, evrenin hükümdarı, beni kadın yaratmadığın için sana şükürler olsun.” Yusuf;   
“Sana şükürler olsun yüce Rabbimiz, beni dilediğince yarattığın için.” Meryem   İsa’ya Göre İncil-SARAMAGO

image

Kayıtsız kalmanızın mümkün olamayacağı on bölümlük bir drama “The Affair”. Türkçe meali “İlişki”. Her bölümde polis karşısında aynı sorulara cevap veren  başroldeki iki ayrı karakterin perspektifinden aktarılıyor olaylar seyirciye. Bölümler bazen Noah ile, bazen Alison ile başlıyor.  Noah, erkek, beyaz, uzun boylu, esnek, 45 yaşında, evli ve dört çocuklu-tam bir damızlık-, eşinin ailesinden bağış adı altında gelen servet ve destekler olmasa bir parça fakir, devlet okulunda edebiyat öğretmeni ve hali hazırda yirmi kadar kişinin aldığı piyasadaki tek kitabının sahibi çiçeği burnunda -çevresindekilere karşı bir parça güven eksikliği yaşayan ve yaşatan- yazar,  yaşının cazibesi ve her sabah düzenli olarak gerçekleştirdiği yüzme ve koşu faaliyetleri sayesinde de koruduğu cazip fiziğiyle kadınları etkileyen, diğer kadın başkarakterle yolları kesişene dek orta yaş krizinden çocukların derdinden başını kaldırıp da nasiplenemeyecek kadar şaşkın. Alison‘sa; kadın, adama göre genç, beyaz, kızıl, çekici ve evet o da esnek, o da evli ve son iki seneden beri hiç çocuklu(iki sene önce tek evladı Gabriel’ın dört yaşında boğularak öldüğünü öğreniyoruz), güzel ama gergin, evli ama mutsuz ve huzursuz, eski hemşire, sonradan garson olarak çalıştığı lokantanın viskisever patronunun sözlü cinsel tacizlerine karşı göğsünü siper eden, en nihayet de kolaylıkla sindiren bünyesinden ve bunu da en güzel “ben zaten yavaş yavaş ölüyorum” diyerek dile getirdiğinden bir yetişkinin başına gelebilecek belki de en büyük travma olan evlat kaybını atlatamadığını anlıyoruz. Long Island’a bağlı kışın ıssızlaşan, yazın yazlıkçılarca işgal edilen şirin kasabada sıradanlıklar içinde boğularak bunu başarmaksa hiç de zor değil aslında. Alison tam bir taşra kızı, ve hippi annesinin bağımsız ruhu onunkinin yanından bile geçmemiş. Tıpkı annesinin dediği gibi güvenlik peşinde koşup durmuş hayatı boyunca ve bu onun ruhunu yitirmesine neden olmuş zaman geçtikçe. Aynı yüzler, aynı simalar, aynı evler, aynı sahil, aynı okyanus, aynı sokaklar ve aynı eş ve eşinin hiç durmadan annesinin evinde, yuvarlak yemek masasının etrafında(dikdötgen de olabilir) toplanan sülalesi ona kaybetmiş olduğu çocuğunu hatırlattıkça ruhunun hiç durmadan parçalanmasına mani olamamış. Alison, Long Island’ın, Montauk kasabasında yaşayan canlı bir cenazeden düzlüğe çıkarken hem onu, hem seyirciyi son derece zorlu bir süreç bekliyor ve Noah’nın mı yoksa Alison’ın hikayesi mi daha mühim diye sorduğunuzda dokuzuncu bölüme kadar sabır göstermenizi istemekten başka bir şey gelmiyor elden. Zira serinin en olağanüstü ve belki de gözyaşlarınızı tutamayacağınız kilit bölümü geliyor bir parça sabır ve gayretiniz sayesinde. Bir kadının ve bir annenin kendini doğrayışına tanıklık ediyorsunuz çünkü. Sonra da geniş yara bantlarıyla örtmeye çalışıyor kesiklerini(bundan kitap cümlesi olurdu sanki). image image Her iki karakter de kendi küçük rutinlerinden, hayat gailelerinden, kendilerine yüklenen bir sürü rolden bıkmış, usanmış ve daralmış bir anlarında rastlaşıyorlar. Üzerinden bir zaman geçtikten sonra eşzamanlı olarak bir polis soruşturması eşliğinde ve aynı komiserin karşısında her iki taraf kendi bakış açılarından anlatıyorlar geçmişi ve bir sürpriz olarak maktülün kimliği -siz o mu öldü, bu mu öldü acaba diye kendi kendinize sorup dururken- son bölümlere doğru deşifre ediliyor ancak. Bir kadın ve bir erkeğin beyninin ne kadar farklı çalışabileceğine ve her iki tarafın da olayları değişik şekillerde manipüle etmesine tanık oluyoruz her fırsatta.

