MARKOPAŞA YAZILARI VE ÖTEKİLER : Aradan geçen 70 yıla rağmen değişen bir şey olmaması kader olmamalı(bu cümleyi bir solukta okumalı sonra da aynı nefesi içine hapsetmeli nasılsa boğuluyoruz hep beraber)

images

Genç Arkadaş :

“Yurdunu, milletini dünyada her şeyin üstünde tut. Bütün varlığını, bu topraklar üstünde yaşayan insanların yüzünü güldürmek yolunda harca.

Birbirini boğazlamadan yaşamak isteyen bütün insanlara dostluk göster; kendi menfaatleri için dünyayı kana bulamak isteyenlere inanma. Bunları insanlığın, yurdunun ve milletinin düşmanı say.

Yurduna açık veya gizli yollardan girmek ve yerleşmek isteyen yabancılara yüz verme. Seni sömürmek ve köle etmek isteyen düşmanlara karşı kafanla, gerekirse kanınla mücadele et.

Bu millete dayanmadıkları için, herhalde yabancı bir devlete dayanmak lazım olduğuna seni inandırmak isteyenlerin sözlerine kanma.

Müdafaa edilecek fikirleri olmadığı için her türlü fikre düşmanlık edenleri ve etraflarına sadece kabiliyetsiz, cahil sürüler toplamak isteyenleri arana sokma.

Seni maceralara sürüklemek isteyen gafillere yüz verme. Bu milletin bin bir yarasına merhem olmayı bir yana bırakıp dipsiz maceralar peşinde, yabancı ülkeler zapt etmek hulyalarıyla halkı kırdırmak, bu arada külah kapmak isteyen vicdansızların parlak sözlerine kulak asma. Çünkü sen, büyüklük delisi zevzeklerin, Hitler kahküllü kaçıkların oyuncağı olamayacak ağırbaşlısın.

Ve hele her şeyin başında, seni aldatarak alçakça işlere oyuncak etmek isteyen düşmanınla, sana hakikati söyleyen dostunu birbirinden ayırmasını bil! Bunu senin zekandan ve namusundan bekleriz.”

Merhumpaşa, 26 Mayıs 1947

Fikir ve Küfür :

“Bir yıldan beri bu gazetede türlü fikirler ortaya attık. Bu fikirler yüzünden türlü hücumlara uğradık. Biz isterdik ki, bize hücum edenler, karşımıza, yani halkın önüne yine birtakım fikirlerle çıksınlar. Ne gezer! Onlar sadece sövmüşler. Gaziantep’ten İstanbul’a, İzmir’den Samsun’a ve Çarşamba’ya kadar, yurdun dört bucağında çıkan bir sürü gazete ve dergide, aleyhimizde üç yüzden fazla yazı çıkmış. Hepsini gözden geçirdik. Bir tekinde olsun, bir tek fikrimiz, bir tek satı ımız ele alınıp, çürütülmemiş. Sadece küfür edilmiş.

Biz demişiz ki: Bu memleketin istiklali her şeyden üstündür. Milletin oluk gibi kan akıtarak kazandığı bu istiklali, siyasi oyunlara alet edip, elden kaçırmayalım. Sömürücü devletlerin elinde oyuncak olmayalım!..

Cevap vermişler: Hain, satılmış, bolşevik ajanı!..

Biz demişiz ki: Yabancı sermayeye imtiyazlar vermeyelim, memleketin mali ve askeri işlerine yabancılar burunlarını sokmasınlar. Hem soyuluruz, hem de bir dünya patırtısı çıkarsa, arada biz eziliriz.

Cevap vermişler: Demokrasi düşmanı, Moskova ağzı konuşan kızıl!..

Biz demişiz ki: Halkın selametini temin ile vazifelendirilmiş olanların siyaset oyunlarına katılmaya, halka zulmetmeye, onu dövmeye ve halkın sırtına binmeye, onu tabutluklara kapatmaya hakları yoktur. Bunun önüne geçilsin.

Cevap vermişler: Bozguncu, devlet düşmanı, anarşist.

Biz demişiz ki: Yıllardan beri arkası gelmeyen dalavereler, arsa oyunları, memleket dışına para kaçırma rezaletleri, esrarı çözülmeyen cinayetler, millet malı soygunculukları alıp yürümüştür. Öte yanda, millet kara sabanın arkasında donsuz didiniyor. Bu gidişatın sonu hayra çıkmaz.

Cevap vermişler: Fesat, yalancı, komünist!..

Biz bir fikir ortaya atmışız onlar bize cevap yerine, küfür savurmuşlar…

Bu türlü bir mücadelenin zevkli olmadığı meydanda… Lakin, yüreğimizi ferahlatan cihet şu ki, halk, o iyiyi kötüden, doğruyu eğriden ayırmakta hiç şaşmayan varlık, hep bizim tarafımızı tutuyor.

Var olsun…”

Merhumpaşa, 1 Kasım 1947

Lanet Olsun :

Kendi menfaatlerini milletlerin menfaatinden üstün tutanlara, kendi hak edilmemiş ekmeklerini yiyebilmekte devam etmek için milletlerini kölelik zincirleri, cehalet karanlığı, korku uyuşukluğu içinde bırakmaya çabalayanlara lanet olsun…

Hiçbir fikre inanmadıkları için fikirlere, insanı insan eden duygulara yabancı oldukları için insanlık sevgisine, herhangi bir şeyi bilip öğrenemeyecek kadar beyinsiz ve tembel oldukları için bilgiye ve kitaba düşman olanlara lanet olsun…

Halkın arasına girecek, onunla sarmaş dolaş olacak suratları olmadığı için halkı hor görenler, her zaman ve her yerde kendilerinden daha isabetli davranacak ehliyette olan halk kitlelerini ahmak bir koyun sürüsü, yahut düşüncesiz bir yığın sayanlara, halkın dostluğuna da, düşmanlığına da kulak asmayacak kadar gaflete düşenlere lanet olsun…

İnsanların toplu halde yaşayabilmeleri için ilk şart olan hak ve adalet kaidelerini bile kendi iğrenç arzularına alet edere, aralarında yaşadıkları insan cemiyetini korkunç bir düzensizliğe sürüklemeye çalışanlara lanet olsun…

Üzerinde yaşadıkları toprakları, boş lakırdı ve gösterişten ileri geçmeyen akılsız, bilgisiz tedbirler ve tedbirsizliklerle günden güne bakımsız, verimsiz, perişan bir toprak yığını haline getirenlere, o toprağın üstünde yaşayanları, oralarda eskiden insan gibi yaşamış olan milletin hatırası için yüz karası olacak kadar düşük seviyelere indirenlere lanet olsun…

Kendilerini sattıkları devletin sözde dostluğunu kendi milletine mazur gösterebilmek için yurtlarına güçlü ve korkunç düşmanlar icat edenlere lanet olsun…

Markopaşa, 10 Mart 1947

THE SELFISH GIANT/ BENCİL DEV:

b001-0093

Bu sene içerisinde, acaba 2014 yılının ocak ayını mı yoksa bir sene öncesine giderek o günden itibaren bugünü mü hesaba katmalıyım bilemiyorum, ama aynı ya da ayrı yerkürede ama aynı zaman diliminde, bugün, şu saate kadar izlediğim ve en çok beğendiğim film Clio Barnard’dan “The Selfish Giant”/ “Bencil Dev”. Filmi izlerken yönetmeninin erkek olduğu hissine kapıldım. O karedeki hareket doğru zamanda geldiğinde hayat kurtarabiliyor ve tüm filme yayılmış olan acımasızlık değil acımasız anlatım Haneke’den, Loach’a ya da Dardenne’lere ılık bir geçiş oluyor. Ve bahsettiğim o sahnedeki hareket en azından sizi hayata bağlayabiliyor kısa süreliğine de olsa.. Yaşanmıştır bir gün bir yerde.. Ve doğru insandan gelmiş olmalıdır, doğru zamanda, doğru yerde.

Konusuna gelince; sistemin bir türlü baş edemediği biri asi ve öfke kontrolü olmayan gözüpek kahramanıyla, diğeri  sistemin bir nefes aldırtacak kadar bırakıp sonra geri dönmesi taahhüdü ve vaadiyle öğrenimine ara verdirttiği iyi kalpli tombikten oluşan onlu yaşların başındaki iki çocuğun yaşlarına, kendilerine en az iki beden büyük gelen dış dünyaya, parasızlığa, acımasızlığa, kendilerinden daha güçlü adamların varlığına kısaca maruz kaldıkları tüm haksızlıklara sadece birbirlerine tutunarak direnmelerinin hikayesi. Doğanın kendi içinde bir kanunu var ve her zaman güçlü olan ayakta kalıyor, duygusal ya da ne anlamda olursa olsun zayıf olan bir ders verir gibi çekiliyor kareden, pardon hayattan. Ama insan ne kadar batarsa batsın, daha dibe batmaya muktedir ve tıpkı öfke kontrolü eksik hırçın ve minik kahramanımız Arbor gibi kişi, kendinden nefret ettiği için de nedamet getirebilir ve kendi başına kaldığında da içindeki nedamet büyür, büyür ve bir çığ olur. İngilizlerin çok sevdiği ve sık başvurduğu filistenliktense eser yok bu filmde. Kibir yoksunu bir İngiliz filmi izlemenin coşkusunu ve şaşkınlığını üzerimden atabilseydim daha entellektüel bir şeyler yazabilirdim sanıyorum. Ben de duygusal yazayım o zaman: Uzun zamandır bir sahnesiyle üzüntü şokuna girip, bir sahnesiyle de hıçkırarak ağlamama neden olan tek filmdi. İsmini Oscar Wilde’ın “Mutlu Prens” indeki bir masaldan alan filmin masalla olan benzerliği ise çocukların ne şimdiki zamanın fakir İngiliz mahallelerinde ne de Wilde’ın İngiltere’sinde kendilerine oynayacak bir bahçe bulamamaları, dolayısıyla zar zor çocukluklarını yaşayabilmeleri ve kurtarıcı Mesih’in sadece masallarda görünmesi. Arbor’ın Mesih’i ise Swifty’ye dönüşüyor ve her şeyini yitirenin her şeyi kazanabileceğine dair bir umut doğuyor insanın içinde. Her ne olursa olsun bir film umut vermeli dünyadaki tüm manyaklaşmış, sapkın ve açgözlü insanlara inat…

The Selfish Giant Clio Barnard

EZİYET ÜNİVERSİTESİ:

“Bizi dünyayı güzelleştirmek için yaratmıştın!” dedik
“Sizi daha da hoşnutsuz kılarım!” dedi
“Kimin ne olacağı aşikar” dedik
“Kimsenin sonunu bilemezsin” dedi
“İnsan arızalıdır” dedik
“Ikınmadan nereden bilirdin?” dedi
“Boştur bu geçen zaman” dedik
“Siz öyle sanın” dedi ve kinayeli bir tonda ve güçlü bir şekilde güldü.
İtiraf etmek gerekirse korktuk. Sanki gökgürültüsüydü. Ama altta kalamazdık ve sıkıştırdığımız kuyruklarımızı olabildiğince gizleyerek;
“Vermekte cimriydin” dedik
“İstemeyi bilmediniz ki!” dedi
“Sağımız solumuz karanlık” dedik
“Önünüze bakmadınız ki!” dedi
“Kendilik bilincimiz yeni oluştu” dedik
“Hayatta hiçbir şey için geç değil” dedi
“Bize karşı kinayecisin” dedik
“Sizse gereksiz sitemkar” dedi
“Tüm idareler yanlış” dedik
“Çobanı seçen sizdiniz” dedi
“Gelecek ürkütüyor bizi” dedik
“Gününüz ne güne duruyor” dedi
“Bölündük” dedik
“Tevazunuz nerede?” dedi
“Bizim elimizde değildi yaşananlar” dedik
Gene güldü.
“Biz ayrım yapmadık” dedik
Daha şiddetli güldü güldü güldü…
Sustuk
O da
Çok sürmedi bilmeye açtık
O ise sabırlı
Gene sorduk sorduk sorduk…
Her şeyi bildi
Zamanla gördük.
Ama biz de öldük. Her anlamda.
—-.—-

Şu an aynı müziği dinliyor olabiliriz mesela. -Dik mi demeliydim?

—-.—-

YERİ GELDİĞİNDE YAŞAMAK İÇİN YA DA HAYATINA DEVAM EDEBİLMEK İÇİN YOKTAN VAR ETTİĞİN YAHUT HAYATININ BİR PARÇASI OLAN VE HATTA SAPLANTIN OLAN TAM 66 KİŞİYE SORULDUĞUNDA ALINMIŞ 66 PARLAK NEDEN/CEVAP(UZMAN KİŞİNİN YORUMLARIYLA):

Soru:Yaşamak için neden/leriniz nelerdir?

1-Çocuğum
2-Gene çocuğum
3-Çocuklarım
4-Oğlum
5-Kızlarım
6-Mesleki başarım
7-İşim
8-Ailem
9-36 beden bikinime girmek, 38’de olur(ama 40 olmasın, nolur Tanrım!)
10- Üç gece, beş günlük(uygun fiyatlı tur programı bu nihayetinde ve muhtemelen ilk uykusuz gece sonrası gittiğiniz ülkeye, dönüş gününüzde ise topraklarınıza alışmakla geçirilecek şaşkın ve bilinciniz uykuyla uyanıklık arasında garip bir noktaya ulaşmışken “şimdi ülkenin en büyük ama pek büyük..” anonslarıyla uyandırıldığınızda aslında hiçbir yerin çok büyük olmadığını idrak etmenize müteakiben ben şimdi neden burada bunca yorgunluğu çekiyorum diye kendi kendinize sorduğunuz o anda az ya da çok bir başka ülke gördüm diye atacağınız cakaların tesellisiyle sıkı sıkıya tutunursunuz anınıza) gez götüm yolları konulu, televizyondaki gezgin programlarına özenip de çıktığım yurtdışı seyahatimde koca bulmak(en patetik olan buydu; evde kalmış kız kurusu logolu bu grubun yaş aralığı 30 ila 40 arasında değişmektedir, azaladabilir, çoğaladabilir, bazı yaşlar hep aynıdır değişmez kırksa kırktır on yıl boyunca. Halen daha umudunun olması ise takdire şayandır, bir umuttur yaşatmaktadır insanı..)
11-Daha çok para kazanmak, yeni bir ev için, olmadı arsa alır müteahhide veririz.
12-Doktor koca bulmak
13-Öğretmen bayanla evlenmek
14-Para
15-Money
16-Argent
17-Aşık olduğum kızla yarın öpüşmek, yarın ama; olmadı ondan sonraki yarın
18-Çok para kazanıp güzel kızlarla yatmak
19-Çok para kazanıp erkeklere muhtaç olmamak
20-Çok para kazanıp dünyadaki bütün kızlarla yatmak(bu gencin yatmaktan kastı tek uyumaktı sanıyoruz yahut hiç uyumamak, bizler de tam anlayamadık)
21-Para yapıp içinde bulunduğum sefaletten kurtulmak
22-Ciddi para yapıp ailemi ve kendimi içinde bulundukları müşkil durumdan kurtarmak
23-Para biriktirip bir an önce kendi uzmanlığım olan işimi kurmak ve ağız kokusu çekmemek(bunu söyleyen arkadaş dişçi idi!)
24-Baş aşçı olmak
25-Baş mühendis olmak
26-Başbakan olmak
27-Bir yerin başı olmak, artık nerenin olursa.
28-Şu akıl hastanesinden kurtulur kurtulmaz, cadaloz kayınvalidemle, geveze kayınbabamı ve hanımın tüm paragöz sülalesini jülyen jülyen doğramak ve etlerinden salam ve sosis yapmak.
29-Zengin koca bulup, balayına Maldivler’e gitmek
30-Zengin koca bulup, eski gecekonduma Mercedes’le gitmek
31-Hafta sonu gideceğim Deep Purple konseri
32-Rus aftosunun koynundan çıkmayan kocamı kara büyü ile eve döndürüp, evi üzerime geçirdikten sonra habersiz satışını yapıp tüpçü Murtaza ile sayfiyeye yerleşmek:Fadime
33-İş yerimdeki rakiplerime üstün gelmek için çevirdiğim tüm tezgahların, bugüne dek kurduğum tüm kumpasların su yüzüne çıkarılmadan müdürlüğümün gelmesi.
34-KPSS’yi kazanmak, memur olarak herhangi bir yere atanmak ama ne olursa olsun devlete kapağı atmak, devletin olmak, yeter ki devletin olayım demirbaşı bile olurum.
35-Hamile kalmak için sıfır sperm sayılı kocamla sayısız kereler başvurduğumuz embriyo transferi işlemlerinden sonra en nihayet rahme tutunan şimdilik fasulye büyüklüğündeki bebeğimle sorunsuz bir hamilelik geçirmek ve artık içime işlemiş olan kendimi üzerine tüm haşmetimle oturup, sıcak tutmak gayretiyle en çok da üşümesin diye çift sarılı bir yumurta olarak insanoğlunun kursağına gitmek üzere teflon tavada üzerine karabiber serpiştirilen bir kahvaltının parçası mı yoksa bir civciv olarak bana mı kalacağı endişesiyle yaşayan bir tavuk olarak hissetme duygumdan sonsuza dek kurtulmak.
36-Doğal yollardan hamile kalmak(bunu diyen yeni evli kadın, 35 numaradaki bayanın hiç sonu gelmeyen cümlesinin etkisiyle bir çırpıda söyleyiverdi. Yaşama nedeni miydi bilemiyoruz, kendini kötü hissetmiş olduğundan olsa gerek ya da bu uzuun cümlenin bir şeylerin öncülü olabileceği hissine kapıldığından kim bilir, bir yakarış hatta bir çığlıktı ağzından dökülenler).
37-Popçu olmak, topçu olmak, en sonunda da ismimi kullanıp çorbacı açmak.
38-Yeşil sahalardaki boşluğu doldurmak(geniş görüp bana da yer vardır diye ortama dalmak isteği hiç bitmeyebilir).
39-Emekli olup bağlan bahçeylen uğraşmak, köyüme geri dönmek
40-Çocuklarımın mürüvvetini görmek
41-Çocuklarımın mürüvvetimi görmesi
42-İkinci evliliğimi genç hanımla yapmak
43-Üçüncü evliliğimi genç hanımla yapmak
44-Gazetelerin birinci sayfasına manşet olmak(Oldu da pek iyi olmadı.)
45-Devreden sayısal 146. Hafta çekilişleri
46-Seri piyango biletlerim
47-Evi tuğladan yapıp, kızı Muğla’dan almak.
48-Arkamda saygın bir isim bırakmak
49-Arkamda saygın bir miras bırakmak
50-İçine tutku karışmış üniversite cinayetini araştırıp, üzerine roman yazmak(kız güzel miydi acaba?) ve acıların üzerinden bir başarı inşa etmek(şimdiden bravo bana, sefil ve az gelişmiş aklıma)
51-Genç Turkcellliler kampanyası devam ediyor ise, çocuğun telefonunu alıp hanımın sinema biletini bedavaya getirmek(en yaratıcı ve kısa vadeli yaşama nedeni buydu)
52-Kuğu Gölü gibi bir şey bestelemek(en çılgıncasıydı ama gözlerinden tuhaf pırıltılar geçiyordu besteci aday adayımızın, bir an korktuysak da biliriz ki müzisyenlerden kimseye zarar gelmez, Bertrand Cantat’sa istisnadır.)
52-Tibet’te Budist rahiplerle yanyana ibadet edip tesbih çekerken, neden kendi ülkemde aynı derinliğe inemediğimin cevabını bulmak. Muhtemelen Tibet’te de o derinliği bulamayacağım çünkü derin olan yerler değil, sığ olan benim kalbim(böyle bir durumda herkes okyanusun en derin yerine atlar bir daha da çıkmazdı, oysa ki..)
53-Tatlı tatlı anırmak(söyleyen beş yaşında bir çocuk idi).
54-Tüm dünyanın müslümanlaştırıldığını görmek(sakalları çorbanın içindeydi, Vahabiymiş)
55-Şehrime denizi getirmek(dört tarafı karayla çevrili bir ilin belediye başkanı idi, “ölmeden ama” dedi, gözleri doldu, cümlenin sonunu getiremedi, ağlamaya başladı:duygusal başkan)
56-Hacca gitmek
57-Umreye gitmek
58-Salondaki üçlüyle, iki berjerin yüzlerini kadifeyle kaplatmak
59-Bizim adama bulaşık makinesi aldırmak, bulaşıktan çıkmayan ön yüzeyi kıpkırmızı olmuş ellerimi pamuklarla sarıp sarmalamak, vazelinlerle ovmak
56-Bazen bağırışlarından cinnet getirecek hale geldiğim tüm çocuklarımı ve dışarıda top peşindeki tüm diğer çocukları bir gemiye atıp uzak diyarlara, ufukları açılması bahanesiyle gönderip, arkalarından su dökmeden uğurlamak, bazen böyle hislere kapılıyorum işte yerli yersiz.
57-Amcamın sapıkların şahı oğlundan hamile kaldıktan sonra annemin baskılarıyla ve babamın dayaklarıyla konu komşudan ve tüm sülaleden gizli doğurup cami avlusuna bıraktığım o günden tam on sekiz yıl sonra hala daha her gün tekrar, her gece hiç aralıksız rüyalarıma bulaşmasıyla hiç dinmeyen vicdan sesimi ne yastıkla, ne ellerimle, ne de ilaçlarla boğamadığımdan bedensel özürlü vicdanımsa bir başına camdan atlayamadığından bebeğimi bulmak, bebeğimi bulmak, bebeğimi bulmak. O şimdi on sekiz yaşında bir genç adam.
58-Düğünü ucuza getirmek, ev eşyalarını ikinci el bit pazarından almak
59-Anne tarafından gelecek olan mirasa konabileceğim günleri görmek; yaşamak, yaşamak, daha uzun(uzun dediysem ömür denen şeyi çan eğrisi gibi uzunlamasına düşündüğümden olsa gerek sanırım yoksa çok derdim geniş açıyı baz alarak) yaşamak.
60-Tüm Milliyetçi Kürtleri topraklarımızdan sürmek(çaprazlama ve misilleme)
61-Tüm Milliyetçi Türkleri topraklarımızdan sürmek(çaprazlama ve misilleme)
62-Tüm Milliyetçi Paganları topraklarımızdan sürmek(kalmışlarsa)
63-Kimseye muhtaç olmamak için diet yapmak, spor yapmak, sağlıklı olmak(en dokunaklı cevap idi, sanki sağlıklı sağlıklı bir araba çarpsın ya da biri bir kurşun sıksın, olmadı yanlış kabloyu keseyim de anında öleyim der gibiydi).
64-O çocuğun tek beni sevmesi
65-O çocuğun tek beni seçmesi
66-Acılara gark olup -ama hep ve mutlak ve hiç geçmeyen acıya- Rimbaud’dan iyi şiir, Tolstoy’dan iyi romanlar yazmak(Ve hep bir ölüyle bilek güreşine girerek zaten baştan yenilmek. Tımarhanedekinden daha büyük bir deli varsa o da buydu. Mezardakilerden ne istediğini kimseler bilemedi).

 

 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: