APPLE TREE YARD

IMG_0381

APPLE TREE YARD :

“Korku bizi hayvanlaştırır.” Dr. Yvonne Carmichael

Sana kafamda aşık mı oldum?” Dr. Yvonne Carmichael

Biyolojiyi suçlayamam. Cinsellik bir hayvan zevki olabilir ama zinanın insan işi olduğunu keşfediyorum.” Dr. Yvonne Carmichael

“İki insanın arasında nadir olan bir şey bu. Beni gördün. Ben de seni gördüm.” Yvonne

Bazen hukuk kadınların işine yaramıyor.” Yvonne

Bir BBC One draması olan Apple Tree Yard’ın uyarlandığı kitabın yazarı bir kadın: “Louise Doughty”. Aynı adlı kitabından uyarlama senaryosunun yazarı bir başka kadın: “Amanda Coe”. Dört bölümlük mini dizinin yönetmeni de yine bir kadın: “Jessica Hobbs”. Bir kadın yazmış, bir kadın uyarlamış, bir başka kadın da çekmiş kısaca. Hal böyle olunca da feminist bir yaklaşımı olan metnin fena halde önemli olduğunu düşünmekteyim uzunca. Ben feminist miyim? Hala daha ne olduğumu bilmemekteyim. Bilenlerinse biz biliyoruz deyişlerinden feci halde şüphelenmekteyim. Başrolde yer alan ve minimal mimikle, sıradışı bir oyunculuk veren Emily Watson’ın kendisini sorgulamaya bol bol fırsat bulduğu hapishanede geçen günlerinde ve gecelerinde evlilik dışı bir ilişki yaşadığı adama ithafen seninle tanışmadan önce medeni bir kadındım düşüncesinden hareketle bunun bir öncesi ve sonrası olacağı gibi, bunu belirleyen anın ve tetikleyen olayın öneminin altını da çizmek gerekiyor acilen. Kimse bir kalıba ya da bir tanıma; yaşamsa düz bir çizgide ilerlemeye müsaade etmeyecek kadar gizemlerle dolu. Dizi, görünmez bir çizgiyi geçtikten sonra ancak ve bir noktadan itibaren, bir hayatın nasıl da aniden kontrolden çıkıverebileceğine şahit olmamızı sağlıyor. İnsanı insan yapan hayatlarımızın ve kurulu düzenlerimizin yok olduğu ana sebep olan şeyin ne aşk ne de tutku olduğunu görüyoruz. Bir gün, nereden geldiğini asla tahmin edemeyeceğimiz suratımıza inen sert bir tokat sayesinde ve hayatımız için ilk defa korkmaya başladığımız andan itibaren geriye kalan tüm bu medeniyet denilen şeyin bir rüya olduğunu anlatıyor Apple Tree Yard. Elleri kelepçeli Dr. Yvonne Carmichael rolünde, orta yaşlarda, menopoza ermiş, evli ve iki çocuk annesi, yakında da büyükanne olacağı müjdesini almış, sır küpü, en ve gördüğümüz kadarıyla tek yakın kadın arkadaşı tarafından Kaptan Mantıklı olarak sıfatlandırılan genetik mühendisi bilim insanı rolünde Emily Watson’ın onu bu noktaya getiren korkuyla yüzleşmesini sağlayan olaylar zincirinin başlangıcına yani dokuz ay öncesine dönerek başlıyor dizinin ilk dakikaları.

IMG_0378

IMG_0377

IMG_0379

Dr. Carmichael incecik topuklu ayakkabıların taşıdığı bir parça zarafetini kaybetmiş ve olgunlaşmaya yüz tutmuş bedenini güvenle taşıyor bir yandan, gözünü karşısına çıkan aşık genç çiftlerden alamıyor öte yandan. Aradığı şeyin onu bulmasıysa çok fazla zamanını almıyor. Katıldığı konferansta yaptığı özgüvenli sunumun ardından güvenlikten sorumlu Mark Costley ona ilgi gösteriyor. İçin için karşı cinsten görmek istediği ilgi ve beğenilme isteğine karşılık geliyor bu anlar. Kraliyet’in özel mülkü olan mezarlıktaki şapelde, tam da ünlü süfrajet Emily Wilding Davison’ın 1911 yılında yapılan nüfus sayımında saklanarak adresini “Meclis”olarak kaydettirdiği odada, hızlı ama ateşli dakikalar geçiriyorlar nasıl olduğunu anlamadan. Yvonne daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım diyor ve ayrılıyorlar nazikçe. Otuz yıllık evliliğin verdiği yeknesaklık, ilişkilerinde bir zamanlar var olduğunu varsaydığımız tutkuyu almış götürmüş çoktan. Bir evi, bir yatağı paylaşıyorlar ama aralarında uzun zamandır cinsellik yaşanmadığını öğreniyoruz. Bu yüzden Gary, ona aşık öğrencisiyle en nihayet birlikte oluyor. İki tarafın evlilik dışı ilişkileri olsa da dürüst davranan taraf Gary oluyor ve itiraf ediyor. Yvonne’un içerlediği şeyinse kocasının kaçamağından çok, asistanları ve öğrencileri tarafından çekici bulunan kocasına bu kadar ilgi gösterilirken, bir köşede, kırışıklıkları ve kendi tabiriyle bir jelibona benzeyen vücuduyla artık kendini çekici bulmuyor olması ve beğeni dolu bakışların ondan uzak olması. Yıllar “totalde” kadınlara zihnen olmasa da bedenen daha acımasız davranıyorlar yazık ki her zaman.

Mark Costler işini kamu servisi olarak tanımlasa da, mahkeme aşamasında ancak MI5 çalışanı olduğu ortaya çıkıyor. Gizemli ve her zaman temkinli davranan adamın cazibesi haliyle bir kat daha artıyor Yvonne’un gözünde. İkisi de evli, ikisinin de çocukları var öte yandan. Kaçamak olarak başlayan ama bir ilişkiye dönüşen ve giderek de güçlenen bağın bir nedeni de birbirlerine bir paraşütün temsil ettiği şeyler açısından bakmıyor oluşları. Spontane gelişen ve tutkuyla beslenen süreklilik zamanla tehlikeli bir hal almaya başlıyor. Zehirleri dışarıdan gelse de, panzehirleri birbirleri oluyorlar. Aylar öncesinde ilk bölümün sonunda gerçekleşen tecavüz sahnesi İngiliz izleyiciyi bile şoke eden cinsten olup, üzerine çokça konuşulmuştu. Karşı koyamayacak kadar şaşkın ve korkmuş olan kadının bu andan itibaren olayla baş etme sürecini ve peşini bırakmayan iş arkadaşından kurtulmak için çırpınışını izleyoruz bundan sonra. Son derece sakin ve zararsız görünen ve ilerleyen yaşına rağmen bekar olduğunu tahmin ettiğimiz Richard, önceden göz koyduğu ve evlilik dışı bir ilişki yaşadığını anladığı Yvonne’a planlı bir şekilde saldırıyor. Taşıdığı sır yüzünden, polise gidip şikayetçi olmayacağından da çok emin. Yine de tokat atarken elinin tersini kullanıyor ki iz kalmasın. Kısaca ne yaptığını biliyor. Yvonne, yaşananları anlattığında, Marck onun polis haricinde bir uzmanla görüşmesini sağlıyor. Annesinin doğum sonrası depresyon yüzünden o daha sekiz yaşındayken intihar ettiğini ve oğlu David’e on yedi yaşındayken bipolar teşhisi konduğunu öğreniyoruz bu vesileyle. Şikayetçi olduktan sonra mahkemede neyin kullanılıp neyin kullanılmayacağının bilinmezliğinden bahsediyor aynı zamanda danışman. Evliliğinin ve tüm geçmişinin deşilme durumu söz konusu ve olay üzerinden bir zaman geçtiği için adli delillerin yok edilmiş olmasının aleyhine işleyeceğini de düşünüyor. Yvonne’sa mahkemeye gittiği takdirde, bundan böyle insanların onun hakkında düşüneceği ilk şeyin George Selway’in ona saldırdığı ve onu hapse gönderseler bile kendisinin “bir kurban” olarak anımsanacağı.

IMG_0382

Filmin en tatlı karakteri olan Yvonne ve Gary’nin biricik ve bipolar olan oğulları Adam’ın gözünde annesi tam bir kusursuzluk abidesi. Babasıyla daha rahat iletişim kurabilen Adam, bir çocuğa en fazla bir amca olarak yaklaşabileceğini çünkü genlerini aktarmasının doğru olmayacağını, kimsenin onu istemediğini, asla kendisine uygun bir kız arkadaşı olamayacağını, onunsa onu istemeyen ama “şarkı bile söyleyebilen” çok tatlı bir kıza aşık olduğunu söylüyor. Yvonne’u kolaylıkla yargılayan ve sorgulayabilen kişi olan kızının yanında, eser akıllı Adam mahkeme ve yargılanma aşamasında yine tatlılıkla duruyor annesinin arkasında. Öte yandan kız çocukların anneleriyle didişmeleri bitmez ve bir yaştan sonra bir annenin kızı değil, aynı annenin annesi olursun ve bunun da ne ara olduğunu anlayamazsın hayat koşturmacasının içinde. Dışarıdan kontrollü ve hep güçlü görünen Yvonne, anneliğe hazırlanan kızından çekiniyor şimdi en çok. Kızı mahkemede iyi bir izlenim yaratması için onun bir danışmana ihtiyacı olduğunu söylüyor. Bu bir yandan öyle de düşünmekte olduğunun ve duyduğu güvensizliğin göstergesi aslında. Gary bir gün karısına bana ihtiyacın yok derken, Yvonne en nihayet ihtiyaç duyar hale geliyor acı bir şekilde. Bir erkeğin bir kadına verebileceği en önemli ve tek şey, belki de ” güven”.

IMG_0380

George Selway’in Mark tarafından öldürülmesinden sonra tutuklanan Yvonne kocasının ödediği yüz bin pound tutarındaki kefalet sayesinde serbest kalıyor. Gary Carmichael rolünde Mark Bonnar herşeye rağmen karısının yanında ve arkasında duran naif eş rolünde Unforgotten’dan sonra ikinci kez hayal kırıklığına uğratmıyor izleyenleri. Yaşananları bir erkek olarak kabullenmek çok kolay değilken, sakinliğiyle üstesinden geliyor olayların. Yvonne’un hayattaki iki şansından biri olan kocası onu bırakmazken, George’u öldürmesi için kışkırttığı Mark bu en önemli sırlarını açık etmiyor ve bir azmettirici olarak hapse girmesini engelliyor. Yalnız başına hareket ettiğini söyleyerek onu güvende tutuyor. Sonuçta Yvonne’un bir hapis cezasıyla arasındaki tek şey Mark. Mahkemeye gelince Mark’ın kötüdense deli olduğunu ispat etmeye çalışıyor savunma. Bunu da kişilik bozukluğu ile açıklamaya çalışıyor. Fakat kişilik bozukluğu olan birinin toplum hizmetinde bir kariyere sahip olmasının yanısıra düzgün bir evlilik yürütmesinin imkansızlığı var öte yanda. Duygusal istikrarsızlık, kendini bilememe, yasayla uyumsuz bir geçmiş, intihara meyilli hareketler ve çeşitli bağımlılıklar da cabası ve fakat evlilik dışı bir ilişki yaşamak ve gerçekleri abartmak psikolojik olarak iyi olmadığını da göstermiyor.

Dizinin dördüncü ve final bölümünün en gerilimli anları Yvonne’un sanık kürsüsüne çıktığı dakikalar oluyor. Mark’ın dişli kadın avukatı saklamakta olduğu yasak ilişkiyi deşifre ediyor. Bunun nedeniyse Mark’ın mahkeme boyunca oturduğu yerden, en nihayet insani bir tepki vererek -Gary’nin, Yvonne’un arkasında durduğunu gördüğü anda- avukatına aralarında geçen yasak ilişkiyi kıskançlıkla anlatması. Bir başka geçerli nedeni daha var ve o da ilişkilerinin gerçek olduğunun herkes tarafından bilinmesine dair dürtüsel bir şey. Ülkemizde kadir kıymeti fazlaca bilinmeyen diziyi izlemeniziyse şiddetle tavsiye ediyorum. Dünyanın neresinde olursa olsun evli bir erkeğin aldatması kolaylıkla tolere edilebiliyorken, kadın sırrını saklamak zorunda kalıyor. Tek farkla bizde olsa aynı zamanda iffetsizlikle suçlanacak olan kadın, Avrupa’da sadakatsizlikle yargılanıyor sadece. Ve bu indirgemeler beraberinde korkunç cinayetlere yol açabiliyor -hadisenin geçtiği ülke bizim topraklarımız olduğu sürece. Toplum baskısı, kafa yapısı ne derseniz deyin, hepimiz sonunda Gary gibi kocalar istiyoruz. Bizi kesip doğramayacak, yüzüstü bırakmayacak, şefkatli eşler istiyoruz. Neticede kadının temel ihtiyacı olan sevgi sadece. Sevilmemekten muzdarip kimsecikleri öldürdüğümüz görülmedi şimdiye dek.

“Sana yalan söyledim. Ben ülkenin saygın bilim insanlarından, çok zeki genetikçi değilim. Yıllardır orjinal bir iş yapmadım. Hiçbir zaman önemli bir insan olmadım. Sen beni önemli hissettirdin.” Yvonne

IMG_0376

UNFORGOTTEN, İKİNCİ SEZON

IMG_0355

UNFORGOTTEN, İKİNCİ SEZON :

“Bir kadın ya bir erkek için ya da bir erkek yüzünden öldürür.” Aileen Wournos

“Kadınların doğasında öldürmek yok.” Shakespeare

“Bir adamın yapabilecekleri sizi şaşırtır mı?” David Walker’ın karısı

“Sonraki alt ay boyunca ailem dışarıdayken evimize gelip bana hayat boyu fiziksel olarak zarar veren şeyler yaptı. Çünkü 48 yaşında bir adam 9 yaşında bir adamın içinde olmamalı.” Colin Osborne

İlk sezonu, ikincisine nazaran bir parça daha sönük olduğundan ve dizinin iki sezonunu üst üste izlemiş olduğumdan, ikinci sezonu ele almayı daha doğru buldum. İlk sezon neler yaşandı, yarım kalan bir şeyler var mıydı endişesi duymanızın gereksizliğiyse her sezonda ele alınan tek bir vakanın diğer sezondan bağımsız olarak işleniyor olması ve bunun da işleri kolaylaştırıyor olmasıdır. İzleyenlerin River’dan hatırlayacağı Nicola Walker bu defa başrolde çıkıyor karşımıza. River’da ruhu ve de nazik yaralı başı bizimle ve River’la idi, burada ise ortağı Dedektif Sunny ile birlikte vakaları çözmeye çalışan aklıyla var. Oğlu ve yıllar yıllar sonra kendisini aldattığını öğrenen karısının sevgilisiyle yüzleşme cesareti gösteren babası ile beraber yaşıyor Cassie Stuart olarak. Dizinin ilk bölümü Kuzey Londra’da bulunan Lea Nehri’nde bir valizin içinden çıkan ve sabunlaşma sayesinde aradan geçen yaklaşık yirmi yıla rağmen korunmuş olan cesedin üzerinden çıkan çağrı cihazı ve bir erkek saatinin Cassie ve ekibini yavaş yavaş ipuçlarının izinde, öncelikle kimlik tespiti yapmak suretiyle, akabindeyse maktülün bağlantılı olduğu kişileri, herkesten önce ailesine haber vererek, sonra da mahkemeye gitmeden olası zanlı ya da zanlıları bulmak üzere ilk temkinli ama hevesli adımların atılmasıyla başlıyor.

IMG_0349

Göğsüne aldığı tek bıçak darbesiyle öldürülen maktül David Warner’ın eğlence sektöründe çalıştığını, geride beş yaşında bir erkek çocuğu bıraktığını ve ondan sonra eşinin polis olmaya karar verdiğini öğreniyoruz. Meslekten olunca da kendi ağzıyla söylüyor cinayet kurbanlarının % 63’ünün eşleri tarafından öldürüldüğüne dair yapılmış olan genel bir istatistiği. Kocasını öldürmeyi en az bir kez, en çok kim bilir kaç kez düşündüğünü hissettiriyor bu düşüncesiyle. 1989 yılında piyasaya sürülmüş olan çağrı cihazı çözülmeye başladıkça isimler de netleşmeye başlıyorlar yavaş yavaş. Marion Kelsey, Sara Mahmoud ve Colin Osborne’a dolaylı dolaysız yollardan ulaşan Cassie ve Sunny çoktan unutulmuş fakat hiç affedilmemiş insanlarla yüzleşen bu üç insanın acı anılarıyla dolu havuzlarında yüzmeye başlıyorlar. İlk olası şüpheli olan Marion, ablası ve annesiyle geçinmemekte ısrarcı, hemşirelik yapan, kocası tarafından sevilen ama iş kendi sevgisine ve duygularına geldiğinde çok fazla paylaşımcı olmamayı yeğleyen, yardımsever fakat mesafeli, çocuksuz bir kadın. Geçmişinde öfke sorunu yaşamış ve bir dönem IRA’yla dolaylı yollardan bağlantısı olmuş. İkinci olası şüpheli Sara Mahmoud astım hastası, Müslüman cemaate bağlı, evli ve üç oğullu bir kadın. Edebiyat dersi veren kadının geçmişinde çocuk fahişe olduğunu ve David Walker’ın onu içki ve uyuşturucuyla yatıştırıp her şekilde kullandığını öğreniyoruz. Şimdiyse ailesinin ve kendisinin de bir parçası olduğu tutucu çevresinin, onun bu saklı geçmişini öğrenmesinden korkuyor en çok. Saçlarını örten ve geçmişini unutmaya çalışan kadının çabalarına karşılık solgun ve ısrarcı bir hayalet izin vermiyor ona adeta. Son olarak Colin Osborne’sa eski bir bankacı iken, doksanlı yıllardan itibaren sektör değiştirerek kendi kurmuş olduğu hukuk firmasında avukatlık yapmaya başlamış gay bir erkek. Hayat arkadaşı ile beraber evlat edinmek üzere başvurdukları ve yanlarında yaşamaya başlayan kızlarının velayetini alma savaşını veriyorlar bir yandan da. Bir de kızın üvey babası ve bağımlı annesi tarafından maruz kaldıkları şantaj var. Birbirinden farklı pozisyonlarda bulunan, farklı işlerde çalışıp çok başka işler yapan bu üç insanın üçü de aslında doksanlı yılların başında değişiklik yapıyorlar hayatlarında. Ve dizi bu üç insanın arasındaki bağlantının ve ortak sırlarının çözülmesi için uğraşan dedektiflerin gayretleri ve yıpranmalarını anlatıyor nihayetinde altıncı bölümün sonuna gelindiğinde. Ve yine üçünün de birilerine duydukları minnet duygusundan belki de toplum yararına işler yaptıklarını görüyoruz. Marion’un Hodgkin lenfoma hastası Zoe’ye iyiniyetli yaklaşımında, Colin’in üstlendiği ücretsiz davalarda ve son olarak Sara’nın öğrencilerine bir şeyler kazandırmaktaki gayretinde bu minnetin etkilerini görmek pekala da mümkün aslında.

IMG_0352
Sara
IMG_0360
Colin
IMG_0361
Marion

Maktül David Walker’ın gerçeğiyse ilkokuldayken uğradığı taciz ve tecavüz/ler oluyor. Bunu yapan öğretmeni ise teknesiyle açılmış, bir daha da geri dönmemiş. David’in tek sırdaşından öğreniyoruz bu gerçeği. Sık sık depresyona giren, iyi bağlantıları, içki ve uyuşturucu sorunu olan ve çocuk yaştaki kızlarla beraber olan adamın bir yetişkin olduğunda kendisini iyi yöne kanalize edip etmediğine gelirsek eğer, bir hayli kirletildiğini ve bu yaşadıklarının intikamını alırcasına başka çocukları kirlettiğini, darp ettiğini görüyoruz. Tam da bu yüzden tartışıyor Cassie ve Sunny. Cassie’ye göre insanlığı mahvolmuş biri ancak küçükken cinsel tacize uğradığında büyüdüğünde bir çocuğa aynısını yapar, yaptığının korkunç olduğunu bile bile. Sunny ise bir pedofili bu açıdan anlayamayacağını ve bunun onlara başka çocukları istismar etme hakkını vermeyeceğini söylüyor. Bir süre sonra da Walker’ın 30 sene önce cinsel istismara uğradığı için değil, kendisi cinsel istismarda bulunduğu için öldürüldüğünü keşfediyoruz dedektiflerimizle birlikte.

IMG_0353

IMG_0362

Hayatlarında çocukluk travmasına bağlı belirgin bozukluklar gösteren Marion, Sara ve Colin’le Walker’ın arasındaki bağı çözmeye çalışıyor dedektifler. Bölge hastanesi ve ıslah yurdunda çalışan Walker 1981-1983 yılları arasında bir evde düzenlediği partilerde değişik yaş gruplarından erkeklerle birlikte bakımevinden, ıslahevinden ve sokaktan topladığı çocuklara içki ve uyuşturucu verip cinsel istismarda bulunurken, yıllar sonra kendiliğinden ortaya çıkan ve ağlaya ağlaya yaşadıklarını anlatan bir tanık Sara’yı bir parti esnasında gördüğünü söylüyor. Daha fazla bu sırrı taşıyamayacağını düşünen Sara kocasına anlatıyor sır gençliğini. Neden on altı yaşından yirmi beş yaşına kadar eğitimine ara verdiğini ve neler çektiğini. Şantajlardan yılan Colin’de evlat edinmeden sorumlu sosyal danışmana anlatıyor cinayet soruşturması geçirdiğini ve olası şüpheli olduğunu. En nihayet Marion’un da gerçeği çıkıyor ortaya: Profesör olan ve elli yedi yaşında kendini astığını öğrendiğimiz babası tarafından on bir yaşında uğramaya başladığı tacizler, on iki yaşında tecavüze dönüşüyor. Üstelik annesi biliyor ve susuyor. Bunlarıysa güzel bir ev ve yurtdışı seyahatleri için yaptığı çıkıyor ortaya yıllar sonra. Hiçbir sır gizli kalmıyor. Marion’un neden hep asabi olduğunu en nihayet öğreniyor ablası. Neden psikiyatri kliniğine yattığını da. Üç olası şüphelinin akıl hastanesinde başlayan sessiz ortaklıkları ve benzer geçmişleri, onların hayatlarını mahveden adamları birbirlerine öldürtmek ekseninde şekillenmiş adeta. Belki de yıllara yayılı bir şekilde süren ortak intikam planlarını gerçekleştirdiklerinde, bir gün gelip de cesetlerden birinin ortaya çıkıp diğer olayları tetikleyeceğini düşünmemişlerdi. Gelelim Cassie’nin azimle üstüne gittiği olayların sonunda karşı karşıya geldiği Colin’in itirafından sonra karşılaştığı kendi vicdanına.

IMG_0356

IMG_0364

Benzer bir vaka vardı geçmişte kendi topraklarımızda yaşanan. Olay farklı şekillerde cereyan etmiş ve sonu mağdurun katliyle biten vakada, olay sonrası yakalanan zanlı ve babası beraber gönderildikleri cezaevinde saldırıya uğramış ve katil olan oğul öldürülmüştü. Ceza içerden kesilmiş ve bir kişi de çıkıp yazık oldu dememişti. Sessizce kabullenmiştik olayı. Cassie de benzer şekilde sessiz kalmayı tercih ediyor. Tıpkı bizler gibi. Bir de eğer cezalandırılmadıkları takdirde bu tip insanların bir zincirin halkası misali tacizlerine ve olası edimlerine devam edeceklerini düşünmeden edemiyor insan. Hepimizin yoluna devam edebilmesi için ilahi ya da hukuken adalete ihtiyacı var herşeyden önce. Affetmemiz gerekmiyor, adalete inanmamız gerekiyor sadece. Var olduğuna ve bizi terk etmediğine ve de hiçbir zaman etmeyeceğine. Zedelenen toplumsal onurumuzu yeniden kazanmamız, yaşanılanları sineye çekmekle mümkün görünmüyor. Öfkemiz büyüyor sadece. Yıllar öncesinden benzer temaları işlemiş olan Sleepers ve Yılmaz Güney’in Duvar filmlerini karşılaştırdığımızda ilkinde bir rahatlama duygusuyla ayrıldığımı hatırlıyorum sinema salonundan. İkincisindeyse işler öyle gelişmez, hadise bizim beklediğimiz gibi sonlanmaz. Kötü adam/lar cezalandırılmaz. Yılmaz Güney hiçbir çıkış kapısı, kurtuluş umudu bırakmaz geride. Kötüler bile Amerikan filmlerinde cezalandırılıyormuş gibi gelir adeta. Güney’e gelince kapıları kapatmayı tercih ediyordu teker teker, ta ki son bir kurtuluş umudu kalmayana dek. Gelelim dizimize, burada hedef ve yumuşak karnımız olan çocuk yani korunması ve kollanması gereken bir varlık olduğundan insanın en çok kanına dokunan kişi Marion’un bilir de bilmez annesi oluyor. Bile bile susmuş, göre göre gözlerini kaçırmış başka yerlere. Patates doğramış sakin bir şekilde, kızı ona çaresizce geldiğinde. Sonra da bu sırrı saklamış yaşadığı sürece.

IMG_0358

Colin, Cassie’ye itirafı esnasında çok önemli fakat çok acı bir şey söylüyor aslında. İlk seferinde bir anda sonsuza dek değişen ve içki, öfke, intihara teşebbüs, kavga, aşırı çalışma, bitmeyen ve tüketen, derinden gelen bir öfke ile baş etmekle bu zamana gelmiş olsa da, Sara ve Marion’un yaşadıklarının kendisine yapılanlardan çok daha beter olduğunu söylüyor. Özellikle Marion’un yaşadıkları en korkunç olanı. Babanın öz kızına tecavüzünden daha korkunç bir şey ne olabilir ki bu dünyada? Sapıklar çocuk yapmamalı bu dünyada.

Cassie geçerli kanıt, delil, itiraf olmadığı bahanesinin arkasına sığınarak etik bir karar veriyor aslında. Neden insanları hapse yolladıklarını sorguluyor. Ne Colin ne Marion ne de Sara’nın bir kez daha cinayet işlemek gibi bir gayeleri olmadığı gibi, bu vesileyle onları  caydırmanın da gerekmediğini düşünüyor. Yardım etmek değil, davayı çözmeye çalışan hırslı bir dedektif konumuna düşmekten kurtuluyor. Hayatları tarifsiz  acılar çekerek geçmiş insanların yıllar sonra düzenlerini bozmanın, onları cezalandırmanın çok gereksiz olduğuna, kimseye bir fayda sağlamayacağına karar veriyor. Çok da iyi yapıyor. Son olaraksa, şu İngilizler harika senaryolar yazıyor, harika da diziler çekiyorlar. Doğal oyunculuklarsa yok başka yeryüzünde. Ben bu kadar anlattıktan sonra, sizler okuya okuya şu satırlara ulaştıysanız eğer, azminizden ve sabrınızdan ötürü sizi kutlar ama yine de izlemenizi salık veririm naçizane.

IMG_0363

WordPress.com'da Bir Blog Açın.

Yukarı ↑