image

Game of Thrones’da yer alan seks, şiddet ve bolca küfür içeren bölümlere alışmış bünyelere vız gelecek durumlar adı üzerinde bir ilişki anlatan bir dizinin ya da filmin adından da beslendiği eylemin en çok gerçekleştiği yer olan yataklar, yatak odaları gibi hiç değişmez mekanlar olarak olanca çıplaklığıyla(!) karşımıza çıkıyorlar haliyle ve bize de kanıksamak düşüyor daha da elden ne gelir ki, sizlere sorarım(cümlenin genel gidişatından şaşkın, sessiz ama sabırlı okuyucum, tam da şu an karşındayım bak). Her bölümde en az iki ya da çok sevişme sahnesi var. Karakterler mühim konuşmalarını hep bir yatağın etrafında, üzerine oturmuşken, yanına gelmişken yahut en bariz biçimde yatağın içinde yapıyorlar. Eşler eşlerle, eşler sevgililerle, kişiler acılarını unutmak için başka kişilerle her fırsatta bu mekanları şenlendiriyorlar. Kimi zaman da otel odaları, kumsal, bağ bahçe gibi çeşitli iç ve dış mekanlar da giriyorlar işin içine ister istemez. Bir ilişkinin, bir evliliğin gidişatını belirleyen lokomotiften bahsetmeden olamayacağından eylemler silsilesi hiç hız kaybetmeden bölümlerde yerlerini alıyor ve bu cesur eylemlerinden ötürü de takdiri hak ediyor oyuncular. Gelelim sütten çıkmış ak kaşık eşlere. Onlar hiç mi kabahatli değiller yahut misilleme konusunda neden bu kadar pasifler her anlamda? Noah’nın cingöz çıtır kızı(17 yaşında hamile kalarak, çok da cingöz olmadığını gösteriyor aslında), Alison’a kendi kocasının daha yakışıklı ve genç olduğunu söylerken bir parça haklı aslında. Kendi şaşkın ve kararsız babası ona hiç cazip gelmemiş olsa gerek; son bölümlerde ben aşık oldum, çok etkilendim, hayat çok kısa, yaş şimdi kırk beş sonra elli beş, libidom da yüksek, hanım var nasılsa çocukların etrafında, bana yazarlık kariyeri gerek diyerek bir Alison’a koşup bir evdeki hanımı yokladıkça kızcağıza hak veriyor insan ister istemez ve evet Joshua Jackson daha tatlı. Ama her iki eşin de gözü kendilerininkinden başkasını görmüyor ve onlara dönsünler diye bekliyorlar köşelerinde. Bunun en önemli sebebi de çiftler arasında cinsel uyuşmazlığın yaşınmıyor oluşu ve o ilahi tensel dokunuştan hiç kopmamışlar. Alison ve kocası bu hususta bir parça daha başarılı sanki ve Noah bile tanık olduğu manzara karşısında şaşkınlığa düşüp haklarını teslim ediyor daha ilk bölümden. Evli insanlar öyle sevişmezler diyor Alison’a açık açık. Bunu söylerken evin içindeki dört çocuğunu hesaba katmadığını düşünmekteyim şahsen. Alison’a kocasının beslediği tutkunun kaynağında erkeğin sevmesi yatıyor ve o da vargücüyle çocuklarının yok oluşundan oluşan boşlukları cinsellikle örtüyor. Neticesinde daha çok seven bekliyor, kuşlarsa uçuyorlar burada da uzaklara hep olduğu gibi(metafor yapma gayretim lirik bir şekilde hücum etmiştir umarım güzel beyinlerinize).

Taraflardan birinin mesleği yazarlık olunca kitapların da bahsi geçiyor sık sık. Noah, Alison’dan sürpriz bir cevap alıyor en sevdiği kitap konusunda. Anna Karenina’yı yakıştırıyor ona Noah saklı hüznünden ötürü.  Alison’ın cevabı ise her gün oğlunun mezarının başına gidip sayfalar okuduğu Peter Pan oluyor. Noah zincirlerini kırıp(her anlamda), sosyal hizmet cezasına çarptırıldığında bu sıkıcı ve geçmez saatleri  lehine çevirip yazmaya koyulurken, sıra arkadaşı olan Victor(hayatınızın belirli dönemlerinde karşınıza çıkan isimler birer tesadüften mi ibaretti acaba?) sırasıyla Yüzüklerin Efendisi serisini tamamlayıp, İncil’e geçiyor bu zaman zarfında. Ve nihayet kendi kitabını bitiren Noah’nın editörüyle görüşmeye gittiği zaman fersah fersah yol katetmiş olduğunu görüyoruz. Kendine güvenini kazanıyor, mesleki başarısı artıyor, artık yaranmak zorunda olduğu mükemmelliyetçi ve dominant bir karısı ve onun züppe, kibirli ve görgüsüz ailesi yok, zamanında korumaya çalıştığı herşeyi elinin tersiyle ittiği için kafası nispeten rahat, hala çok parası yok ama özgürlüğü var. Karısı kocasının güvenli ve kaslı kollarında yaşayıp giderken, ömürlerini beraber tamamlayamayacaklarını en nihayet anlıyor. Kendi evliliklerinde olmayan bir şey bulaşıyor kocasına çünkü adına tutku denen. Sosyal statüsü daha düşük ama zihnini yoran bir kadın Alison. Gitgelleri var(doğrusu gelgit olacaktı). Olgun değil ama içgüdüleriyle ayakta durması onu çekici kılıyor her daim ve her karşılaştıklarında Noah’nın aklını başından alabiliyor.

Bir de güzel müzikler var ara ara kulaklara çalınan. Fiona Apple imzası ise dizinin jeneriğinde akıyor. Ben en çok onu beğendim. Ve bir de rengi var bu dizinin. O da yeşil. Objeler, kıyafetler, aksesuarlar ya yeşil, yahut yeşille uyumlu. Bir parça yeşillenmek isteyen her bünyeye şiddetle tavsiye edilir.

image image image

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: