COLD WAR : SOĞUK SAVAŞ : ZIMNA WOJNA

A1D6C492-77E7-4072-B58B-C95B4DE0BC44

COLD WAR : SOĞUK SAVAŞ : ZIMNA WOJNA

“Aşk aşktır. “ Wiktor

“Daima ve her yerde seninle olacağım. Dünyanın sonuna kadar.” Zula

“Aşık olduğunda zaman önemli değildir.” Juliette

“Seni seviyorum ama şimdi kusmam gerekecek.” Zula

“Seni tüm gücümle seveceğim.” Zula

GİRİŞ :

Benzer temalar barındıran, aynı minvalde ilerleyen bir başka romantik film daha izlemiştik bu sene. Öyle ki her iki film de romantik, müzik ve dram türleri altında kategorize edilmişti IMDB’de. Karşılaştırmaları sevmesem de(aslında sevmem derim ama ruhumun ayazda kalmış basit yanı çok sever), A Star is Born’la mukayese edildiğinde Soğuk Savaş’ın nerede durması gerektiğinden bahsedeceğim sadece. Yakışıklı oyuncudan yönetmen de oluyormuş bak Bradley’e, ne söyledi ama Gaga, In The Shallow’u başa sar sar dinle, yetmezse satır satır ezberle ki karaoke’de eşlik edesin, ee ses var hatunda, oyna demişler oynamış, söyle demişler söylemiş, bir adam var seni adam etti, tımar etti, vefanı göster, arkasını topla, bunalımlarını çek, kendini geri çek, alkolünü, kokainini eksik etme, eli daha çok ekmek tutan sensin bundan böyle, ödül törenine zil zurna çıkıp şakır şakır altına ettiğinde bile tolere et seviyorsun çünkü, muhtemelen ailesinden birileri ağır bir Kızılderili büyüsü yaptı, biricik aşkın kompleksle karışık gururdan intihar ettiğinde ise yık ortalığı, bir şarkı patlat sahnelerde namı yürüsün biricik kovboyunun, falan filan. Sonunda da film bitsin nihayet. Böylesi bir cefa da iki saat on altı dakika sürsün. Elin Polonyalısı seksen sekiz dakikada tertemiz karelerle, tablo gibi sahnelerle-siyah beyaz hem de, işini gücünü bitirebilmişken, neden bu kadar uzuyor da uzuyor bir film? İnsan kendini bu kadar ciddiye almalı mıdır? Yeryüzüne gönderilmiş tek baygın aşkın onlarınki olduğunu mu sanıyordu yapımcıları, üstelik bu bir yeniden yapımken? Sorun da burada başlıyor zaten. Kris Kristofferson ve Barbra Streisand ilk filmde yeterince iç baymışken, ilk otuz dakikası dışında bir cazibesi kalmayan filmi benzer uzunlukta çekmenin manası neydi? Streisand The Way We Were’ün Katie’si ve de Yentl’di en çok. Bir yıldız olarak doğmasa da olurdu burun vurgusuyla. Aynı şekilde Lady Gaga da. 

1FE4ED3C-E4A4-4DAC-BAB9-49DC0DB89914

Soğuk Savaş’ı izlerkense hem isminden, hem de uzun bir zaman dilimine yayılan aşkın benzerliğinden Pınar Kür’ün Bitmeyen Aşk’ı geldi ilk önce aklıma, sonra da en sevdiğim kitaptır Boris Vian’ın sürreal öğelerle çok az günde tamamladığı naif aşk hikayesi Günlerin Köpüğü ve de biraz vahşi kaçsa da Betty Blue ve atmosfer itibariyle de Godard’ın Serseri Aşıklar’ı. Üstelik tüm bunlar Ingmar Bergman estetiğiyle, siyah beyaz çerçevelerin asaletiyle çıktılar karşıma. Ben sadece beğendim oturduğum yerden. Alfonso Cuaron’un Roma’sından sonra olmak kaydıyla şimdilik bu senenin ikinci favori filmi Cold War’dur benim için. Yönetmen Pawel Pawlikowski’nin Oscar ödüllü filmi Ida’yı da beğenmiştim pek çok nedenden ötürü. Çünkü yönetmen yarattığı evrenin orta yerine yerleştirdiği karakterlerin içlerine çektikleri her nefesi hissetmenizi istiyor. Bu konuda da son derece iddialı. Ida yaşayacağını yaşamış, göreceğini görmüştü ve de vazgeçmek zorunda olduklarının çok da vazgeçilmeyecek olmadığını da. Soğuk Savaş’ta da karakterlerimiz yaşadılar, yozlaştılar, başka duraklarda dinlendiler ve de gördüler ki birbirlerininkinden daha uygun bir kalp bulamayacaklar ve bu noktaya gelene kadar yaşadıklarını paylaşabilecekleri ortak bir akıl ve hafızanın bulunamayacağını da. O dönem bu dönem, sıcak ya da soğuk-savaş dahilinde, savaşta ve barışta kadın erkek ilişkilerinde değişen bir şey olmadığını da bir kez daha gördük. Bir adam seni beğeniyor, sen de ona karşılık veriyorsun, tanıdıkça daha çok seviyorsun, o zaman işte bu diyorsun, sonra bir arada yaşamaya çalışıyorsun ki bu kısım her zaman kolay olamıyor, onun çevresi, senin çevren derken kalın duvarlar örülüyor etrafına ve sen öte taraftaki güzellikleri göremez oluyorsun, yavaş yavaş bıkıyorsun ve sıkıştığını anlıyorsun. Bir bakıyorsun fare gibi kapana kısılmışsın, fırsat bulursan başka kapanlara kaçıyorsun. O kapanlardan da sıkılıyorsun çünkü onları o kadar az tanıyorsun ki, bir şeyler hep eksik kalıyor. Bu film eksiklikleri, başarısızlk korkusunu ve aşkın evrelerini anlatıyor. Böylesi bir filme de seksen küsur dakikanın sonundaki gibi bir son yakışıyor en çok. Bazen bırakmalısındır tadında.

Duyguları izleyiciye geçirmek hadisesinin açıklamasına gelirsek eğer filmde yer alan birkaç sahne var ki, ünlü görüntü yönetmeni Ed Lachman’ın düşüncelerinin birer izdüşümü oluyorlar adeta. Diyor ki Lachman: “Edebiyat karakterin iç dünyasına girebilir ama dış dünyayı canlandırması çok daha zordur -yazarlar bir mekanı anlatmak için paragraflar ve sayfalar harcarlar. Filmde ise tek bir planla dış dünyayı gösterebilirsiniz, ama kamerayla bir karakterin iç dünyasına girmek çok  daha zordur. Yönetmenlerle hep bunu keşfetmeye çalışırım; karakterlerin ve duyguların iç dünyasına nasıl girersiniz? Görüntüler, karakterleriniz ve hikayeniz için duygusal bir manzara yaratan şeyi açığa çıkarmak için kullanılan metaforlardır.” O sahne/lerden yeri gelirse eğer bahsedeceğim. Öte yandan bir şey daha var ki ekleyeceğim, beğeniler kişiseldir. Yaşanmışlıklar etkili olabilir çoğu zaman, cinsiyet bile fark ettirebilir. Malum biz kadınlar daha duygusal yaratıklarız, kimi zaman da işler yolunda gitmediğinde kolaylıkla vahşileşebiliriz de. Nesilleri aktaran da bizleriz ufak bir dokunuşla. Dolayısıyla bu filmi beğenmemde, diğer filmi beğenmememde aklınıza gelmeyecek ve ben olmadığınız için bilemeyeceğiniz pek çok dürtüyü, duyguyu da içimde barındırmaktayım. Ben ben olduğum için beğeniyorum pek çok şeyi, siz ben olmadığınız için beğenmeyebilirsiniz aynı ya da benzer pek çok şeyi.

Bu arada Lean on Pete var ve de Private Life bu senenin en beğendiklerim listesinde. Şimdi gelelim hem karşı cinsler arasında, hem de fonda yaşanan Soğuk Savaş’larımıza. Filmde de bahsi geçen metafor filmin ismiyle başlıyor daha ilk etapta.

1997C03F-F924-4ECE-8188-2F41FDE53DF4

NEDEN “SOĞUK” SIFATIYLA ANILMAKTA OLAN BİR SAVAŞ VARDI BİR ZAMANLAR? :

Savaşın bir tarafının insanları zır zır donuyorlar da ondan. Doğu Almanya soğuk, Avrupa’nın en doğusunda yer alan müttefik ülkeler Polonya, Çekya, Rusya ondan da soğuk. Şaka bir yana sıcak pardon normal savaştan farkı sinsice örgütlenmesinde yatmakta. Taraflar birbirinin içine Yuri’ler gönderir. Casuslar birer köstebek gizliliğinde çalışırlar. Deşifre olan öteki tarafı boylar, olmayan içine sızdığı ülkenin sırlarını ele geçirip ülkesine yollar. CIA ve KGB soylu elemanlar yetiştirirler bu doğrultuda. İç işler meselesini yazıya, edebiyata ve neticesinde de paraya dönüştürmesini bilen John Le Carre romanlarında kendisinin de içinden geldiği bu köklü ve çılgın niyetli kurumları anlatır durur. Heyecan verici bir hayatları olduğunu düşündürtürler okuyucularına ve de izleyiciye. No Way Out’ta bir cinayetin ortasında kalakalan Tom Farrell rolünde Kevin Costner’ın en büyük gayretinin deşifre olmamak olduğunu öğreniriz. O da bir ajandır çünkü. Şanslıdır çünkü akibeti Kaşıkçı’yla karşılaştırıldığında yedi dakikada yedi ayrı parçaya ayrılıp dilimlenmeden paçayı kurtarır.

2CDF3AA0-2C5A-4857-B360-0CE139E9DB10

92C59704-BD51-4364-80A9-07E5C20A0C2E

5CBBC05B-3D83-4EE1-9178-69F469A57F7F

Filmin açılır açılmaz karşımıza çıkan simalar amatör müzisyen sıfatıyla karşımıza çıkan Polonya köylüleridir. Aç bakire kız, Tanrı’dan kork sözlerine sahip halk türkülerini dinleriz üstlerinden başlarından fakirlik akan köylülerin. Filmin pastoral manzaralı başlangıç sahneleri de çok başarılıdır. 1949 yılında soğuk bir kış gününde, biri kadın üç kişi, bir küçük kamyonetin içinde Lemko insanlarının yaşadığı köyleri ziyaret ederek hem özgün ve anonimleşmiş şarkı kayıtları yaparlar hem de gizli cevherleri keşfederler bir yandan. Nota bilmelerine gerek yoktur, mümkün olduğunca köylü yani doğal bir şekilde dağlılar gibi okumaları istenmektedir. Gençlere belki de bir daha ellerine geçmeyecek bir fırsat yaratmak üzere olan kahramanların bulundukları ortamda bir aşk hikayesinin de başlangıcına tanıklık ederiz. Wiktor bir sürü kızın arasında kendine has tarzından ötürü Slav cazibesi taşıyan Zula’dan ilk görüşte hoşlanır. Saf bir sesi, içinde barındırdığı enerjisi, sevecenliği ve kendine özgülüğü dışında içinde başka şeyler var diyerek ona olan ani hayranlığını dile getiren Wiktor, Podhale’den bile olmayan Tomaszow’lu Zula’nın babasını öldürmekten iki yıl hapis yattığını öğrenir sonra da. Sorduğundaysa babasının annesine yanlış yaptığını ve onun da bu yanlışını ona bıçakla gösterdiği cevabını alır. Olgun erkek ve genç kız arasındaki ilişkiye ateşli olduğunu anlayabildiğimiz bir cinsellik bulaşır ve ilişkilerini gizli saklı yürütürler. Gösterileri büyük bir coşkuyla karşılanır, çünkü o yıllar için bile son derece özgündür yaptıkları iş. Devlet büyükleri araya girdiğindeyse işler tüm dünyadaki proleterya liderlerinin büyüğü olan Stalin’in propagandasına dönüşür. Derlemelere toprak reformu, küresel barış ve onun tehditleri gibi temalar eklenmesi önerilir nazikçe. Böylelikle müteşekkir olacaklar ve bunu en kısa zamanda ödüllendireceklerini inceden belirtirler karşı taraf olarak. Sadece Yoldaş Irena kırsal nüfusun reform, barış ve liderlik üzerine şarkı söylemeyeceği konusunda diretse de, bir takım kapıların açılabilmesi için Kaczmarek yönetim yanlısı hareket eder. Wiktor susarak tarafını belli etmiştir zaten. Kısa sürede Stalin propagandasına dönüşen gösteriyi izlemeye tahammül edemeyen Irena’yı bir daha görmeyiz. Müttefikleri olan Almanya, Berlin’deki gençlik festivalinden ilk davetiyeyi almaları çok uzun sürmez böylelikle. Kaczmarek’se Zula’dan hoşlandığı gibi, her hafta itirafta bulunması için genç kızı yanına çağırmaktadır. Bunu öğrenen Wiktor kaçmaya karar verir. Elbette ki Zula’yla. Kızınsa şüpheleri vardır gittiğinde kim olacağına ve ne yapacağına dair. Özünde basit bir köylü kızıdır, çok büyük bir eğitimi, en önemlisi Fransızcası yoktur. Bir fırsat yakalamış nerdeyse baş dansçı olmuştur. Wiktor onu sınır kapısında bekleyedursun, bir barda Kaczmarek ve Almanlarla oturup Baltıklar’dan çıkan balığı yer sessizlik içinde. İki sene sonra Paris’te bir araya geldiklerinde Wiktor gelmeyişinin nedenini sorar, o da başarısız olacaklarını hissettiğini söyler. Tekrar bir araya geldiklerini gören Kaczmarek’se onu sivil polisler eşliğinde Doğu’nun Paris’i dedikleri Varşova’ya giden bir trene bindirir. Bu bir veda değildir elbette. Sonrasında pek çok defalar bir araya gelip gelip ayrılırlar. Ne bir arada yapabilmektedirler, ne de ayrı. Geçen yıllar içinde iki taraf da yozlaşır istemeden. Bunun farkına vardıklarında ise geri dönülemez bir yola girdiklerini anlamaları çok da uzun sürmez. Paris’teyken sürgündeki Polonyalı sanatçıya dönüşen Wiktor, tekrar anavatanı Polonya’ya dönmek istediğinde kimliği belirsiz biri olarak karşılanır. Fransız değildir, Polonyalı da. İki yönden de yasadışı yollarla sınırı geçmiş, İngilizler için casusluk etmiş, Polonya’ya ihanet etmiştir. Tutuklu kamplarında geçireceği on beş yıl onu vatan sahibi yapacaktır. Daima ve her yerde seninle olacağım diyen Zula, onu yine bulur ve kurtaracağına dair söz verir. Başarır da. Bitmeyen Aşk bir türlü bitmez. Tutuklu kampında, Paris’te Zula’nın kendini hiçbir zaman ait hissetmediği, dağlı kaçtığı entelektüel çevrelerde, Polonya’da…en nihayet 1949 yılında Polonya’da Zula’nın köyünde başlayan hikayeleri, 1964 yılında yine Polonya’da Zula’nın köyünde son bulur. Sonsuza dek beraberlik yemini eden çift bu yemini Zula’nın bildiği iyi manzaralı bir yerde edeceklerdir.

B0B90254-B08B-4E67-8D29-A33E45190F61

568BEE50-32C8-4957-B4AB-9EC971FEF921

Yukarıda bahsetmiş olduğum duyguların en incelikli olarak aktarıldığı sahneye gelecek olursak dakika 62’ye bakın derim. Oy oy oy… Bir dakikayı bile bulmayacak kadar kısa süren bu anlarda Zula’nın bıkkınlığını, hayat yorgunluğunu ve her iki karakterin yozlaşarak geldikleri bu noktada en nihayet Zula’nın plağını kutlamaktan öte az sonra yaşanacak fırtınadan önceki sessizliği göreceksiniz derim o son bakışta.

CAAF56BE-7F09-4550-BC6C-5B4E2849095D

4870DAFC-2857-48D7-BBDE-5BC86E4F59A2

28787722-4E81-4723-A250-D0A4F2938E1C

NARCOS : MEXICO – DÖRDÜNCÜ SEZON

B624F69B-F5F9-443D-8D4F-8AC3EC956F46

NARCOS : MEXICO – DÖRDÜNCÜ SEZON

“-Rüşvete neden ısırık deriz Ajan Camarena?
  -Çünkü herkesin yemesi gerekir.”

“Yaşam bizi isteklerimizle sınar en çok.”

“Size şehrinizin büyük bir suç operasyonunun merkezi olduğunu gösteren birkaç işaret: Birdenbire etrafa para saçılmaya başlar; arabalar, uçaklar, gayri menkuller. Herkes bir şeyler alır.” Dış ses

“Bir fille karşılaşan bir grup kör adamın hikayesi: Biri hortumuna dokunur, diğeri yan tarafını okşar, diğeri de kuyruğunu tutar. Hepsi de filin bundan ibaret olduğunu düşünür. Çok yakınında durduklarından resmin tamamını göremezler.
 Bakış açısı her şeyi değiştirir.”

“Madem çölü gördün, sırada yılanlarla tanışmak var.” James Kuykendall

“Bazen yerini bilmek iyidir. Yani olduğun yerde kalmak.”

“-Kurtlarla ayılar aynı takıma girerse ne olur? 
  -Birileri yemek olur.”

“Günahın içinde bile bir aziz olabilirsin.”

Ben işimle ilgilenmiyorum. Bir imparatorluk kurmak için buradayım.” Felix

“Hiçbir şey bulamadılarsa, bulmak istemedikleri içindir.” Kiki

“Birisi D.C.’yi arayıp Guadalajara’yı teslim ettik desin.” Kiki

GİRİŞ :

İlk üç sezonunu onar onar izledikten sonra geldik dizinin dördüncü sezonuna. Bu defa ve ilk defa olmak üzere Kolombiya’dan ayrılıyoruz. Dünya haritasına göre Panama Kanalı’nı geçiyoruz ve Kuzey’e doğru ilerliyoruz. Panama, Kosta Rika, Nikaragua, Honduras, El Salvador, Belize, Guatemala derken Mexico ülke sınırları içerisinde geçecek olan on bölümlük maceraya atılıyoruz. Hiçbir zaman görmeyeceğimiz ve fakat dizi müddetince ismen bizimle yaşayacak olan Mexico City dışında Sinaloa ve Guadalajara’yı mesken ediniyoruz on bölüm boyunca. Kolombiya sınırını geçtikten sonra işler sıkıcı bir hal alıyor mu peki bundan sonra? Malum Escobar öldü, Cali Kartel yandı bitti kül oldu, işler sombrerolu, tekila kafalı adamlara mı kaldı diyecek olursanız, bu adamların öyle yenilir yutulur cinsten olmadığını, ister aydınlık ister karanlık taraftan olsunlar yaşadığınız sürece unutamayacağınız karakterlere imza atmış olduklarını göreceksiniz. Escobar’ın tek adamlık zirvesinden sonra çok ortaklı Cali Kartel’de ne anlatılabilinirdi ki en fazla derken ilk ikisinden çok daha iyi bir sezonla karşılaşmıştım üçüncüsünde. Eleştirileri boşverin, biraz sabırlı olun ve dördüncü sezonu sakın ola es geçmeyin. Çünkü bu hepsinden iyi. Dişinizi sıkın derken bunu her anlamda yapmanız gerektiğini göreceksiniz. Bürokrasinin çarklarına takılmış dönmeyi reddeden, adam kayırma ve rüşvet üzerine kurulu bir düzende fark yaratmaya çalışan dürüst adamların çabaları ve maruz kaldıkları karşısında yüreğiniz burkulacak. Azmin zaferinin kendisine ve sevdiklerine çok büyük bedeller ödettiği bir dava adamı var ayrıca yine bu sezonda; efsane bir adam “Kiki”. Üstelik gerçek hayat hikayesi. Dava adamı olmanın ne demek olduğunu göreceksiniz sayesinde. Kurgusu çok başarılı olan dizinin finali ilk bölümde yer alıyor zaten.  Karanlık adamlara gelince nasıl karanlıkken daha karanlık olunabilineceğini gösterdiler bize. Olunur muymuş, olunurmuş. Uyuşturucunun etkilerinden nefret edecek, onun sayesinde insanın içindeki hayvanı coşturan ve elini kana bulatan şeyin aniden ortaya çıktığını görünce insan denen hayvan, pardon varlığın zarar verme duygusunun yüzeye yakınlığını görecek ve ürpereceksiniz. Zaafları, kompleksleri, sözde kötü kaderleri olan kötü adamları önce seveceksiniz, sonra iyinin tarafında olmanın sarhoşluğu kaplayacak yüreğinizi azar azar. Ortaya karışık mı? Yok, öyle olsa ben olmazdım orada. Bu başka. Saçmasapan soygun dizilerine ayıracağınız vaktinizi Narcos’ta geçirin bu defa. İkisi de İspanyolca nasıl olsa. Artık İngilizce dinlemenin modası geçti, yükselen dil İspanyolca bol bol karşımıza çıkacak bundan sonra.

C6D25B0C-A2D0-43F6-A5A1-A1D90B1E37AB

DC61162F-6CFA-4396-A845-27CE2D2CE8A2

NARCOS : NARKOTİK

Guadalajara’da, 1985 yılındayız. Dış ses erkek sesi ve İngilizce olarak anlatıyor olayları. Dürüst olmak gerekirse mutlu bir son yok, bir son bile yok anlatacaklarımız için diyor. Zira içlerinden bazısına güvenmemiz gereken bir dizi kurumun bir araya gelerek son otuz yılda uğruna Meksika’da yarım milyon insanın öldüğü, tanksız tüfeksiz uyuşturucu savaşlarının ağırlığını anlatıyor bize ağır ağır ve biliyoruz ki toz hafiftir ve böyle hafif bir şey’in sonuçları nasil bu kadar ağır olabiliyor? Bizlerse sadece son beş yılına tanıklık edeceğiz bu sezonda. Lope de Vega 881’de komiser Kiki Camarena’nın eli kolu bağlıyken yüzüne kapanan kapının ardındaki isim olan Miguel Angel Felix Gallardo’nun hikayesine geçiyoruz hızla, yani bundan beş yıl öncesine. Uyuşturucuya geçişte bir eşik olduğu söylenir diyor aynı dış ses, yani ottan esrardan, gerçek beyaz’a geçişte. İşte o geçişin nasıl olduğunu görüyoruz satış aşamasında. İşler büyüyor, hırslar büyüyor, adam aynı adam olsa da pasta büyüdükçe ısırıklar artıyor bir taraftan, birkaç iyi adam çıkıyor diğer taraftan. İnsanları uyudukları uykudan sarsarak uyandıran bir adam filizleniyor yavaş yavaş. Bu hikayede bunu yapan kişi “Kiki” oluyor. Polis Kolejlerinde ders olarak izletilmesi gereken bir karakter olarak damgasını vuruyor tüm diziye.

RAFA ve FELIX :

Yetmişler Meksika’sında otun kaynağı olarak bilinen üç yerden biri Sinaloa ise, diğerleri Chihuahua ve Duranga imiş. Fakat otun asıl doğduğu yer ve bu oyunu oynayan adamların çıktığı yer kısaca haydutlar diyarı Sinaloa imiş. Bizlerse verimli tarlalar, afyon ve Meksika marihuanası dolu tepelerin arasından çamurlu ayakkabılarıyla eski motorunu topuklayarak gelen adamla tanışıyoruz nihayet: İri cüssesi, güldüğünde ortaya çıkan tekmili birden bembeyaz dişleri ve eğik sırıtışıyla Rafael Caro Quintero, kısaca Rafa. Condor operasyonu kapsamında buradaki bir grup çiftçinin kuzeye gönderdikleri otlarla zengin olduklarını öğrenen hükümet, milli ordunun askerlerini afyon tarlalarını yaksın diye gönderedursun, kilisede sıkıştırılan Rafa’yı güvenlik polisi olan Felix kurtarıyor. Buraya kadar aynı yolu yürüyen bundan sonra da yürüyecek olan ikiliden Rafa işin mutfağında yer alıyor. Çiftlikten, hasattan, verimden, su kanallarından, ot yetiştiriciliğinden anlayan artist ruhlu bir çiftçi özünde. Zamanında dersine iyi çalışmış, özünde bir Meksika köylüsü ve köyünden çıkmış olsa da hiçbir zaman içindeki köylü ruhu kaybolmuyor. Ottan, kokaine geçmemekte en çok direten de o oluyor. Ama hep daha fazlasını isteyen Felix’in hırsına yeniliyor. Karanlık tarafın karanlık dava adamı ve beyni o değil asla. Aşık oluyor, hem de bakanın kızına. Noel gecesi kızı kaçırıyor ve ilk belayı başına almış oluyor. Aşk belasını. Bakan baba da cabası. Kız ateşli, ateşli olmasına, gönüllü de amma ailesine teslim ediliyor nihayetinde. Aşk acısıyla tanışan Rafa üstesinden gelmek ve acısını dindirmek için kokaine saplanıyor, olmadık işler yapıyor. Çevresindekilerin kafasını ütülüyor hiç durmadan. Kafasını ütülediği isimlerse Don Nesco, El Chapo filan. Fakat onlar bile bir süre sonra geçer atlatırsın’dan, duymak istemiyoruz’a geçiş yapıyorlar hırsla. Siz hiç aşkı tatmamışsınız, bayramda seyranda daha kötü oluyor herkes mutluyken diye sitem ettiği adamlara ısrarla, şu şarkıda şunu yapıyorduk, beraber  yüzecek, dondurma ya da çikolata yalayacaktık diyen Rafa’yı susturmak için kokain ikram eden koca koca adamlar bu sayede daha az zayiatla atlattıkları Rafa’nın aşk maceralarından uçarak kurtuluyorlar ancak. Romantik prens tarlasındaki afyonla uğraşısı azaldığı andan itibaren içinden çıkan romantik prens’in yörüngesine giriyor. Rahmetli babaannem insanlar boşlukta olmadık işlere sararlar, insana meşguliyet gerek her daim derdi. Ne kadar haklıymış. Rafa’nın da boş zamanlarında canı çok sıkılıyor. Bir anlam yaratmak konusunda da farkındalığı esrardan kokaine geçişle sınırlı kaldığından çılgınlıklar peşinde koşup duruyor. Rafa bir gün bir anda kafası çok ama çok dumanlıyken iki turisti DAE’den diye hunharca öldürüyor. Vücut bütünlüklerini bozuyor. Rafa eşiği geçiyor ve içindeki hayvanın en ilkel duygusuna teslim oluyor.

CED2D38C-A40F-435A-8BBE-68AE1F04549D

Felix’se bir zamanlar güvenlik polisi iken zekası, hırsı, öngörüsüyle ön plana çıkıyor. Bir imparatorluk kurmak ve Meksika’nın en zengini olmak hevesindeki sıska ve ciddi adam yürüdüğü dikenli yollarda defalarca horlanıyor, burnu sürtülüyor, işkence bile görüyor, pek çok ortamda adam yerine konmadığı görülüyor; ama mücadeleci yapısı onu pes etmekten alıkoyuyor. Kardeşlerini katleden Aztek Kralı Huitzilopochtli’ye benzetiliyor. En korktuğu şey panik. En kolay harcadığı şey insan, karısı ve çocukları da dahil. Ve kazanıyor diyeceğim ama dilim varmıyor çünkü hayatta kazanan tarafın olmadığını bildiğim bir yaşa geldim, kaldı ki bir uyuşturucu baronu kazanmaz, başarılı olduğu zamanlar vardır, yükselir yükselir yükselir ama bir gün muhakkak düşer. Başarı göreceli bir kavram, uyuşturucu işinde yapılan kariyerse hayli tartışmalı olduğundan, başarılı ve dolayısıyla zengin işadamı pardon iş insanı olma mertebesine erişen ve bu uğurda bir otel bile alan Sinaloa’lı Felix’in Mariachi müziği ve tekilanın doğduğu topraklar olan Guadalajara’daki hızlı yükselişine tanıklık ediyoruz. Bu da şöyle oluyor, ottan çöpten kazandığı büyük büyük paralarla kendine güveni gelen Felix, Meksika’da karteller öncesinde, uyuşturucu maçının oyuncuları belirli bir şehir ya da bölgede uyuşturucu işi yapmak için  polisten izin satın alan çoğunluğu Sinaloa’lılardan oluşan tek tabanca kaçakçılar iken ve bu sistemin “Plaza Sistemi” diye bir adı varken, Meksikalı kaçakçılar için bir birlik oluşturmak ve bunun için doğru plazalardan yeterli sayıda patronu üye yapmak gayretindeki Felix’in hayali gerçekleşiyordu kısa süre içinde. Böylelikle Meksika’nın korkunç yollardan çok korkunç paralar kazanan feci korkunç adamları bir kez olsun bir arada çalışabiliyorlar ve ister resmi deyin ister gayri resmi, Meksika’nın ilk uyuşturucu birliği altında birleşiyorlardı onun sayesinde. Bu arada dizinin iyi adamları mı ne yapıyorlardı Camelot’ta içmek dışında? Bürokrasi çarkının dönmesini bekliyorlardı dört gözle. Sinaloa’lı bir avuç kovboysa her hafta kazandıkları en az otuz bin doları nerelere sıvayacaklarının telaşına düşmüşlerdi çoktan. Satın alınan gözlerden uzak malikanenin içinde yaptıkları motorsiklet yarışında havuzun dibini boylayan bir motora karşı duyulan vurdumduymazlık bunun sadece bir kanıtıydı.

07D7FA39-EE63-4E61-9AFE-14A55C503113

KIKI CAMARENA :

Uyuşturucu karteli oluşturma yolunda ilerleyen Felix’in karşısına çıkmaya cüret edecek olan dava adamı Kiki’yse hamile eşi ve şimdilik bir oğlu ile California’nın Fresno şehrinde yaşıyor aynı zamanlarda. Miami’den teklif beklerken ve o teklifi hiçbir zaman alamazken, bir anda kendini Guadalajara’da buluyor. Yükselemediği takdirde kariyerinin son bulacağından emin, deniz kuvvetlerinden DEA’ya yani uyuşturucuyla mücadele birimine geçmiş Meksika doğumlu Amerikalı bir ajan. Dürüst ve namuslu. Bu vasıflarıyla ve gerçeklerin üzerine gitmekteki gözüpekliğiyle, yeni tayin bölgesinde de sivrilmeyi başarıyor. Meksika’lı federallerin üçkağıtçısının çok olduğunu anlaması ise çok fazla zamanını almıyor. Bölgeyi gözetlemek, bilgi ve veri toplamak dışında eli kolu bağlı oturan iş arkadaşlarını harekete geçirmeye çalışıyor. Camelot adında, federaller, polisler, milli zabıta, KGB ve Gestapo karması Federal Güvenlik Ekibi(DFS)’nin hep beraber güle oynaya içki içtiği barda daha ilk akşamından El-Azul’a varlığını hissettirmeyi başarıyor bir yandan. El-Azul rüşvetin, adam kayırmanın, mafya ile kol kola yaşamanın tarihini yazan yozlaşmanın tepe olmasa da sağlam bir noktasında yerini çoktan sağlamlaştırmış bir komutan. Göründüğü sahnelerde ekibinin başında olmaktan çok, mafya ile yan yana durduğu anlarda çıkıyor karşımıza. Hal böyle olunca bir meslektaşı manidar bir soru yöneltiyor Kiki’ye: “Yıllardır süren kurumsallaşmış yozlaşmayı bitirmek için bir planın var mı?” Varsa bile bir misafir olduğu ve fazla gürültü çıkartarak ev sahibini rahatsız etmemesi gerektiği hatırlatılıyor her daim. En nihayet arı kovanına soktuğu çomaklar yukarıdakileri çok fazla rahatsız ettiğinde, Kiki’yi içeri alıyorlar. Yani kaçırılıyor. Her saniye önemliyken ve kaçırılışının üzerinden tam on sekiz saat geçmişken, başta ABD’de James, Meksika’da Jaime olarak çağrılan amiri bir yanda, gözü yaşlı eşi diğer yanda çırpınıyorlar onu kurtarmak adına. Bekledikleri destekse Amerika’daki DAE’de çalışan meslektaşlarından geliyor. Fakat dayanışma hayat kurtarmıyor. Meksika hükümeti işi ağırdan aldıkça, sorgu ve işkence süresi uzayan Kiki’nin konuşmayacağı anlaşıldığında Felix işini bitirtiyor. Bir hafta sonra bulunuyor cesedi. Kiki’nin cansız bedeninin başında beklemekte olan morg görevlisi Kafka’nın Dönüşüm’ünü okurken, zavallı eşi Mika kocasının ne hale geldiğini görmek ve vedalaşmak üzere geliyor başına. Sol kaburgaları ve ön kolu ve kafatası ve çenesinde çoklu kırıklar olan Kiki, sert bir cisimle kafatasının sağ tarafına aldığı darbe sonucunda ölmüş. Bu arada bize gösterilen kadarıyla kendisinden geçtiği anlarda adrenalin verilerek hayata döndürülüp, konuşması için tekrar tekrar işkence edilmiş. Otuz sekiz yaşında dürüst bir adam üç çocuğunu ve karısını geride bırakarak yok olup gidiyor, giderken de çilesini dolduruyor kısaca. Leyenda Operasyonu onun adına düzenleniyor. Bu arada Amerika suçsuz mu? Pek çok iddia var CIA’nın parmağının olduğuna dair ve onu öldürmesi için emir verenin Caro değil, özel kuvvetlerden Kübalı bir asker olan Felix Ismael Rodriguez olduğu. Che Guevara’yı Bolivya’da yakalatıp, sorguya çektiren, işkence yaptıran, bunun üzerine Che’nin(bir başka dava adamı, aynı akibet) suratına tükürdüğü ve bonus olarak Felix’den(yine Felix, yine karanlık taraf) infaz hakkını kazandığı da aynı isimdir. Tüm bunlar ABD vatandaşı olmak, orduya girmek, Amerikan bayrağı altında poz vermek için yapılmışsa cidden değmemiştir. Kübalı bir haindir buradan bakıldığında. Kendisi hala hayattaymış. Tarih bize dizilerde gösterilenler midir? Elbette ki hayır. Bu diziyi izlemeseydim eğer ve üzerine araştırma yapmasaydım tüm bunları öğrenemezdim. Yazamazdım da. Renkli ekranın büyüsü budur. Yaşayamayacağın hayatları göstere göstere izletir sana(göstermek ve izlemek farklı şeylerdir).  Akıllıysan her tür ukteden uzak izlersin. Aptalsan hayat sana zaten güzeldir.

PABLO ESCOBAR ve CALİ KARTEL’in bu sezon burada ne işi var?

Var, çünkü izlediyseniz eğer hatırlayacağınız üzere Medellin ve Cali’nin Centilmenleri seksenlerde büyük gürültü kopartmakla meşgullerdi. Elbette Meksika dışında yani Kolombiya’da ve de mallarını ulaştırdıkları Amerika’da. Bu sezon Medellin’e giden Felix önce Centilmenlerle görüşme sağlıyordu, sonra da Escobar ile. Escobar rolünde Wagner Moura’nın haddinden fazla karizmatik bir kişilik olarak çizdiği Escobar kompozisyonuyla yaptığı görüşmede, ikilinin arasında efsane diyaloglar geçiyordu. Bu açıdan dizinin en yüksek IMDB puanlı bölümü beşinci bölüm oluyor. Kısa süreli nostalji burada yaşananlar. Pablo her ne kadar kendisinin de, su aygırlarının da Meksikalılardan hoşlanmadığını dile getirse de, sıska ve akıllı adam onu ikna etmeyi başarıyor ve ortak iş anlaşması yapıyorlar nihayetinde. Kolombiya’dan gelen daimi kokain sevkiyatını yapmak üzere gerekli rüşveti gerekli yerlere vermeye kalıyor iş bundan böyle.

SON OLARAK :

Son olarak beşinci sezonu bekleyeceğim bundan böyle. Kiki’nin intikamını almak üzere yola çıkan meslektaşlarının neler başardığını, bu arada ne kayıplar verdiklerini göreceğim. Umarım beşinci sezon kaldığı yerden Meksika’da devam eder. Çünkü buna değer. İçimde var olan ve saklanan suçlu tarafım kimbilir belki de beni en sevdiğim tür olan suç türündeki dizi ve filmleri izlemeye ve sevmeye itiyordur en fazla. İçimdeki hayvan öyle kolay kolay susacağa benzemiyor zira.

Gelelim oyunculuklara, hepsi bomba. Nerede o eski Narkosçular derken, Kiki’yi canlandıran Michael Pena’nın oyunculuğuna, kötü adamların tüm garipliklerine alışıyorsunuz zamanla. El Chapo şans eseri yaşadı, affedilmeyebilirdi, Felix de öyle, hiç olmayabilirdi. Bir sahne vardı ki, dizinin en rezil iki karakterinden biri olan Komutan Pavon benimle birlikte tüm federalleri de zıplattı olduğu yerde. “Rafa”yı elini kolunu sallayarak gönderdi ya, o da uçaktan kalaşnikofunu havaya sıkarken bir daha beraberinizde getirdiğiniz oyuncağı ona göre seçin dedi ya…enayi yerine konulmak var bir yandan, suçlu elini sallaya sallaya gidiyor diğer yandan ve her saniyesi kıymetli olan arkadaşınızın azmettiricisi bu insan. Diğer rezil karakter kim diyecekseniz, hepsinden beter bir karakteri olan Vali Leopoldo Celis. Fakat onun üstesinden Felix geldi. Kendisini ihbar etmesinin bedelini biricik oğlunu elinden alarak ödetti. Bir kutu içine konmuş oğlunun başında annesi kadar çığlık bile atamadı şaşkınlıktan. Mea Culpa demişti son bölümde Felix, Yaptıklarından ötürü değil de, yanlış insanlara güvendiğinden bu işlerin başına geldiğini itiraf edebilmişti hiç olmazsa. Aynı Felix sorgu esnasında baş başa kaldığı Kiki’ye son zamanlarda hiç uyuyamadığından, zengin olmadan önce bebekler gibi uyuduğundan, eskiden onun gibi bir polis olduğundan, ailesi olduğundan, ödenecek faturaları olup, günü gününe yaşadığından dem vururken iki adamdan hangisinin daha şanslı olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Dilinin buğusu kalır derler, bir bölümde Ajan Camarena tam da ümidini kesmişken Felix’in onu asla bilmeyeceğinden bahsediyor ve bunu şanssızlık olarak nitelendiriyordu hani. Oysa ki hepsi, herkes, yıllar yıllar sonra okyanusu aşarak gittiğim ülkesinde altı gün geçiren ben bile bu dizi sayesinde daha önce birden çok defalar filme çekilmiş olan ve elinde olmayan nedenlerle kısa kesilen hayatının detaylarını, ne uğruna mücadele ettiğini öğrenmiş oldum: Baja doğumlu Meksika’lı Kiki Camarena. Böyle adamlar var mı hala? Onu bil…

Diego Luna And Michael Peña Host Cocktail Party To Celebrate The Launch Of Their Netflix Show Narcos: Mexico. Mexico, October 30th, 2018.

C25C215E-D6DA-41C7-B1BA-C4A8B11578F0

SiCARiO

images-12

SiCARiO:

Meksika’da tetikçiler için kullanılan kelimenin kökeni MS 70 yılına, Kudüs’ün Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilmesinden hemen önceki yıllara dayanıyor. Amacı Romalıları ve taraftarlarını Yahudiye bölgesinden uzaklaştırmak olan Yahudi politik örgütü Zealots’un radikal eylemleriyle ayrışan bir alt grubu olan Sicarii, ismini cübbelerinin altında gizledikleri sicae adlı hançerlerden almaktaydılar. İnsanların yoğun bir biçimde toplandığı alanlarda, hançerlerini çekerek Romalılara ve taraftarlarına saldırı gerçekleştirir ve görevlerini tamamladıktan sonra kalabalığın içine kaynaşıp uzaklaşarak kaçarlardı. Ortadoğu’daki haşhaşi ya da Japonya’daki ninja gruplardan yüzyıllarca önce ortaya çıkan, tarihteki en eski organize suikast örgütlerinden biriydi.

images-9

Film Sicario’ya gelirsek kaç tane silahlı çatışmaya girip kaç kişiyi öldürmüş olursa olsun FBI ajanı olan Kate’in özel görevle Meksika’ya gidip yaşadıklarından sonra ruhsal olarak çöküşüne tanık oluşumuzu anlatıyor. Kate umutsuzca neyin içine düştüğünü, neden burada bulunduğunu anlamaya çalışıyor. Kurtların arazisinde bir kurda dönüşemeden ayakta kalmaya çalışıyor. Bunu başaramadığında yani dürüst davrandığındaysa boğazına dayatılan bir silahla tüm yaşananların yasalara uygun olarak gerçekleştirildiğine dair bir kağıt imzalatılmak zorunda bırakılıyor kanunların olduğu bir küçük kasabaya gitmesi salık verilirken. Gözüpek, soğukkanlı bir FBI ajanı olarak tanıyoruz onu Phoenix, Arizona’daki baskın ve çatışma esnasında. Onlarca ceset bulmalarıysa tesadüf eseri gerçekleşiyor. Evin duvarlarının içine saklanmış, elleri bağlanmış, işkence görmüş, başlarına naylon geçirilmiş, en korkuncu da kimisi halen daha nefes alan ve orada öylece ölüme terk edilen onlarca insan var. Duvarları parçalayıp insanlara ulaştıklarında midelerini bulandırıp onları kusturan sadece ölüm kokusu değil. Bazı insanların insanlara çok korkunç sonlar, çok kötü ölümler hazırladığını görüyoruz. Bu ayaklı cenazelerin arasında kadınlar da var, onlar da paylarına düşeni almış gibi duruyor. Bu farklı türde bir katliam ve sessiz görgü tanıkları koridorun duvarları içerisine gömülü vaziyette tüm yaşananlara şahit birer mumya gibiler.

downloadfile-5

Kate aynı patlamada iki adamını kaybetmesine rağmen, Savunma Bakanlığı tarafından yeni bir görev ve El Paso vaadiyle önce Savunma Bakanlığı’na ait bir uçakla sonra da karayoluyla Juarez’e götürülüyor. Juarez, El Paso’nun tam karşısında ama sınırın Meksika tarafında yer alıyor. Uçsuz bucaksız sevimsiz topraklar seriliyor gözümüzün önüne sınırı geçip, Juarez’e varmazdan önce. Rengarenk gelişigüzel boyanmış gecekondu tipli iki katlı evler, sokakların sesi olan graffitilerle boyalı duvarlar ve futbol sevdalısı gençler var yollarda. Bir de baş(sız) aşağı gelecek şekilde köprüden aşağı sallandırılmış çırılçıplak soyulmuş uzuvları kesilmiş kadınlar ve adamlar var. Ya kafaları boyunlarından ayrılmış, ya da hem kolları hem de kafaları olmayan cesetler bunlar. Alejandro canavar’a hoşgeldiniz derken kastettiği şehrin kendisinde cisimlenmiş saf kötülük. Bir buçuk milyonluk nüfusuyla Meksika’nın Chihuahua eyaletinde yer alan Juarez, dünyanın en tehlikeli şehirlerinden biri olarak anılıyor. Uyuşturucu kartelleri arasında süren çatışmalarda binlerce insan hayatını kaybetmiş ve kaybetmekte halen daha.

Tüm bu kaosun içinde henüz daha kurallarını kimin koyduğunu bilmediği savaş oyunlarının içinde neden neden diye soran bir piyona dönüşüyor Kate. Gönüllü olmadan önce evli olup olmadığı ve çocuğu olup olmadığı soruluyor kendisine. Geride kalacak olan endişe dolu bir eş ve çocuklarını özleyen bir anne bu tip bir görev için düşünülen ajan için aranılan özellikler değil. Uyanık, tetikte ve farkında olmaları tüm ekipten istenilen özellikler. Bir sürü sert adamdan oluşan ekipteyse sadece Kate var kadın olarak. Arabada giderlerken 1900’lü yılların başında Başkan Taft’ın Başkan Diaz’ı ziyarete 4000 asker koruması eşliğinde geldiğini anlatıyorlar. Buna rağmen güvende hissedip hissetmediğiniyse onlar da bilmiyor. Aradan geçen bir yüzyıl var ve günümüz Juarez’inde değişen fazla bir şey yok gibi.

images-18

images-17

images-10

Kate yeni boşanmış ve yakın arkadaşı hukuk mezunu Reggie’nin de onunla birlikte operasyona gelmesini talep ediyor. Ortasına düştükleri savaş, bir adamın intikam hikayesinin bir parçası olmakla son buluyor nihayet. Karizmatik av köpeği, kederli avukat/savcı Alejandro rolündeki Benicio Del Torro karısının başını kesen, kızınıysa asitle yakan kartelin başındaki Fausto Alarcon’u iki oğlu ve karısıyla yemek yerken kıstırıyor lüks malikanesinin bahçesinde. Onu suçlayan Alejandro’ya kimden öğrendik sanıyorsun derken sistemin içindeki yerleşik rolüne ve tüm acımasızlığına rağmen onun da ders aldığı bir öğretmen olduğunu ve bunun da vatanının onun geldiği ve yetiştirildiği topraklar olduğunu ima ediyor. Alejandro gözünü kırpmadan öldürüyor aile bireylerini, kısa ve acısız bir şekilde. Her gün uğruna bir sürü insanın öldüğü adam önündeki tabağında bulunan yemeğiyle baş başa kalıyor. Yerinden kımıldayamadan, dirseklerini masadan çekmeye fırsat bulamadan kalakalıyor öylece. Tek tepkisi acıdan büyüyen gözleri. Oynadığı rol çığlık atmasına engel oluyor. Affedilmek için dizlerinin üstüne çökmek ve yalvarmak ona göre değil. Fakat bir sürü insanın ölümünden sorumlu bir adam için kolay bir son gibi görünüyor az sonra Alejandro’nun onu makineliyle taramak suretiyle öldürecek olması.

S_D045_11529.NEF

Filmdeki en önemli cümleyi sarf eden kişi rolünde Savunma Bakanlığı’ndan Matt Graver/Josh Brolin var. Ölümle burun buruna gelmekten, insanların kaderleriyle oynayıp, kederlenmelerini izlemekten her şeyi boş vermiş sanki. Kate bir sürü önemli adamın kendilerinden de önemli olan önemli bir yuvarlak masa etrafında toplandığı odada ayağında parmak arası terlikleriyle oturan Matt’e bakıyor ilk önce nasıl adamların karşısına çıkacağını anlamaya çalışarak. En nihayet neden burada olduğunu söyleyen kişi de Matt oluyor. Çünkü CIA ABD sınırları içinde evcilleştirilmiş bitişiğine operasyon düzenleyemiyor. Çünkü uyuşturucu trafiğini belli bir düzeyde kontrol altına almak şartıyla yönetme yetkisi bu bir avuç insana verilmiş ve nüfusun yüzde yirmisi uyuşturucu kullanıyorken, taleple başa çıkmaya çalışan ve arzı kontrol altına almaya çalışan bir mekanizma var cıvataları paslanmış. Kısacası kahramanlık taslayıp, sivrildiğin anda kendinin ve sevdiklerinin uzuvlarını kısmen, ruhunuysa işlere bulaşıp burnuna kadar boka batmak ne imiş gördükten sonra tamamen kaybedeceğin ve her zaman senden daha güçlü, daha zalim, kaybedecek bir şeyi olmayan insanların olduğu bir dünya burası. Kolaylıkla büyüyüp, kolaylıkla da küçüleceğin bir yerde inceden bir ipin üzerinde arkanı kollayarak karşıdan karşıya geçmeye çalışıyorsun ve bu bir süre sonra senin yaşam tarzın oluyor. Bir sürü sert adam ellerinde makineli tüfekler, üzerlerinde çelik yeleklerle rambo gibi ilerliyorlar gecenin karanlığında. Neden mi? Gürültü çıkarmak için.

images-14

images-25

images-11

Filmin yönetmeni Denis Villeneuve, Incendies’den beri her filmini bir şekilde izlemiş olduğumu, filmografisine baktığımda gördüğüm bir yönetmen. Bir şekilde seçtiği konular, filmlerin uyarlandığı kitaplar, oyunlar, seçilen mekanlar ve bu mekanların ve insanlarda susuzluk yaratan çöl kavramının cazibesine kapıldım belki bilmeden. Ortadoğu, Meksika, bilinmezlik ve kendi kafasının içindeki çölde kaybolanların hikayeleri vardı başrollerde. Karakterleri kaotik coğrafyalarda, başa çıkılması zor sorunların ortasına yerleştirdi Villeneuve.

Sistem ya da yetkili birimler aciz kaldığında kendi adaletini yaratmaya çalışıyor onun karakterleri. Kimse karanlığı görmeden aydınlığa çıkamıyor ve bir artı bir her zaman iki etmeyebiliyor ve bazen insan böyle benim gibi bir yönetmenin en çok hangi filmine saplanıp kaldığını hatırlayıveriyor yeri gelmişken ve geçmişi eşelerken. Ve Denis Villeneuve benim için Incendies demek olsa da gerek görüntü yönetmeni Roger Deakens’ın panaromik çekimlerle gözümüzün önüne serdiği atlas okyanusu gibi duran çöl ve o çölün ortasına legolardan yapılmışçasına yerleştirilmiş Juarez’in tekinsiz manzarası, gerekse Tanrısal bir bakış açısıyla bakmamızı sağlayan içinde yaşayan insanların birbirini kolaylıkla harcayıp katlettiği şehrin karakteri de unutulacak gibi değil.

Filme dahil bir de yan hikayecik var çok beğendiğim. Meksikalı bir polis ve onun ailesinin hikayesi anlatılıyor. Kaçakçılığa bulaşan ve Alejandro’nun sonunda öldürdüğü adam evli; hayatından bezgin bir eşe ve bir oğula sahip. Küçük oğluyla az diyaloglu ve hemen hemen tüm Meksika’nın ortak zevki olan futbol üzerinden ilerleyen bir ilişkileri var. Futbol yoksul ülke gençlerinin kurtarıcı umudu olarak çıkıyor burada da karşımıza. Baba ölüyor, başka babalar da ölüyor, kartelin başındaki adam ve başka adamlar da. Tek bir şeyin sesi kesilmiyor bir türlü. Çocukların futbol maçlarını bile bölen bir ses.  Makinelilerin susmak bilmeyen sesleri. Nazik Villeneuve insana çok da nazik davranmayan bir coğrafyadan çıkmış ya da o coğrafyaya bulaşmış insanların arasında kazananın bulunmadığını, kimsenin masum kalamayacağını söylüyor kibarca.

images-16

downloadfile-3

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: