ALTIN ÜÇGEN, İKİNCİ BÖLÜM : ORDU, PERŞEMBE VE YASON BURNU

20170302_123800-04

ALTIN ÜÇGEN, İKİNCİ BÖLÜM : ORDU, PERŞEMBE VE YASON BURNU

Mayıs sonu gibi gelerek yaylalarının da tadını çıkartmanız gerekirken benim gibi erken baharda yolunuz düşer ve üstelik geçireceğiniz sayılı gün sayısı da iki olursa, kısa çöpün esiri olarak uzun çöpleri teker teker elersiniz çaresizlikle ve kendinize pratik bir yol çizersiniz görülecekler listesi diye. Bunlardan biri olan ve Ordu’nun merkezinde yer alan  Taşbaşı mahallesindeki Taşbaşı Kültür Merkezi olarak anılan eski kilise bir dönem de cezaevi olarak kullanılmış olduğundan ilgimi çekiyor. Harika bir deniz manzarasına sahip eski kilise sonradan cezaevi, bir ara lise, en nihayet kültür merkezi olarak kullanılmış(bir koltukta kaç karpuz değil mi?). Bir merak, pür neşe ne var acaba içinde diye girdiğimdeyse kiliseden de, liseden de, cezaevinden de bir iz bulmak mümkün olmuyor. Bembeyaz alçıyla sıvanmış tavan ve duvarlar ruhsuzluk katmış kata kata binanın tarihine. İçeride kahvaltısını etmekte olan kızcağızın verebileceği bir bilgi de yok. Kahvaltı etmek peşinde sabahın erken saatlerinde. Birkaç fotoğraf ve kültür merkezi olarak kullanıldığından oturma planına uygun olarak dizilmiş sandalyeler bekliyor koca mekanı. Zaten bembeyaz, bir de buz gibi, bildiğin gasilhane gibi içerisi. Ordulular gitsin gelsin konferans dinlesin burada. Bahçesinden de Karadeniz’e baksın, selfieler çeksinler. Hepsi bununla sınırlı ama.

20170302_101741-01
Taşbaşı Kültür Merkezi
20170301_182052-01
Osman Paşa Şadırvanı

Hayal kırıklığı insanı kötü düşüncelere sevkediyor, hiç olmadık şeyler geliyor aklıma. Kaçarak uzaklaşıyorum şehirden. Cittaslow ilan edilmiş Perşembe’ye gitmek üzere düşüyorum yollara. Denizi takip ederek ilerliyorum bu sefer. Perşembe’nin bakir kalmasında en önemli etkenlerden biri olan otoyolun geride kalmış olması ve yol boyunca hoplaya zıplaya ilerleyişimiz minibüs içindeki samimi havanın artmasına neden oluyor. Konuştuğum insanlar Gürcü çıkıyorlar. Elhamdülillah da Müslüman. Bana neden Ordu’ya geldin ki diyorlar. Fena mı etmişim diyorum. Yason Burnu ve ucundaki kiliseyi görmeye geldim, burası Cittaslow ilan edilmiş diyorum. Yok diyorlar. İyi etmişin diyorlar. Cittaslow’un ne olduğunu bilen şoför var sadece. Turistler gelir ama bu mevsimde değil diyor. İçerisindeyken değerini bilip de dillendirmediğin, kök salmışlığın kapana kısılmışlığa dönüştüğü, aynı girdaptan çıkmak içinse hiçbir gayret göstermeyen bu yerlerin sevecen insanlarının düşünceleri bunlar. Neden buradayım diye soruyorum bir an? Aslında bilmiyorum. Ama geldim bir kere. Üstelik hiç sevmediğim yakıcı da bir hava var dışarda. Hava nasıl sıcaksa, manzara da nasıl enfes anlatamam. Yerli halk durmadan inip biniyor. İndikten sonra yolun karşısına geçtiklerinde hafif sayılabilecek bir yokuşun üzerindeki evlerine çıkıyorlar seri bir şekilde. Hep söylediğim gibi Karadeniz’in çevik insanları bunlar. Tırmanmak onların genlerinde var. Alışverişlerini yapmış evlerine gidiyorlar harıl harıl. Bildiğin market alışverişi, pastörize yoğurtlar, karton kutularda sütler var poşetlerinde. Benim ineceğim yere daha var mı diyorum, az kaldı diyorlar. Herkes ineceğim yeri biliyor artık. Mersin Köyü ve balıkçı barınaklarından geçiyoruz az sonra. Ne kadar güzel yerler anlatamam. Bir tarihte tekrar geleceğim buralara. Bunlar ön tanışma, hepsi o kadar.

20170302_123745-02-02

20170302_111747-01

20170302_112956-01

İşte geldin diyorlar. Vedalaşıp ayrılıyoruz. Arkamdan bakıyorlar. Bense indikten sonra bakıyorum etrafıma. Kimse yok. Yoldan içeriye sapıyorum. Yine kimse yok. Neyin içerisine düştüğümü anlamaya çalışıyorum bir yandan. Tek katlı evler, bahçe içerisindeler, insansız insansız toprağı beklerler. Çıt yok, ne bir insan, ne bir ses. İşte bu yüzden cittaslow. Korkuyor muyum? Hayır. Biri beni yalnız başınayım diye, bir yere çeker de… Buranın insanı öyle değil. İnsanlar kendi hallerindeler. Havada kötü niyet kokusu yok. Bir inek görüyorum ve sevinç duyuyorum yine de. Konuşuyorum onunla. Anca ağzındaki otları çeviriyor. Beni süzüyor, ben de onu. Burada olduğumun tek tanığı sensin diyorum ona. Hala aynı ot ağzında çiğniyor da çiğniyor.

20170302_115014-03
Evler seyreliyor iyice. Altın Post efsanesine evsahipliği yapan burunda yer alan Yason Kilisesi görünüyor uzaktan. Bense hala tek başınayım ve Perşembe ili, Çaytepe köyü sınırları içerisindeyim. Kilise’nin başına geldiğimde(sanırsın çeşme başı) hayretler içinde bir güvenlik görevlisi görüyorum küçük kulübesinin içinde. Giriş ücretsiz diyor. Kapının önündeki arabasının 42 ile başlayan plakasını ve kara kaş, kara göz ve kara bıyıklarını görünce nereli olduğunu soruyorum, bana buranın yerlisi olduğunu söylüyor. Arabayı bir Konyalıdan almış bir tarihte. Define avcıları delik deşik etmişler zamanında kilisenin etrafını. Eskiden mezarlıkların bulunduğu şimdiyse üzerlerinin bir yorganmışçasına çimenlerle kaplandığı bahçesinde gömü avcılarını hayal edince tüylerim ürperiyor. Kilisenin içiyse korunabilmiş. En azından göze çarpan bir Ali Ayşe’yi seviyor gibi sözler yazılmışlığı yok duvarlarına. Dışarıda rüzgarın sesi, içeride taş binanın serinliği… Burada çağ atlıyor insan. Zamanında edilmiş duaların, yapılan ayinlerin uğultusu var duvarlarına sinmiş olan. Bu taraflara yolunuz düşerse sakın ihmal etmeyin burayı. Gizli cennet, saklı gerçekler var burada. Altında mezarların olduğu bahçesinde dolaşıyorum ister istemez. Kim bilir kimdiler! Aynı hisler fenere doğru ilerlerken de bırakmıyor peşimi. Bugün mart ayının ikinci günü ve ben burdaydım: Yason Burnu’nda fenerin hemen yanında; şimdi kilise arkamda, Karadeniz’se tam karşımda.

20170302_112856-01

20170302_114133-01

Hiç adetim olmamakla birlikte, ilk defa belki de, bir mütevazi sofra ve yiyecek fotoğrafı paylaşacağım bu bölümde. I, Daniel Black’i izledikten sonra hem de. Şöyle ki, çok aç olmamama rağmen bir şeyler atıştırmak ve çay içmek için yolun içerisinde kalan küçük ve otantik bir restorana girdiğimde, Perşembe’nin yerlisi olan ve tek başına mekanıyla başa çıkabilen hanımı görünce bir başına ve yardımcısız burayı idare edebiliyorsun diyorum. O da bana sen de tek başına buralara gelebilmişsin diyor. Haklı. O da, ben de. Senede bir ay kapatır, İstanbul’a çocuklarının yanına gidermiş. Hepsi o. Pide, gözleme, tost var diye sayıp döküyor bana menüden. Daha geleneksel şeyler yemek gerek burada diyorum. İlk aklıma gelense turşu kavurma oluyor. Var hemen kavurur getiririm diyor. İki tabakla birden geliyor kısa bir zaman içinde. Kara lahana dolması yapmış sabahtan, ılık ılık geliyor tabakta. Ağzımda dağılıyor. Nasıl lezzetli anlatamam. Tereyağı ve zeytinyağını karıştırıp yapmış harcını. Karadeniz yemeklerinde çok sunuma bakılmaz ama lezzetleri tam benim damak tadım. Hele ki kara lahana dolmasını yerken lokum ya da kebap benim için az kalır tüm bunların yanında. Ayrılmadan lavabolarını kullanıyorum. Balkon kadar düşünülmüş havadar ve camsız bir açıklıktan deniz manzarasına kaptırıyorum kendimi. Çişimi etmek hiç bu kadar keyifli olmamıştı hayatım boyunca. Konsantremse farklı boyutlarda geziniyor o anlarda(bu cümlenin saçmalığından kaçıp nerelere sığınmalıyım hiç bilmiyorum). Hesapsa on iki buçuk lira. Üstü kalsın diyorum, olur mu öyle şey diyor. Büyük şehirlerin kazığını yemeye alışmış cebimle mantığım şaşkın bu duruma. Teşekkür ederek ayrılıyorum. O da bana Allah’a emanet ol diyor. Ohhh kara lahana… sağ olasın hanım abla. Mecburen aynı yollardan yürüyorum geri dönmek ve ana yola çıkmak için. Aynı evlerin bahçelerinin önünden geçiyorum. Aynı inek bağlı olduğu aynı yerde hala, bu sefer oturur vaziyette bakıyor bana. Gene ağzında otlar var. Çevirip duruyor ağzının içinde, bir şeyler söylecek ya da söylüyor belki de. Tamam tamam anladım ben seni. Sen yorma hiç kendini.

20170302_121118-01

20170302_122120-01

20170302_115505-01

20170302_122248-01

Akşam üzeri çarşısında ve dizi dizi bir sürü kafenin bulunduğu sahilinde dolaşıyorum boydan boya. Saatler ilerlemiş, hava karanlık olsa da, ara ve bir o kadar ıssız sokaklarından geçerken tedirginlik hissetmiyorum. Çarşısındayken Karadeniz ezgileri çalınıyor kulağıma. Ara sokakta bir kafeterya burası. Artvinli’den söylüyor genç bir erkek solist. Rahmetli Kazım Koyuncu’dan. Bir bira çekiyor canım. Kapısındaki adama alkol var mı diyorum. Böbürlenerek ve müthiş bir özgüvenle olmadığını söylüyor. Böylelikle beni içeri çekeceğini sanıyor. Kendisine zafer işareti yapıp, içimden nanik çekerek uzaklaşıyorum oradan. Bu çalınan havalar yanında bir kadeh bir şey ister. Çay eşliğinde müzik mi dinlenirmiş? Hadi ordan. Mekansa tıklım tıklım bu arada. İzmir Kordon’da yürürken anason kokusundan kafan döner ya, burda da çay karıştırma sesinden dönüyor. Hüner Pastanesi’nin önüne atılan masalardan birine geçiyorum. Bir süre sonra da Yaşar gelip yerleşiyor akülü arabası ve yarım bedeniyle. Herkesi tanıyor. Belediye çalışanlarına karşı ayrı bir ilgisi var. Arabasını belediye vermiş. Şimdi üç araba daha istiyor. Çünkü evde kendisi gibi yarım yaşayan üç kardeşi daha varmış. İç evlilik yani endogaminin sonuçlarını görmek istiyorsanız eğer Ordu’ya gelin ve Yaşar’ı bulun, görün, gösterin. Ben başka bir açıklama getiremedim bu hale. Yanlış anlaşılmasın bu arada, öyle gurursuz ve ezik bir şekilde dilenmiyor Yaşar. Yaşar dilenci değil zaten. Konuşuyor, muhabbet ediyor, hal hatır soruyor. Önünde kartonu, gelene gidene laf atmak tek yaptığı. Onlar da Yaşar’ı pas geçmeden, günlerini kazasız belasız atlatmış olmanın getirdiği rahatlamayla belki de, üç beş lira bırakıyorlar önüne, bazen de bir iki. Ordu’nun en tanınmış simalarından biri Yaşar. Yerlerde olduğundan gözümüze görünmez deseniz bile, kendini belli ediyor bir şekilde yüzündeki mütebessüm ifadeyle.

20170301_201830_001-01
Yaşar

 

20170301_201950-02
Yaşar

20170301_162948-02

20170302_123900-01
LAZKOPATLAR(TDK bunu görmeli)

Genel olarak Ordu ve Ünye hakkındaki düşüncelerimi belirteyim son bir gayretle. Muhafazakar bir partinin belediye başkanları ve mentalitesiyle yönetilen Ordu, Ordu olduğu için güzel ilk başta. İnsanları, Ordu’lu oldukları için iyi, temiz ve medeniler. Fakat Cumhuriyet ve kazanımlarına dair bütün izler silinmiş gitmiş azar azar büyük bir sinsilikle ve bu konuda da başarılı olabilmiş aynı yerel yönetimler. Tebrikler hepinize. Atatürk hiç var olmamış sanki bu çevrelerde. Aleme alay konusu etmeyecek kıyafetler getirmemiş sanki. Osmanlı Osmanlı, bitmiş gitmiş artık Osmanlı. Kangren olmuş parmak kesilmiş nihayet bir gün gelmiş de. Bundan böyle ne Osmanlısı? Torunlarından ne fayda gelecek bundan böyle? Eserleriyle yaşatılır ancak o Osmanlı. Şadırvanları, camileri, hanları, hamamlarıyla. Kahraman savaşçıları, fetihçi askerleri, adil kadıları, görkemli padişahlarıyla. Üniversitelerin aynı adla açılan bir bölümü olarak mezun verir her sene. Hepsi bu bundan böyle. Gelelim kadıları ve kaptanlarıyla ünlü Ünye’ye. Mahir Çayan ve arkadaşlarının yollarının geçtiği Kızıldere’den önceki durakları olan Ünye’ye. Genel gerici zihniyet burada da yer etmiş maalesef. Bunu en kolay kadınların ve genç kızların kıyafetlerinden anlıyor insan. Kısacası; hal, vaziyet ve gidişat sıfırın altında zihniyet açısından tüm Türkiye’de.

20170301_162445-04

20170301_163709-01

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Köseoğlu Sigorta

Sigortacılıkta Güven Bizim İşimiz

Ruhsal Gelişim

Faydalı ol!

Et poetica

Şiir, Felsefe, Şairler, Roman, Hikâye, Sanat,Yazarlar, Tiyatro, Filozoflar, Çeviri Şiir, Edebiyat, Biyografi, Bibliyografya, Tarih, Arkeoloji

Tevhid İnancı ANTALYA

Nadir Erhan ÇOLAK

cengizarisoy.wordpress.com/

Yabancı Diziler Hakkında Herşey

Y A K A M O Z

kendi halindeliği, gürültüsüz olmayı, durup dinlenmeyi seviyorum.

Aklıma Geldi!

Aklıma Geldi!

oralarnereler

HADİ BİZ KAÇTIK

Burhan Abi:)

ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim!

Ayşe Aycan Arıcan

Sanat, Gezi ve Gündem

Anne Seni SE-VE-Mİ-YO-RUM!..

Aile Herşeydir, Arkadaşlar Seçilmiş Kardeşler✌🏽

Macera Yollarda

Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir..

Fesleğen Bahçesi

Kalbinin Götürdüğü Yere Git

BLOGCU YAZAR

KALEMİN İZİ, GÖNLÜN İZİDİR..

Ser Cem's World

anything may change the world, even a word!

I am a lumberjack

And I'm not okay

saygoodbyemoon.wordpress.com/

Kendinizden bir şey bulabilmeniz dileğiyle..

ETCAERA

Ve kalan her şey

Sevda Bahçesi

Bu bahçede her şey var, her şey

SANAT

TARİH

1dilba

Yazmak ne güzel şey!

Ecrire À l'aventure...

“La seule vie qui soit passionnante est la vie imaginaire.” Virginia Woolf

YAZMASAM DELİRİRDİM

ANLAT GÜZEL Mİ ORALAR ??

fihrist metin

DEĞiŞiM HERKESİN HAKKI

Courseim

En Uygun Alışveriş

Anthony Wilson

Poetry, Education, Research

erhanca

This WordPress.com site is the bee's knees

4SENEM

BİR MUHASEBECİNİN 4 SENE BEKLEME SÜRECİ

Retrospektif

Eskiye Dönüş Yapmadan Yeniyi Yaratamazsın...

%d blogcu bunu beğendi: