TRANSPARENT, İKİNCİ SEZON

images-195

images-187

TRANSPARENT, İKİNCİ SEZON 

“Büyük işler asla insanın kendisine bağlı değildir. Doğum, ölüm ve aşk. Ve hangi çeşit bir aşkın bize sunulacağı da biz doğmadan önce tespit edilir.” Middlesex, Jeffrey EUGENIDES

“Platon ilk insanın hermafrodit olduğunu söylemiştir. İlk insanın yarısı kadın, yarısı erkekti. Sonra bu parçalar birbirinden ayrıldı. İşte o gümden beri herkes diğer yarısını arar.” Middlesex, Jeffrey EUGENIDES

“Cinsiyet biyolojik, cinsel kimlik kültüreldir.” Middlesex, Jeffrey EUGENIDES

“Seni kısacık bir an için bıraktım; ancak büyük bir merhametle geri toplayacağım.” Tora, TANRI

Transparent’ın ikinci sezonunda tren çoktan istasyona girmiş bulunmakta. Ama bu bir son değil, bir netice sadece ve daha da önünde sayısız istasyon var gibi görünüyor. Karakterlerin içlerine düştükleri kederin sona ermesi, suların durulmasıysa mümkün değil şimdilik. İlk sezonda sıkışmış oldukları kapandan kurtulmuş, hepsi ayrı ayrı özgürlüğünü ilan etmişti. Bu sezonsa seçimleri, dolayısıyla yeni hayatlarıyla karşımızdalar. Hem kendilerine hem de ailelerine ve çevrelerine kabul ettirmeye çalıştıkları cinsel kimlikleriyle yaşamasını öğrenmeye çalışıyorlar. Aile bireylerinin yarısından bir fazlası ölmüş de tekrar dirilmiş gibi bu halleriyle. Bu sezonu ilkine göre özel kılansa 1930’lardaki aile geçmişine yapılan dönüşler. Kalıtsal travmalar yaşayan karakterler farkında olmadan teğet geçiyorlar özdeşleştikleri karakterlerle. Alttan alta söyleyecek çok şeyi olan bir dizi ve öyle de bir sezon geçiyor ve inanın bana boşuna değil tek saniyesi. Bu kadar cesur bir dizi bizim televizyonlarımızda prime time’da gösterilebilir miydi? Asla. Çekilebilir ama gün yüzü göremezdi kanımca, hele de televizyonda.

downloadfile-53

images-217

Sezonun ilk bölümü düğüne gelmiş kız tarafının(aslında iki kız tarafı var ve biz aşina olduğumuz gelinlik giyen kız’ın tarafı oluyoruz ama neyse) ailesinin bir garip fotoğraf çekimiyle başlıyor. Düğünün hiç de umulduğu gibi gitmeyeceğinin bir işareti sanki tüm bu yaşananlar. Irkçı fotoğrafçının iyi pozlar verilsin diye tekrarlattığı hiçbir söz gülümsemeyle bitmiyor. Zaten düğünün sonu da gelin ve damat açısından iyi bitmiyor. Sarah ağlayarak tuvalete sığınıyor, erken verilmiş bir karar yüzünden gerçekleşen düğün sayesinde davetliler kurtlarını dökmüş oluyorlar bahaneyle. Hava Nagila eşliğinde ter ter tepinen misafirler gittiğinde, sessizlik dolduruyor aynı salonu.

4240

puCcZVfSCOWZGMwiMxgO-wRvX_ZEWUSktGdKW0Okt43pQHUMTc0fDnzKgeBndD02wYOPekVI3djMoOJpM9RdfOFQHenmqbgXPSDpV6Ny3XA=w350-h197-nc

screen_shot_20151214_at_4.22.12_pm.png.CROP.promo-xlarge2.22.12_pm

Josh’un yeni kız grubunun havuz başı partisinin yapılacağı günde Ali anne ve annesine iki lezbiyen olduklarını söylüyor. Maura bu işten hiç hoşlanmasa da pratikte ve görünüşte dönüştükleri şey bu. Ama Maura hormon tedavisine başlamayı düşünse de aslında kadınlarla birlikte olmaktan hoşlanan bir erkek ve işin bu yanı yani bir transeksüelden travestiye geçiş hakkında kafasında geçmez soru işaretleri var. Doktor tavsiyesi de bu doğrultuda geliyor: “Kendinize bir iyilik yapın ve vücudunuzu tanıyın”. Maura bu uğurda karısının yanından ayrılıp trans arkadaşlarıyla yaşamaya başlıyor ama orada da sorunlar bitmiyor. Bir huzurevinde yaşayan annesini ziyarete gidemiyor bir türlü bu son haliyle. Halbuki annesi Rosie’nin aile geçmişinde de benzer bir hikayesi var ve oğlunun bu durumunu kınayacak hali yok. ’30’larda Berlin’den göçmüş aslen Polonyalı bir çiftçi ailesinden olma Rosie, Amerika’daki babasının yanına gidebilmek için annesi ve kendisi adına para istemek üzere seksolog Dr. Magnus Hirschfeld’in Cinsel Araştırmalar Kuruluşuna gidiyor. Burada Gershon olarak doğan erkek kardeşi Gittel’i buluyor ve kendisinden gerekli para yardımını aldığı gibi o ve onun gibi insanlarla orada bulunmaktan da son derece memnun kalıyor. Eğlenen, dans eden, şarkılar söyleyen, aykırılıklarını kabullenip, bedenleriyle barışmaya çalışan insanlardan zarar gelmiyor. Mutlu insandan kimseye zarar gelmiyor. Rosie, annesi gibi önyargılı değil. Öte yandan tarihte gerçekten yaşanmış 6 Mayıs 1933 gecesi enstitüyü basan, kitapları yakan faşist Nazi zulmünün ötekine yaptığının canlı tanığı oluyor Rosie, kurgu da olsa. Doktor Hirschfeld’se sembolik olarak aynı gece oradaymış gibi gösteriliyor. Halbuki bu esnada Almanya’da bile olmayan doktor bir daha ülkesine dönemiyor bile. Rosie elden ele geçen ve son olarak torununun takmış olduğu ve zor şartlar altında üstelik tatlı Gittel’ini geride bırakarak Amerika’ya gelişlerinin anısı olan yüzüğü Ali’nin boynunda bir kolyenin ucuna takılı olarak gördüğünde hatırlıyor geçmişini. Ama gene de büründüğü sessizlikten çıkması mümkün olmuyor.

downloadfile-5
Dr. Magnus Hirschfeld

images-162

images-92

images-71

Ali hala aynı Ali. Tuhaf bir espri anlayışı ve upuzun koltukaltı kılları var. Kız arkadaşıyla bir ilişkiye başlıyor. Fakat sadık olamıyor. Hep muzip, meraklı ve gelişime açık. Üniversite hocası, aynı zamanda olgun şair Leslie Mackinaw’la görüşmesi kız arkadaşıyla ayrılmasına neden oluyor. Toplumsal cinsiyet çalışmaları üzerine üniversitede ders veren kadının öğrencisi oluyor, sevgilisi olmamak şartıyla. Maura ve Ali, en çok, Gittel ‘in ruhunu taşıyor ve onun izinden gidiyorlar bilinçsizce. Maura’nın vestitesinde, Ali’nin lezbiyenliğinde görünmeyen duvarların ardından izliyor onları. Nedenler, sonuçlar, geçmişte yaşanmış ve aile arasında dillendirilmemiş travmaların günümüze etkisi, aile mirasının sonraki nesillerde bilinçsizce duygusal boyuta taşınması Alman asıllı Doktor Bert Hellinger’in “Aile Dizimi” teorisini çağrıştırıyor. Kapanmamış yaraları, tamamlanamamış hayatları taşıyor sonraki nesiller. Görünmeyen ipler, duygusal izler bağlıyor nesilleri birbirine. Çektikçe götürüyoruz beraberimizde, biz bıraksak onlar bizi bırakmıyorlar, sırtımızdaki birer kamburcasına. Ne kadar uzaklaşmaya çalışsak, o kadar yanımızdalar aslında. Rosie çok bilmiş kocasından hamile kalıp doğum başladığında, kocası annesiyle bekleme salonunu paylaşırken doğacak kızının adını Fay koyacağını söylüyor. Kayınvalidesi kız olacağından nasıl bu kadar emin olduğunu sorduğundaysa, bir baba bunu bilir diyor bilgiçce. Rosie doğum masasındaki son yırtınışlarına müteakiben, bebeği dünyaya gönderdiğinde en nihayet, doktoru “Tebrikler! Bu bir erkek.” diyor coşkuyla. Gelense Mort oluyor, beklenen Fay iken.

images-143

images-161

images-237

images-209
Sia

Josh, haham olan Raquel’le sakin bir ilişki yaşamaya çabalarken, böyle bir ailede bunun mümkün olamayacağını çok geç anlıyor ne yazık ki. Hepsi bir olmuşçasına ama ayrı ayrı her şeylerini birbirine anlatmadan duramazken, üçüncü şahısların gıyaplarında da konuşmaya devam ediyorlar. Bu üçüncü şahıslarsa ailenin diğer fertleri oluyor her zaman. Kimsenin ağzında bakla ıslanmıyor. Josh mesleki bir başarıya imza atıp, tam da oğluna kavuşmuşken, Raquel ve ortak bebeklerinden oluyor, zamanında her ikisi için oğlunu evden göndermişken. Josh etrafındaki herkesi kaybediyor ama öte yandan onu büyük bir kederin içine düşürenin baba kaybı olduğunu söylüyor Haham Buzz. Josh onun kollarında ağlayarak teselli bulmaya çalışıyor bir parçacık. Günümüzden iki iyi akılda kalıcı sahnenin de kahramanı Josh oluyor. Öncelikle sinagogdaki sahne için, sonra da battaniyeye sarıp bir çocuk gibi omzuna alıp eve getirdiği ördeği küveti doldurup yüzsün diye içine koyduğu sahne için.

16transparent2-articleLarge

Susan ilk sezonda Tammy uğruna kocasını terk etmişti. İkinci sezonun ilk bölümündeyse Tammy’yi terk etti. Burada Tammy için daha acı olansa hiç kimse uğruna terk edilmesiydi. Ataerkilliği önemsiyor oluşundan lezbiyen olmadığı, Ali’ninse lezbiyen olduğu kanaatine varan Susan bir başına yaşamaya başladığı yeni ve boş dairesinde akşamlarını, ışığı kapatıp karşı apartmandaki komşularını izleyerek geçirmekten sıkılınca farklı farklı arayışlara girmeye başlıyor. Uyuşturucu, alkol derken Yom Kippur yani kefaret gününü hatırladığında, Laik Yahudiler için bile en kutsal sayılan günde kendisini Ali’nin verdiği aile yemeğinde buluyor. Simsiyah göz altlarıyla ortalıkta dolaşıp, depresyonunu aşmaya çalışıyor kendince. Mazoşist eğilimleri bu yüzden. Kendini dövdürtüp kredi kartından ödeme yapıyor.

images-302

Transparent-Season-2-Episode-9-23-080c

Pfefferman kardeşlerin Los Angeles’taki bir yazları daha kazasız belasız böyle geçti. Josh mutsuz oldu, Sarah mutsuz oldu, Ali ilk sezona göre daha mutlu olabildi, anneleri bir haham tavladı ve yalnızlıktan kurtuldu, babalarıysa anneleri oldu ve sezon finalinde parmaklarındaki eflatun ojeleriyle annesinin kaldığı merkezin yolunu tuttu. Yaşlı Rosie genç Rosie oldu ve Gittel’le güzel zaman geçirdiği pervasız ve uçarı gençlik günlerine döndü. Bu sezon özellikle otuzlu yıllar Berlin’ine yapılan geri dönüşler, Jeffrey Eugenides’in Middlesex’ini hatırlattı bana ve aile dizimi kavramına referans olabilecek karakterlerin kalıtsal travmalarını çok hoş geçişlerle anlatabilme başarısını gösterdi. Ali ormanın içinde iki renkli ve çıngıraklı pabuçlarıyla kayıp Maura’yı ararken, büyükanne Rosie otuzlu yıllardaki haliyle 6 mayıs 1933 gecesinin kör karanlığında tatlı Gitter’ini arıyordu. Kayıp ruhlar binlerce kitabın yakılması için hazırlanmış ateşin başında dehşet içerisinde anın travmasını yaşıyorlardı. Kendi adıma paralel hikayeyi ana hikayeden de çok beğendim. Bir de en çok Alice Boman’ın “Waiting” adlı parçasını sevdim. Gitter’in ruhunu en iyi şekilde temsil ettiği melankolik sahnelerin arka fonunu oluşturduğu için.

downloadfile-27

images-171

images-240

images-160

TRANSPARENT

  • image

TRANSPARENT:

“Hayat bütün seçimlerin toplamıdır.” Albert Camus

“Dünya olup biten her şeydir.” Wittgenstein

Sıra dışı bir aileniz olması size ne hissettirirdi? Sıra dışı, olağan dışı, kural dışı, etik dışı, akıl dışı, mantık dışı, yasa dışı, saf dışı, insanlık dışı, ahlak dışı, kapı dışı, yurt dışı, evlilik dışı, dünya dışı ama illa ki, bir şekilde bir şeylerin dışı. Ve bu dışında olma hali aniden gelip de yerleştiği yerde bilinmez bir süreliğine kalmak ve sonsuzmuş gibi görünen evrende ürkütücü bir şekilde sizi seçmiş bulunarak, zamanla edindiği yeri genişletip yaydığı rahatsız edici şok dalgalarıyla hayatınızı ele geçirmek için korkunç bir çaba içine girmişse ne yapardınız? Ona karşı koyma gücünü kendinizde bulabilir miydiniz? Topyekun onunla savaşabilir miydiniz? Transparent karakterleri de hem kendilerinde hem de aile mensuplarında ortaya çıkan bu sıra dışı hallerle mücadele etmeye çalışıyorlar ellerinden geldiğince. Fitili ilk ateşleyen Los Angeles’ta yaşayan, altmış sekiz yaşında, üç çocuklu Yahudi bir ailenin aynı dine mensup babası. Üniversitede siyaset bilimi hocalığı yapan akademisyen Mort, sonradan Maura Pfefferman oluyor. Mort yani Maura bir vestite, bir trans cinsel tercihi değişmeyen. Dışarıdan görülen o ki; kostümleri, makyajı, rengarenk ojeleri ve aksesuarlarıyla bir kadın gibi hareket etmekten hoşlanan bir bedeni ağırlamaktan büyük bir haz alırken, içinden kadınlardan hoşlanmaya devam ediyor. Pratikteyse o bir lezbiyen. Aslında teorik olarak da lezbiyen. Politik olarak da bir lezbiyen olabilir.

image

image

image

Maura’nın üç çocuğundan en büyükleri olan Sarah evli ve onun da bir kızı ve bir de oğlu var. Bir de zengin ama sadık eşi. Bu durum monoton hayatına ekstra bir heyecan katmıyor olsa gerek ki üniversiteden aşkı Tammy ile karşılaştığında eski anılar canlanıyor bir anda. Bu arada Tammy’de zamanında bir erkekle evlenerek bir çocuk yapmış bir lezbiyen(bu kısımlarda benim de kafam en az sizler kadar karıştığından ve Tammy’nin de halihazırda bir yetişkin kızı bir de küçük çocuğu olduğundan ve hangisini doğurup doğurmadığından emin olamadığımdan, kaldı ki hiçbirini doğurmamış da olabilir; ne önemi var diyeceksiniz. Haklısınız çünkü eğer Tammy’nin geçmiş hayatını anlatan bir soy ağacı filan çıkartmazsam eğer doğrulara ulaşamayacağım ama o kadar gereksiz ve saçma olacak ki, boşver diyorum ben de kendi kendime). Sarah kocasına Tammy’i barbeküye davet edeceğini ama onun bir lezbiyen olduğunu söylediğinde kocası ben lezbiyenleri severim diyor. Sarah ise suratında doğrularcasına bir ifadeyle aynaya bakıyor aynı anda. Sarah’nın geçmiş deneyimleri ve ileride Tammy ile yaşayacağı ateşli deneyimlerini göz önüne alırsak eğer kocasının tüm samimiyetiyle lezbiyenleri pardon karısını sevdiğini anlıyoruz.

Ve bir kez daha anlıyorum işin içine Freud’un gölgesi düşse işler içinden çıkılmaz hale gelebiliyor kolaylıkla(rahmetli sağ olsaydı onun için de zor bir çözümleme olurdu eminim).

image

image

image

image

Ortanca çocuk Josh müzik piyasasında çalışıyor. En dramatik hikaye onun aslında. Cinsel kimliğiyle sorunu olmayan, Türkiye sınırlarında yaşayıp, sayısız deneyim yaşamaktan ve kadınlardan hoşlanan ama lezbiyen olmayan Josh için “çapkın” sıfatını rahatlıkla sarf edebilecek bir tuhaf coğrafyadan, Los Angeles’a ışınlandığımızda bu tip bir sıfatın çok basit kaçtığına şahit oluyoruz. Josh aşk adamı. Bir aşk bağımlısı. Seni seviyorum dediğinde karşı taraf onu ezik olmakla sıfatlandırıyor. Bir türlü uzun soluklu bir ilişkisi olmuyor. Baba olmak istiyor, karşı taraf ondan habersiz kürtaj oluyor. Olaya sevgi açısından bakıyor. Karşılık göremiyor. Bu dizide kadınlar daha erkek erkek konuşup hareket ederken, erkekler daha yumuşak kompozisyonlar çiziyorlar. İçinden sevmek ve sevişmek fiillerinin döküldüğü tek ağız Josh’unki. Bir hahama aşık oluyor -haham bir kadın bu arada-. Sonunda bir erkek babası olduğunu öğreniyor ama oğlu ergenliği atlatalı epey olmuş ve hayat Josh için de bir hayli karışık. Üstelik oğlu o daha ergenken cinsellik yaşamaya başladığı ve ara ara halen daha görüşmeyi sürdürdüğü bakıcıları olan kendinden yaşça bir hayli büyük Gina. Bu ilişki, Ali’nin kendinden büyük bir tamirciyle tanışıp tuhaf bir deneyim yaşadığı yıl, Sarah’nın Tammy’le tanıştığı ve Maura’nın kadın kadın giyinmeye başladığı ve gittiği parti sonrası bunu karısına itiraf ettiği 1994 yılı. Tüm aile ayrı ayrı olmak suretiyle tuhaf bir sene geçiriyorlar. Hepsinin kaderi o sene belirleniyor sanki. Günümüze döndüğümüzde, Josh trans bir babası olduğunu öğrenen son evlat ve neticesinde bir oğul o. Babası en çok onunla yüzleşmekten kaçınıyor. Ama o da eninde sonunda öğreniyor ve ilk şoku atlatır atlatmaz, kendi çıkarları da söz konusu olduğundan, üstü örtülü maddi istekleriyle gidiyor babasının kapısına. İlk bölümde kendilerinden ötesini görmeyen üç çocuk yetiştirmeyi nasıl başardığını sorgulayan Maura bile bile aramızda kalacak diyerek her bir çocuğuna sus payı niteliğinde bir takım sözler veriyor ya da çekler yazıyor. Babalık öyle kolay bir kavram ve sıfat değil ve insanın ölene dek yakasına yapışıyor sanki ve sen bir sürü şey yapabilecekken oturup babalık taslamak zorunda kalıyorsun habire. Kendi derdin sana yeterken, başka canlıların derdi de derdin oluveriyor daha en başından koşulsuz genlerini vermeyi kabul ettiğin için.

image

image

image

image

Ve Ali. Üç kardeşin küçüğü. Mappa’sının gözdesi. Bir erkek fatma. Babasının depresif geni. Hayatta ne yapacağını bilmediği gibi, kendi hayatıyla da ne yapacağını bilmiyor. Peki hayat onunla ne yapacağını biliyor mu genel olarak? Bilemediğinden olsa gerek Ali işsiz. Babasının çekleriyle geçiniyor. İşsizliğine ek olarak bir amacı ya da tutkusu da olmadığını görüyoruz. Ergen gibi hareket ediyor bazen. Aşkı kovaladığı filan yok. Daha çok deneysel takılıyor ve aklına eseni söylüyor. Öyle de hareket ediyor. Tanrı’ya inanmadığından ailesinin Bat Mitzvahını yapmadığını düşünüyor. Halbuki babası ormanda bir trans partisine gidiyor o senenin, o pazarında. Annesi de partisini iptal ediyor. O gün bugündür Ali şaşkın olabilir mi? İster Ateist ol, ister Yahudi ya da Müslüman, inancın ya da inançsızlığın hayatın üzerinde ve verdiğin kararlarda son derece etkili oluyor. Buradan ateistler yanlış karar verir sonucunu çıkarmayacağınızı umut ediyorum. Josh hahama aşık olup havraya giderken, maneviyatının, içindeki boşluğu dolduran aşk ve sevgi arayışında tezahür ettiğini görüyoruz. Josh bu uğurda Mars’a gidebilecek durumda. Sarah geç kavuştuğu zevk denizinden başını kaldırıp çevreyi yokluyor ara ara. Hayatında çok da değişen bir şey yok aslında. Her halükarda boğulmadan yaşama gayreti içinde. İki kardeşin çılgınca aşkın peşinde koşuşturup durmaları kendi yarattıkları bir illüzyona inanmaktan ibaret. Çünkü hayatta bir şeylerin peşinde koşturmadan ömür bitmiyor.

Bense en çok Ali’yi sevdim üç kardeşin içinde. İlk başlarda bir türlü büyümediği ve büyümeyi reddettiği için. Bütün çocuklarım arasında beni tek gören sensin diyen babasından bu sözü ilk duyduğunda kaçıyor onun yanından huzursuzca. Babasının aksine bir kızken erkekliği tercih eden bir trans ona translardan hoşlanan da transdır dediğinde ise Ali’nin dönüşümü başlıyor. Daha o anda onu sıkan ve nefes almasını güçleştiren askılarını çıkartıp atıyor camdan dışarıya. Ladın kıyafetlerini rafa kaldırıyor. Erkek gibi giyinmeye başlıyor. Tıpkı aşk meselesini gözünde fazla büyüten kardeşleri gibi Ali’de ikinci defa aynı transın evine gittiğinde evini ve içindeki ortamı farklı gözlerle algılıyor bu sefer. Hiçbir şey evi ilk gördüğündeki gibi değil. O gözünde çok büyütmüş çünkü. Herkes görmek istediğini görüyor neticesinde. İllüzyon dağıldığında, çıplak gözlerle görmeye başladığımızdaysa her şey sıkıcı sıradanlığına dönüyor tekrar. Herkes neyse o olmaya devam ediyor. Benim aşktan anladığım bu. Kaldı ki ben zaten sıkıcı sıradan bir insanım ve aşktan ne anlarım? Ali’yse giderek sessizleşen zihniyle bir parça huzur arıyor sanki. Başlardaki coşkusu, yeni deneyimlere olan ilgisi, olayları anlatanlara geride kalanın ne olacağını sorduğundaki içtenlikli tavırları ve Ed’e karşı beslediği korumacı tavırlarıyla Ali her zamanki gibi Ali’lik yaparken, kendini ve hayatını sorgulayan ve bunu yansıtan bir bireye dönüşüyor. Dizi süresince olgunlaşan, değişen, kendini arayan ama hala daha bulduğu şüpheli tek karakter Ali. Ali gitgide büyüyor sanki. Peki ben ne yapıyorum? Pencereyi açıp dışarıya bakıyorum ve aslında hiçbir şeye sahip olmadığımı görüyorum. Ben bir süre sonra olmayacağım ve dışarıdaki tüm o şeyleri, benden sonra gelenler karşılayacaklar. Sonra onlar da gidecekler. Şeylerse hep duracaklar durdukları yerde.

“You give me the wings to fly
You are the clear blue sky
I’m floating so free, so high
Falling with grace, for you, and I
You give me the wings to fly
You give me the wings to fly
You are the clear blue sky
I’m floating so free, so high
Falling with grace, for you, and I” The Wings, Gustavo Santaolalla

“Now and then I think of when we were together
Like when you said you felt so happy you could die
Told myself that you were right for me
But felt so lonely in your company
But that was love and it’s an ache I still remember
You can get addicted to a certain kind of sadness
Like resignation to the end, always the end
So when we found that we could not make sense
Well you said that we would still be friends
But I’ll admit that I was glad it was over…”  Somebody That I Used To Know – Gotye

image

image

image

image

WordPress.com'da Bir Blog Açın.

Yukarı ↑